USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

12 Haziran 2026 11:32

Güncelleme Tarihi:

12 Haziran 2026 11:32

Yayın Tarihi:

12 Haziran 2026 11:32

‘Güzel Ülke'den dünyaya yayılan zarafet

Diploması kariyeri boyunca farklı kültürlerle temas eden İtalya İstanbul Başkonsolosu Elena Clemente, modern dünyanın yeniden tanımladığı iyi yaşam kavramını İtalyan estetik anlayışı üzerinden yorumluyor.

‘Güzel Ülke'den dünyaya yayılan zarafet

Sakin ama güçlü bir duruş, gösterişten uzak bir şıklık ve her cümlesine yayılan nezaket... İtalya'nın İstanbul Başkonsolosu Elena Clemente tam olarak böyle bir etki bırakıyor. Yaklaşan İtalya Cumhuriyet Bayramı öncesinde bir araya geldiğimiz Clemente ile sohbetimiz, diplomatik sınırların ötesine geçerek yaşamın içerisindeki küçük anların yarattığı estetiğe uzanıyor. Yaklaşık 25 yıllık diplomasi kariyeri boyunca farklı şehirlerde, farklı kültürlerin içinde yaşayan Clemente, bugün temsil ettiği estetik anlayışın sadelikten beslendiğini anlatıyor. Dünyanın farklı noktalarında görkemli yapılar, muhteşem saraylar görmüş fakat her seferinde kendi yaşam alanına döndüğünde onu en çok etkileyen şeyin sadelik olduğunu fark etmiş. Belki de bu yüzden anlattıkları yalnızca İtalya'yı değil, modern dünyanın yeniden tanımladığı iyi yaşam arayışını da tarif ediyor. İstanbul ise onun anlatısında sürekli hareket eden, insanı canlı tutan dev bir kaleydoskop. Osmanlı ihtişamıyla modern minimalizmin yan yana aktığı bu şehirde Clemente, estetik anlayışının daha da görünür hale geldiğini söylüyor. Sohbet ilerledikçe konu modanın çok ötesine geçiyor. Çünkü onun gözünde 'Made in Italy', düşünülmüş, üretilmiş ve kuşaklar boyunca ustalıkla aktarılmış bir kültürel hafıza anlamına geliyor. Clemente'ye göre İtalyan yaşam felsefesinin modern dünyaya kazandırdığı en güçlü şey kalite. Zamanın, yemeğin, insan deneyiminin kalitesi...

*Kariyeriniz boyunca farklı şehirler ve kültürlerle temas ettiniz. Bugün temsil ettiğiniz estetik anlayışı, yaşam biçimi ve diplomatik bakış açınızı şekillendiren detayları dinlemek isteriz...

Yaklaşık 25 yıllık kariyerim boyunca farklı ülkeleri ziyaret etme, farklı kültürlerle tanışma ve 'güzel' kavramının farklı yorumlarını deneyimleme şansına sahip oldum. Gözlerimi adeta güzellikle doldurduğumu söyleyebilirim. Bundan çıkardığım sonuç ise sadeliğe duyduğum ihtiyaç oldu. Bu yıllar içinde, bulunduğum yerlerin zevk anlayışına göre döşenmiş, mobilya, halı ve objelerle dolup taşan muhteşem saraylar ve evler gördüm. Hepsi çok güzeldi; olduklarından farklı olmaları düşünülemezdi. Ama her seferinde eve döndüğümde, başka ölçütlere göre daha az eşya ile düzenlenmiş kendi alanlarımı görüyor ve aslında gerçek zevkimin bu olduğunu anlıyordum.

*İstanbul'da yaşamak, stilinizde ve günlük yaşam ritüellerinizde herhangi bir değişim yarattı mı? Bu şehir size ne hissettiriyor?

Şehir büyüleyici, herkes ve her şey için yer var. Gösterişli evler, minimalist evler; Osmanlı tarzı ve modern mekanlar gördüm. Sonsuz bir kaleydoskop (çiçek dürbünü) gibi. Bu şehir insanı sürekli hareket ettiriyor; durmuyor ve sizin de durmanıza izin vermiyor. Zevklerim değişmedi, hatta estetik anlayışımın neredeyse bir sığınak olduğunu fark ediyorum... Ancak stilimin, burada edindiğim harika yürüme alışkanlığından etkilendiği kesin. Artık yalnızca düz ayakkabılar giyiyorum!

*İtalya denildiğinde akla çoğu zaman moda geliyor ancak 'Made in Italy' aslında çok daha geniş bir kültürel hafızayı temsil ediyor. Sizce bu kavramın arkasındaki asıl ruh nedir?

Bence 'Made in Italy' ruhu aslında 'made' yani yapılmış, üretilmiş, düşünülmüş kelimesinde saklı. Sizin de dediğiniz gibi, 'made' bizim kültürel hafızamızı, ustalık geleneğimizi, atölyelerde doğup zamanla stile, tekniğe, mükemmeliyete ve estetiğe dönüşen zanaatkârlığımızı içinde barındırıyor. Güzeli üretme arzusunun yanında, zaman içinde inşa edip sağlamlaştırdığımız yetkinlikler de yer alıyor ve bunlar artık kimliğimizin bir parçası haline geldi. Atölye geleneği İkinci Dünya Savaşı sonrası küçük ve orta ölçekli sayısız işletmeyle oluşan sanayi yapımızın temelini oluşturdu. Bu işletmeler zamanla büyüyerek çok farklı sektörlerde dev şirketlere dönüştü. Bu şirketlerin çoğu aile işletmesi olarak küçük atölyelerde doğdu ve ister yeni ürünler yaratmak ister mevcut ürünleri geliştirmek olsun inovasyon sayesinde önemli pazar payları elde etmeyi başardı.

*İtalya'da estetik duygusu kahve içme biçiminden vitrin tasarımına, mimariden yemek sunumuna kadar gündelik hayatın her alanında hissediliyor. Bu yaklaşım kültürel olarak nasıl inşa ediliyor?

Sanırım cevap kendine zaman tanımak. Günlük yaşamın her yönüne estetik bir anlam katmak için zaman ayırmak ve bunun keyfini gerçekten çıkarabilmek gerekiyor. Bazen estetik duygumuzun tam anlamıyla farkında olmasak da aslında ona alışmış oluyoruz ve paradoksal biçimde onu en çok eksik olduğunda hissediyoruz.

*İtalya'nın köklü zanaatkârlık geleneği bugün hâlâ küresel ölçekte güçlü bir referans noktası olmayı sürdürüyor. Sizce bu mirası zamansız kılan temel değer ne?

Sonucun kendisini söylerdim. Hâlâ bir miras olarak kalmasının nedeni, ona değer veren insanların var olması. Güzelliği aynı zamanda kalite anlamında da ulaşılması gereken bir hedef olarak gören insanlar olduğu sürece bu miras yaşamaya devam eder. Sizin önceki sorularınızdan birinde söylediğiniz gibi, bu bazen sadece bir kahve hazırlamak kadar basit bir şeyde bile kendini gösterebilir.

(Gizem Yıldız ve Elena Clemente)

*Dünyada iyi yaşam kavramı yeniden tanımlanırken sizce İtalyan yaşam felsefesinin modern dünyaya söyleyecek en güçlü şeyi nedir?

Bence İtalyanların iyi yaşam anlayışı en iyi 'kalite' kelimesiyle anlatılabilir. Giderek daha fazla yaşam kalitesini arıyoruz. İyi bir yaşam, insanın ve yaşam deneyiminin kalitesine yer açan bir yaşamdır: zamanın, yemeğin ve daha genel anlamda yaşamın kalitesi. Ve sanırım ülkemizin dünyaya verdiği en güçlü imaj da budur. Tesadüf değil ki İtalya'ya 'Bel Paese' yani 'Güzel Ülke' denir.

*İtalya'da kalite ve zanaatkârlık kültürü günlük yaşama nasıl yansıyor?

Sanırım tek cevap şu olurdu: şehirdeki en iyi kahvenin peşine düşmek. Kaliteye ve zanaatkârlığa o kadar alışığız ki, onları en küçük şeylerde bile arıyoruz.

Sürekli daha iyisini arıyoruz ve bu da tüm sistemin yüksek standartları korumasına yardımcı oluyor. İtalya'da yanmış bir espresso servis eden bir kafe, insanın gününü mahveder... Ve sonunda kapanır. İtalya'da beni her zaman etkileyen şeylerden biri insanların ne kadar iyi giyindiği, mekanların ve dükkanların ne kadar estetik olduğu ve son zamanlarda el yapımı ve kişiye özel ürünler sunan marangozlar, kunduracılar, terziler gibi küçük işletmelerin yaygınlaşması...

EN ÇOK OKUNANLAR