PİYASALAR
Serhat Özeren
[email protected]

Değişim kahvaltıda temel besininiz olsun ve her öğün sofrada bulunsun

Değişim eğrisinin gerisinde kalmış, motivasyonunu kaybetmiş bir kuruluş olmayı mı, yoksa önden gidip yolu açan bir öncü olmayı mı tercih ederdiniz? Çoğu şirkette ilginç bir içe dönüklük söz konusudur. Bu şirketler yeniden yapılanma çalışmalarında hep “içyapımızı nasıl daha iyi hale getirebiliriz?” sorusuna yanıt ararlar. Şirketler rekabet gücünü korumanın bilinen parametreleri ile performans açıklarını kapatmaya çalışırlar. Aslında bu yaklaşım, kıyaslamadan kaynaklanır. Sınıflarında en iyinin kim olduğunu bulmaya ve onunla aynı düzeyde olmak için neler yapılması gerektiğini araştırmaya odaklanırlar. Çoğu şirkette kabul edilen anlayış; stratejiyi oluşturmanın kolay, uygulamanın ise zor olduğudur. Aslında her ikisi de zordur. Önden gidenlere yetişmeye çalışmak, geçmişin günahlarını ödemek, dünya çapındaki kuruluşlarla kıyaslama yapmak yeterli değildir. Bütün bunlara ek olarak, iki şeyi daha nasıl yapacağınızı öğrenmeniz gerekir. Bunlardan birincisi; içinde bulunduğunuz rekabet alanını ve bu alana girmenin kurallarını bir şekilde değiştirerek, sistemi yeni baştan nasıl oluşturacağınızdır. Bu, bir sektör içinde rekabet avantajı elde etmenin temelidir. İkincisi ise; yeni bir alan yaratarak, insanların ya da kuruluşların o güne kadar farkında bile olmadıkları bir gereksinimlerini karşılamaya soyunmaktır. Şimdiye kadar gerçekleştirilen yeniden yapılanma çalışmaları, şirketlerin küçülmelerine ya da daha iyi olmalarına yönelik olarak sürdürüldü. Ama daha iyi olmak yetmez. Bir noktada rekabetin temelini yeniden yaratmak gerekir. Bunu yapabilmek için şirket olarak diğerlerinden farklı olmanız şart. Sektörünüzde nasıl rekabet ettiğiniz konusundaki pek çok varsayımı da sorgulamalısınız.

 

GELECEĞİ ANLAMAK

Geleceği anlama konusunda bizleri bekleyen zorluk, onu önceden görebilmek değildir. Amaç, akla yatan, gerçekleşebilir, sizin yapabileceğiniz bir geleceği hayal edebilmektir. Sınırlayıcı bazı koşulları anlamak zorundasınız. Örneğin; yaşam tarzlarında, teknolojide, yasal düzenlemelerde nelerin değişeceği vb... Bunlar geleceği gösteren tablonun kenarlarıdır, ama söz konusu tablo çok daha büyüktür. Mevcut tablo üzerine nasıl yeni bir tablo çizeceğiniz, sizin ortaya çıkarabileceğiniz özel fırsatlara ilişkin bakış açınıza, yani kendi hayal gücünüze bağlıdır.

 

MOBILE WORLD CONGRESS 2016 BARSELONA

Bu hafta Barselona’da GSMA Fuarı’na katıldım. GSMA, şirketlerin geleceği nasıl anladığını en güzel gösteren fuarlardan biri… GSMA, geleceği gösteren en güzel teknolojik buluşların ürüne dönüştüğü bir fuar. Yarı iletken teknolojilerinin gelişmesi, nano teknolojilerin gelişmesi, haberleşme hızlarının artması, sanal gerçeklikler ve daha birçok yeni gelişim bu fuarda sergileniyor. Dünyanın birçok ülkesinden ziyaretçiler, bu fuara geleceği görmek üzere geliyorlar. Bu fuarda en çok gözlemlediğim kısım ise şirketlerin konumlandırılmaları oldu. Dünya devi şirketler, uzman oldukları alanlarda işlerini daha iyi, daha doğru nasıl yapabileceklerini araştırıyorlar. “Bir konuyu bitirdik. Mobil dünyada iyiyiz. Gıda sektöründe de fırsat var. Bir de bu sektöre girelim” diye düşünmüyorlar. En iyi yaptıkları işi çeşitlendirmeye ve o konuda yenilikçi ürünler sunmaya çalışıyorlar. Bunları yaparken de kendi konularında uzman ve lider şirketlerle birlikte çalışmalar yürütüyorlar.

Örneğin Facebook, Samsung ile  iş birliğini açıkladı. Dünya devi çip üreticisi Qualcomm cep telefonu üreticilerine destek veriyor. Google, mobil dünyada iş birliklerini artırıyor. Bunun gibi yüzlerce iş birliği çalışmaları dünyada tam hız devam ediyor. Bir konuda uzmanlaşmak ve yaptığınız işin en iyisini yapmak çok önemlidir. Geleceği ancak bu şekilde anlayabilir ve rakiplerimize avantaj sağlayabiliriz.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Merdiven çıkarak başarıya ulaşmak

Genç girişimciler derken yaşı genç olanları kastetmiyorum. Kendini, her zaman hangi yaşta olurlarsa olsun, genç kabul edenler yazımın dışında kalacaklar. Kendimi de her zaman kendini genç kabul edenlerden olduğunu

belirtmek isterim. Görevlerim gereği masanın her tarafında bulunduğum ve çalıştığım bilgi teknoloji ve haberleşme sektörü vasıtasıyla çok sayıda genç girişimciyle tanışma fırsatım oldu. Ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki Arı Teknokent Yönetim Kurulu Üyeliği görevim nedeniyle birçok startup projesini inceleme fırsatı da buluyorum. Projelerin gelişimini de dikkatlice takip etmeye çalışıyorum. Her yıl binlerce proje ortaya çıkıyor. Geçen yıl yalnızca BigBang etkinliğinde yaklaşık 4 bin proje yarışmıştı. İTÜ Teknokent çok güzel çalışmalar yapıyor. Hem yurt içi hem de yurt dışı proje tanıtımlarında hukuk ve yönetim koçlukları sağlıyor. Başta İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca olmak üzere emeği geçen bütün Teknokent yönetimini ve çalışanlarını bu özverili çalışmalarından dolayı tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum

.

BAŞARI IÇIN RISK ALMAK, ODAKLANMAK VE ÖZVERILI OLMAK GEREKIYOR

 

Bu projelerin çok azı gerçek hayatta kendine yer buluyor. Ne yazık ki bir sonraki yıl birçok ekibin dağıldığını veya motivasyonlarını kaybettiklerini görüyorum. Başarı çok zordur. Hem de çok zor. Başarı için risk almak, odaklanmak, sabır, başarısızlık, çile, parasızlık, küçük görünme, mücadele, çabalama, fedakârlık, özveri gerekiyor. Bunların hepsini yaşayacaksınız. Bunları görünce başarı en üst tepede duran ve ulaşılamayacak bir değer gibi duruyor. Aslında öyle değil.

 

YAPTIĞINIZ IŞI EN IYI ŞEKILDE YAPIN VE ASLA YILMAYIN...

 

Önemli olan yaptığınız işi en iyi şekilde yapmak ve yılmamak. Genç arkadaşlarımızda çok hızlı bir şekilde para kazanma hevesi de görüyorum. Amaç başarılı olmak olmalı. Başarılı olursanız, para kazanırsınız. Ama para kazanmak amacıyla yola çıkıldığında çok daha fazla para kaybeden ve kariyerini yok eden arkadaşları da görüyorum. Başarmanın mutluğu parayla ölçülemez.

 

HAYATIMIZDA BIRÇOK NOKTADAN GEÇECEĞIZ

 

Hayatımızda birçok noktadan geçeceğiz. A; başladığımız nokta, B ise ulaşacağımız noktadır. A’dan B’ye giderken hiçbir zaman bir doğru üzerinde gitmeyiz. Yukarıda saydığım sıkıntıları yaşayacağız... Bazen işsiz kalacağız, moralimiz bozulacak, parasız kalacağız, işler iyi gidecek, tekrar kötü gidecek. Sonrasında bir bakmışsınız ki B noktasına gelmişsiniz. Başarı merdivenlerini çıkarken yorulacağız.

 

HER BASAMAK HAYATIMIZDA KAZANACAĞIMIZ BIR TECRÜBEDIR

 

Her basamak hayatımızda kazanacağımız bir tecrübedir. Bu basamakları çıkmadan asansörle çıkarsanız, yeterli tecrübeye kazanmadan tepeden başlamak size çok daha fazla sıkıntı oluşturacak ve hayatınızda telafisi olmayan hatalar yapmanıza neden olacak.

 

JACK MA'NIN ÖYKÜSÜ PEK ÇOK GIRIŞIMCIYE ILHAM VERIYOR

 

Bu ayki yazımı Alibaba‘nın kurucusu Jack Ma’nın kısa bir hayat tecrübesini paylaşarak bitirmek istiyorum. Jack Ma; “Üniversitede 3 yıl sınıfta kaldım. 30 iş başvurusu yaptım ve hepsinde reddedildim. KFC Çin’e ilk geldiğinde 24 kişi başvurduk ve yalnız beni reddettiler. Harvard Üniversitesi’ne 10 kez başvurdum ve hepsinden ret cevabı aldım" diyor.

Alibaba'nın kurucusu Jack Ma, bugün 29.8 milyar dolar serveti ile dünyanın en zengin 22'nci iş adamı olarak öne çıkıyor.

BAŞARININ ALTIN KURALI

Sabret ve asla vazgeçme. Her zaman, ne iş yapıyorsan yaptığın işin en iyisini yapmaya devam et.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Dijital Regülasyon Forumu’nun ardından izlenimler

Nisan ayında Londra’da önemli bir etkinlikteydim. Telekomünikasyon alanında dünyanın önde gelen etkinliklerinden olan 'Dijital Regülasyon Forumu’nun (Digital Regulation Forum) 10’uncusu ‘Policies for the Digital Single Market: An Evolution or a Revolution?’ ana temasıyla 20-21 Nisan tarihlerinde Londra’da gerçekleştirildi. Dijital Regülasyon Forumu, eski adı ile Telekomünikasyon Regülasyon Forumu, her yıl dünyadan ve Avrupa’dan sektörün önde gelen karar alıcı ve düzenleyicileri, başta telekomünikasyon işletmecileri olmak üzere dijital ekosistemin tüm aktörlerini, araştırma ve danışmanlık firmalarını, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenleri buluşturuyor.

 

Konferansta dijital sektördeki rekabet ve yatırımlar masaya yatırıldı

Aralarında BEREC Başkanı Wilhelm Eschweiler, Avrupa Komisyonu DG Connect Regülasyon Koordinasyonu Başkanı Reinald Krueger ve İtalya Başbakanı Özel Danışmanı Franco Bassanini’nin de olduğu konuşmacıları dinleme şansımız oldu. Konferans, ülkelerin bilgi ekonomisine geçişinde telekomünikasyon sektörünün itici güç olarak öne çıktığı, sektörün dijital ekosistemiyle birlikte sürdürülebilir büyümesinin ve yatırımların devamlılığının giderek önem kazandığı bir dönüm noktasında gerçekleşti. Konferansta, dijital sektörde rekabet ve yatırımlar, yeni nesil altyapı şebekelerinin yayılımı, konsolidasyon, 5G, şebeke tarafsızlığı gibi konular Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu’ndan katılımcılar, ulusal düzenleyici otoriteler ve politika belirleyicilerin yanı sıra Deutsche Telecom, BT Group, Orange, KPN, Verizon, AT&T, Telefonica, Google, Facebook, ZTE gibi sektörün önde gelen firmaları ve sektör kuruluşlarının katılımıyla ele alındı.

 

Avrupa birliği'nde telekomünikasyon sektörünün giderek kötüleştiği mesajı verildi

Türkiye’den katılan tek konuşmacı Türk Telekom Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ramazan Demir’di. Kendisini, ‘Yakınsayan Hizmetler için Düzenleme Ortamı’ konulu panelde, Almanya ve İtalya’nın telekom düzenleyici kuruluşlarından temsilciler, BT Grubu, Oxera ve Cable Grup temsilcileri ile birlikte sektörün mevcut durumunu ve yakınsamayla birlikte artan çoklu hizmetlerin yaygınlaşması için elverişli düzenleme ortamını değerlendirirken dinleme fırsatımız oldu. Avrupa Birliği’nde telekomünikasyon sektörünün giderek kötüleştiği mesajları verildi. Hatta “paranızı sektöre yatırır mısınız” diye de sorulmadı da değil. Temel unsur, “regülasyon şart ama sadeleştirilmiş regülasyonlar…” mesajı verildi. Özellikle işletmeciler sert regülasyonlardan dert yandı.

DİKEY DEĞİL, YATAY BİR DÜZENLEME OLMALI

Verizon Hukuk ve Regülasyon Başkanı Tom Dailey, Verizon’un iş modelinin 3 temele dayandığından bahsetti: Altyapı (şebeke), platformlar (e-ticaret, nesnelerin interneti, video/içerik dağıtımı), çözüm ve uygulamalar (aplikasyonlar)… Bu 3 alanda hizmet veren tüm telekomünikasyon oyuncularının yıkıcı teknolojik gelişmelerden, rekabetten ve düzenlemelerin belirsizliğinden dolayı zaman zaman zorlanabildiklerini ifade eden Dailey, teknolojik gelişmelerin ve rekabetin sağlıklı pazar koşullarından kaynaklandığını ancak öngörülemeyen düzenlemelerin yapay bir pazar yapısına sebebiyet verdiğini belirtti. Ağır düzenlemelerin pazar aksaklıklarının olmadığı durumlarda da uygulandığını vurgulayan Dailey, dikey (sektör-spesifik) değil, yatay (tüm oyuncuları kapsayan) bir düzenleme anlayışının olması gerektiğine dikkat çekti. Netflix’in eskiden DVD dağıtımcısı olduğuna, Microsoft’un kendisini bulut firması olarak yeniden yarattığına, Verizon’un ise sabit ses sağlayan bir altyapı şirketinden mobil ve içerik sağlayan (Verizon’ın AOL satın alması ve 20 milyar dolar değerinde format ve içerik yatırımı yapması) bir şirkete dönüştüğüne değinen Dailey, pazarın ve oyuncuların bu kadar değiştiği bir alanda düzenlemelerin de mutlaka değişmesi gerektiğini vurguladı.

 

ÖNGÖRÜLEBİLİR VE TUTARLI BİR DÜZENLEYİCİ

BEREC Başkanı William Erschewiler, mevcut düzenlemelerin 13 yıl önce oluşturulduğunu ve değişen pazar koşulları çerçevesinde artık ihtiyaçları karşılamadığı için yenilenmesi gerektiğini vurguladı. Avrupa Parlamenteri Pilar Del Castillo, daha basit ve orantılı, öngörülebilir ve tutarlı bir düzenleyici çerçevenin oluşturulmasının önemine değindi. Deutsche Telekom temsilcisi, mevcut düzenlemelerin yapılma tarihinde internetin ve akıllı telefonların olmadığına dikkat çekerek, düzenleyici çerçevenin günümüz koşulları dikkate alınarak yatırımların artırılması perspektifi ile teknolojinin tarafsız olarak güncellenmesinin önemine değindi. Orange Regülasyon Başkanı Debroeck, düzenleyici çerçevenin teknolojik gelişmelerle uyum sağlamak konusunda geri kaldığını, hafif bir güncellemenin yetersiz olduğunu, ciddi olarak modifikasyon ve yeniden yapılandırılma gerektiğini belirtti. Karar alıcıların ve düzenleyicilerin ana amaçlarının artık yatırım olması gerektiğini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ENGELİ BÜROKRASİ

Ülkemizde telekomünikasyon sektöründe işletmeci olmak da zor bir durum. Politika belirleyici T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, düzenleyici kurum ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. Bu iki önemli kurumla işlerinizi çözerseniz işler yola girer ve mutlu olursunuz, diye düşünebilirsiniz. Gerçek, öyle değil. Sektörde bir işletmeciyseniz Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi, Rekabet Kurumu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, TBMM, Adalet Bakanlığı, BDDK, belediyeler ve daha birçok kamu kurumuyla irtibatta olmanız ve düzenledikleri yönetmeliklere, mevzuatlara uymanız gerekir. Mevzuatlara, yönetmeliklere uymakta tabii ki problem yok ve zorunlu.

 

Parametrelere dikkat

Ülkemizin önündeki en büyük engelin bürokrasi olduğunu biliyoruz. Birçok kurumda oluşan ağır mevzuatlar, sürdürülebilir ve yatırımları azaltan, yatırımcıyı da uzaklaştıran bir ortam oluşturur. Sektörün büyümesi, yatırımcı için cazip pazar olması, tüketiciye yeni ve farklı ürün ve teknoloji seçeneklerinin sunulması, hizmet ve servis kalitesinin artması, sürdürülebilir yatırım planları, kârlılık, ülkenin bilgi ekonomisine taşınması gibi parametrelerin hepsini birden düşünerek hareket edilmesi gerekiyor. AB’de sert regülasyonlar devam ettiği sürece, korkarım ki AB telekom işletmecileri, ABD ve Uzak Doğu işletmecilerinin gerisinde kalacak. Türkiye olarak ABD’deki düzenlemeleri örnek almak veya ülkemizin gerçeklerine göre hareket etmek daha akılcı olacağa benziyor.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Dijitalleşen dünyada Regülasyonlar

65’İNCİ HÜKÜMETİMİZ HAYIRLI OLSUN

Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı döneminde ülkemizin altyapısı, Afrika standartlarından Avrupa Birliği standartlarının ilerisine geçti. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na atanan Sayın Ahmet Arslan da uzun süre Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevler alan ve bilişim sektörümüzü yakından tanıyan bir isim… Türkiye’nin dijital dönüşümünün, bilgi ekonomisine geçişinin, Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde ve Sayın Başbakanımızın liderliğinde ‘Bilgi Teknolojileri kalkınma seferberliği’ ile başlayacağına eminiz. Amaç, bilgi ekonomisinin kamu ve özel sektörün içine sindirdiği bir yapı ile hayata geçmesini sağlamak olacaktır. Bu vesileyle Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız Sayın Ahmet Arslan’a ülkemiz, milletimiz ve bilişim sektörü için tekrar hayırlı olsun diyorum.

 

BU MESAJLARA DİKKAT

Geçen ayki yazımda, 20-21 Nisan tarihlerinde Londra’da ‘Policies for the Digital Single Market: An Evolution or A Revolution?’ ana temasıyla gerçekleşen etkinlikten görüşlerimi aktarmıştım. Bu ay da yine aynı toplantıdaki önemli mesajları sizlerle paylaşacağım.

 

ALTYAPI

• Deutsche Telekom’dan Wolfgang Kopf, 5G’nin taşıması gereken yüksek kapasite nedeniyle mobil teknoloji sayılamayacağına ve güçlü sabit altyapının gerekliliğine dikkat çekti. Etkin rekabetin tesis edilmesi sorununun yalnızca telekomünikasyon işletmecileri ve OTT’ler arasında olan bir sorun olmadığını vurgulayan Kopf, mevcut düzenlemelerin tüm işletmecilerde bir yere ilk kez altyapı döşeme noktasında isteksizlik oluşturduğunu, düşük toptan fiyatlar nedeniyle altyapıyı başka bir oyuncunun döşemesinin ve kiralamanın daha az yatırım riski yarattığını vurguladı. 

• Orange Regülasyon Başkanı Eric Debroeck, sabit erişim düzenlemelerinin yatırım odaklı olarak yenilenmesi ve basitleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Full harmonizasyonun yani mükemmel uyumun amaç olması gerektiğini vurgulayan Debroeck, tüm oyuncuların aynı yatay kurallar çerçevesinde hareket etmesinin, sektördeki spesifik kuralların kaldırılmasının önemini vurguladı.

 

ÇOKLU TEKLİFLER

• British Telecom Endüstri Politikaları Direktörü Julian Ashworth, çoklu tekliflerle ilgili en önemli sorunların asimetrik toptan erişim ücretleri, asimetrik pazar yapısı (ödemeli TV platformlarında müşteri kaybının çok az olduğunu, ancak telekomünikasyon dünyasında müşterinin hemen kaybedilebileceği) ve asimetrik düzenlemeler olduğunu ifade etti. Ashworth, genişbant ücretlerinin ABD’ye kıyasla Avrupa ve İngiltere’de çok ucuz olduğunu vurguladı.

• Türk Telekom Regülasyon Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ramazan Demir, tüketicilerin iletişim hizmetlerine her zaman, her yerde kesintisiz erişmek istediğine, çoklu tekliflerin buna olanak sağlayan bir mekanizma olduğuna dikkat çekerek, sektörün bu alanda gelişmesi için düzenlemelerin de dinamik yapıyla uyumlu olması gerektiğini vurguladı. Yetkilendirme, fiyat düzenlemeleri, veri paylaşımına yönelik mikro düzenlemelerin bu hizmetlerinin sunumu önünde engel teşkil edebileceğini vurgulayan Demir, düzenlemelerin inovasyonu, yeni hizmetleri, yatırımları teşvik edecek şekilde yeni bir anlayışla ele alınması gerektiğini belirtti. Diğer yandan Over The Top, İnternet Üzerinden İçerik Dağıtıcıları (OTT) oyuncularının benzer düzenlemelere tabi olmadığına dikkat çeken Demir, içerik ile ilgili düzenlemelerin önemine değinerek, OTT  oyuncular ile telekomünikasyon işletmecileri arasında iş birliği fırsatlarının öne çıkacağını vurguladı.

 

SPEKTRUM

• Konuşmacılar spektrum harmonizasyonunun, yani spektrumun aynı zaman dilimlerinde aynı temel prensipler çerçevesinde tahsis edilmesinin önemine değindiler. Bu nedenle spektrum politikalarının Avrupa genelinde belirlenmesi ancak uygulamanın ulusal otoritelere bırakılması gerektiği ortak bir görüş olarak öne çıktı. Asya ve ABD ile karşılaştırıldığında 28 üye ülkedeki ulusal farklılıklar nedeniyle ölçek etkisini iyi kullanamayan AB’nin 5G ve sonrası için gerekli olan spektrum ihtiyacına yönelik böyle bir çözüm yolu bulması öne çıkıyor.

 

OTT’LER (OVER THE TOP, İNTERNET ÜZERİNDEN İÇERİK DAĞITICILARI)

• Konuşmacılar telekomünikasyon oyuncuları ve OTT’ler arasında düzenlemelerin farklılığı ve ölçek farkı nedeniyle asimetrik bir durum olduğu konusunda hemfikir. BEREC tarafından en azından ses/SMS hizmeti sağlayan OTT’lerin elektronik haberleşme sağlayan işletmeciler ile bir tutulmasına yönelik bir çalışma hazırlansa da henüz sonuçlanmış değil ve uygulama konusunda ciddi belirsizlik var.

• Telekomünikasyon işletmecileri ise tüketicileri koruyan, rekabetçi ve son kullanım tarihi olmayan bir düzenleyici çerçevenin önemine dikkat çekiyor. Telekomünikasyon sektörü, üzerindeki ağır ve tarihi geçmiş düzenlemelerin sadeleştirilmesi, telekomünikasyon işletmecilerine de aynı OTT’ler gibi iş modeli ve ürün inovasyonu konusunda manevra yapılabilecek alan sağlanması ile aradaki uçurumun kapanacağını savunuyor. Bu nedenle telekomünikasyon işletmecileri, OTT’lere zaten pratikte uygulanamayacak telekomünikasyon sektörü ile benzeyen düzenlemeler getirilmesi yerine artık ciddi olarak içerik de sağlamaya başlayan ve ürün/servis hizmetlerini çeşitlendiren daha hafif kurallar talep ediyorlar.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Darbe girişiminin önlenmesinde haberleşme ve bilişim sektörünün büyük etkisi

 

Devletimize, milletimize ve demokrasimize düzenlenen darbe girişiminin ilk mücadelesi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın TV kanalına bağlanarak milletimizi meydanlara, sokağa çağırmasıyla başladı.

 

SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN HIZLICA ORGANİZE OLUNDU

 

Bu, bize bu tür olaylarda haberleşme, görsel ve sosyal medyanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. TV’deki çağrının sonucunda halkımız sosyal medya üzerinden hızlıca organize oldu ve darbe girişimi püskürtülmeye başlandı. Afet durumları ve bu tür hain girişimlerde kritik altyapıların ayakta kalabilmesi ve haberleşme sistemlerinin, görsel medyanın ayakta kalması, kesintisiz devam etmesi çok önemliydi. Kesintisiz haberleşmenin devamı için altyapılar ve dağınık bilgi sistemlerine daha fazla yatırım yapılmalı. Hatta belirli periyotlarda bunun testleri ve tatbikatları sürekli yapılmalıdır.

 

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU DA ACİL BİR EYLEM PLANI OLUŞTURMALI

 

Haberleşme ve görsel basın hizmetlerini veren şirketlerimiz özel sektör de dahi olsa bu konuda kritik sektör diye anıldığından devletin düzenlemelerine tabi durumlar ve kesintisiz hizmet için gerekli hizmet seviyesini sağlamalıdır. Haberleşme şirketi veya GSM şirketinin merkezi basıldığında veya bir afet sırasında zarar gördüğünde kesintisiz hizmet zarar görmemeli. Ayrıca bu şirket merkezlerinin kontrol altına alınmaması gerekmektedir. Alternatif merkezler devreye girebilmelidir. GSM ve sabit haberleşme şirketlerimiz, afet durumları için gerekli tedbirleri alıyorlar ama bu tür hain girişimler için sistemler ve altyapılar test edilmelidir. Hatta, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bu durumlar için acil bir eylem planı da ortaya koymalıdır.

 

DİĞER KONU İSE SİBER GÜVENLİK

 

‘Organize güçler’ bu süreç içerisinde kurumlarımıza da sızma girişiminde bulunabilirdi. Siber tehditler her zaman hayatımızda olacak ve özellikle de teknolojik gelişim arttıkça daha fazla olacağını söylememiz gerekiyor. Siber güvenlik kısmına daha fazla eğilmeli, oluşturulan eylem planı hızlı bir şekilde hayata geçirilmelidir. Gerekirse bu konuda kamu da yeniden yapılanmalıdır.

 

ACİL DURUM HABERLEŞME SİSTEMLERİ

 

Acil durum ve kamu güvenliği için haberleşme sistemlerinin yapılandırılması konusu büyük önem taşıyor. Aynı sebeplerle Türkiye’nin kamu güvenliği ve acil durum haberleşme sisteminin bir an önce hayata geçmesi gerekiyor. Kriz sonrası ortamlarda iletişimin sürekliliğinin kritik hale geldiği doğal afet ya da terör gibi durumlarda, kamu güvenliği ve acil durum yönetiminden sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü, Sivil Savunma, Afet Yönetimi ve Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Sağlık Birimleri ve diğer kuruluşların birbirleri ile koordinasyon sağlayabilecekleri kapalı çevrimlerde çalışabilmesi için gerekli yatırımların acilen yapılması gerekiyor. Sonuç olarak Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı döneminde ülkemizin haberleşme sektörünü Afrika seviyesinden alarak Avrupa Birliği’nin üstünde bir seviyeye çıkarması, bu hain darbe girişimin önlenmesinde en önemli etken olmuştur. Artık ülkemizin kalkınması ve bilgi toplumu olma yolunda ilerlemesi için eskisinden daha fazla çalışmamız şart.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Milletimiz olaya el koydu

 

15 Temmuz darbe girişimini millet iradesine müdahale olarak görmenin ötesinde korkunç bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Demokrasiye, milletine, ülkesine inanmayan kişi ve grupların gerçekleştirdiği bu girişim milletimizin olaya el koyması ile bertaraf edildi. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, meclisimizin ve güvenlik güçlerimizin dirayeti ve cesaretiyle karanlık bir geceden adeta aydınlığa çıktık. Bu olayların neticesinde ‘olağanüstü hal’ uygulamasını, FETÖ terör örgütü başta olmak üzere terörün kaynakları ve unsurlarının temizlenmesinde olumlu bir adım olarak görüyoruz.

 

İŞ DÜNYASI HIZ KESMEMELİ

 

Ülkemizin dehşet dolu bir gecenin devamında günlük yaşantısına dönmesinin güçlü ve büyük bir iradeye sahip olduğunun en önemli göstergelerinden biri olarak görüyoruz.

 

Bundan sonra iş dünyasının hız kesmeden yatırımlara devam etmesi son derece önemlidir. Bunun için alınan önlemleri son derece olumlu buluyor, devamının geleceğine de inanıyoruz.

 

TELEKOMUN ÖNEMİ ANLAŞILDI

 

Darbe girişimi gecesi ve sonrasında telekomünikasyon sektörü büyük bir sınav verdi. Sistemlerin ayakta tutulması ve iletişimin en güçlü şekilde sağlanmasının yanı sıra operatörlerin kullanıcılarına ücretsiz internet hizmeti vermesi milli irade ve gücün tüm kamuoyuna yansıtılmasında büyük rol oynadı.

 

İNTERNET ÖZEL HAYATIN İZDÜŞÜMÜ...

 

Kullanıcılara, internetin özel hayatın izdüşümü olduğunu, gerçek hayatta yaşadığımız bu ortamın aynısını maalesef internette ve internetin en önemli unsurlarından olan sosyal medya üzerinde yaşadığımızı ifade ettik.

 

Sosyal medyada paylaştığımız bilgiler doğru mu?

 

Sosyal medya kullanıcılarının, paylaşımlarında, terör gruplarının ya da darbecilerin işine gelecek şekilde halkı korku ve kaosa sevk etmemesi gerekiyor.

Özel hayatımızda gösterdiğimiz hassasiyetin aynısını, sosyal medyada da göstermek durumunda olduğumuz için, paylaştığımız bilgilerin doğruluğunu kontrol etmek zorundayız.

 

ALTYAPI SORUNLARI ÇÖZÜLMELİ

Telekomünikasyon ve 4.5G yatırımlarının olumsuz etkileneceğini düşünmüyoruz. Ulaştırma Bakanlığı başta olmak üzere Hükümet, telekomünikasyon ve internet kapsama alanını tüm ülkede erişilebilir kılmak için büyük çaba sarf etti. Bu uygulamalar bugün de sürüyor.

 

Ülkemizde bir erişim sorunu kalmadığını söyleyebiliriz. Ancak baz istasyonu kurulumu için gerekli mevzuatların çıkması ile yoğun kullanım olan bölgelerde yaşanan kapasite sorununun da çözüleceğine inanıyoruz.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Dijital dönüşüm anaokulunda başlar

 

Girişimciler içerisinde başarısız olan ve devamı getirilemeyen farklı proje ve fikirlere şahit oluyoruz. Bunun temel nedenlerine baktığımızda yeterli ‘kültür’ oluşturamadığımızı söyleyebiliriz. Toplumda bu kültürü oluşturmak okullardan başlar, üniversitelerde ise temeli atılır. Tek hedefi TEOG kapsamında yüksek puan almak ve devamında yüksek bir puanla üniversiteye girmek olan gençlerle dijital dönüşüm veya bilgi ekonomisi çağı oluşturulamaz. Tartışmalar devam ediyor. Kod eğitimi şart mı değil mi? Her mutlak değer sıfırdan büyüktür. Kodlama eğitiminin tabii ki faydası olacaktır. Yeterli mi, değil. Bu kültürün oluşması için en temel unsur, çocuklarımızın dijital dönüşümle tanışması olacaktır. Dijital çağla tanışmak, çocukların akıllı cep telefonlarıyla oynaması değildir. Ya da kullanamadığımız uygulamaları, “Ne akıllı çocuklar, bizim yapamadığımızı cep telefonunda yapıyor” demek değildir. Bu kavramsal bir dönüşümdür. Çocuklarımız ileride hangi mesleği seçerlerse seçsinler ya da henüz adı konmamış mesleklere de yönelseler, okul çağlarında alacakları ‘dijital dönüşüm ve bilgi ekonomisi’ eğitimleri onların kariyerlerine ve iş başarılarına doğrudan etki edecektir. Dünyada birçok kalkınmış ülke, çocuklara ‘kodlama’ eğitimi vermeye başladı. Haftada birkaç saat verilen bu eğitim, çocuklarımızın yapısal mantıklarını geliştirmesine önemli katkılar sağlayacak. Ayrıca bu eğitimi verebilecek yetişmiş, nitelikli öğretmen kadromuz da hali hazırda mevcut. Bilişim öğretmenlerimizin iyi bir örgütlenmeyle Türkiye’nin ‘Dijital Dönüşüm’ seferberliğinde başrol oynayacaklarından da eminim.

 

OKULLARIMIZ SANAT VE SPOR DALLARINDA YETERLİ DONANIMA SAHİP DEĞİL

 

Dijital Dönüşüm ve kodlama eğitiminin yanı sıra bir diğer hayalim ise çocuklarımızın, okullarımızda akademik-bilimsel, sportif ve sanat eğitimlerine göre başarı puanları almaları ve bu puanlara göre lise veya üniversitelere yerleşmeleri... Bunu yapamadığımız takdirde dünya çapında sanatçı yetiştiremeyiz. Ayrıca her olimpiyatta hüsran yaşarız. Değişik sportif başarıları bulunan çocukların üniversite kaygıları nedeniyle sporu bıraktıklarını üzülerek görüyorum. Okullarımızın tamamının sanat ve spor dallarında yeterli donanıma sahip olmadığını biliyoruz. En azından bunu yapabilen okullarla başlayabilmek de çok önemli bir kazanç olacaktır. En son Avrupa Futbol Şampiyonası’nda istediğimiz başarıyı elde edemedik. Basından edindiğim bilgiye göre, bu şampiyona için 100 milyon TL harcandı. Türkiye’de tamamı potansiyel futbolcu çocukların eğitim aldığı bir okul düşünün. Sayıları da 1000 çocuk olsun. 8 sene boyunca bu çocuklara akademik takvimle beraber profesyonel futbol eğitimi verilsin. Toplam maliyet ne olacak biliyor musunuz? Yaklaşık 100 milyon TL. Tahmin ediyorum ki sürekli olarak profesyonel futbol eğitimi alan bu çocuklardan muhteşem sporcular çıkacak. Bunu her branşta yapabiliriz. 2016 Rio Olimpiyatları’nda ülkemiz adına yarışan ve artistik jimnastikteki performansı ile umutlarımızı yeşerten Tutya Yılmaz, henüz 17 yaşında ve İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Ekrem Elginkan Lisesi'nde okuyor. Tutya’yı hepimiz olimpiyatlarda tanıdık fakat başarılı bir sporcu olmasının yanı sıra akademik olarak da oldukça başarılı bir öğrenci. Öğrencinin bireysel çabasının yanı sıra eğitim kurumları da bu noktada çok önemli bir rol üstleniyor. İsteyince ve desteklenince neler olabileceğinin çok güzel bir örneği Tutya! Bu güzel örneklerin artacağına inanıyorum. Bunları yapabileceğimizi bilelim, doğru fizibilite çalışmalarını yapalım ve başlayalım. Her mutlak değer sıfırdan büyüktür.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

21 Ekim'deki siber saldırının satır araları iyi okunmalı

 

İnternet artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve etkisi daha da artarak devam edecek. İnternetin dünya üzerindeki tüm nüfusa ulaşması için çeşitli projeler yürütülüyor. Bunların arasında en çok ilgi çekenlerden biri de, dünyanın internet teknoloji devi Google’ın yürüttüğü, balonlar üzerinden her coğrafyaya, her bireye internet götürmesi. Kısacası interneti olmayan kimsenin olmayacağı bir dünyaya doğru hızlıca ilerliyoruz. Peki, yalnızca bireyler mi interneti kullanacak? Özellikle nesnelerin interneti kavramı da hızlı bir şekilde hayatımızda yerini almaya başladı. Neredeyse bütün cihazların bir internet adresi olacak; her şey, her cihaz ve herkes internet üzerinden birbirine bağlanabilecek. Dünyada yaklaşık 4 milyar internet kullanıcısı olduğu hesaplanıyor. Gelecek 10 yıl içerisinde nesnelerin internetiyle birlikte bu sayının 50 milyarı bulacağı tahmin ediliyor. İnternetin gelişimiyle beraber muazzam sektörler doğdu ve doğmaya devam ediyor. Sosyal medya şirketleri, güvenlik yazılım şirketleri, elektronik ticaret şirketleri bunlardan sadece bazıları… İnternete bu kadar bağımlı olmamız başka problemleri de beraberinde getiriyor. Bu problemlerin en önemlisi ise siber saldırılar. Siber saldırılar karşısında kamu güvenliği, kritik sektör güvenlikleri (enerji, finans, ulaşım, savunma, sağlık, haberleşme vs.), kişisel veriler ve finansal bilgilerimiz hepsi risk altında olabiliyor. Siber tehditlerin başında sanayi ve hizmet şirketlerinin verilerinin çalınması ve kötü amaçlı kullanılması riski yer alıyor. Buna gerekçe olarak Endüstri 4.0 uygulamalarının yaygınlaşması gösteriliyor. İnternet tarayıcı hesaplarından, kişisel e-posta kutularından, Google AIM’deki gibi müşteri mesajlaşma araçlarından ve ofis programlarından çeşitli yöntemlerle, izinsiz elde edilen veriler, kötü amaçlı kullanılarak şirketlere ve kişilere maddi/manevi zararlar veriliyor. Diğer yandan internet, günümüzde elektrik, su, atık su, petrol, doğalgaz, ulaştırma, kimya, ilaç üretimi, kâğıt, yiyecek, içecek ve otomotiv, uzay/havacılık sektörlerinde de kullanılıyor. Akıllı şehirler, akıllı evler ve arabalar, tıbbi cihazlar hep IP tabanlı olarak kontrol ediliyor. Her cihazda internetin olduğu bir dünyada, yakın zamanda komşunuz “Elektrik süpürgen bize saldırdı” şeklinde bir cümle kullanırsa, buna da şaşırmayacaksınız. Çünkü dünyada meydana gelen siber saldırıların birçoğunun nedenini DDOS (Distributed Denial of Service/Hizmetin Dağıtılmış Reddi) saldırısı dediğimiz, başka cihazlardan belirli bir DNS veya IP adreslerine yapılan saldırılar oluşturuyor.

 

SİBER TEHDİTLERE KARŞI YÜRÜTÜLECEK AR-GE ÇALIŞMALARI DESTEKLENMELİ

 

21 Ekim’de dünyada ve ülkemizde ciddi anlamda etkisini gösteren DDOS saldırısı gelecekte olası daha büyük saldırıların ön habercisi olarak endişeleri arttırdı. İnterneti kullanan herkes mutlaka ‘DNS’ sözcüğünü duymuştur. DNS sunucusu, site isimlerini IP adresine yönlendiren bir veri tabanına sahip bilgisayar sunucusudur. İşte bu açıdan 21 Ekim’deki siber saldırının internet trafiğini yöneten en önemli şirketlerden biri olan ‘Dyn’i hedef alması oldukça önemli ve iyi okunması gerekiyor. Bize göre bu saldırıyla, küresel olarak internetin çökertilmesi hedeflendi. Dünyada internetin çökmesinin ne demek olduğunu buraya yazmaya gerek duymuyorum. Ama tek kelimeyle ilk çağ dönemine dönmek ve kaos demektir. Bence bu saldırıyı yapanların amacı ve bu saldırının sonucunda ne hedefledikleri çok iyi analiz edilmelidir. Bu basit bir saldırı olarak durmuyor. Bir deneme veya yeni bir saldırıların ön çalışması olabilir mi? Bu kaosları yaşamak ve korkulu rüyalar görmek istemiyorsak, ‘SİBER GÜVENLİK’ konusunda ‘Devlet Politikası’ olarak en önemli önceliğimiz Ar-Ge çalışmaları ve ürün geliştirme olmalıdır.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Ar-Ge olmadan asla

BİLGİ EKONOMİSİ ÇAĞI

[email protected] / @serozeren

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2015 yılı Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) Faaliyetleri Araştırması sonuçlarını açıkladı. Ar-Ge Faaliyetleri Araştırması kapsamında kamu kuruluşları, vakıf üniversiteleri ve özel sektör anket sonuçları ile devlet üniversitelerinin bütçe ve personel dökümlerine dayalı olarak yapılan hesaplamalara göre, Türkiye’de gayrisafi yurt içi Ar-Ge harcaması 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 17,1 artarak, 20 milyar 615 milyon TL olarak hesaplandı. 

 

AR-GE’YE DAHA ÇOK  DESTEK VERİLMELİ

 

Bu, ülkemiz açısından oldukça sevindirici bir sonuç. 2015 yılı verileri ülkemizin geleceği ve olmazsa olmaz dediğimiz Ar-Ge için beklentilerin üzerinde gerçekleşmiş oldu. 2016 yılında, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü ve ülkemize dönük diğer terör faaliyetlerinin Ar-Ge rakamlarını düşürmeyeceğine inanıyorum. Ülkemizin güvenlik ve ekonomik açıdan geçirdiği sıkıntılı süreçte Ar-Ge yatırımlarına hiç durmadan devam etmeliyiz. Aynı zamanda devlet politikası olarak da bu dönemde Ar-Ge’ye daha fazla destek verilmesi gerekiyor. Bir diğer iyi sonuç ise Ar-Ge’de çalışan personelde oldu. Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ye oranı yüzde 1,06; tam zaman eşdeğer (TZE) Ar-Ge personeli sayısı 122 bin 288, TZE araştırmacı sayısı da 95 bin 161 olarak açıklandı.

 

ÖZEL SEKTÖR EN BÜYÜK PAYA SAHİP

 

Gayrisafi yurt içi Ar-Ge harcamalarında özel sektör yüzde 50 ile en büyük paya sahipken, bunu yüzde 39,7 ile yükseköğretim kesimi ve yüzde 10,3 ile kamu kesimi takip etti. Ar-Ge harcamalarının 2015 yılında yüzde 50,1’i ticari kesim tarafından finanse edilirken, bunu yüzde 27,6 ile kamu kesimi, yüzde 18,1 ile yükseköğretim kesimi, yüzde 3,2 ile yurt içi diğer kaynaklar ve yüzde 1,1 ile yurt dışı kaynaklar takip etti.

 

BÜYÜMEYE MEYİLLİ BİR İÇ PAZAR OLUŞUYOR

 

Türkiye'de son yıllarda dinamik, yenilik isteyen ve büyümeye meyilli bir iç pazar oluşuyor. İç pazarımızdaki bu dinamizmi gören firmalar, Ar-Ge'ye daha fazla yatırım yapmaya başladı. Bu gelişme, 2023'te Ar-Ge harcamalarını milli gelirin yüzde 3'üne çıkararak, bu alanda lider ülkeler arasına girmeyi amaçlayan ve 2023'te tüm Ar-Ge harcamalarının üçte ikisinin özel sektör tarafından yapılması hedefinin uzak olmadığını gösteriyor. Ülkemizin geleceği, ihracatta kilo olarak ölçülen değerin yükseltilmesiyle olacak. Şu anda ihracat kilomuz yaklaşık 3 dolar civarında... Bu rakamın daha yükseklere ulaşması Ar-Ge çalışmaları ve inovasyona dayalı ileri teknoloji ürünleriyle gerçekleşecek. Katma değerli ürünler üreterek rekabetçi olmanın sırrı da Ar-Ge’den geçiyor. Ar-Ge kültürü oluşması için çalışmalara devam, desteklere devam. Ar-Ge olmadan asla…

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

2016’nın ardından...

[email protected] / @serozeren

 

2016'da dünyada ve Türkiye’de özellikle, ‘bilgi teknolojileri ve haberleşme’ alanında önemli gelişmeler oldu. Bu ayki yazımda size bunlardan bazılarını hatırlatmak istiyorum. Benim de danışma kurulunda olduğum Türkiye Bilişim Derneği’nin her sene hazırladığı değerlendirme raporundan da alıntılar yaparak aktarmaya çalışacağım. Dünya çapında 27 bağımsız pazarlama derneğinden oluşan GDMA Birliği ve Amerikan Winterberry Group tarafından 3 bine yakın pazarlamacıyla gerçekleştirilen araştırma, 2016 için veri odaklı eğilimlerini şu şekilde sıraladı: Sensörlerin yükselişi, algoritmaların gelişimi, tetikleyen dönüşümler, çapraz-cihaz sıkıntısı ve verinin demokratikleşmesi. ‘Dünya Kalkınma Raporu 2016: Dijital Faydalar’ raporunda, yeni dijital çağın kalkınma vaatlerinden tam olarak yararlanabilmek için iki temel eylem önerildi: İnterneti evrensel, uygun maliyetli, açık ve güvenli hale getirerek sayısal uçurumu kapatmak ve işletmeler arasında rekabeti sağlayan düzenlemeleri güçlendirerek, çalışanların becerilerini yeni ekonominin taleplerine uygun hale getirip kurumların hesap verebilirliğini sağlamak.

 

İNTERNET RAPORLARI

 

> Global Web Index raporuna göre dünya genelinde 3.419 milyar insan internete bağlanırken 2.307 milyar kullanıcı ise aktif olarak sosyal medyada yer alıyor. 3.790 milyar mobil cihaz kullanıcısının 1.968 milyarı ise sosyal medyayı mobil cihazlar üzerinden kullanıyor. Türkiye’de aktif internet kullanıcı sayısı 46.3 milyonu bulurken aktif mobil internet kullanıcıları 40.5 milyona ulaştı.

 

Endüstri 4.0, teknolojileri yöneten teknoloji: 2016, Dördüncü ‘Endüstri Devrimi’nin en çok irdelendiği yıl oldu.

 

E-ticaret: TÜBİSAD tarafından, Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) proje ortaklığı, Deloitte Türkiye proje yönetimi ve ComScore proje veri ortaklığı ile hazırlanıp Haziran 2016’da açıklanan, ‘Türkiye e-Ticaret 2015 Pazar Büyüklüğü’ raporu, e-ticaret sektörünün yıllık yüzde 31’lik bir artışla 24.7 milyar TL büyüklüğe ulaştığını gösteriyor.

 

Siber güvenlik: Siber güvenliğin dünyadaki pazar büyüklüğü 100 milyar dolar, ülkemizde ise 300 milyon dolar. Dünya üzerinde şu anda 1.5 milyon, Türkiye'de ise 15 bin siber güvenlik uzmanı ihtiyacı olduğu belirtiliyor.

 

Robot teknolojisi büyük bir ivmeyle ilerliyor: Endüstriyel robot pazarında Japonya, Güney Kore, Almanya, Çin ve ABD’de özellikle otomobil ve elektronik sanayinde yoğunlaşıyor.

 

Giyilebilir teknolojilerin ekonomik büyüklüğü: 2016’da giyilebilir ürün satışından 28.7 milyar dolar gelir elde edilmesi bekleniyor.

 

Oyun sektörü hızla büyüyor: Oyun sektörü, SuperData’nın verilerine göre, 2015’te 61 milyar dolarlık ciro yaptı ve PC tabanlı oyunlar 32 milyar dolar gelir yarattı.

 

E-Devlet stratejisi: Yüksek Planlama Kurulu, 19 Temmuz 2016’da ‘2016-2019 Ulusal e-Devlet Stratejisi ve Eylem Planı’nı onayladı. Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan kararla, 4 stratejik amaç, 13 hedef ve 43 eylem belirlendi. 

 

TİB kapatıldı:  FETÖ’nün yasa dışı dinleme merkezine çevirdiği Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldı ve tüm yetkileri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) devredildi.

 

E-Devlet kapısına yeni T.C. kimlik kartlarıyla giriş başladı: Yaygınlaşması beklenen hızda olmasa da bazı illerde dağıtımı yapılan yeni T.C. Kimlik kartlarıyla www.turkiye.gov.tr üzerinden giriş yapılabiliyor.

 

‘.tr’ uzantılı alan adı 400 bine dayandı: Bugüne kadar yapılmış kayıt sayısı 377 bin 194 adet olarak gerçekleşti.

 

Önümüzdeki yıllarda güçlü bir Türkiye için var gücümüzle çalışalım. Başkalarının bize biçtiği roller için değil oyun kurucu olan bir Türkiye için bir olalım beraber olalım.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Güçlü bir ekonomi için yerli kaynakların önemi!

 

[email protected] / @serozeren

 

Ocak ayının başında ziyaret ettiğim Ar-Ge ve teknoloji şirketi PAVO’nun yönetim kurulu üyesi Alper Şener ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Şener’in anlattıklarını dinledikten sonra, ülkemizde Ar-Ge’nin bu denli ilerlemesinden büyük mutluluk duydum. Bu görüşme vesilesi ile Ar-Ge şirketlerinin başarılarının artarak devam edeceğine olan inancım arttı. Genç girişimcilere örnek olması, yol göstermesi amacıyla Şener ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede aldığım bazı notları burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Ar-Ge ve üretimsiz gelişimin olmayacağına inandığım için her fırsatta köşemde bu konulara değinmeye çalıyorum. Öncelikle, sermayesi ne olursa olsun, yerli bir firma ülkemize yatırım yapan, üreten, Ar-Ge yapan bir şirkettir. Bu yüzden benim için kıymetlidir.  

 

SAVUNMA SEKTÖRÜ YERLİ FİRMALAR İÇİN İNKÜBATÖR GÖREVİ ÜSTLENİYOR

 

PAVO gibi yerli sermayeye ve iş gücüne sahip firmalar, her daim gerçekleşmesi zor projelerle uğraşır, günün sonunda Türkiye için ilk olarak nitelenebilecek elektronik ürünlerin tasarımı ve üretimini gerçekleştirir. Savunma sektörü, bu tür firmalar için büyük öneme sahip. Bunun yanı sıra diğer sektörlerde desteklenmeyen Ar-Ge süreçlerini desteklemekte ve buradaki yetkinlikler diğer sivil sektörlere etki etmektedir. Start-up bir firma olarak iş hayatına başlayan yerli teknoloji şirketleri, elde ettiği gelirlerin hepsini Ar-Ge’ye ayırmakta, nitelikli elektronik ürün talep eden pazar ve müşterileri için yeni Ar-Ge projeleri başlatmakta, hızla bunları hayata geçirmektedir. Ayrıca bu firmalar etkinlikleri tekrar kullanarak (re-use), oldukça hızlı ürün üretimi gerçekleştiriyor, bunları zenginleştirebiliyor ve müşterilerin katma değerini, onlar adına düşünerek artırıyorlar. Tüm sektörler bu akıllı dünyada yerini almak için, akıllı birimlere ihtiyaç duymakta ve artık bunun için Çin’e, Avrupa’ya, ABD’ye gitmeye gerek kalmamaktadır. Savunma sektörü yerli firmalar için bir “inkübatör” görevi üstlenmekte ve bu sektörde yeni ürünleri, gerçekleşen yenilikleri, know-how’u sivil sektörlere aktararak ilerlemekte, büyümektedir. Dünya genelinde olduğu gibi elektronik her alanda var olmakta ve ucuzlayarak karşımıza çıkmaktadır.

 

BARDAĞIN DOLU TARAFINA BAKMAK GEREKİYOR

 

Bu dönüşüm, elektronik ürün tasarlayıp üreten bizler için önemli fırsatlar barındırıyor. Öncelikle telekom sektörünün neredeyse tamamen dışa bağımlı göründüğünü üzülerek belirtmeliyim. Dünyada siber savaşların yoğun bir şekilde yaşandığı günümüzde bu bağımlılık, ülke güvenliğini ciddi olarak tehdit ediyor. Ancak bardağın dolu tarafına bakacak olursak, bu boşluk yerli firmalar için büyük iş olanakları ortaya çıkarıyor. Telekom sektöründe tasarlayıp ürettiğimiz erişim cihazları ile dışa bağımlılığı azaltan bir rol üstlenebiliriz. Keza dışa bağımlı olduğumuz bir diğer sektör olan enerji sektöründe, özellikle dağıtım bacağında da umutlarımızı yeşerten yerli firmalar var. Ürettikleri akıllı ürünler ile akıllı şebekemizi oluşturmamızı sağlayan bu firmalarla da bu alanda yurt dışı rakiplerini zorlamanın ötesine geçmiş durumdayız.

 

KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLER ÜRETEN FİRMALARLA GÜÇLENECEĞİZ

 

Nüfus yapısı ile çok büyük bir pazar olan ülkemiz, birçok girişimci için sayısız fırsatlar barındırıyor. Bu fırsatlar göz önünde bulundurulduğunda, hemen hemen her alanda ilk 3’te yer alabilecek Türk firmaları var olabilir. Ülke ekonomimizi güçlendirmek ve Türkiye’nin hızlı büyümesinde aktif rol oynamak istiyorsak, yerli sermayeye sahip, ülkemize hizmet eden tüm firmalarla el ele vererek, birlik ve beraberlik içinde yolculuğumuza devam etmeliyiz. Güçlü bir ekonomi için katma değeri yüksek ürünler üreten firmalarla güç kazanabileceğimize gönülden inanıyorum.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Kritik uyarı: BİT endeksinde 70'inci sıradayız

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Ülkeler arasında şöyle bir ayrım var: Yeni endüstri devrimini kavrayanlar ve kavrayamayanlar... Çok konuştuğumuz endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm kavramları, ülkelerin gelecekte rekabetçi gücünü ortaya koyacak, halkına verebileceği imkanları belirleyecektir. Birleşmiş Milletler’in (BM) BİT endeksi, o ülkede özellikle telekomünikasyon altyapısıyla doğrudan ilgili. Ülkemizde, karayolları, köprü, tünel çalışmaları muhteşem bir şekilde yapıldı. Telekomünikasyon sistemleri son teknoloji olarak ülkemize geldi. Ama maalesef fiber-optik yapılanmasında istediğimiz noktaya gelemedik. Ayrıca yerli yazılım, savuma sanayii içerisinde yerli katma değer, kurumların BT personel istihdamı, BT yatırımları konularında olumlu adımlar atılmasına rağmen istenilen hedeflere ulaşılması ve BİT kullanım kültürü oluşturma noktasında önümüzde daha yol var. Hükümetin bu konuda son derece pozitif çalışmalar içerisinde olduğunu da görüyoruz. Peki, ortaya konan bu hedefler bürokrasi tarafından aynı şekilde görülüyor mu? Bürokrasinin dönüşümü ve bu kültürün oluşumu oldukça zor görünüyor. Projeler bürokrasi tarafından yeterince sahiplenilmiyor, hatta engellenebiliyor.

 

DÖNÜŞÜM HEDEFLERİNDE ORTAK ROL ALINMALI

İşte bu noktada özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının dönüşüm hedeflerinde rol alması kaçınılmazdır ve zorunludur. Kamu yatırımlarının, projelerinin, yol hedeflerinin sivil toplum kuruluşları ve özel sektör tarafından izlenmesi ve desteklenmesi son derece önemlidir. Kamu, özel sektör, STK iş birliğinin olduğu projelere akıl yormalıyız. Kamunun, “Biz sizin için en iyisini düşünürüz” yaklaşımı veya göstermelik görüş alarak ilerlenen projeler sürdürülebilir olamaz. O anda mal satacak şirketler avuçlarını okşar, sonrasında saman alevi gibi sönen projeler haline dönüşürler. Ülkemizin insan kaynağı oldukça yeterli, gayet başarılı girişimciler de mevcut. Uluslararası arenalarda çok başarılı projeler de üretilebiliyor. Bazen devlet desteği isteniyor bazen ise devlet bürokrasisinin aradan çıkması isteniyor. Bazen de özel sektörle devlet kurumlarının rekabet etmemesi isteniyor.

 

3 ANA BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

BİT endeksine tekrar dönersek, BİT endeksi esas itibariyle üç ana bölümden oluşuyor. Öncelikle ülkenin sabit ve mobil telefon altyapısı, internet altyapısı gibi BİT altyapısına ilişkin göstergeleri inceleniyor. İkinci bölümde bilgi ve iletişim teknolojilerinin ilgili ülkede ne kadar yaygın kullanıldığına bakılıyor. Üçüncü olarak ise, ülke nüfusunun BİT’e ilişkin eğitim gibi göstergelerine yer veriliyor. Tek bir örnek vereceğim. Kore’de kilometrekareye 6 kilometre fiber optik kablo düşerken, Türkiye’de bu oran 300 metre civarında. Kore, BİT endeksinde zaten 1’inci sırada, biz ise 70’inci. Sanayi devrimi denildiğinde Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) önemli bir yere sahip. Çünkü her sektörün içerisinde mevcuttur ve olmak zorundadır. BİT’e yatırım yapmayan sektörler gelişim sağlayamazlar, rekabet edemezler.

 

 

FORMÜL BELLİ

Türkiye’nin artık projeler üzerine düşünürken, sektör değil, teknoloji seçmeye yönelmesi gerekiyor. İşte, BİT bu yatay teknolojilerden biri… BİT’i bir kavram olarak görmekten çıkıp, sanayi devrimin öncüsü olarak görmemiz gerekiyor. İstidamı artıralım, katma değerli ürünler üretelim, refah seviyemizi artıralım, rekabetçi olalım, Ar-Ge kültürünü oluşturalım, eğitim seviyemizi artıralım, coğrafi eşitliği artıralım, üniversite mezunlarımıza iş sağlayalım, ihracatı artıralım diyorsak varsa yoksa BİT’e yatırım yapalım ve özel sektörü, STK’ları kullanalım. Formül belli, reçete belli… Son 10 yılda dünyadaki şirketlerin borsa değerlerinin nasıl değiştiğine ve BİT’le uğraşan, bu konuya yatırım yapan şirketlerin başarılarına bakarsak ne demek istediğimi rahatlıkla görebilirsiniz.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Türkiye'nin ilk siber ordusu hazır

 

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

BTK Başkanı Dr. Ömer Fatih Sayan, Siber Yıldız yarışmasına uzun zaman yatırım yaptı ve ülkemizin en önemli konularından biri olan siber güvenliğe verilen desteğin meyveleri alınmaya başlandı.

 

SİBER YILDIZ YARIŞMASINA YOĞUN BİR BAŞVURU OLDU

BTK, Siber Yıldız yarışmasıyla teknolojiye yatkınlığı üst düzeyde bulunan gençlerimizdeki potansiyeli açığa çıkararak uzman ihtiyacını karşılamayı hedefledi. “Ben de varım” diyen vatansever gençlerimize bir çağrıda bulundular ve bu çağrıya çok yoğun bir başvuru gerçekleşti. BTK, bu yarışmayı düzenlerken; yaş, eğitim, mezuniyet gibi kriterlerin yanı sıra, “Ülkem için ben de varım” diyen bütün gençlere kapılarını sonuna kadar açtı. İşte bu gençler, Türkiye‘nin ilk ‘siber ordusu'nu oluşturacak.

 

SON DERECE ÖNEMLİ BİR GÜÇ

İnternetin hayatımızın her noktasında, her nesnenin içerisinde olduğunu düşünürsek, ‘Siber Yıldız'ların ne kadar önemli bir güç olduğunu söyleyebiliriz. Dünyada bazen sessiz bazen de oldukça sesli siber savaşlar, saldırılar, casusluklar, bilgi ele geçirme operasyonları ve sistem dışı bırakma çalışmaları sürekli yaşanıyor. Bu saldırıların bazıları devletler tarafından yönetilirken, bazıları kötü niyetli bireyler ya da çeteler tarafından yönetiliyor. İnternetin yeraltı dünyasının, gerçek hayattakinden daha tehlikeli olduğunu söylersek yanlış olmaz.

 

İNTERNET, HAYATIMIZIN VAZGEÇİLMEZİ KONUMUNDA

Hayatımızın vazgeçilmez bir noktasına giren internet, artık öncelikli ve kritik sektör olarak adlandırdığımız bütün yapıların içerisinde fazlasıyla bulunuyor. Finans, ulaşım, enerji, haberleşme vb. Sektörlerden herhangi birisinin, kısmi durmasının bile ülkemizi nasıl etkileyeceğini tahmin edebilirsiniz.

 

4 ANA PROGRAM

BTK Başkanı Sayan’ın ifadesiyle, ülkemizin siber güvenliğinin sağlanmasında gündelik tedbirler yerine, çalışmaların belirli program ve süreçler dahilinde yürütülmesi hedefleniyor. Bu anlamda dört ana program dahilinde yürüttükleri faaliyetleri ise şunlardır:

 

> Kapasite İnşası Programı (İK ve Eğitim)

> Hızlı Tespit, Erken Müdahale Programı (Teknolojik Önlemler)

> Siber Tehdit İstihbaratı Edinimi ve Paylaşımı Programı (İş birliği ve İletişim)

> Kritik Altyapıların ve Verilerin Korunması Programı

 

SİBER KAPASİTE İNŞASININ İKİ BİLEŞENİ

Siber kapasite inşasının iki bileşeninden birincisi, BTK bünyesinde Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’ndeki (USOM) üst düzey siber güvenlik uzman sayısının artırılması, ikincisi ise kritik kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere sektörel ve kurumsal ‘Siber Olaylara Müdahale Ekipleri’nin insan kaynağının nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi... Bu çalışmaları yapmak, uzun ve yorucu bir yolculuk olsa da ülkemiz için önemli ve hayati önem taşıyor.

 

SİBER GÜVENLİK KONUSUNDA FARKINDALIK OLUŞTURULDU

Siber güvenlik konusunda farkındalık oluşturan, siber ordu çalışmasını başlatan, ülkemiz için kritik öneme sahip konulara ilişkin çalışmalarından dolayı BTK Başkanı Dr. Ömer Fatih Sayan nezdinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun bütün çalışanlarını yürekten kutluyor, takdirlerimizi sunuyorum. Siber Yıldız tatbikatlarını dört gözle bekliyor olacağız.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Dünyanın yeni oyunu

Mevcut PC/konsol oyunlarının yanında, dünyada akıllı telefon satışları artıkça ve bu cihazlardaki işlemciler hızlandıkça, daha kaliteli ve grafik özellikleri yüksek oyunlar piyasaya çıkmaya başladı. Özellikle 2011 yılından itibaren oyun pazarında tam bir patlama yaşandığını söylemek mümkün. 2016 yılında 32 milyar oyun indirilmiş durumda. İndirilen uygulamaların her 10 tanesinden 9’u oyun! Bu verilere dayanarak dünyanın en çok kazanan uygulamaları arasında mobil oyunların yer aldığını söylemek doğru olacaktır. 2011 yılında 7 milyar dolar büyüklüğünde olan mobil oyun pazarının 2016 yılında yüzde 485 büyümeyle birlikte 41 milyar dolar seviyelerine ulaştığını belirtiliyor. 2019 yılında ise 52 milyar dolara ulaşacağı hesaplanıyor.

 

MOBİL OYUN PAZARININ BÜYÜKLÜĞÜ 2016’DA TÜRKİYE’DE 330 MİLYON DOLAR CİVARINA ULAŞTI

Ülkemizde de oyun pazarı oldukça yüksek verilere sahip durumda. Ülke olarak oyun indirme ve kullanım oranları açısından hatırı sayılır bir yerdeyiz. 2013 yılında Türkiye’deki mobil oyun pazarı 40 milyon dolar iken, 2016 yılında ise 330 milyon dolar civarına ulaştı. Ülkemizde 30 milyon aktif mobil oyuncunun bulunduğu belirtiliyor. Nisan ayının sonlarına doğru internet medyasında Galatasaray Spor Kulübü ile Çinli Tencent firması tarafından geliştirilen Strike of Kings arasında mobil oyun sponsorluğu anlaşması sağlandığı haberlerini okumaya başladık. Galatasaray Spor Kulübü’nden henüz resmi bir açıklama yapılmadı ancak mobil oyun sektörünün yarattığı ekonomiyi görmek açısından önemli bir adım diye düşünüyorum.

 

Mobil oyunlarda en yeni trend ise artırılmış sanal gerçeklik teknolojisini kullanan, gerçek hayat ile sanal dünyayı birleştiren oyunlar. Özellikle 2016 yılında tüm dünyanın gündeminde olan Pokemon Go oyunu bunun en somut örneği. Geçtiğimiz yıl gündemimizden düşmeyen Pokemon Go oyunu çıktığı ilk haftada sadece ABD'de 7.5 milyon kişi tarafından indirildi. Uzmanlar artırılmış gerçekliğin kullanılmasının yanında yüz tanıma yoluyla oynanacak oyunların da yeni bir trend oluşturmasını beklediklerini ifade ediliyor. ABI Research'ün kıdemli analisti Aapo Markkanen, günümüzde oyun içinde satılan sanal ürün ve hizmetlerden bugüne kadar görülmemiş bir mobil oyun gelir payı gelmeye başladığını belirtiyor.

 

TÜRKİYE, POLONYA VE RUSYA’NIN ARDINDAN ÜÇÜNCÜ SIRADA YER ALIYOR

80 milyon nüfuslu ülkemizde bu kadar çok oyun kullanıcısı varken, doğal olarak önde gelen oyun şirketleri de gözünü ülkemize çevirmiş durumda. Oyuna harcanan toplam süreye bakıldığında Türkiye, Polonya ve Rusya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Avrupa ortalamasının çok üstünde genç nüfusa sahip olması, Türkiye’nin iyi bir pazar olmasını sağlıyor. Ülkemizde yaklaşık 30 milyon oyuncudan elde edilen toplam oyun hasılatı ise 765 milyon dolar. 765 milyon doların 330 milyon doları mobil oyunlardan geri kalan 435 milyon doları ise PC/konsol oyunlarından elde edilmiş.

 

BULGARİSTAN, SLOVENYA VE ROMANYA GİBİ ÜLKELERDEN DAHA AZ MI ŞANSIMIZ VAR?

Bazı ülkeler sırf oyun üzerine şirketlere teşvikler veriyor ve kümelenme oluşturuyor. Sizce bu kadar genç nüfusa sahip ve oyun oynamayı seven bir ülke olarak, Bulgaristan, Slovenya, Romanya gibi ülkelerden daha az mı şansımız var? Kesinlikle, ‘hayır’. Gençlerimize devlet teşviki ile karşılıksız olarak 500 milyon dolar verelim, 5 sene sonra 10 milyar dolar olarak geri alalım. Nakit para olarak da değil, gençlerin gündelik ihtiyaçları ve teknoloji ihtiyaçlarını karşılayalım yeterli.

Yeter ki arada bürokrasi olmasın. Farklı düşünelim, hızlı karar alalım ve gençlere güvenelim.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Enerjide iletişim dönemi

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Hemen tüm sektörlerde müşteri memnuniyeti yaklaşımları büyük önem kazanıyor. Avrupa Birliği yaklaşımı tüm sektörlerde müşteriyi ‘kral’ ilan ederken, memnuniyetin artırılması hususunda şirketlere çeşitli yöntemler de öneriyor. Stratejik sektörlerin başına gelen enerji sektörünün oyuncuları, uzun zamandır müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımları ile diğer sektörlere göre büyük bir başarı sağladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın geçtiğimiz yıl ‘müşteri memnuniyetini artırın’ talimatının ardından işe koyulan elektrik dağıtım şirketleri adeta seferberlik ilan etti. Sadece SCADA merkezleri veya çağrı merkezleri üzerinden değil, sosyal medyanın gücünü kullanarak büyük bir atılım sağladı. Birçok elektrik dağıtım şirketi mobil uygulamalar ile müşterisine planlı kesintileri anında bildiriyor. Sosyal medya hesaplarından soruları yanıtlıyor, çağrıları kabul ediyor.

 

SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ!

Sosyal medyanın gücünü daha iyi anlamak için Nisan 2017’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına hep birlikte göz atalım. Araştırmaya göre 79 milyonluk Türkiye nüfusunun 46.3 milyonu internete bağlanabiliyor. Sosyal medya platformlarındaki aktif üye sayısı ise 42 milyon, yani yüzde 90. Mobil cihazlardan bağlananlar ise 36 milyon, yaklaşık yüzde 77. Türkiye’deki internet kullanıcılarının yüzde 77’si her gün online olurken, yüzde 16’sı ise haftada en az bir kez internete bağlanıyor. Web trafiğinin yüzde 51’i dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar, yüzde 46’sı mobil cihazlar ve yüzde 4’ü ise tabletler üzerinden gerçekleşiyor. Tüm bu veriler göz önüne alındığında, şirketler açısından sosyal medyanın öneminin bir ihtiyaçtan çok zorunluluk olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

 

MOTİVASYON ŞART

Şirketler, ihtiyaç olduğunda değil, ihtiyaç oluşmadan iletişim araçlarının önemini kavramış ve doğru adımlar atmış durumdalar. Yatırımların artması anlamına gelen planlı kesintilerin kamuoyuna duyurmanın ötesinde fatura, arıza ve bunun dışında oluşabilecek tüm konularda nitelikli personel istihdam etmeye başladılar. Elektrik kesildiğinde artık ilgili şirkete ulaşamıyorum demenin bahanesi kalmadı. Sadece kamuoyu değil, mülki amirler ve yerel yönetimler başta olmak üzere şehirlerin kanaat önderlerine de ulaşan elektrik dağıtım şirketleri iyi bir ilişki ve iletişim stratejisini ortaya koydular.

 

AKILLI ŞEBEKEYE GEÇİŞ HAYAL Mİ?

Günün sonunda hedef dağıtım şebekesinin akıllı sistemlerle güçlendirilmesi ve uçtan uca kesintisiz ve kaliteli hizmet için yatırımların artması. Elbette bunun için büyük yatırım bütçesine ihtiyaç olduğu bir gerçek. Tüm dünyada başlayan, verimliliği artıracak en etkin araçlardan bir tanesi olan akıllı sayaç ve akıllı şebeke dönüşümünün Türkiye’de de başlaması gerekiyor. Elektrik tüketimimizi ölçmeye imkân sağlayan akıllı sistemler sayesinde kullanım alışkanlıklarımız değişecek, tüm elektrikli cihazların akıllı sayaç üzerinden yönetilecek. Akıllı sistemler gelecekte her alanda hayatımızda olacak. Bugün fabrikalarda kullanılan otomasyon sistemlerinin benzerlerini gelecekte evlerimizde de göreceğiz. Bunun için de bir motivasyona ihtiyaç duyulduğunu belirtmek isteriz.

 

Müşterinize değer verdiğiniz sürece memnuniyet artar

Bilişim teknolojilerinin gücü her geçen gün artıyor. Bunu keşfetmek değil, irade ve inanç ortaya koymak önemli. Belki Bakan Berat Albayrak bu iradenin arkasındaki itici gücü, motivasyonu sağladı. Şirketlerde bunu gerçekleştirmek için gayretlerini gösterdiler. Bilişim ve iletişim teknolojilerinin uygulama alanları çoğaldıkça, insanlara erişimin yolları arttıkça memnuniyet de artacaktır. Müşterinize değer verdiğiniz sürece memnuniyetin arttığını göreceksiniz.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Bilgi toplumu ve sosyal medya

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Sosyal medya, özellikle web 2.0 uygulamalarının gelişimiyle beraber, interaktif yani karşılıklı bir iletişim ve etkileşim ortamı yarattı. Daha önce konusuna, uzmanlığına göre blog yazarları vardı. Şimdi, sosyal medya sayesinde herkes, bir mikro blog yazarı, gazeteci, haberci, eleştirmen oldu. Bu, internet vatandaşlığının gelişimi için son derece önemli. 

İnternet ve sosyal medya kullanımının artması, maalesef bazı tehlikeleri de beraberinde getirdi. Bu noktada en önemli görev kullanıcılara düşüyor elbette. Evet, sosyal medyayı ve interneti kullanacağız ama bilinçli bir şekilde kullanacağız. Bilinçli kullanmak ne demektir? Öncelikle interneti doğru kullanmak çok önemli. Özellikle dikkat çekmek istediğim konuların başında, çocukların sosyal medya kullanımı yer alıyor. Bilindiği üzere, 13 yaşın altındaki çocukların sosyal medya kullanmasını psikologlar, pedagoglar ve eğitmenler önermiyor. Birçok sosyal medya mecrasında da 13 yaş sınırı var. Ancak, çocuklar yaşlarını daha büyük beyan ederek sosyal medyayı kolaylıkla kullanabiliyor. Buna göz yummak son derece sıkıntılı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu konuda ailelere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklar internet kullanırken, bilgisayarda oyun oynarken, aileler bu durumu dinlenme aracı olarak görmemelidir. Çocuklar, mutlaka ailelerinin gözetiminde internete girmelidir. Bu konuda yeterli bilgisi olamayan aileler için, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından destek tedbirler oluşturuldu.  Sosyal medya, kişilerin ya da toplumların internet üzerinden kendilerini rahatlıkla ifade edebilmelerine olanak sağlarken; kullanıcılar sosyal medya aracılığı ile istedikleri kişilere ya da kurumlara kolayca ulaşabilme, fikrini beyan edebilme hatta olumlu/olumsuz eleştirebilme imkanı yakaladı. Bu etkileşimi, erişilebilirliği son derece doğal ve normal bir yansıma olarak görebiliriz. Ancak bunu da bir çerçeve ile sınırlamak en doğrusu olacaktır. Yani eleştiri olabilir ancak belli sınırlar içinde kalmayı bilmeli ve hakaret içeren ifadeler kullanılmamalıdır. 

Tüm bu gelişmeler ışığında öncelikli hedefimiz, bilgi toplumu olma yolunda sağlam adımlar atmak olmalı. Temelleri sağlam, güçlü bir bilgi toplumu inşası için gençlerimizin daha çok (bilinçli) internet kullanması gerektiğini düşünüyorum. Neredeyse herkesin interneti, cep telefonu, bilgisayarı var. Haberleşme özgürlüğü vatandaşlarımızın anayasal hakkı. Bu bilinçle ülkemizin her noktasına internet erişimi götürmenin mücadelesi veriliyor. İnanıyorum ki en kısa sürede internet erişimi olmayan kalmayacak. İstanbul’daki bir KOBİ’nin mallarını, hizmetini yurt dışına veya yut içine satışındaki hızını, Van’daki, Diyarbakır’daki, Konya’daki, Trabzon’daki KOBİ de aynı haberleşme altyapısıyla yapabiliyor. İstanbul’daki öğrencilerimiz ile Anadolu’daki öğrencilerimizin eğitim düzeyinin aynı olması hedefleniyor. Ve bu toplam hedef, gelişmiş ülkelerden daha az değil, onların üstünde bir hedeftir. 

 

BİLGİ TOPLUMU YOLUNDA HIZLI, KARARLI VE EMİN ADIMLARLA İLERLEYECEĞİZ

Teknolojiyi öğrenmek gençler için kolay ama belli bir yaşın üstündeki vatandaşlarımız için o kadar da kolay değil. Bu sebeple bilgisayar okuryazarlığı yanında artık medya okuryazarlığı da önemli bir yer tutmaktadır. Bu, bir kültür dönüşümüdür. ‘Bilgi toplumu kültürüne’ dönüşümdür. Bu dönüşümü gerçekleştirmek sırf siyasetçilerin, kamunun görevi değildir; STK’lara, üniversitelere de toplumu bilinçlendirme noktasında son derece önemli görevler düşüyor. 

Binaya, taşa, betona dayalı ekonomi yerine bacasız fabrika diye adlandırdığımız yazılım ve internet teknolojilerine, katma değeri yüksek olan çalışmalara yatırım yapmalıyız. Ülkemizin geleceği buradadır. 
Bizim yolumuz ‘bilgi toplumu’ yoludur. Bu yolda hızlı, kararlı ve emin adımlarla ilerleyeceğiz.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Dijital dönüşüm ve yeni meslekler

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Artık bir mesleği tarif edebilmek için tek kelime yeterli değil. Belirli bir konuda uzmanlık ve alt konularda detaylı yetkinlik aranmaya başlandı. Örneğin 90’lı yıllarda yazılımcı ve bilgisayarcı kavramı vardı. Daha sonra yazılım mühendisliği ve data base mühendisi, internet yazılım mühendisi, veri madenciliği, kodlama mühendisi, sistem analisti gibi alt gruplar oluştu. Çok değil, bundan 10 yıl önce sosyal medya ve dijital pazarlama uzmanlığı, e-ticaret, online alışveriş kavramları hayatımızda yoktu. Bundan 10-20 yıl sonra bizi hangi mesleklerin beklediğini bilmek zor, ancak gidişata bakarak tahminde bulunabiliriz.

 

GELECEĞİN GÖZDE MESLEKLERİ NELER OLACAK?

Dijital dedektiflik ve sanal güvenlik uzmanları: Gelecekte hayatımızın daha da dijitalleşeceği bir gerçek! Bu sebeple dijital suçlulara karşı kendimizi daha iyi korumamız gerekecek. Bu ihtiyaçla birlikte yeni bir meslek grubuyla yani dijital dedektiflik ve sanal güvenlik uzmanlığı ile tanışacağız. 

Sıfır enerji mimarlığı: Küresel ısınma, mevsimlerin değişimi ve manyetik kaymalar sebebiyle günden güne daha da önem kazanan enerji tasarrufu, büyük küçük her türlü mekanın ilgi alanına giriyor. Günlük hayatımızda, evlerimizde ve ofislerimizde de enerji tasarrufu konusunda elimizden geldiğince dikkatli davranıyoruz. Sıfır enerji mimarları yeni binalar inşa ederken, tamamen enerji tasarrufunu hedefleyerek yeni bir iş sahası yaratıyor.  

Büyük veri uzmanları: Her yanımız veriyle doldu. Bu verilerin faydalı veya faydasız olarak tasniflendirilmesi, faydalı kısımların analiz edilerek iş süreçlerine aktarılabilmesi gerekiyor. İşte bütün bunlar bitmeyecek bir dinamizmin fırsatını ortaya koyuyor. 

Yapay zeka pazarlamacılığı: İnsan zekasından yola çıkılarak yapılmış ama insandan ayrı olarak dizayn edilmiş yapay zekanın, günlük hayattaki kullanımı çok uzun bir zamanı alacak gibi görünse de, gelecek beklediğimizden daha yakın gibi! Artık eşyalar (sandalye, asfalt yol, ampul) birbiri ile konuşacak (ciddiyim). Örneğin kalp krizi geçiren bir kişinin iskemlesi ambulansı arayacak, aynı zamanda asfaltlara mesaj gönderip yolları önceden açtıracak. İlginç ya da ütopik gelebilir ama hayat kurtaran bir meslek daha geliyor. 

Sanal gerçeklik uzmanları: Sanal gerçeklik yakın zamanda hayatımızın her alanına girecek. Ev seçerken, bir ürünü denerken, uçarken, tedavi olurken, eğitim alırken vs… Teknik personeller için hazırlanan eğitim programları hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmek amacı ile artık sanal olarak gerçekleştiriliyor. Sanal gerçeklik programlayıcıları da bu noktada önemli rol üstlenecek gibi görünüyor. 

Teknolojiyi doğru kullanma uzmanları: İşte bu meslek, gelecekte hepimizi belki de çocuklarımızı ve torunlarımızı yakından ilgilendirecek. Sosyoloji, psikoloji ve teknoloji uzmanlığının bileşkesi olarak karşımıza çıkacak olan bu meslek grubundaki uzmanlar sayesinde hem teknolojiyi daha iyi bileceğiz hem de teknolojinin nimetlerinden faydalanmayı öğreneceğiz. 

 

Altını çizmeliyim ki geleneksel mesleklerin yok olacağını düşünmüyorum. Diğer meslekler de yerlerini koruyacak ama uzmanlıklar değişecek. Hangi mesleği seçersek seçelim veya daha adı konmamış bir mesleği gelecekte yapacağımızı düşünelim, unutmayalım ki gelecek bilişimle gelecek.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Yapay zekadan neden kaygılıyız?

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Teknoloji ilerledikçe yapay zeka tartışmaları da hızla artıyor. Bir tarafta yapay zekanın insan hayatına sağlayacağı fayda, konfor konuşulurken, diğer tarafta ise insanlığın iş gücü ve karar verme gücünü ele geçireceği konuşuluyor. Film endüstrisinin bile ilgisini çekmiş olacak ki, konuyla ilgili birçok film yapıldı. Bugün gelinen noktada, zaman zaman yapılan bu filmleri yaşamaya başladığımızı ve hayatımızın bu film kareleriyle dolmaya başladığını düşünmeden edemiyorum. 


Yapay zeka ile ilgili son tartışma geçtiğimiz ay SpaceX’in CEO’su Elon Musk ve Mark Zuckerberg arasında yaşandı. Mark Zuckerberg, Musk’ı yapay zeka konusunda insanları korkutmak ve tedirgin etmekle suçluyor. Zuckerberg teknolojinin hem iyi hem de kötü amaçla kullanılabileceğini ve yapay zekanın da bundan farksız olduğunu söylüyor. 
Elon Musk ise yaptığı konuşmalarda, yapay zekanın devlet kontrolü altında, belli şartlara uygun olarak geliştirilmesi gerektiğini savunuyor; çünkü insanlığın temeli için risk yaratabilecek bir konu olduğunu, kimsenin yeterince ciddiye almadığını söylüyor. Musk, yapay zekanın kontrol edilemeyecek boyutlara gelebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.


Tüm bu tartışmaların hemen akabinde, iki yapay zekanın kendi aralarında yeni bir dil geliştirerek birbirleriyle haberleşmeye başlaması da konuşulan ve yetkilileri oldukça korkutan bir diğer önemli gelişmeydi. Öte yandan bu gelişme aynı zamanda, bir gün kritik silah sistemlerini veya altyapı sistemlerini kontrol eden yapay zekaların, insanları yok etmeye karar vermesinin de mümkün olabileceğine dair endişeleri beraberinde getiriyor. Bu konuda önümüzdeki dönemde çok çetin tartışmaların yaşanacağını tahmin etmek zor değil.


"YAPAY ZEKALAR İNSANLIĞIN BAŞINA GELEN YA EN İYİ ŞEY YA DA EN KÖTÜ ŞEY OLACAK” 

Stephen Hawking, yaşayan en büyük fizikçi, geçtiğimiz yıl gelişmekte olan yapay zeka teknolojisiyle ilgili yukarıdaki sözleri sarf etmişti. Zira geldiğimiz noktada yaşanan pek çok olay, yapay zeka ile alakalı akıllardaki soru işaretlerini artıracak şekilde gelişiyor.


Kafa karışıklığına sebep olan gelişmelerden birkaçına daha yakından bakalım. Son dönemde yapay zeka konusunda en çok yatırım yapan şirketlerin başında Google geliyor. DeepMind yapay zekalarının geliştirilmesi konusunda geçtiğimiz yıl büyük aşama kaydetmiş, robotlara yeni anılar edinme ve bunları hatırlayabilme özelliği kazandırılmıştı. Son zamanlarda ise bu robotların insan sesini taklit etme becerileri ve iş birliği yapma eğilimleri üzerinde çalışılıyordu. Çalışmalar gösterdi ki, Google'ın yapay zekaları bir oyunda kaybedeceklerini anladıkları zaman öfkelenmeye ve kazanmalarını sağlayacak agresif stratejiler geliştirmeye başladılar.


Google’ın haricinde yapay zeka konusunda yatırımlarını artıran bir diğer şirket ise Facebook. Fakat onlar da yapay zeka mevzusunda beklentilerinin ötesinde bir tepki ile karşılaştılar ve bazı zaruri önlemler almak zorunda kaldılar. Facebook yapay zeka birimleri, özellikle pazarlama konularında bu ilerleyen teknolojiden yararlanmak adına chat-botlar geliştirdi. Pazarlama yapması için eğitilen iki chat-bot, insanları bir kenara bırakıp kendi aralarında iletişim kurmaya başlayınca Facebook ekibi botlardan birine müdahale etmek zorunda kaldı ve robotu ‘kapattı’. Teknoloji önlenemez ve durdurulamaz! Yapay zekayı insanlık yararına kullanmak yerine kötü amaçlarına alet etmek isteyenler olacaktır. Bunu önlemenin tek yolu, insanlık lehine çalışacak, daha güçlü ve etkin yapay zekaların geliştirilmesidir. Gelecek tahminimizden de yakın gelecek.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Ummadık taş baş yarar!

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

Dünyada her geçen gün yeni bir gelişme oluyor ve sanırım hepiniz televizyonda ya da internet ortamında bu gelişmeleri yakından takip ediyor, haberlerde izliyorsunuzdur. Her yerde savaş var. Asya’da, Afrika’da, Güney Amerika’da… Hep tehlike, hep risk. Savaşın asıl mağdurları ise genellikle maalesef siviller oluyor. Ama bir gerçek var ki, o da Orta Doğu binlerce yıldır yanıyor. Öyle de yanıyor, böyle de yanıyor. Zaman geçiyor, medeniyetler değişiyor, teknoloji gelişiyor ama Orta Doğu hep yanıyor... Dünyanın o gün veya bugün için en önemli enerji kaynakları sendeyse ve sende kendini koruyacak teknoloji yoksa olacağı bu. İşte tam da bu yüzden, Hükümetimiz 2023 hedeflerini ortaya koyarken, teknoloji üretimi ve ihracatının artırılmasını, dünyaya en az 3 Türk teknoloji markasının sunulmasını istemişti. Teknoloji üreten bir Türkiye Cumhuriyeti hedeflemişti. 
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası gelişmiş ülkelerin bize uyguladığı ambargo, ülkemizi kendi silahını yapabilir hale getirmişti. Getirmekle de kalmamış, NATO’ya silah satan bir ülke konumuna taşımıştı. Demek ki, becerebiliyoruz! Gerçekten istersek yapamayacağımız bir şey olduğunu düşünemiyorum. Teknoloji üretebilen ülkelerin arasına bir an önce girmek zorundayız. Ülkemizi asker ya da bilinen konvansiyonel silahlarla artık korumamız çok zor olacak çünkü… 
  
ABD, KUZEY KORE VE JAPONYA DÜNYA İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Bu arada ABD kim? Kuzey Kore kim? Ya da Japonya kim? Dünya için neler ifade ediyor bu üç ülke? Teknoloji ürettiği ve dünyanın takip ettiği ABD ve Japonya tamam da, Kuzey Kore nereden çıktı? Kuzey Kore nasıl bu kadar cüretkar olabilir de, resmen kafa tutabilir bu ülkelere hatta tüm dünyaya? Neler oluyor orada? Nereden çıktı bu gözdağı olayı? Nasıl olabiliyor bu girişimler ve bu çıkışın altında yatan gerçekler neler? Hem de teknolojide bu kadar gelişmiş dünya ülkeleri varken… İkinci Dünya Savaşı sırasında hiç beklenmedik bir şekilde, tüm dünya istihbaratlarını atlatarak Japonya’nın yaptığının bir benzeri girişimle, tüm evrene bir mesaj vermeye çalışan bu küçük ülke, kime ne demek istiyor, hiç düşündünüz mü?

BUNDAN SONRAKİ SAVAŞLAR BAŞKA TİP SİLAHLARLA DEĞİL, SİBER SAVAŞLA KAZANILACAK

Ne olur ki, Kuzey Kore’nin de nükleer silahları olsa? Ülkenin başında, ‘yeni Hitler’ olarak tanımlayabileceğimiz biri mi var? Her nükleer silaha sahip ülke böyle yapabilir mi yani? Ya da yapsa ne olur ki?
Böyle bir güce sahip olmak yetmez ki. Öyleyse, güvendiği çok önemli başkaca bir şeyler olmalı! ABD ve Rusya nükleer sınırlama antlaşmaları yaparken, İran’ın nükleer çalışmalarına karşı çıkarken, Almanya ve Japonya gibi teknoloji ülkelerine silah üretim yasakları koyabilirken… Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, bundan sonraki savaşlar nükleer veya başka tip silahlarla değil, siber savaşla kazanılacak… Acaba, Kuzey Kore siber savaş konusunda kendisine çok mu güveniyor dersiniz? Bu gözdağının altında böyle bir güç yatıyor olabilir mi? Dünyanın tüm nükleer gücüne hükmedebilecek konuma geldiklerini mi düşünüyorlar? Siber saldırı ile tüm dünyayı durdurabileceğine inanıyor musunuz ya da öyle mi sanıyorsunuz? Dünyanın bu konudaki siber liderlerini tanıyor musunuz? 
Ülke olarak siber güvenliğe neden bu kadar ciddi olarak eğiliyoruz, neden bu kadar önem veriyoruz, neden her yıl artan oranda bu kadar insan gücü ve maddi kaynak ayırıyoruz? Hatta bunun farkında mısınız ya da anlayabiliyor musunuz? Siz! Türkleri tanımıyor musunuz? Baktınız mı bugüne kadar dünyada olan siber saldırılara veya yanıtlarına? Türklerin siber gücünün vardığı boyutların örneklerini hep birlikte yaşadık. ‘Ummadık taş baş yarar’ deyişini hiç kimse unutmasın! Türk yazılım mühendisliğinin gücünü kimse yabana atmasın!

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Serhat Özeren
[email protected]

Bıkmadan usanmadan söylemeye devam; yazılım yazılım yazılım…

Serhat Özeren / [email protected]/ @serozeren

 

Dünyayı şekillendiren, değiştiren ve iddialı olarak söylüyorum yöneten yeni süper güç ‘yazılım’ oldu. Yazılım gücünü artırarak yoluna devam edecek! Her şey de yazılım, her yerde yazılım, her cihazda yazılım. İçinde yazılımın olmadığı hiçbir ürün kalmayacak. Bu sebeple, varımızı yoğumuzu bu sektöre aktarmamız gerekiyor. 

 

YAZILIM KONUSUNDA GERİDE KALINMAMALI

Yazılım konusunda geride kalan ülkeler; refah, ilerleme, gelişim, bütün kriterlerde geri kalacaklar. İsterlerse doğal kaynaklarda çok zengin olsunlar ya da bu zamana kadar ağır sanayide, otomotiv sektöründe, kimyada, inşaatta, savunma sanayinde lider ülkeler yazılım sektörü geliştiremezlerse, bu ülkeler veya şirketleri zor bir geleceğin beklediğini söyleyebiliriz. Otomotiv sektörüne bakarsak, otomobilin ilk icadından beri temel nokta içten yanmalı motordur. Geçen yıllar içerisinde motor teknolojisi gelişti ama temel unsur hâlâ aynı. İçten yanmalı motor. Motor hacimleri düştü, motor gücü arttı, yakıt tasarrufu arttı ama hâlâ unsur aynı; içten yanmalı motor. Bize konfor, hız, performans, eğlence sunan unsurlar ise elektronik ve yazılım teknolojileri. Bunları çıkaralım ilk araba teknolojisiyle şu andaki otomobil teknolojisi mantığı yüzde 95 aynıdır. Merak etmeyin uçak teknolojisinde de durum aynı. İçten yanmalı motorlar. Tepki gücü, pervane, turbo jet veya turbo fan. Bize değişim sunan şey ise yine; elektronik, yazılım ve özellikle de yapay zeka unsurları oldu. Hem uçak mühendisi ve hem de yüksek lisansını elektronikte yapmış biri olarak, bu teknolojiler hakkında gönül rahatlığıyla yorum yapabilirim. 

 

40 DİLDE TERCÜME YAPABİLEN PIXEL BUDS

Geçtiğimiz günlerde Google yeni bir ürününü tanıttı. Pixel Buds, kulaklıkla simultane çeviri yapabiliyor. Gerçek zamanlı tercüme yapabilen bu kulaklık, başlangıç olarak 40 dilde tercüme yapabiliyor. Zamanla çok daha pratik ve efektif olacağından hiç şüphem yok. İş adamları için büyük rahatlık olacak. Peki, bu teknoloji dünyayı nasıl şekillendirecek? Artık insanlarda yabancı dil öğrenimine karşı bir isteksizlik olabilir. Yabancı dil eğitimi veren kurumların gelecekte işleri ciddi sorgulanacak gibi gözüküyor.  Bununla beraber özellikle yurt dışında iş görüşmelerinde, turistik gezilerde İngilizce’nin hegemonyası bitebilir.

 

BU KULAKLIĞIN ARKASINDA CİDDİ BİR YAPAY ZEKA VE YAZILIM MEVCUT

Bu ürünle ilgili en büyük sıkıntı, internet ortamından çalışacağı için kişisel verilerin gizliliği olacak. Kişiler arasında konuşulanların, şirket sırlarının veya diplomatik konuşmalarının, her türlü konuşmanın sızması olabilir. Bunun da çözümü siber güvenlik olacak. Yani yine bir yazılım konusu! Bu kulaklığın arkasında ciddi bir yapay zeka ve yazılım mevcut. 

 

EĞİTİME YATIRIM ŞART

Tek bir ürünle dünya nasıl şekillenebiliyor? Eğitim sektörü değişiyor, iş yapış yöntemleri değişiyor. İleri teknoloji ürünleri üretebilmek ve yazılım teknolojilerimizi geliştirmek istiyorsak varsa yoksa eğitime yatırım yapmalıyız. Bunun için büyük çaba harcamamız, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koymamız ve bunları izlemeye almamız gerekiyor. Devlete maliyeti mi? Yok dersem bana kızmayın. Bu konular, ülke bütçemizin içerisinde öyle ufak rakamlarla halledilebilir ki, şaşırırsınız. “Peki, neden yeterince destek verilmiyor” demek yanlış olur. Çünkü aslında yeteri kadar destek var, yalnızca kamunun ve bürokrasinin şekillendirilmesi gerekiyor. İşte, bu en zor kısmı! Bıkmadan usanmadan eğitim, üretim, yazılım demeye devam edelim.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR