USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%
1.09.2026 11:00:00

Büyünün yarı ömrü

Geçenlerde annem, telefonunda denk geldiği bir reklamı iki saniye izleyip kaydırdı: "Bu yapay zekayla yapılmış." Bir spam mesajını siler gibi, sadece kestirip atmıştı. Haklıydı da. Üstelik bunu anlamak için ne reklamcı ne teknoloji meraklısı olmak gerekiyordu; ekrana yarım saniye bakmak yetiyordu. Hepimizde aynı refleks oluştu artık: AI ile yapılmış, geç. Beni asıl düşündüren, bu refleksin ne kadar hızlı yerleştiği. Daha iki yıl önce aynı görüntüler karşısında hepimiz duraklıyorduk. Bu refleksin nereden geldiğini anlamak için, reklamın bize aslında ne vaat ettiğini hatırlamak gerekiyor. Bu köşede daha önce de değindiğim antropolog Alfred Gell, büyünün tekniğin gizli kalmasından doğduğunu söyler: Bir şeyin nasıl yapıldığını bilmediğimiz ya da kendi başımıza asla yapamayacağımızı bildiğimiz an, o şey bize sihirli görünür. Reklam tam olarak böyle bir alandı. Bütçesi, ekibi, kurgu odasındaki uzmanlığı bizim erişemeyeceğimiz bir yerdeydi; o yüzden ürettiği imge biraz büyülüydü. Bir parfüm reklamındaki o imkansız ışığı, bir otomobil filmindeki o pürüzsüz şehri kendi imkanlarımızla üretemeyeceğimizi bilirdik; hayranlığımız biraz da bu bilgiden beslenirdi.

DEĞİŞEN YARATICILIK ALANI

Yapay zeka bu büyünün dayandığı teknik erişilmezliği önce sarstı. İlk yapay zeka videoları dolaşıma girdiğinde ekran başında geçirdiğimiz o şaşkın dakikaları hatırlayın. Bu kez büyüleyen şey imge değil, onu üreten makinenin kendisiydi. Ama o ikinci büyüden, birincisine girdiğimizden bile hızlı çıktık. Her yeni büyünün yarı ömrü bir öncekinden kısa. Geçtiğimiz bahar, 20 yaşındaki tasarım öğrencisi Asher Hyde'ın yapay zeka araçlarıyla hazırladığı gayriresmi Nike reklamı dolaştı ortalıkta. Video viral oldu; Nike'a ait olmadığı ve yapay zekayla üretildiği anlaşıldıktan sonra da gördüğü ilgi sürdü. Çünkü arkasında meraklı bir amatörün gerçek bir bakışı vardı. Reklamın kapısını kilitli tuttuğu büyülü alan artık herkese açılmıştı; ama içeride hâlâ fark yaratan şey, bakış açısıydı.

ALGI FARKLILAŞIYOR

Burada bir paradoks var. Ciddi bir iş çıkarmak için hâlâ ciddi bir uzmanlık gerekiyor; o öğrencinin videosuyla gerçek bir Nike kampanyası arasındaki mesafe kapanmış değil. Ama Gell'in işaret ettiği şey; tekniğin gerçekten ne kadar zor olduğundan çok, izleyicinin ona duyduğu uzaklıktı. İzleyici artık o mesafeyi görmüyor; kendi telefonunda benzerini üretebileceğini düşündüğü için bir imgenin nasıl yapıldığını tahmin edebiliyor. Sihirbazın numarası çözülmüş değil ama artık herkes sahnenin arkasını gördüğünü düşünüyor. Uzmanlık yerli yerinde duruyor. Ortadan kalkan şey, ona duyulan hayret.

YAPAY ZEKANIN BÜYÜSÜ SÖNÜYOR

Çünkü soru değişti. Ben de yapabiliyorsam, neden Nike'ın bir yapay zeka reklamından etkileneyim? Hayranlık, yerini bir tür muhasebeye bırakıyor: Bu videoyu kaç dakikada, kaç paraya ürettiler acaba? Rakamlar da bu soğumayı gösteriyor: İçerik üreticilerinin yapay zeka destekli paylaşımlarını yalnızca insan eliyle üretilen paylaşımlara tercih eden tüketicilerin oranı 2023'te yüzde 60'tan 2025'te yüzde 26'ya düştü (Billion Dollar Boy, 2025). Yani mesele teknolojinin kalitesi değil; kıtlığın ortadan kalkması. Bir şey ne kadar ulaşılmazsa o kadar büyülü; herkes üretebilir hale geldiği an o kadar sıradan. Bunun kalıcı bir durum mu, yoksa bir kuşak refleksi mi olduğunu açıkçası bilmiyorum. Büyülenme tarihsel bir duygu; her kuşak başka bir şeye 'vay canına' diyor. Bizim gözümüzü rahatsız eden o pürüzsüzlük, yapay zekayla büyüyen bir kuşağa tamamen doğal gelebilir. Onların büyüsü belki başka bir yerde birikecek; belki de tam tersine, elle yapılmış olanda, kusurlu olanda, bir insanın zamanını harcadığı belli olan şeylerde. Nasıl ki vinil plak dijital müzik çağında yeniden değer kazandıysa, 'insan eliyle yapılmıştır' ibaresi de bir kalite mührüne dönüşebilir. O zamanın ne zaman geleceği belli değil. Ama bugün için tablo net: Yapay zeka kokan içerikler insanları etkilemek şöyle dursun, giderek daha fazla insanı soğutuyor.

HANGİ HİKAYE ANLATILMAYA DEĞER?

Platformlara bakınca daha da tuhaf bir tablo görüyorum. Meta, markaların yalnızca ürün görseli ve bütçe vererek reklam yaratımıyla hedeflemeyi büyük ölçüde yapay zekaya bırakabileceği bir sisteme yöneliyor. X, Grok'la kişiselleştirilmiş akışları deniyor; YouTube, yapay zekayı doğrudan Shorts üretim araçlarına gömüyor;

TikTok Shop ise izlemekle satın almak arasındaki mesafeyi kapatıyor. Platform artık yalnızca mecrayı değil, üretimi, dağıtımı ve satışı aynı kapalı devrede yönetmek istiyor. Bu tabloda ajansların elinde satılabilecek en değerli şey kalıyor: Hangi hikayenin anlatılmaya değer olduğunu bilmek. Bu hikaye aslında tanıdık. Fotoğrafın yaygınlaşması, portre ressamlığının benzerlik üzerindeki tekelini sarstı; resim de benzerlik yarışından çekilip bakışa ve anlama yöneldi. Walter Benjamin, teknik yeniden üretilebilirliğin sanat eserinin 'aura'sını aşındırdığını yazmıştı. Bugün aynı hikayenin ikinci perdesini izliyoruz: Bu kez ucuzlayan, eserin kopyası değil, üretme yeteneğinin kendisi. Ama fotoğraf resmi öldürmediyse, yapay zeka da anlatmayı öldürmeyecek. Büyü yok olmuyor; yer değiştiriyor.

YARIŞIN YÖNÜ DEĞİŞTİ

Markalar ve kurumlar için bunun anlamı şu: Yarışın yönü değişti. Üretim herkese açıldıysa, kimse artık üretebildiği için hatırlanmayacak. Yapay zeka üretimin maliyetini düşürdü ama aynı hamleyle, ikna etmenin maliyetini yükseltti. Bundan sonra pahalı olan şey içerik değil, inanılırlık. 'Daha insan görünen' bir yapay zeka reklamı, bu yüzden yanlış soruya verilmiş bir cevap. Bir markanın elinde büyüsü kalmış tek malzeme, kopyalanamayan şeyler: Kendi hikayesi, kendi bakışı, bir kültürü gerçekten anlamış olmanın izleri. Yapay zekayı reddetmek gerekmiyor ama onu markanın söyleyecek sözünün yerine koymamak gerekiyor. Yapay zeka o sözü üretmeyi kolaylaştırabilir, fakat hangi sözün söylenmeye değer olduğuna tek başına karar veremez. Pazarlamanın önümüzdeki dönemine dair tek tahminim bu: İçerik üretenler çoğalacak; insanları gerçekten dinleyip neyin anlatılmaya değer olduğunu bilenler değerlenecek.

SOSYAL MEDYANIN GELECEĞİ

Annemin iki saniyede kaydırdığı o reklama dönersek, annem bunları dert eden biri değil; sıradan bir içerik tüketicisi. Yapay zekanın yaptıklarını ilk gördüğünde o da hayret etmişti. Şimdi bakmadan geçiyor. Büyünün yarı ömrünü, hiçbir rapora ihtiyaç duymadan, kendi telefonunda yaşadı. Ve bunu yaşayan bir tek o değil; milyonlarca içerik tüketicisi, kimse onlara sormadan, aynı eğitimden geçti. Sosyal medyanın geleceği de sanırım tam burada belirlenecek: Teknolojinin ne üretebildiğinde değil, kimin hâlâ söylemeye değer, sahici bir sözü olduğunda.

DİĞER YAZILARI