Yayın Tarihi:
09 Mayıs 2026 08:39Yayın Tarihi:
09 Mayıs 2026 08:39
Toros Dağları'nın zirvelerinde üç asır önce başlayan bir aile geleneği, bugün dijitalleşen dünyanın kodlarıyla yeniden yorumlanıyor. Eğriçayır, ödüllü ballarının yanı sıra arı ürünlerini günlük yaşamın merkezine yerleştiren vizyoner hamleleriyle de dikkat çekiyor. Eğriçayır Kurucusu Celal Çay ile markanın e-ticaret başarısından Londra'daki yeni nesil kahve dükkanlarına, arıcılığın bir girişimcilik modeline dönüşme hikayesini konuştuk.
* Eğriçayır, Mersin'in Toros Dağları'ndaki 300 yıllık bir aile geleneğinin bugünkü temsilcisi. Bu kadim bilgiyi modern teknolojilerle nasıl harmanlıyorsunuz?
Eğriçayır aslında sadece bir marka değil, nesilden nesile aktarılan bir üretim kültürünün bugünkü yansıması. Toros Dağları'nda arıcılık yaparken doğayı zorlamamayı, doğru zamanı beklemeyi ve müdahaleyi minimumda tutmayı öğreniyorsunuz. Bu yaklaşım bizim temelimiz. Bugün bu geleneği sürdürürken, üretimin her aşamasını bilimle destekliyoruz. Mesela ürettiğimiz balları hem duyusal olarak hem de laboratuvar analizleriyle değerlendiriyoruz. Balın biyolojik aktivitesini ortaya koyan değerler üzerinden çalışıyor, her partiyi kayıt altına alıyoruz. Bu sayede hem kendi iç kontrolümüzü sağlıyoruz hem de tüketiciye somut bir güven sunuyoruz. Teknolojiyi sadece üretimde değil, satış tarafında da yoğun şekilde kullanıyoruz. Bugün satışlarımızın yaklaşık yüzde 80'i e-ticaret üzerinden gerçekleşiyor. Mersin'deki üretim noktamızdan çıkan bir ürün, siparişin alınmasından paketlenmesine ve müşteriye ulaşmasına kadar tamamen dijital bir sistem üzerinden yönetiliyor. Günlük yüzlerce siparişi bu şekilde takip edebiliyoruz. Bu da aslında geleneksel bir üretimi, modern bir iş modeline dönüştürüyor. Bizim için önemli olan, geleneği koruyarak onu bugünün dünyasında sürdürülebilir hale getirmek. Teknoloji bu yolculukta bir araç ama yönümüzü belirleyen şey hala doğa.
* Markanızın yeni heyecanı Early Bee's Coffee, balı sadece bir kahvaltı ürünü olmaktan çıkarıp günlük bir ritüel haline getiriyor. Arı ürünlerini kahve kültürüyle buluşturma fikri nasıl doğdu? Bu mekanların, arıcılık ekosistemini tüketiciye anlatmakta nasıl bir köprü kurmasını hedefliyorsunuz?
Balın kullanım alanının zamanla daraldığını fark ettik. Oysa bal, tarihsel olarak çok daha geniş bir tüketim alanına sahipti. Günlük hayatın en güçlü alışkanlıklarından biri ise kahve. Bu iki dünyayı bir araya getirme fikri aslında buradan doğdu. Bu fikir zamanla Londra'da somut bir projeye dönüştü. Kısa sürede üç şubeye ulaşan ve yoğun ilgi gören Early Bees Coffee'de, insanlar kahvelerini ister klasik şekilde ister bal ile tatlandırarak tüketebiliyor. Özellikle bal ile hazırlanan içeceklerin beklediğimizden daha hızlı benimsendiğini gördük. Biz burada sadece yeni bir tat sunmuyoruz. Mesela kahve çekirdeğinin üretim sürecini anlatırken arıların tozlaşmadaki rolünü de konuşuyoruz. Birçok insan ilk defa kahve ile arılar arasındaki bağı bu şekilde fark ediyor. Bu mekanları birer kafe olarak değil, bir anlatım alanı olarak görüyoruz. Şehir hayatının içinde, doğaya dair küçük bir hikaye anlatıyoruz. İnsanlar belki bir kahve için geliyor ama çıkarken arıların dünyadaki rolüyle ilgili yeni bir bakış açısı kazanıyor. Dünyada temiz içerik ve sağlıklı beslenme eğilimi yükselişte.

* Propolis, polen ve arı sütü gibi apiterapi ürünlerinin birer süper gıda olarak konumlandırılması Türkiye'nin bu alandaki küresel rekabet gücünü nasıl etkiliyor?
Dünya artık daha bilinçli tüketiyor ve bu değişim çok net hissediliyor. İnsanlar ürünün lezzetinden öte nasıl üretildiğine ve ne içerdiğine bakıyor. Bu noktada Türkiye aslında oldukça avantajlı bir ülke.
Biz Eğriçayır olarak propolis, polen ve arı sütü gibi ürünleri üretirken, en çok dikkat ettiğimiz şey standardizasyon ve güven. Örneğin propolis ürünlerimizde özütleme yönteminden ham maddenin kaynağına kadar tüm süreci kontrol ediyoruz. Polen ve arı sütünde de benzer şekilde üretim ve saklama koşullarına çok dikkat ediyoruz. Aynı zamanda bu ürünleri Türkiye'yle sınırlı tutmuyor yurt dışında da anlatmaya çalışıyoruz. Farklı pazarlarda yer aldıkça görüyoruz ki doğru üretim ve şeffaflık olduğunda Türk arı ürünlerine olan güven hızla artıyor.
Bu da Türkiye'nin bu alandaki konumunu güçlendiriyor. Çünkü rekabet sadece üretmekle değil, doğru üretmek ve bunu doğru anlatmakla ilgili.

* Arıcılığın geleceği, gençlerin bu işe bakış açısıyla şekillenecek. Sizce bir gencin arıcılığı potansiyel bir girişimcilik alanı olarak görmesi için neler yapılmalı?
Gençlerin arıcılığa ilgisini artırmak için bu işi nasıl anlattığımızı değiştirmemiz gerekiyor. Arıcılık çoğu zaman sadece kırsalda yapılan bir üretim işi gibi görülüyor. Oysa bugün doğru bir yaklaşımla ciddi bir girişim alanına dönüşebilir. Biz kendi yolculuğumuzda bunu birebir yaşadık. Bal üretmekle kalmayıp marka oluşturduk, e-ticaret altyapısı kurduk, farklı ürünler geliştirdik ve şimdi bunu farklı konseptlerle genişletiyoruz. Bu aslında arıcılığın ne kadar esnek ve gelişebilir bir alan olduğunu gösteriyor. Gençler için önemli olan sadece gelir değil, anlam arıyorlar. Arıcılık da doğrudan doğayla bağlantılı olduğu için bu anlamı taşıyor. Aynı zamanda doğru kurulduğunda ölçeklenebilir bir iş modeli de sunuyor. Eğer bu işi değer üretimi olarak anlatabilirsek, gençlerin ilgisinin doğal olarak artacağını düşünüyorum.