Yayın Tarihi:
22 Haziran 2026 12:11Güncelleme Tarihi:
22 Haziran 2026 12:11Yayın Tarihi:
22 Haziran 2026 12:11
İstanbul'un önde gelen kültür sanat kurumları, 2026'ya hazırlanırken yalnızca yeni sergi ve etkinlik programlarıyla değil, izleyiciyle kurdukları ilişki biçimini dönüştüren stratejilerle de öne çıkıyor. Müze, sahne ve kültür merkezleri artık tek yönlü izleme deneyiminin ötesine geçerek ziyaretçiyi üretim, öğrenme, araştırma ve kamusal etkileşim süreçlerinin parçası haline getiren modeller geliştiriyor. Borusan Contemporary'den Pera Müzesi'ne, Zorlu PSM'den İstanbul Modern'e, SALT'tan AKM ve İş Sanat'a uzanan geniş kültür sanat ekosisteminde ortaklaşan başlıkların başında dijitalleşme, genç izleyiciye erişim, disiplinler arası üretim, sürdürülebilirlik, araştırma temelli içerikler ve hibrit deneyim modelleri geliyor. Kurumlar bir yandan fiziksel mekan deneyimini güçlendirirken diğer yandan dijital içerikleri bağımsız bir kültürel temas alanı olarak konumlandırıyor. Özellikle yapay zeka destekli sanat üretimleri, artırılmış gerçeklik uygulamaları, medya sanatı, dijital arşivler ve çevrimiçi programlar yeni dönemin temel başlıkları arasında yer alıyor. Kültür kurumları artık yalnızca eser sergileyen alanlar değil; atölyeler, konuşmalar, kamusal programlar, araştırma platformları ve disiplinler arası buluşmalarla yaşayan bir kültür ağı oluşturmayı hedefliyor.

GENÇ İZLEYİCİ VE KATILIMCI MODEL ÖNE ÇIKIYOR
Yeni dönemde kurumların en güçlü odaklarından birini genç kuşaklarla kurulan ilişki oluşturuyor. Üniversite öğrencileri, genç profesyoneller, çocuklar ve yeni nesil izleyici profili için geliştirilen programlar; kültür sanat kurumlarının uzun vadeli stratejisinin merkezine yerleşiyor. Atölyeler, ortak çalışma alanları, öğrenme programları, ücretsiz etkinlikler ve yaratıcı üretim projeleriyle kültür sanatın daha erişilebilir ve sürekli bir deneyime dönüşmesi hedefleniyor. Kurumların ortak yaklaşımı, kültür sanat mekanlarını yalnızca belirli saatlerde ziyaret edilen yapılar olmaktan çıkarıp günün farklı anlarına yayılan canlı kamusal alanlara dönüştürmek. Bu dönüşümle birlikte müzeler, sahne sanatları merkezleri ve araştırma kurumları; izleyicinin yalnızca takip ettiği değil, dahil olduğu ve ilişki kurduğu çok katmanlı yapılara evriliyor. Araştırma odaklı üretim modelleri de yeni dönemin belirleyici başlıkları arasında yer alıyor. Açık arşiv sistemleri, kolektif bilgi üretimi, kültürel hafıza çalışmaları ve disiplinlerarası araştırmalar; özellikle SALT gibi kurumların programlarında merkezi bir rol üstleniyor. İstanbul Modern ise katılımcılığı ve öğrenme programlarını büyütürken, AKM çok disiplinli yapısını teknoloji odaklı projelerle genişletiyor. Zorlu PSM deneyim odaklı hibrit kültür modeli üzerinde yoğunlaşırken, İş Sanat erişilebilirlik ve dijital kültürel hafıza alanındaki çalışmalarını derinleştiriyor. Kültür sanat dünyasında şekillenen bu yeni yaklaşım, kurumların artık yalnızca etkinlik programlarıyla değil; kurdukları kültürel ekosistem, toplumsal temas alanı ve sürdürülebilir üretim modelleriyle değerlendirildiği yeni bir döneme işaret ediyor.
ZORLU PSM GENEL MÜDÜRÜ FİLİZ OVA: YENİ NESİL DENEYİM ODAKLI YAKLAŞIM
Zorlu PSM, İstanbul'da sahne sanatları ve çağdaş performans üretimlerinin kesiştiği dinamik bir kültür alanı olarak öne çıkıyor. 2025 Eylül itibarıyla 13. sezonun başladığını hatırlatan Zorlu PSM Genel Müdürü Filiz Ova şu ana kadar Grease, Triptych, Coppélia, Sónar Istanbul, Satıcının Ölümü gibi uluslararası ölçekte ses getiren projeleri izleyicileriyle buluşturduklarından söz ediyor. Zorlu PSM'nin üretim kapasitesine dikkat çeken Ova, kurumun her yıl ortalama bin 200 etkinliğe ev sahipliği yaptığını belirtiyor ve şu ifadeyi kullanıyor: "Tiyatrodan müzikale, konserlerden dansa, sergilerden disiplinler arası projelere uzanan çok katmanlı bir programla yüz binlerce sanatseveri ağırlıyoruz." Bu çeşitliliğin önemine değinen Ova, bunun yalnızca disiplinleri bir araya getirmekle sınırlı olmadığını aktarıyor ve "Bu çeşitlilik, farklı sanat disiplinlerini bir araya getirmenin ötesinde, yerel ve uluslararası yaratıcı üretim arasında güçlü bir etkileşim alanı oluşturmamızı sağlıyor" diyor.
ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ VE YEREL ÜRETİM VİZYONU
2026 hedeflerini değerlendirirken bu yaklaşımın büyütüleceğini ifade eden Ova, uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesine ve İstanbul'un kültür üretim merkezi olarak konumunun geliştirilmesine odaklandıklarını belirtiyor. Filiz Ova, #DünyanDeğişsin yaklaşımına da dikkat çekerek Zorlu PSM'nin rolünü şöyle tanımlıyor: "Önümüzdeki dönemde de yalnızca içerik sunan değil; kültürel etki üreten, üretim geliştiren ve bulunduğu coğrafyadan dünyaya güçlü bir söz söyleyen bir yapı olmaya devam edeceğiz."
(Zorlu PSM Genel Müdürü Filiz Ova)DENEYİM ODAKLI YAKLAŞIM VE GENÇLERLE İLİŞKİ
Deneyim odaklı etkinlikler ve genç kitleye yönelik projelerle ilgili konuşan Ova, deneyim kavramını yeniden tanımladıklarını ifade ediyor: "Zorlu PSM'de 'deneyim' kavramını yalnızca sahnede başlayan ve biten bir alan olarak görmüyoruz. Misafirlerimizin kendilerini ait hissedebilecekleri, birlikte üretebilecekleri ve kültür sanatla sürekli ilişki kurabilecekleri yaşayan bir ekosistem yaratmayı arzu ediyoruz." Programlama stratejisinin değişen kültürel dinamiklerle şekillendiğini belirten Ova, "Bu nedenle programlama yaklaşımımızı, farklı disiplinlerin, kuşakların, toplulukların ve yaratıcı alanların birbirini besleyebileceği bir yapı kurmak üzerine geliştiriyoruz" diyor ve ekliyor: "Güncel kültürel dönüşümler, gençlerin değişen beklentileri ve yeni deneyim biçimleri de bu yaklaşımı doğrudan şekillendiriyor." Genç izleyiciye özel yaklaşımı da aktaran Ova, "Çünkü bugün genç izleyici sürecin içinde olmak, üretmek ve temas kurmak istiyor" sözleriyle değişimi tanımlıyor.
YAŞAYAN BİR KÜLTÜR PLATFORMU
Kültürel erişim çalışmalarına da değinen Filiz Ova, "Zorlu Holding desteğiyle başlattığımız, bugün Akbank'ın katkısıyla büyüttüğümüz 'İlk Tiyatrom İlk Konserim' projesi kapsamında, kültür sanat etkinliklerine erişimi sınırlı çocukları, gençleri ve farklı yaş gruplarından binlerce kişiyi ücretsiz olarak Zorlu PSM'de ağırlıyoruz" diyor ve ekliyor: "Bugüne kadar yaklaşık sekiz bin kişiye ulaştık. Hedefimiz ise bu etkiyi çok daha geniş kitlelere yayabilmek." Sektörel sürdürülebilirliğe de vurgu yapan Ova, "Sektörün sürdürülebilirliği de bizim için en önemli başlıklardan biri" diyerek PSM Atölye üzerinden genç profesyonellere alan açtıklarını belirtiyor. Ova ayrıca "Üniversitelerle geliştirdiğimiz iş birlikleri ve sertifika programlarıyla sektörel bilgi birikimimizi gençlerle paylaşıyoruz. Zorlu PSM yaşayan bir kültür platformu olarak konumlanıyor" diyor.
HİBRİT MODEL VE KÜLTÜR SANATIN GELECEĞİ
Kültür-sanat ile eğlenceyi birleştiren hibrit modelleriyle ilgili yorum yapan Ova, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: "Bugün hibrit modellerle kültür sanat kurumlarının rolü yeniden tanımlanıyor. İzleyici artık yalnızca tek bir disipline ait, sınırları net çizilmiş deneyimlerden çok farklı alanların bir araya geldiği çok katmanlı yapılarla bağ kuruyor." Zorlu PSM'deki program çeşitliliği hakkında açıklamalarda bulunan Filiz Ova, "Bir yanda büyük ölçekli uluslararası prodüksiyonlar ve müzikaller, diğer yanda festivaller, stand-up gösterileri, yaratıcı atölyeler, çocuk etkinlikleri ve disiplinlerarası projeler... Güçlü hikaye anlatımı, yaratıcı yaklaşım ve içerik kalitesi her zaman odağımızda yer alıyor. Eğlenceyi, kültür sanat deneyimini daha erişilebilir, daha canlı ve daha kapsayıcı hale getiren bir alan olarak görüyoruz" açıklamasında bulunuyor.
BORUSAN CONTEMPORARY DİREKTÖRÜ DR. KUMRU EREN: GENÇ VE DİJİTAL SANAT
Borusan Contemporary, ofis-müze konseptiyle geliştirdiği kültür sanat modelini 2026'da daha geniş izleyici katılımı, dijital sanat üretimleri ve eğitim odaklı programlarla ileri taşımayı hedefliyor. Borusan Contemporary Direktörü Dr. Kumru Eren ile kurumun işletme modeli ve program yaklaşımına ilişkin konuştuk. Hafta içi Borusan Holding'in yönetim merkezi olan Perili Köşk ve Yusuf Ziya Paşa Köşkü'nün, hafta sonları sanatseverlere açılmasıyla kurgulanan yapının, uluslararası özel koleksiyon müzeleri arasında farklı bir konumda yer aldığını belirten Eren, "Borusan Contemporary, tüm dünyadaki özel koleksiyon müzeleri ve kamuya açık koleksiyonlar arasından işletme modeliyle farklılaşıyor" diyor. Sanat merkezinin 2025 yılında 25 bin ziyaretçiyi ağırladığını aktaran Eren, ziyaretçi profilinde eğitim odaklı kitlenin ağırlıkta olduğunu ifade ediyor.
FARKLI YAŞ GRUPLARINA ÖĞRENME VE KEŞİF İMKANI SUNULUYOR
Eren, "Ziyaretçi profilimize baktığımızda geçtiğimiz yıl ücretli giriş yapan ziyaretçilerin yaklaşık yüzde 60'ı 12 yaş üstü öğrenciler ve öğretmenlerden oluştuğunu görmekteyiz" diyerek kurumun genç ve eğitim odaklı erişim yapısına dikkat çekiyor ve bunun farklı yaş gruplarına öğrenme ve keşif imkanı sunduğunu belirtiyor. Atölye ve kamu programlarının izleyici etkileşimini artırdığına işaret eden Eren, "Özellikle sergiler çerçevesinde özel olarak tasarlanan ve farklı yaş ve ilgi gruplarını hedefleyen atölye ve kamu programları, izleyici etkileşimimizi artırıyor. Önümüzdeki sergi programları çerçevesinde, yeni kurgulanan atölye içeriklerinin bu etkiyi sürdürülür kılacağını düşünüyoruz" diyor.
(Borusan Contemporary Direktörü Dr. Kumru Eren)SAVAŞ, GÖÇ, KİMLİK VE AİDİYET GİBİ TEMALAR ÖNE ÇIKIYOR
Medya sanatı ve dijital üretimlerin koleksiyondaki yerine ilişkin konuşan Kumru Eren, "Lens bazlı pratikler olarak andığımız ve fotoğraf, video gibi nispeten daha geleneksel üretimler ile birlikte, yazılım, algoritma ve şimdilerde yapay zeka ile üretilen inovatif sanat pratiği Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'nun iki binli yıllar sonrasındaki odağını teşkil ediyor" diyor. Eren, "Yalnızca bu alandaki sanat pratiğini ve sanatçıların yeni ifade biçimlerini değil, temellendikleri söylem ile birlikte zamanın ruhunu izleyicilerimizle buluşturmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki sezonda da yine geneli itibarıyla bu alana odaklanan yapıtlarla kültür-sanat sezonuna hazırlanıyoruz" bilgisini paylaşıyor. Genç izleyiciye yönelik yaklaşımı vurgulayan Eren, "Özellikle 'genç' izleyiciye dokunabilmek gerek sanat okur yazarlığının geliştirilmesi, gerekse de izleyicinin yetiştirilmesi anlamında büyük önem taşıyor" diyor ve çocuklar ile gençlere yönelik programların uzun vadeli izleyici gelişimi açısından kritik olduğunu belirtiyor. Sanat temaları ve sanatçı seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Eren, "Güncel sanat, doğası gereği çağdaş dünyanın meselelerini sorun ediyor" diyerek savaş, göç, kimlik ve aidiyet gibi temaların öne çıktığını anlatıyor. Eren ayrıca, Borusan Contemporary'nin iklim, sürdürülebilirlik, doğa, kültürel miras ve insan-teknoloji ilişkisi gibi temalar etrafında uluslararası sanat üretimlerini izleyiciyle buluşturmayı hedeflediğini belirterek Borusan Grubu'nun inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımının da programlara yön verdiğini söylüyor.
SUNA VE İNAN KIRAÇ VAKFI KÜLTÜR VE SANAT İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRÜ M. ÖZALP BİROL: KLASİK, MODERN VE ÇAĞDAŞ SANAT ARASINDA DENGELİ YAPI
İstanbul'un kültür ve sanat hayatında önemli bir yere sahip olan Pera Müzesi, klasik, modern ve çağdaş sanat arasında köprü kuran sergi programlarıyla ulusal ve uluslararası ölçekte dikkat çeken bir kültür kurumu olarak öne çıkıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol, Pera Müzesi olarak 2025 yılında 20'nci yaşlarını kutladıklarını aktarıyor. Geçen yıl içinde gerçekleşen sergilere değinen Birol, "Mart-ağustos döneminde, New York'ta yaşayan Kanadalı sanatçı Marcel Dzama'nın 'Ay Işığıyla Dans: Arkadaşı Raymond Pettibon'dan Küçük Bir Yardımla' ve 2007 yılında yaşama veda eden değerli çalışma arkadaşımız, çok yönlü aydın Samih Rifat'ın anısına düzenlediğimiz 'Çok İş Var Yapacak' başlıklı sergilerini izleyiciyle buluşturduk. Eylül ayında ise İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius'un 'Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize' sergisi ile dünyanın en önemli kurumsal koleksiyonlarından biri olan British Council Koleksiyonu'ndan 'Ortak Duygular' sergilerini açtık" diyerek programın uluslararası boyutuna dikkat çekiyor. Birol, koleksiyon sergilerinde yapılan yenilikleri de aktarırken bu dönemde vakıf koleksiyon sergilerinde yenilikler gerçekleştirdiklerinden bahsederek, "Sıradışı Minas: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Esin ve Yeniliğin Hikayesi sergimiz bu yaklaşımımızın somut bir örneği" diyor.
GÜNCEL PROJELER
2026 programına ilişkin de bilgi veren Birol, 5 Mart 2026'da açılan, yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştıkları 'Suyun Kıyısında: Halil Paşa'nın Yaşamı ve Sanatı' başlıklı kapsamlı sergisinin 23 Ağustos'a kadar devam edeceğini hatırlatıyor. Birol, 'Suyun Kıyısında: Halil Paşa'nın Yaşamı ve Sanatı' sergisi ve sergideki 'kıyı' metaforuna ilişkin ise şunları paylaşıyor: "Halil Paşa'nın sanatı tam anlamıyla bir geçiş alanında konumlanır. Sanatçı, eserlerinin önemli bir bölümünde, Paris'te edindiği akademik birikimi, İstanbul'un, İstanbul kıyılarının ve hayran olduğu Boğaziçi'nin eşsiz atmosferiyle buluşturur. Doğu ile Batı arasında kurduğu bu estetik denge, Halil Paşa'yı geç Osmanlı'dan erken Cumhuriyet dönemine uzanan dönüşümün kilit isimlerinden, özgün figürlerinden biri haline getirir. Bu nedenle, 'kıyı' fikri, izleyicinin değerlendirmesine bağlı olarak, yalnızca bir manzara unsuru değil, bir geçiş ve bir bakış biçimi olarak da okunabilir. Suyun Kıyısında: Halil Paşa'nın Yaşamı ve Sanatı sergisi, sanatçının yaklaşık 60 yıllık üretimini bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor."
(Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol)DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE ERİŞİM ARTIŞI
Güz sezonuna dair planlamayı aktaran Birol, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nün hazırladığı 'Cumhuriyet'in Kamera Arkası' sergisi ile 'Alistair Hicks küratörlüğündeki Creation and Destruction' sergisini sanatseverlerle buluşturmayı planladıklarından söz ediyor. Dijitalleşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Birol, müzenin çok kanallı erişim stratejisini şöyle özetliyor: "Sergilerin yanı sıra yayınlarımız, öğrenme programlarımız, film gösterimlerimiz ve farklı disiplinlerden etkinliklerimiz yoğun şekilde devam ediyor. Yılın ilk dört ayında ziyaretçi sayımız 70 binin üzerindeydi. Dijital platformlarda ise milyonlarca kişiye eriştik. Bu veriler, izlediğimiz programın güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.
HİBRİT MÜZECİLİK MODELİ
Birol dijital dönüşüme ilişkin Pera Müzesi'nin konumunu şöyle tanımlıyor: "2026 yılının ilk dört ayı itibarıyla dijital platformlarda 1 milyonu aşkın takipçiye ulaştık. İçeriklerimiz toplamda 16 milyonun üzerinde görüntülendi. 2026 itibarıyla fiziksel ve dijital deneyimin birlikte kurgulandığı hibrit model artık kalıcı hale gelmiş durumda." Dijital içeriğin rolüne dikkat çeken Birol, "Önümüzdeki dönemde dijital içeriğin yalnızca sergileri destekleyen değil, ziyaretçi deneyimini derinleştiren çok önemli bir unsur olduğunu daha da iyi anlayacağız. Dijital dünyanın dinamiklerini doğru okuyarak stratejiler geliştiren müzeler daha önce olduğu gibi 2026 yılında da bir adım öne çıkacak" diyor. Birol; uluslararası iş birliklerinin de Pera Müzesi'nin olmazsa olmazları arasında yer aldığına dikkat çekiyor.
SALT GENEL MÜDÜRÜ DENİZ OVA: ARAŞTIRMA ODAKLI KAMUSAL ÜRETİM MODELİNİ GENİŞLETİYOR
İstanbul'da araştırma, arşiv ve güncel üretimi aynı çatı altında buluşturan SALT, 2025 programında araştırmanın kamusal sunum biçimlerini yeniden kurgularken 2026'da Doğu Akdeniz, iklim, kültürel çeşitlilik ve açık arşiv odaklı yeni bir program çerçevesi oluşturuyor. SALT Genel Müdürü Deniz Ova, kurumun odağında araştırma temelli üretim ve kamusal düşünme alanı bulunduğunu vurguluyor.
DOĞU AKDENİZ, İKLİM VE KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK
Ova program yapısını şöyle açıklıyor: "2025 programı, araştırmanın kamuyla paylaşılma biçimlerini yeniden ele aldığımız bir yıl oldu. Sergiler, yayınlar, konuşmalar ve dijital içerikler arasında daha geçirgen ilişkiler kurduk. Arşiv temelli üretimlerin güncel meselelerle temasını güçlendirdik. Programlarımızı yalnızca bir izleme deneyimi değil, aynı zamanda birlikte düşünme ve araştırmaya katılım alanı üretmesini önemsedik." Yıl boyunca kültürel üretim ile toplumsal hafıza arasındaki ilişkiyi disiplinler arası yaklaşımlarla ele aldıklarını söyleyen Deniz Ova, "İlk defa sunduğumuz, kolektif bilgi üretimi ve araştırma platformu olarak tasarlanan FORUM'da, 'Su Etrafında' teması kapsamında, farklı bilgi alanları arasında yeni bağlantılar kurmaya ve ortak tartışma zeminleri oluşturmaya odaklandık" diyor. Ova, 2026'ya ilişkin yaklaşımı aktarırken kültür kurumlarının rolüne dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: "Toplumsal, politik ve ekolojik dönüşümlerin hızlandığı bir dönemde kültür kurumlarının araştırma ve ifade alanı açması her zamankinden daha önemli." Ova ayrıca 2026 programını şu sözlerle tanımlıyor: "Doğu Akdeniz coğrafyasına dair yeni araştırmalar geliştiriyoruz, iklim ve çevre bilinci ile kültürel çeşitliliği görünür kılan programlar üretiyoruz." Bunun yanında yeni programlardan Supercut'a da değinen Ova proje hakkında "Sinema ve hareketli görüntünün tarih yazımı, hafıza inşası ve arşivleme yöntemleri bağlamında yeniden ele alınacağı bir program" yorumunda bulunuyor.
(SALT Genel Müdürü Deniz Ova)2.2 MİLYON BELGEYE ULAŞILDI
Deniz Ova, SALT Araştırma'nın ulaştığı ölçeği aktarırken şu bilgiyi veriyor: "Türkiye'de sivil tarih çalışmalarına dair en kapsamlı dijital arşivlerden biri olan Salt Araştırma, 2025 itibarıyla 2.2 milyon belgeyi aştı. Dünyanın her yerinden erişime açık arşivlerimiz, araştırmacılar ve meraklı kullanıcılar için ortak bir keşif alanı oluşturmaya devam ediyor." Bununla birlikte destek mekanizmalarına da değinen Ova, BBVA Vakfı iş birliğiyle yürütülen programın sanatsal araştırma ve üretim için sürdürülebilir bir zemin oluşturduğunu belirtiyor. Salt Araştırma'nın temel yaklaşımının bilgiye erişimi açık, sürdürülebilir ve uzun vadeli kılmak olduğunu nitelendiren Ova, "2026'da farklı koleksiyonlar arasında daha güçlü ilişkiler kuran yeni erişim modelleri üzerinde çalışıyoruz. Grafik tasarım, mimarlık, kent ve görsel kültür alanlarında yeni arşivleri erişime açmayı hedefliyoruz. Açık arşiv yaklaşımını yalnızca dijitalleşme değil, kamusal bilgi üretiminin demokratikleşmesi olarak görüyoruz" diyor.
BAĞIMSIZ KÜRATORYAL ÇİZGİ
SALT, kurumsal modelinde araştırma temelli üretim, şeffaflık ve küratoryal bağımsızlığı merkezine alıyor. Ova, sponsorluk ilişkilerinden program geliştirme süreçlerine kadar tüm yapının uzun soluklu araştırmalar üzerinden şekillendiğini belirterek "Bizim için temel mesele, araştırma ve program üretim süreçlerinin bağımsızlığını korumak ve bu bağımsızlığı kurumsal yapının temel ilkesi olarak sürdürmek" diyor. Ova ayrıca sponsorluk ilişkilerine dair, "Sponsorluk ilişkilerini, içeriğe müdahale etmeyen ve kurumsal özerkliği gözeten bir yapı içinde yürütüyoruz, böylece programların yönü dışsal değil içsel dinamiklerle belirleniyor" ifadelerini kullanıyor. "Araştırmayı yalnızca sergi ya da programların hazırlık aşaması olarak değil, doğrudan üretimin kendisiyle iç içe geçmiş aktif bir düşünme ve üretim pratiği olarak görüyoruz" diyen Ova devamında üretim modelini şöyle açıklıyor: "Bu nedenle araştırma odaklı üretimlerin sergiler, yayınlar, konuşmalar ve dijital içerikler arasında daha bütünlüklü ve geçirgen ilişkiler kurmasını önemsiyoruz, çünkü bu yapı hem üretimi hem de kamusal etkiyi güçlendiriyor."

