USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN GR

-
-%

BIST 100

-
-%

Dijital Dönüşüm

Yayın Tarihi:08 Ocak 2026 11:34

Rekabetin dili değişti

Yerinde duran yapıların geride kaldığı, hareket edenlerin yön belirlediği bir eşikteyiz. Dijitalleşme ve inovasyon bu yeni rekabet düzeninde holdingleri tek bir yapıdan çok, farklı ritimlere sahip iş kollarını aynı stratejik akıl altında buluşturan dinamik ekosistemlere dönüştürüyor.

Rekabetin dili değişti

Bir zamanlar holding olmak, büyüklüğün kendisiyle tanımlanıyordu. Şirket sayısı, girilen sektörler, yaratılan ölçek... Güç ise bu başlıklar üzerinden okunuyordu. Bugün aynı yerden bakınca manzara değişmiş durumda. Yapay zeka, dijitalleşme ve inovasyon, büyüklüğü tek başına anlamlı kılmıyor; asıl farkı yaratan, bu büyüklüğün nasıl yönetildiği oluyor. Rekabetin dili de tam burada değişiyor. Hız, uyum ve teknolojiyi insanla birlikte düşünebilme becerisi öne çıkıyor. Özellikle çoklu yapıyla çalışan holdingler için bu dönem, alışılmış reflekslerle ilerlenebilecek bir dönem değil. Enerjiyle perakende, finansla sanayi, dijitalle geleneksel iş kollarının aynı anda var olduğu bu dönemde çeşitlilik ilk bakışta yönetilmesi zor bir tablo gibi durabiliyor. Her birinin ritmi, riski ve dili farklı. Oysa doğru bir koordinasyon kurulduğunda, tam da bu çeşitlilik holdingleri daha dayanıklı, daha üretken ve daha yenilikçi hale getiriyor. Farklı dünyaların bir araya gelmesi, doğru yönetildiğinde güçlü bir sinerji yaratıyor.

YENİ DÖNEMDE HOLDİNG OLMAK NE ANLAMA GELİYOR?

Çoklu yapı artık yavaşlığı çağrıştırmıyor. Yapay zeka, dijitalleşme ve çevik yönetim bir araya geldiğinde ölçek hız kazanıyor, organizasyon öğrenmeye başlıyor, yapı kendini yenileyebiliyor. Doğru dijital mimariyle desteklenen, ortak kültür ve yönetişim anlayışıyla yönetilen holdingler; değişimi izleyen değil, değişimi şekillendiren yapılara dönüşüyor. Bu nedenle holdinglerin yaşadığı dönüşüm, yalnızca teknolojik bir güncelleme olarak okunmuyor. Aynı zamanda karar alma biçimlerinin, iş yapış şekillerinin ve kurum içi kültürün yeniden tanımlandığı bütüncül bir yolculuğa işaret ediyor.

BÜTÜNCÜL BİR BAKIŞ AÇISI KURGULANMALI

Bu dosyada, çoklu yapıyı yöneten holdinglerin dönüşümü nasıl kurguladığını ve yönettiğini mercek altına alıyoruz. Bu dönüşümün stratejik, teknolojik ve zihinsel katmanlarını ise inovasyonu çoklu yapılarda bir yönetim refleksine dönüştüren isimlerin perspektifleriyle ele alıyoruz. TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, Insider One Yönetici Ortağı ve Büyüme ve Gelirden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ali Can Kamiloğlu, Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi Kurucusu Halil Aksu, London School of Mind Kurucusu Dr. Kerem Dündar, Dijitalpark Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin ve Microsoft Türkiye Ticari Satışlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Batmaz, çoklu yapılarda inovasyonun 'en derin zihnine' doğru bizi bütüncül bir yolculuğa çıkarıyor.

TEKNOLOJİYİ YÖNETME BECERİSİNİ GELİŞTİREN KAZANACAK

Dünyada son yıllarda yaşanan değişime uzaktan bakıldığında her şey bir teknoloji yarışı gibi görünüyor. Yapay zekadan söz ediliyor, veri konuşuluyor, dijital altyapılar hızla yayılıyor. Ancak yakından bakıldığında asıl farkın teknolojinin kendisinde değil, bu teknolojiyi yöneten yapılarda ortaya çıktığı görülüyor. Bugün fark yaratan şirketler, en ileri teknolojiyi satın alanlar değil. Asıl farkı yaratanlar, veriyi, yapay zekayı ve dijital altyapıyı karar alma biçimlerine ve organizasyon yapılarına entegre edebilenler. Teknolojiyi ayrı bir yatırım kalemi olarak değil, yönetim anlayışının doğal bir parçası haline getiren yapılar öne çıkıyor.

SADELİK, UYUM VE ÇEŞİTLİLİK ZAMANI

Dünya genelinde büyük holdingler ve çoklu yapı yöneten gruplar, uzun süre bir zorluk olarak görülen karmaşıklığın aslında inovasyonun motoru olabileceğini fark etmeye başladı. Çünkü her sektör farklı bir müşteri profili, farklı bir teknoloji dili, farklı bir risk yapısı ve farklı bir gelecek perspektifi taşıyor. Bu farklılıklar tek başına ele alındığında dağınık görünebilir. Ancak ortak bir yönetim aklıyla bir araya geldiğinde, ortaya hem daha dayanıklı hem de daha yaratıcı bir yapı çıkıyor. Bu bakış açısını destekleyen güçlü analizlerden biri StartUs Insights'ın İş Modeli Dönüşümü 2026 raporunda yer alıyor. Rapora göre, farklı iş kollarını aynı çatı altında yöneten yapılar değişime karşı daha dayanıklı ve yeni fikir üretmeye daha yatkın oluyor. Çünkü çeşitlilik fırsat yaratıyor. Bu nedenle dünya ölçeğinde rekabet artık 'kim daha ileri teknolojiye sahip' sorusuyla tanımlanmıyor. Asıl belirleyici olan, teknolojiyi çoklu yapılar içinde ne kadar bütünsel yönetebildiği, farklı iş kollarını tek bir stratejik yön altında ne kadar uyumlu çalıştırabildiği. Bugünün kazananları karmaşıklığı sadeleştiren, ölçeği avantaja çeviren ve teknolojiyi bir araç değil, yönetim modeli olarak kullanan holdingler oluyor.

TÜRKİYE BU DÖNÜŞÜMDE ÇOKLU YAPIYI AVANTAJA ÇEVİRME KAPASİTESİYLE AYRIŞIYOR

Türkiye'nin Global Innovation Index 2025 performansı, bu küresel tablo içinde dikkat çekici bir yere oturuyor. Türkiye 139 ülke arasında 43'üncü sırada yer alırken, inovasyon çıktılarında girdilere kıyasla daha güçlü bir performans sergiliyor. Bu durum, üretilen bilginin ve yapılan yatırımların daha hızlı biçimde ürüne, hizmete ve iş modeline dönüşebildiğini gösteriyor. Dijitalleşme ve otomasyon tarafındaki veriler de bu tabloyu destekliyor. Mevcut teknolojilerle Türkiye'de yapılan işlerin yaklaşık yarısı otomasyon potansiyeli taşıyor. Bu dönüşüm, çoklu yapıyı yöneten holdingler için yalnızca bir risk değil, aslında verimlilik, hız ve yeniden yapılanma fırsatı anlamına geliyor. Türkiye'deki holdingler açısından bu dönem, farklı sektörlerde geliştirilen çözümleri grup genelinde ölçekleyebilme kapasitesinin öne çıktığı bir süreç olarak dikkat çekiyor. Doğru yönetildiğinde çoklu yapı, Türkiye için de güçlü bir rekabet avantajına dönüşebiliyor. Çünkü holding yapıları, farklı sektörlerden gelen bilgi ve deneyimi aynı çatı altında birleştirebilme avantajına sahip. Bir iş kolunda geliştirilen çözüm, diğerinde hızla ölçeklenebiliyor. Türkiye'nin inovasyon çıktılarında öne çıkması, tam da bu uygulama ve ölçekleme becerisinin güçlü olduğuna işaret ediyor.

CANLI BİR İŞ EKOSİSTEMİ

Önümüzdeki dönemde holdingler, sahip oldukları şirket sayısıyerine bu şirketleri ne kadar uyumlu ve hızlı çalıştırabildikleriyle ayrışacak. Özellikle yapay zeka, dijitalleşme, inovasyon ve çeviklik birlikte ele alındığında çoklu yapı sadeleşiyor, hızlanıyor ve öğrenen bir yapıya dönüşüyor. Yeni liderlik profili de bu dönüşümle birlikte değişiyor. Geleceğin liderleri yalnızca hedef koyanlar olmayacak, aksine farklı sektörlerin ritmini anlayan, veriyi okuyabilen ve tüm yapıyı aynı yönde hareket ettirebilenler olacak. Kısacası çoklu yapıyı yöneten holdingler, şirketler topluluğu olmaktan çıkıp teknoloji, veri ve inovasyonla çalışan canlı bir iş ekosistemine dönüşüyor.

DİJİTALLEŞMENİN STRATEJİK KIRILMA NOKTALARI

Dijitalleşme, holdinglerde büyüklüğün anlamını yeniden belirliyor. Stratejik kırılma noktalarını doğru okuyan çoklu yapılar ise rekabetin yeni ligine geçiyor. Dünyadaki büyük holdingler yapay zekayı artık ayrı bir teknoloji yatırımı olarak görmüyor. Yapay zeka, karar alma süreçlerinin doğal bir parçası haline geliyor. Finans, risk, insan kaynakları, tedarik ve müşteri tarafında üretilen veriler tek bir yerde anlamlandırılıyor. Bu sayede yönetim, geçmişe bakarak değil, olasılıkları ve senaryoları görerek karar alabiliyor. Bu yaklaşım, özellikle çoklu yapılar için kritik bir fark yaratıyor. Çünkü farklı sektörlerden gelen bilgi ancak ortak bir akıl altında toplandığında değer üretiyor. Bu bağlamda önümüzdeki beş yılda holdinglerin rekabet gücünü büyük ölçüde belirleyecek başlıca dijital inovasyon alanları şunlar olacak:

1. Yapay zeka ve otonom ajanlar: Üretken yapay zekanın olgunlaşmasıyla yapay zeka daha özerk 'akıllı ajanlar' şeklinde iş süreçlerine nüfuz edecek. BCG'ye göre 2025 itibarıyla yapay zekadan elde edilen değerin yüzde 17'si bu tür otonom yapay zeka ajanlarından gelirken 2028'de bu pay yüzde 29'a çıkacak. Bu, yapay zeka yatırımlarının rekabet avantajı için vazgeçilmez olacağını gösteriyor.

2. Veri ekosistemleri ve platformlar: Farklı iş birimlerinden gelen büyük veriyi gerçek zamanlı işleyip kullanabilmek kritik önem taşıyacak. Veriyi birleştiren ve ortak kullanıma açan dijital platformlar hem iç operasyonlarda verimlilik sağlayacak hem de yeni iş modelleri yaratacak. Örneğin grup şirketlerinin müşteri verilerini tek havuzda toplayıp işleyen bir platform, çapraz satış fırsatlarını ve yenilikçi hizmet geliştirmeyi hızlandırabilir.

3. Siber güvenlik ve dijital güven: Dijital operasyonlar büyüdükçe siber tehditler de artacak. Yapay zeka destekli siber güvenlik çözümleri, önleyici güvenlik yaklaşımları (Örneğin tehditleri gerçekleşmeden önce tespit etme) ve veri gizliliğini koruyan teknolojiler rekabetin olmazsa olmazı olacak. Müşteriler, verilerini güvende tutan ve mahremiyetine saygı gösteren şirketleri tercih edeceğinden, dijital güveni tesis eden holdingler hem itibar hem müşteri sadakati kazanacak.

EN ÇOK OKUNANLAR