
Bir tasarımcı için çocukluk anılarının profesyonel yolculuğa dönüşmesi, belki de kariyerin en anlamlı katmanıdır. Karaca Grubu Baş Tasarımcısı Ahmet Toplu için de hikaye tam olarak öyle. Çocukken eline aldığı çatal bıçak, annesinin ve teyzesinin çeyizinde gördüğü o ikonik marka, bugün onun mesleki kimliğinin merkezinde. "Jumbo aslında benim ailemin, geçmişimin bir parçasıydı" diyor Toplu. Şimdi 78. yılını kutlayan markanın tasarım elçilerinden biri olarak kendini 'mirasın taşıyıcısı' gibi hissediyor. Ona göre Jumbo'nun Türkiye tasarım tarihinde özel bir yeri var; öyle ki bir sofraya oturduğunuzda karşınızdaki restoranın kalitesini anlamak için çoğu zaman çatal bıçaklara bakmak yeterli. Üzerinde Jumbo yazısı gördüğünüzde kaliteye dair güçlü bir fikir edinirsiniz. Toplu'nun yolu tasarımla da çocuk yaşta kesişiyor. Kendi oyuncaklarını yaparak, mukavvadan gemi maketleri çizip keserek başlayan bu merak, onu lise yıllarında Türkiye birinciliğine taşıyan bir resim yarışmasına kadar götürmüş. Toplu'nun resim yarışmasında aldığı bu ödül, ailesinin de desteğini kazanmasını sağlamış. Sonrasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Tasarımı Bölümü'nü dereceyle bitiren Toplu, kariyerine Karaca'da başlayıp ardından uzun yıllar Jumbo'da devam etti. Haziran 2025'te ise Karaca Grubu'nun Baş Tasarımcısı olarak atandı. Biz de hem tasarım yolculuğunu hem de hem de Red Dot Design Award, Best of the Best ödülüne giden süreci konuşmak için Ahmet Toplu ile bir araya geldik.
*Tasarım dilinizde ilham kaynaklarınız nelerdir? Hangi disiplinlerden besleniyorsunuz?
Çocukluk yıllarımda gemiciliğe merakım vardı. Gemi maketleri yapardım, üstelik hazır kitlerden değil; kendi planımı çizer, mukavvadan parçaları keser, birleştirir, bir model ortaya çıkarırdım. Yıllar sonra Karaca'da yaptığımız İstanbul koleksiyonunda, birleşince vapur formunu alan kahvaltı seti o çocukluk hayalinin gerçekleşmiş haliydi. Mutfak da bir diğer ilgi alanım oldu. Mutfakla profesyonel olarak üniversiteye başlamadan önce turizm işletmeciliği okurken tanıştım. Daha sonra endüstriyel tasarımla birleşince bu alanlar birbirini besledi.
Mutfakta yaratıcılığımı kullandım, tasarımda da mutfağa dair bilgi ve sezgilerim hep işin içine girdi. Bugün mutfak alanında uzmanlığımın bu iki disiplini birleştirmemden kaynaklandığını söyleyebilirim.
(Gizem Yıldız ve Ahmet Toplu)*Mutfak ve sofra tasarımında öne çıkan trendler neler?
Endüstriyel tasarımda en önemli gündem sürdürülebilirlik. Önceleri bir 'trend' gibi görülüyordu ama artık bir sorumluluk haline geldi. Daha uzun ömürlü, çevreci ve fonksiyonel ürünler öne çıkıyor. İnsanlar gerçekten ihtiyaç duydukları ürünleri almak istiyor. Tüketicinin birincil ihtiyacını karşılamak için alışveriş yaptığı bu dönemde o elzem ihtiyacı en doğru ve basit şekilde karşılayan ürünler tercih ediliyor. Bir diğer trend ise paylaşmak. Satın alınan tasarımı paylaşmak, dostlarla anı paylaşmak, Instagram'da paylaşmak... Paylaşıp kendi hayatını daha fazla kişiye kabullendirebilmek ve bir onay alma isteği duyuyorlar. Yani 'Paylaşıyorum, ben buna sahibim' diyorlar. Eskiden mağazalar gezerdik, online araştırırdık. Artık herkes bir şeylerden influence olarak alışveriş yapmaya başladı. Bir şekilde sosyal medyada ürünü görüp 'Bu benim bu ihtiyacımı karşılar' diyerek alıyor sonra da paylaşarak başkalarını influence ediyor. Çünkü ilham aldığımız yerden etkilenip biz de içgüdüsel olarak ilham olmak istiyoruz. Paylaşma trendi tasarımı da büyük ölçüde etkiliyor. Mesela paylaşmak ön planda olduğu için neon renk yoğunluğu görüyoruz. Son dönemlerin popüler rengi fuşya, daha çok göz önünde olabilmek ve parlayabilmek için tercih ediliyor. İnsanlar kaostan sıyrılıp kendi eğlence alanını oluşturmaya çalışıyor. Ve bu da tasarımı tetikliyor. Daha renkli ve eğlenceli, oyun içeren tasarımlar görüyoruz. Hatta birçok websitesinin arayüzlerinde karşınıza ilk çıkan yerler artık oyun sayfaları. 'Çarkı çevirin' ya da 'Puzzle'ı çözün ondan sonra buradan kazandığınız puanlarla alışveriş yapın' gibi yönlendirmeler var. Aslında bunlar da hep içerisinde bulunduğumuz kaosu dağıtmak için yapılan hamleler.
*Ürün tasarım sürecinde estetik ve işlevsellik arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Az önce tüketicinin birincil ihtiyacı demiştim ya mesela onunla birlikte başka ihtiyaçları da karşılayabilmeli. Böyle bir talep var. Tüketiciler artık kompakt ürünler istiyor. Çünkü artık mutfaklar çok dar ve çok fazla ürüne yer yok. O yüzden de herkes daha kompakt ürünler istiyor. Bir ürün alayım beş işlevi olsun, mutfak şefi alayım ama en fonksiyonel ürün bende olsun gibi... Mutfaklardaki daralmanın bir sonucu olarak bir ürünle birden fazla ihtiyacını karşılamak isteyenlerin sayısı artıyor. Mesela Karaca'nın kahve makinasında beş mod var; sütlü kahve yapıyor, filtre kahve yapıyor, közde kahve yapıyor, Türk kahvesi yapıyor... Çocuk maması hazırlamak için içerisinde 40 derece ayarlanabilen süt ısıtma modu var. Mutfak sektörü pandemide çok büyüdü. Bir sürü junior aşçı yetişti o dönemde. Mutfağa girmeye hiç vakit bulamayan insanlar pandemiden sonra mutfağa girer oldu ve mutfak eşyalarını tanıdı. Benim şahsi gözlemime göre pek çok erkek özellikle pandemiden sonra daha fazla mutfak ürünlerinden bahsetmeye başladı ve mutfağı bir hobi olarak kabul ettiler.

*Red Dot Design Award'da Product Design kategorisinde Best of the Best ödülünü kazanan Infinity Tencere'nin tasarım sürecinden bahseder misiniz?
Tencerenin ilhamını getiren 'Bir tencere ne kadar farklı olabilir?' sorusuydu. Mutfak sektöründe ürünler de inovasyon da hızlı tükeniyor. Tencere dediğimiz üründe aslında o kadar çok değişen aparat, metaryel ve teknoloji var ki. Bu noktada tencerenin gövdesini ayrı, kapağını ayrı, kulplarını ayrı değerlendiriyoruz. Mesela bir tencerenin hem çelik hem de yapışmaz olması kriteri var. Ama doğanın kanunudur çelik ısıyla birleştiğinde yapışma sağlar... Buna teknoloji ve inovasyonla meydan okumanız gerekiyor. Red Dot Design Award'da Best of the Best ödülünü getiren Infinity tencerede bizim meydan okumamız çok ince ama bir o kadar da sağlam bir kulp yapmaktı. Piyasadaki en küçük, en ince ve en iyi kavranabilen tencere kulplarını tasarladık. Sağlam ve ince yapıdaki çelik konstrüksiyonun üzerine yumuşak bir silikon kapladık ve onu kaynakla tencerenin gövdesine en estetik biçimde, hiçbir vidalama olmadan monte ettik. Ve bu müthiş bir hafiflik ve kullanıcı kolaylığı getirdi. Minimal estetiği zirveye çıkarıp fonksiyonelite verdik. Kapakta yaptığımız geliştirme ise çift katman kullanmaktı. Kapak iki çelik katmandan oluşuyor ve arada ısı yalıtımını sağlayacak izole bir bölüm mevcut. Böylece tencerenin kapağını tuttuğunuzda tencere sıcakken bile eliniz yanmıyor. İndiksiyon tabanımız var, elektrikli ocaklar için de uygun bir tencere. Bir buçuk yıl inovasyon, altı ay tasarım süreci... Ve sonunda Red Dot Design Award'da Best of the Best ödülü geldi. Benim kariyerimde bir dönüm noktasıydı çünkü bu ödül Apple, Audi gibi devlerle aynı listeye girip 'en iyilerin en iyisi' seçilmek anlamına geliyor.
*Jumbo'nun tasarım dilini nasıl tarif edersiniz?
Zamansızlık ve fonksiyonellik olmazsa olmazımız. Jumbo, rafine zevklere hitap eden ama aynı zamanda kullanıcı dostu ürünlerle öne çıkan bir marka. Sofrada bir işaret gibi...
*Sürdürülebilirlik kavramı Jumbo'nun ürün tasarımlarına nasıl entegre ediliyor?
Biz sürdürülebilirliği sadece çevre dostu malzemeler kullanmak gibi görmüyoruz. Daha akılcı çözümler, minimize edilmiş hayatlar yaratmakla ilgili. Mesela tencere kapağındaki ısı yalıtımı: bir kullanıcının yanmasını engellediğinizde, aslında sağlık harcamasını da önlüyorsunuz. Tenceredeki yapışmaz özelliği artırdıkça daha az bulaşık deterjanı kullanmayı sağlıyorsunuz. Kaliteli ve fonksiyonu tam karşılayan ürünlerle ortaya çıkan bu zincirleme etki, sürdürülebilirliğin özünü oluşturuyor. Kullandığımız çelikten porselene kadar her malzemede kaliteyi önceleyen bir yaklaşımımız var.