Yayın Tarihi:
14 Mart 2026 08:57Yayın Tarihi:
14 Mart 2026 08:57
Günümüz dünyasında markalar, yalnızca ürün veya hizmet sunan yapılar olmanın ötesine geçerek, toplumun kültürel ve ruhsal zenginliğine yön veren birer 'kültür elçisi' rolünü üstleniyor. Sanatın dönüştürücü gücüyle kurulan bu köprü; bazen bir otomobil markasının tarihi bir bienale hayat vermesiyle, bazen bir otelin semtin hafızasını odalarına taşımasıyla, bazen de bir endüstri devinin genç bir sanatçının manifestosuna ortak olmasıyla kuruluyor.
Bu özel dosyada, sanatı yaşamın her anına dahil eden, estetiği kurumsal kimliğinin bir parçası kılan öncü projeleri bir araya getirdik. Sütaş'ın kamusal alanı neşeyle buluşturan ikonik figürlerinden PEUGEOT'nun Mardin'in çok katmanlı tarihine sunduğu desteğe, Medical Park'ın sanatla umudu yeniden çizen hassasiyetinden The Peninsula'nın küresel sanat mirasına, her bir proje ortak bir amaca hizmet ediyor: Sanatı erişilebilir kılmak ve hayatın her köşesinde yaşatmak.
Teknolojinin, tasarımın ve sosyal sorumluluğun sanatla harmanlandığı bu ilham verici yolculuk, markaların sadece ekonomiyi değil, ruhumuzu da nasıl beslediğini kanıtlıyor. Şimdi, sanatı yaşatan markaların dünyasına daha yakından bakalım.
DİKKAT İNEK ÇIKABİLİR!
Sütaş'ın 50. yılı kapsamında BASE iş birliğiyle hayata geçirilen 'Dikkat İnek Çıkabilir!' projesi, sanatçıların özgün yaklaşımlarıyla yorumladığı inek figürlerini kamusal alanda izleyiciyle buluşturuyor. İlk olarak Galataport İstanbul'da sergilenen tasarımlar, 2026 yılı boyunca Türkiye'nin farklı şehirlerini dolaşarak kamusal alanlara renk, neşe ve estetik katmaya devam edecek.
Proje kapsamında yüzlerce başvuru arasından Türkiye'nin 20 farklı ilinden seçilen 50 tasarımda, sanatçılar Sütaş'ın doğal, samimi, mutlu ve neşeli dünyasının simgesi olan inek heykellerini kendi bakış açılarıyla yorumladı. Şehir yaşamına entegre edilmek üzere tasarlanan çalışmalar, 2026 yılı boyunca Türkiye'nin farklı şehirlerini dolaşarak kamusal alanlara renk, neşe ve estetik katmaya devam edecek.

GÜLÜMSETEN BİR DENEYİM
50 yıllık marka yolculuğunda ineklerin ve çiftliğin her zaman en büyük ilham kaynağı olduğunu belirten Sütaş Ana Marka ve Kurumsal İletişim Direktörü Eylem Karakaş Soyluoğlu proje planlamasına dair detayları paylaştı: "1996 yılında ilk ulusal reklamlarımız yayına başladı ve Sütaş inekleri kamuoyu ile tanıştı. 2002 yılından itibaren aralıksız her gün yayınlanan Sütaş Çiftliği Karikatürleri'yle ünleri pekişti. Sütaş'ın eğlenceli, samimi ve iyimser dünyasının iletişimdeki sözcüsü oldular. Tüketicilerimizle, 'Çiftlikten Sofralara' ulaşan ürünlerimizle kurulan bağın, kalplere ulaşmasında ineklerimizin payını göz ardı edemeyiz. 50. yılımızda 'Çiftlikten Kalplere' uzanan bu yolculuğu kutlarken elbette ineklerimiz yine başrolü üstlendiler, yıl boyu ekranlarda yer aldılar. Projelerimizi planlarken de bizim dünyamızın kahramanı olan ineklerimiz ön plandaydı. İkonik inek heykellerimizi tasarımcılarımızın yaratıcı bakış açısıyla buluşturmayı, şehir yaşamının bir parçası haline getirmeyi hedefledik. 'Dikkat İnek Çıkabilir!' projesi ile amacımız kamusal alanlara, renk, estetik ve gülümseten bir deneyim taşıyabilmek. Günlük hayatın koşturmacası içinde karşınıza çıkacak bu tasarımların, kısa bir duraklama, bir tebessüm ve şehir hayatının yoğunluğu içinde küçük ama iyi gelen bir an yaratmasını diliyoruz."
Dikkat İnek Çıkabilir! başlığıyla yola çıkmaları sonucunda Sütaş ineklerinin kamusal alanda sanatın görünürlüğünü artırmaya, sanatçılara yeni mecralar açmaya ve kentle kurulan bağı güçlendirmeye yönelik bir çağrı olduğundan bahseden Proje Danışmanı Derya Yücel, projenin herkese ilham vermesini diliyor. BASE adına konuşan Aslı Boduroğlu ise, "BASE olarak bu keyifli projenin bir parçası olmaktan çok mutluyuz. Sanatı hayatın içine katan, sanatçıların üretim ve yaratıcılık motivasyonlarını besleyen bu gibi projeleri çok değerli buluyoruz. Tüm Türkiye'den farklı disiplinlerden 200'e yakın sanatçının birbirinden yaratıcı başvuruları arasından 50 tanesi proje kapsamında sergileniyor. Sütaş'ın eğlenceli ve mutlu dünyasını tasarımlarına taşıyan sanatçılarımızın işlerinin Galataport İstanbul ve ardından farklı mekanlarda ve illerde kamuoyuyla buluşacak olmasından dolayı heyecanlıyız" değerlendirmesinde bulundu.
7. MARDİN BİENALİ ANA SPONSORU PEUGEOT
Otomotivde yenilikçi teknolojileri, tasarım ve benzersiz sürüş keyfiyle birleştiren PEUGEOT, sanat aracılığıyla kullanıcılarının hayatına dokunmaya devam ediyor. PEUGEOT, sanatı yalnızca desteklenen bir alan değil; düşünceyi dönüştüren, sınırları aşan ve toplumsal bağları güçlendiren evrensel bir ifade biçimi olarak görüyor. Bu vizyon doğrultusunda 7. Mardin Bienali'nin ana sponsoru olan marka, kültürel üretimin sürdürülebilirliğine katkı sunarken, farklı coğrafyalar, disiplinler ve anlatılar arasında kurulan diyaloğun da aktif bir parçası olmayı hedefliyor.
Bienalin kavramsal çerçevesi 'GÖKzemin', gerçek ile hayal, maddi ile manevi, politik ile poetik arasındaki geçişleri Mardin'in çok katmanlı tarihsel ve kültürel dokusu üzerinden ele alıyor. Gök ile yer, geçmiş ile gelecek, bireysel ile kolektif arasında kurulan bu düşünsel hat, PEUGEOT'nun yenilikçi ve çok boyutlu marka yaklaşımıyla güçlü bir paralellik taşıyor. Marka, hareketi yalnızca fiziksel bir eylem olarak değil; zihinsel, kültürel ve duygusal bir yolculuk olarak da tanımlıyor. 7. Mardin Bienali ana sponsorluğu ile sanata verdiği uzun soluklu desteği bir kez daha vurgularken; kültürel miras ile çağdaş düşünce arasında kurulan bu güçlü diyaloğun parçası olmaktan gurur duyuyor. Marka, sanatı ve tasarımı merkeze alan yaklaşımıyla, ilham veren deneyimlerin ve yeni perspektiflerin önünü açmaya devam ediyor.
2010 yılından bu yana düzenlenen ve bu yıl ilk kez eski Mardin kent merkezinin dışına taşarak Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe'yi bienal rotasına dahil eden Mardin Bienali, izleyiciyi bölgenin farklı coğrafi, tarihsel ve kültürel katmanlarını keşfetmeye davet ediyor. Sergiler, mekana özgü yerleştirmeler ve performanslar; geçmişle geleceği, gelenekle çağdaş sanatı aynı zemin üzerinde buluşturuyor. Bienalin düşünsel pusulasını, Aristophanes'in Kuşlar adlı eseri ile Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr'ı oluştururken; kuşlar, gökyüzü ile yeryüzü arasında rehberlik eden güçlü metaforlar olarak öne çıkıyor. Bu metaforlar, arayışı, dönüşümü ve özgürlüğü simgelerken PEUGEOT'nun yaratıcılığı, cesareti ve ileriye bakış vizyonuyla özdeşleşiyor.

SANATLA GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRİYOR
Konu hakkında değerlendirme yapan PEUGEOT Marka Direktörü Gupse Kaplan, "PEUGEOT Türkiye olarak, sanatı düşünceyi besleyen ve toplumsal bağları güçlendiren evrensel bir değer olarak görüyoruz. Bu anlayış doğrultusunda, uzun yıllardır farklı disiplinlerden sanatçılar ve projelerle sanata katkı sunan markamız adına, bu yıl yedincisi düzenlenen Mardin Bienali'nin ana sponsoru olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek isterim. Mardin'in zengin kültürel yapısı ve bienalin çağdaş sanat vizyonu, markamızın köklü ve yenilikçi duruşuyla doğal bir uyum içinde. Bu iş birliğiyle bir etkinliği desteklemekle kalmıyor sanatın, yaratıcılığın ve çok sesliliğin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunuyoruz. Gök ile yer, geçmiş ile gelecek arasında bizi bir yolculuğa davet eden ve 'GÖKzemin' başlığında gerçekleşecek bienalin kavramsal çerçevesini oluşturan değerli küratör Çelenk Bafra'ya, Döne Otyam ve bienal ekibine ve tüm sanatçılara teşekkür ederiz" dedi. Yenilikçi bakış açısı, estetik anlayışı ve insan odaklı yaklaşımıyla yalnızca otomotiv dünyasında değil, kültür ve sanat alanında da değer yaratan PEUGEOT, Türkiye'nin uluslararası ölçekteki en önemli çağdaş sanat buluşmalarından 7. Mardin Bienali'nin ana sponsoru oldu. Küratörlüğünü Çelenk Bafra'nın üstlendiği, Döne Otyam ve Hakan Irmak direktörlüğünde, Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde düzenlenen bienal, 'GÖKzemin' kavramsal çerçevesiyle 15 Mayıs-21 Haziran 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.

KANSER HASTALARI UMUDU YENİDEN ÇİZDİ
Medical Park İstanbul Onkoloji Hastanesi'nde 'Sanatla Umudu Yeniden Çiziyoruz' sloganıyla özel bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, kanser hastalarının tedavi sürecinde hazırladığı, kendi duygularını ve umutlarını yansıttıkları eserlerden oluşan resimler sergilendi.
Sergiyle ilgili bilgi veren Hastane Resim Öğretmeni Hilal Fidan, "Aslında burada en önemli konu farkındalık yaratmak. Hem sağlıklı bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmalarını teşvik etmek hem de tedavi gören bireylerin fiziksel ve ruhsal süreçlerinde toplum olarak daha anlayışlı olmamızı sağlamak istiyoruz. Amacımız, katılımcılarımızın ve konuklarımızın bu sürece dair dikkatini çekebilmekti" açıklamasında bulundu.
20 eserin yer aldığı sergide hastalar hastanenin resim öğretmeni Hilal Fidan rehberliğinde kendi duygularını, umutlarını ve tedavi sürecindeki deneyimlerini tuvale aktardılar. Etkinlik sonunda hastaların katılımıyla tuval üzerine el izi çalışmaları ve kanser temalı kurdele çalışmaları da düzenlendi. Hastalar, farklı renklerde hazırlanan kurdeleleri tuvale yerleştirerek hem kendi mücadelelerini hem de ortak iyileşme sürecini sanat yoluyla ifade etti.
Etkinlikte konuşan Medical Park İstanbul Onkoloji Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzman Doktor Tayfun Hancılar, "Biz her fırsatta, kansere ve erken teşhisin önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bugün ise biraz daha farklı bir yol izledik. Hastalarımızla birlikte gerçekleştirilen bir resim aktivitesini ve bu çalışmaların sergilenmesini ön plana çıkardık. Böylece sanatın kanser tedavi sürecinde nasıl bir rol üstlenebileceğine dikkat çekmek istedik. Sanatın doğrudan hastalığı iyileştirici bir etkisi yok elbette. Ancak yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: Tedavi sürecinde ya da sonrasında sanatla bir şekilde ilgilenen hastaların tedavi uyumları daha iyi oluyor. Hastalarımızın yüzlerinin daha çok güldüğünü, hayata daha sıkı tutunduklarını görüyoruz. Onkolojide hayata ne kadar tutunursanız, tedavi sonuçları da o kadar olumlu oluyor" dedi.
SANAT SÜREÇTE HASTAYA DESTEK SAĞLIYOR
Kanserin zor bir hastalık olabildiğini ancak günümüzde birçok kanser türünde etkili tedavilerin mevcut olduğunu aktaran Uzm. Dr. Hancılar, "Uzun süreli kontroller ve kalıcı iyileşmelerle karşılaşıyoruz. Sanat da bu süreçte hastaya önemli bir destek sağlıyor. Sanatın herhangi bir dalıyla iletişim kurmak, iyileşme sürecine ciddi katkı sunabiliyor. Erken teşhis kanserde hayati öneme sahip. Her zaman istediğimiz sonucu alamayabiliriz ancak erken teşhis yakalandığında normal yaşam süresine kavuşma şansı çok yüksek. Örneğin, meme kanseri bir santimetreden küçükken yakalanırsa, artık bu hastalığı tamamen iyileşmiş kabul edebiliyoruz. Cilt kanseri, kolon kanseri gibi birçok kanser türünde de erken teşhis belirleyici. Bu nedenle her fırsatta söylüyoruz: Lütfen kontrollerinizi ihmal etmeyin. Hastalığı en başında yakalarsak, sonrası bizim işimiz" diye konuştu. Hastane Resim Öğretmeni Hilal Fidan da "Aslında burada en önemli konu farkındalık yaratmak. Hem sağlıklı bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmalarını teşvik etmek hem de tedavi gören bireylerin fiziksel ve ruhsal süreçlerinde toplum olarak daha anlayışlı olmamızı sağlamak istiyoruz. Amacımız, katılımcılarımızın ve konuklarımızın bu sürece dair dikkatini çekebilmekti. Kanser, fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da çok yıpratıcı bir süreç. Hastalarımız kemoterapi alırken sanatla, renklerle, şekillerle uğraştıklarında bir nebze de olsa bulundukları durumdan uzaklaşabiliyorlar. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemeleri onlara gerçekten çok iyi geliyor" ifadelerini kullandı.
DEPREMZEDE ÇOCUKLARIN RESİMLERİ SERGİYE DÖNÜŞTÜ
6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde anma ve farkındalık çalışmaları kapsamında deprem bölgesindeki çocuklara yönelik sosyal ve eğitim destek projeleri hayata geçti. Hatay'ın Samandağ ilçesinde eylül ayında düzenlenen Mizah Günleri kapsamında depremzede çocuklarla gerçekleştirilen karikatür ve sanat atölyelerinde ortaya çıkan eserler, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları tarafından hazırlanan 'Dayanışma Sergisi' ile 6 Şubat itibarıyla FMV Işık Okulları Nişantaşı Yerleşkesi'nde okul topluluğuyla buluştu. Çocukların yaşadıkları süreci, umutlarını ve hayal dünyalarını yansıttıkları yaklaşık 70 eserden oluşan sergi, deprem gerçeğine yönelik farkındalığın ve dayanışma bilincinin güçlenmesine katkı sağlamayı hedefliyor.
Sergi, yerleşkedeki okul paydaşlarının yanı sıra aday veliler ve mezunlar tarafından da görülebilirken, ilerleyen süreçte farklı yerleşkelerde de sergilenmesi planlanıyor. FMV Işık Okulları, 'Önce iyi insan' yaklaşımı doğrultusunda sosyal sorumluluk çalışmalarını sürdürürken, sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüyle toplumsal farkındalığı canlı tutmayı hedefliyor.
PAŞABAHÇE'DEN FÜREYA KORAL KOLEKSİYONU
Cumhuriyet tarihinin ilk kadın seramik sanatçılarından biri olan Füreya Koral, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ev sahipliğinde düzenlenen özel bir konferans ve sergiyle Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde anıldı. Paşabahçe Mağazaları, Füreya Koral'ın 'sanatı yaşamın içine katma' vizyonundan ilhamla hazırlanan Füreya Koleksiyonu'ndan özel bir seçkiyi bu anlamlı buluşma kapsamında sergiledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, Türk Ocağı Salonu Söyleşileri kapsamında gerçekleştirilen 'Feyizli Bir Mevsim... FÜREYA' başlıklı konferans, 3 Şubat 2026 tarihinde Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde düzenlendi. Füreya Koral üzerine uzun yıllardır çalışmaları bulunan Prof. Dr. Leyla Alpagut'un konuşmacı olduğu etkinlikte, sanatçının yaşamı, eserleri ve sanata yaklaşımı ele alındı. Konferans, Füreya Koral'ı yalnızca üretimleriyle değil, ait olduğu dönem ve düşünsel arka planıyla birlikte ele alarak izleyicilere kapsamlı bir yolculuk sundu. Etkinlikte, Paşabahçe Mağazaları'nın Füreya Koral'ın sanatı yaşamla buluşturma anlayışından ilham hayata geçirdiği Füreya Koleksiyonu'ndan özel bir seçki de sanatseverlerle buluştu.
ASMA HAVLULARDA TUVANA BÜYÜKÇINAR İMZASI
'Çünkü eviniz daha iyisine layık' mottosuyla yepyeni bir bakış açısı benimseyen Papia Home koleksiyonu tasarımcı Tuvana Büyükçınar'ın imzasını taşıyor. Şıklığı ve fonksiyonelliği bir arada sunan koleksiyon özelinde tasarlanan yeni Papia Home Asmalı Havlu, ihtiyaçtan öte adeta evlerin dekorasyonunu tamamlayan zarif bir tasarım objesi olmayı hedefliyor. Papia Home Asmalı Havlu, tasarımcı Tuvana Büyükçınar imzası taşıyan yenilikçi ürünüyle farklı zevklere hitap eden beş tasarım alternatifi sunuyor. Asılabilir yapısıyla duvarlarda adeta bir sanat tablosu gibi konumlanan Papia Home Asmalı Havlu, minimal ve zarif duruşuyla mutfaktan banyoya, salondan bahçeye yaşam alanlarından çalışma köşelerine kadar evin her noktasına uyum sağlayacak şekilde tasarlandı.
'İPEĞİN HAFİFLİĞİ, TAŞIN AĞIRLIĞI' SERGİSİ
Farklı disiplinlerden 15 sanatçının özgün üretimleriyle oluşan 'İpeğin Hafifliği, Taşın Ağırlığı' sergisi, Ceylan Splend'or Uludağ, Autograph Collection ev sahipliğinde ve Mim Art Project iş birliğiyle 31 Mart 2026'ya kadar doğanın, kültürün ve zamanın kesişiminde benzersiz bir keşif alanı sunacak.
Marriott International'ın Autograph Collection segmentinin yeni üyesi Ceylan Splend'or Uludağ, ilk sergisini misafirleriyle buluşturmaya devam ediyor. Uludağ'da dört mevsim yaşayan bir dağ destinasyonu vizyonuyla hareket eden otel, 15 farklı sanatçının resim, dijital art, enstalasyon ve dokuma gibi birbirinden farklı tekniklerle hayata geçirdiği 34 eseri, Mim Art Project organizasyonu ve Berkay Görgü küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor. Sergide; Alper Aydın, Belkıs Balpınar, Bilal Hakan Karakaya, Çağrı Saray, Defne Parman, Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin, Esra Özdoğan, Mehmet Ali Uysal, Merve Zeybek, Nazlı Gürlek, Özge Enginöz, Özgür Demirci, Sinem Dişli, Tuğçe Diri'nin şehir ve sezgisel bellek arasındaki ilişkiye odaklanan eserleri yer alıyor.
Kültür ve sanat alanındaki danışmanlık projeleriyle öne çıkan Mim Art Project iş birliğiyle hayata geçirilen sergi, Ceylan Splend'or Uludağ, Autograph Collection'ın sanatla kurduğu diyaloğun ilk adımını temsil ediyor. Bursa'nın çok katmanlı belleğinden ilham alan sergi, ipeğin zarafetiyle taşın kalıcılığını, yalnızca nesnel dünyayla değil; zaman, hafıza ve insan deneyimi üzerine düşünmeye davet ediyor. Bursa'nın çok katmanlı belleğinden ilham alan sergi, ipeğin zarafetiyle taşın kalıcılığını, yalnızca nesnel dünyayla değil; zaman, hafıza ve insan deneyimi üzerine düşünmeye davet ediyor. Dönüşüm, kırılganlık ve kalıcılık gibi kavramlar etrafında şekillenen seçki, kavramsal, malzeme odaklı ve hafıza temelli çağdaş üretimlerle Bursa'nın kültürel mirasını farklı bakış açılarından yeniden okumaya olanak sağlıyor.15 sanatçının farklı disiplinlerdeki üretimlerinden oluşan seçki, otelin iç mekanlarında ziyaretçilerini çok katmanlı bir kenti farklı perspektiflerden okuma fırsatıyla buluşturuyor.
SANATLA NEFES ALAN BİR OTEL
Canopy by Hilton markasının Türkiye'deki ilk adresi olan Canopy by Hilton Istanbul Taksim, Beyoğlu semtine Hilton'un lifestyle segmentini yansıtan yepyeni bir otel kazandırdı. Osmanlı'nın ve yakın dönem Cumhuriyet'in kültürel yaşam merkezi olmuş Tarlabaşı'nın, Taksim 360 projesi kapsamında yenilenen sokaklarında konumlanan otel, bölgenin çok katmanlı tarihinden ve sanatsal kimliğinden ilham alarak, misafirlerine sadece bir konaklama değil, semt ile bağ kurabilecekleri çağdaş bir yaşam deneyimi sunuyor. Otel, modern dokularla restore edilen binasında, geçmişin izlerini ve kültürel belleği koruyarak Tarlabaşı'nın özgün enerjisini yeniden canlandırırken tüm detaylar, mahallenin hikayesine ve geçmişine adeta bir saygı duruşu niteliği taşıyor.
Özel oluşturulmuş sanat eseri seçkisiyle öne çıkan otelin tüm alanlarına yayılan sanat eserleri, otelin mimari konseptiyle uyumlu olarak ALAN Project sanat ekibi tarafından tasarlandı. ALAN Project bünyesinde farklı disiplinlerden sanatçıların imzasını taşıyan eserler, İstanbul'un çok kültürlü karakterine göndermede bulunurken Canopy by Hilton markasının sıcak, çağdaş ve davetkar kimliğini yansıtıyor. Her bir eser otel içinde kendi mikro anlatısını oluştururken, bir araya geldiklerinde Beyoğlu'nun dönüşen yüzünü yansıtan bütüncül bir sanatsal ağı ortaya koyuyor.
FINDIKIRAN BALESİNİ ERİŞİLEBİLİR KILDI
Türk Telekom, teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürme vizyonuyla Türkiye'ye değer projeler yürütmeye devam ediyor. Herkes için erişilebilir bir yaşam amacıyla kurumsal sosyal sorumluluk projelerini hayata geçiren Türk Telekom, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu iş birliğiyle başlattığı 'Erişilebilir Tiyatro' projesini Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sürdürüyor. Görme ve işitme engelli sanatseverler için engelleri aşan bir sanat deneyimi sunan proje kapsamında İstanbul Devlet Opera ve Balesi iş birliğiyle bu kez ilk defa bir bale etkinliği olan 'Fındıkkıran' görme engelli sanatseverlerle buluştu.

Türkiye'de dijital dönüşümün öncüsü Türk Telekom, teknolojinin sağladığı imkanları 'Türkiye'ye Değer' çatısı altında iyilik ve faydaya dönüştürmek için kurumsal sosyal sorumluluk projelerine devam ediyor. AKM ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu iş birliğiyle yürütülen 'Erişilebilir Tiyatro' projesi, 3'üncü sezonunda da sanatseverlerle buluşmayı sürdürüyor. Engelli sanatseverlerin kültürel etkinliklere eşit katılımını desteklemek amacıyla görme ve işitme engelli bireyler için hayata geçirilen 'Erişilebilir Tiyatro' projesi kapsamında ilk defa bir bale etkinliği erişilebilir kılındı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin AKM Türk Telekom Opera Salonu'nda sahneye taşıdığı Fındıkkıran, sesli betimleme uygulaması ile görme engelli sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Çaykovski'nin ölümsüz müziği eşliğinde sahnelenen Fındıkkıran, masalsı atmosferi ile Atatürk Kültür Merkezi'nde izleyicilere büyülü anlar yaşatıyor. Klasik bale repertuarının en sevilen eserlerinden biri olan bu iki perdelik bale, Clara'nın yılbaşı gecesinde fındıkkıran oyuncağıyla çıktığı düşsel yolculuğu konu alıyor. Görme engelli sanatseverler sesli betimleme uygulaması ile dekor, kostüm, dansçıların hareketleri, sahne geçişleri gibi sessiz gelişen olayların anlık olarak anlatılmasıyla bu özel etkinliği ayrıntıları kaçırmadan deneyimledi.
ENDÜSTRİ VE SANAT ARASINDA KALICI BİR DİYALOG
Sanatı, toplumsal gelişimin ve düşünsel dönüşümün vazgeçilmez bir parçası olarak konumlandıran Tosyalı, kültür ve sanat alanındaki uzun soluklu destekleriyle üretimin yanısıra değer yaratımında da sorumluluk üstlenmeye devam ediyor. Endüstri ile sanat arasında kalıcı bağlar kurmayı hedefleyen bu yaklaşım doğrultusunda Tosyalı, çağdaş sanatçı Lal Batman'ın 'The Grand Excess' adlı kişisel sergisine katkı sunarak sanata destek veriyor.
Yeşil çelik üretimindeki öncü vizyonuyla kültür ve sanat alanındaki uzun soluklu desteklerini sürdüren Tosyalı Holding, çağdaş sanatçı Lal Batman'ın 'The Grand Excess' adlı kişisel sergisi için hazırlanan kitabın sponsoru olarak endüstri ile sanat arasında kalıcı ve anlamlı bir diyalog kurulmasına öncülük ediyor. Pilevneli Dolapdere'de gerçekleşen 'The Grand Excess', Lal Batman'ın sosyal medyanın parıltılı yüzünü sorguladığı, geçmişin estetik zarafetini günümüzün yapay ihtişamıyla yüzleştirdiği kapsamlı bir anlatı sunuyor. Sergide Antik Mısır ve Yunan dönemlerinden 18., 19. ve 21. yüzyıllara uzanan tarihsel katmanlar; Güney Amerika, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Batı kültürlerinin estetik yaklaşımlarıyla bir araya geliyor.
Batman'ın eserleri dijital ile plastiği yan yana getirirken mürekkep, akrilik, doğal ve cam taşlar ile incilerin oyma dokulu kağıtlarda buluştuğu zengin bir malzeme diliyle hayat buluyor. Bu çok katmanlı yapı, izleyiciye yalnızca görsel değil, yoğun bir duyusal deneyim de sunuyor.
Bu kapsamda 'The Grand Excess', geçmişin estetik değerlerini çağdaş bir bağlamda yeniden ele alan güçlü bir görsel manifesto olarak öne çıkıyor. Tosyalı Holding, sergiye eşlik eden yayının kitap sponsoru olarak endüstri ile sanat arasında ilham verici ve kalıcı bir bağ kurulmasına katkı sunarken kültürel üretimin sürdürülebilirliğine verdiği önemi bir kez daha vurguluyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR İŞ BİRLİĞİ MODELİ
Siemens Türkiye, kültür ve sanata verdiği desteği iş birliğiyle daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Siemens Türkiye, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile hayata geçirdiği iş birliği kapsamında, 2025-2026 ve 2026-2027 sezonlarını kapsayacak şekilde iki sezon boyunca üç önemli eserin (Pinokyo.exe, Lucia di Lammermoor ve Sihirli Flüt) prodüksiyon ve teknik bölümlerine destek verecek.
Bu kapsamda Siemens Türkiye, opera sanatına yönelik desteğinin kapsamını genişleterek yıl geneline yayılan sürdürülebilir bir iş birliği modeline dönüştürüyor. İki sezonu kapsayan iş birliğinin ilk eseri olan Pinokyo.exe şubat ayında sahnelenirken Lucia di Lammermoor mayıs ayında, Sihirli Flüt ise kasım ayında izleyiciyle buluşacak.
YIL BOYUNCA DESTELEYEN BİR YAKLAŞIM
Siemens Türkiye İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Özlem Özkaya, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "Siemens Türkiye olarak, sadece teknoloji ve inovasyon alanında değil, aynı zamanda sanat ve kültür alanında da önemli projelere imza atarak topluma katkıda bulunuyoruz. 1998 yılından beri sürdürdüğümüz Siemens Türkiye Opera Yarışması, Türkiye'nin genç yeteneklerine ışık tutarak, opera sanatının ülkemizde gelişimine büyük katkı sağlıyor. Yarışmamız, Siemens'in kurumsal sosyal sorumluluk projeleri kapsamında, kültürel ve sanatsal gelişimi destekleme misyonunun bir parçası olarak öne çıkıyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile hayata geçirdiğimiz iş birliği ile sanata yönelik desteğimizi opera yarışmamızın ötesine taşıyarak desteğimizin kapsamını daha da genişletiyoruz. İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğiyle, Türkiye'de opera alanının en önemli kurumlarından biriyle uzun vadeli ve sürdürülebilir bir destek modeli kuruyoruz. Bu iş birliği, kültür sanat yaklaşımımızı daha bütüncül bir yapıya taşırken; teknik unsurların sahne sanatının yaratıcı dünyasıyla buluşmasına da olanak sağlıyor. Siemens Türkiye olarak, teknolojinin sanatsal üretimi güçlendiren bir araç olduğuna inanıyor ve bu anlayışla sanat camiasına değer katmayı önemsiyoruz." İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Caner Akgün ise Siemens Türkiye ile hayata geçirdikleri iş birliğine yönelik olarak, "Opera ve bale sanat dallarının sürekliliği ve nitelik olarak yüksek seviyelere ulaşması, bu alana ciddiyetle yaklaşan iş birlikleriyle mümkün oluyor. Siemens Türkiye ile gerçekleştirdiğimiz bu çalışma, sanatın desteklenmesi ve daha geniş kitlelere ulaşması açısından son derece kıymetli. Kültür sanat alanına verilen bu desteğin, önümüzdeki dönemde de kalıcı ve anlamlı sonuçlar doğuracağına inanıyoruz" açıklamasında bulundu.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ GENÇ SANATÇILARA DESTEK
İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın (İKSV) yürütücülüğünde, Mercedes-Benz Türk'ün proje ortaklığında hayata geçirilen SaDe (Sanatçı Destek Fonu), 2026 döneminde de Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen genç sanatçıların yeni üretimlerini destekliyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve Mercedes-Benz Türk'ün iş birliğiyle geliştirilen SaDe, görsel sanatlar alanında (resim, heykel, seramik, fotoğraf, cam, illüstrasyon, çizim veya baskı teknikleri) üretim yapan 35 yaşını aşmamış sanatçılar, tasarı aşamasındaki projeleriyle katılabiliyor. Başvurular arasından belirlenecek beş projeye fondan 5 bin avro (her biri için) destek sağlanacak. Ayrıca sanatçılara, üretim süreçleri boyunca alanında uzman mentorlarla çalışma imkanı sunulacak ve projelerini kültür-sanat profesyonelleri, kurumlar ve üreticilerle bir araya gelerek geliştirmeleri sağlanacak. Değerlendirme süreci sanatçı ve akademisyen Şive Neşe Baydar, sanatçı Burçak Bingöl, sanatçı Sinem Dişli, sanat alanı yöneticisi ve sanatçı Erkan Özgen ile sanatçı ve akademisyen Evrim Kavcar'dan oluşan seçici kurul tarafından yürütülecek. SaDe programına başvurular 30 Mart'a kadar kabul edilecek.
"SANAT İYİLEŞTİRİR": ORTAK BİR DÖNÜŞÜM VİZYONU
Memorial Sağlık Grubu, hastanelerinden çıkan medikal ve teknolojik atıkları, sanatçı Deniz Sağdıç'ın ileri dönüşüm dokunuşuyla kalıcı eserlere dönüştürdü. 'Sanat İyileştirir' projesinin ikinci durağı olan Memorial Göztepe Hastanesi, bu özel seçkiyle sağlık, sanat ve sürdürülebilirliği aynı çatıda buluşturuyor.
Proje kapsamında kan tüpleri ve kapakları, flakon ve ilaç kapakları, enjektör ve şırıngalar, mama kutusu kapakları, tarihi geçmiş renkli tablet ilaçlar, pipet ve pipet uçları, elektronik kablo ve çipler, anakartlar ile tekstil ve üniforma parçaları gibi tedavi süreçlerinden çıkan çok sayıda atık materyal, geri ve ileri dönüşüm prensibiyle portre eserlere dönüştürüldü.
KAPSAMLI BİR İLERİ DÖNÜŞÜM ANLATISI
Memorial hastanelerinden ayrıştırılarak toplanan materyallerle üretilen 10 yeni eser, ilk kez Memorial Göztepe Hastanesi'nde sanatseverlerle buluşurken; Memorial Bodrum Hastanesi için daha önce hazırlanan ve benzer dönüşüm süreçlerinden geçen yedi özel eser de yeniden sergiye dahil edilerek seçkiyi genişletti. Böylece sergi, Memorial'ın farklı hastanelerinde ortaya çıkan atıkların sanatsal bir bütünlük içinde yeniden hayat bulduğu kapsamlı bir ileri dönüşüm anlatısı sundu.
"HASTANELER KÜLTÜREL SORUMLULUK ÜSTLENMELİ"
Memorial Sağlık Grubu CEO'su Bora Uludüz, sergiye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Memorial Sağlık Grubu olarak sağlık hizmetini yalnızca klinik tedavi süreçleriyle sınırlamayan, insanın ruhsal ve çevresel iyilik halini de gözeten bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Sanatın iyileştirici gücü, hastalarımızın ve yakınlarının moralini yükselten, yaşam enerjisini destekleyen çok güçlü bir alan. 'Sanat İyileştirir' projesi, sürdürülebilirlik anlayışımız ile sanat vizyonumuzu bir araya getiren çok özel bir çalışma. Hastanelerimizde oluşan ve doğru yönetilmediğinde doğa için risk oluşturabilecek atıkları, Deniz Sağdıç'ın yaratıcı yorumuyla kalıcı sanat eserlerine dönüştürmek sağlık kurumlarının aynı zamanda çevresel ve kültürel sorumluluk üstlenen yapılar olabileceğini de gösteriyor. Deniz Sağdıç, atığı değere dönüştürme konusundaki vizyonu ve özgün üretim diliyle çağdaş sanatın en ilham verici isimlerinden biri. Kendisinin sıradan bir materyali güçlü bir insani hikayeye dönüştürme becerisine büyük bir hayranlık duyuyoruz. Sanat İyileştirir' projesinin ilk adımını Memorial Bahçelievler hastanemizde atmış ve çok güçlü bir etki yarattığını hep birlikte görmüştük. Bugün bu yolculuğun Memorial Göztepe'de devam etmesi ve farklı hastanelerimizden toplanan materyallerle yeni eserlerin hayat bulması bizim için son derece kıymetli. Memorial Sağlık Grubu olarak sanatın dönüştürücü gücünü hastanelerimize taşımaya ve sürdürülebilir projelerle sanatın yanında olmaya devam edeceğiz."Memorial Sağlık Grubu, 2005 yılından bu yana hastanelerinde sanat galerileri, sanat projeleri ve kültürel iş birlikleriyle sağlık ve sanatı bir araya getiriyor. Sanatın ruh ve beden sağlığı üzerindeki pozitif etkisinden yola çıkan kurum, hastane ortamını yalnızca tedavi alanı değil, ilham veren ve iyileşmeyi destekleyen bir yaşam alanı olarak kurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi'nde açılan 'Sanat İyileştirir' sergisi, Mart ayında ise Memorial'ın Şişli ve Ataşehir Hastanelerinde sergilenmeye devam edecek.
AYASOFYA'DAN PANTHEON'A: COĞRAFYALAR ARASINDA MİMARİ BAĞ
Dünyaca ünlü sanatçı Ahmet Ertuğ'un Venedik'te 21 Şubat tarihinde açılacak fotoğraf sergisi 'Beyond the Vanishing Point', Trendyol Sanat'ın katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Le Stanze della Fotografia'da 6 Nisan'a kadar gezilebilecek sergide, Ayasofya'nın anıtsal kubbesi tüm görkemiyle yer alıyor. Ayasofya'dan Pantheon'a uzanan 29 büyük boyutta basılmış fotoğraf ile Doğu ile Batı arasında tarihsel mimari bir bağ kuran sergi, çoğu zaman erişimi kısıtlı veya gizli kalmış mekanların derinliklerini sanatseverlerle buluşturuyor. Sanatçının elli yılı aşkın süredir Avrupa ve Akdeniz'in mimari mirasını belgelediği seçki, Trendyol Sanat'ın kültür-sanata sunduğu güçlü desteği uluslararası boyuta taşıyor. Avrupa'nın en prestijli sanat merkezlerinden Le Stanze della Fotografia'da Denis Curti'nin küratörlüğünde 21 Şubat-6 Nisan tarihlerinde kapılarını açacak olan sergi; Ertuğ'un erişimi kısıtlı veya gizli kalmış 29 mimari şaheseri tüm görkemiyle gün yüzüne çıkaran fotoğraflarından oluşuyor.
Ahmet Ertuğ; yaratıcılığın, hafızanın ve tarihin kesiştiği mekanlara odaklandı.Mimari hafızanın izinde yarım asırlık bir yolculuk Türkiye'nin kültürel mirasını ve mimarisini 50 yılı aşkın süredir dünyaya tanıtan mimar-fotoğrafçı Ahmet Ertuğ, sergi ile ilgili duygularını şöyle ifade etti: "50 yılı aşkın süredir çalışmalarımı Avrupa, Akdeniz ve ötesindeki mimari ve kültürel mirası fotoğraflamaya adadım; insan yaratıcılığının, hafızanın ve tarihin kesiştiği mekanlara odaklandım. Bu kareler, mimarinin hem sürekliliği hem dönüşümü nasıl bünyesinde taşıdığını görünür kılıyor. Kültürleri, çağları ve coğrafyaları birbirine bağlarken, insanın anlam ve güzellik taşıyan mekanlar yaratma arzusunun evrenselliğini doğruluyor. Mimarlık geçmişimden dolayı fotoğrafı yalnızca belgeleme aracı değil, bir yorumlama biçimi olarak görüyorum. Mimariyi, onu yaratanların gözünden deneyimlemenin ve görünür kılmanın bir yolu. Venedik'te Le Stanze della Fotografia'da yer alan bu sergi, İtalya'nın mimari mirasına ve onun Akdeniz dünyasıyla kurduğu derin diyaloğa odaklanan fotoğraflarımdan bir seçki sunuyor. Fotoğraflar, izleyiciyi çoğu zaman gizli, uzak ya da erişilmesi güç mekanlara davet ederek, aksi halde yalnızca hafıza ya da hayal gücüyle bilinebilecek alanlarla mahrem bir karşılaşma öneriyor." Sergide, Ertuğ'un 8x10 inç büyük format bir körüklü kamera ve filmle çalışarak yavaş, bilinçli ve tefekküre dayalı bir süreçle çektiği 29 devasa fotoğraf arasında İtalya'daki tarihi katedraller, saraylar, tiyatrolar, kütüphaneler ve müzeler yer alıyor.
AYASOFYA'NIN ANITSAL KUBBESİ DE TÜM GÖRKEMİYLE SERGİDE
Trendyol Sanat'ın katkı sunduğu Le Stanze della Fotografia'daki sergiyi gezenler için en büyüleyici fotoğraflardan birisi ise, Türkiye'den tek bir kare olacak: Ayasofya'nın anıtsal kubbesi. Altıncı yüzyıldan bu yana, zeminden 55 metre yüksekte asılı duran merkez kubbenin çevresindeki yarım kubbelerin de kadraja girdiği fotoğraf, İstanbul ve Venedik arasındaki yüzyıllara yayılan mimari sürekliliğe tanıklık ediyor. Sergideki fotoğraflar, mimarinin kültürler, dönemler ve coğrafyalar arasında hem süreklilik hem dönüşüm taşıdığını gösteriyor.
DÜNYADA BİR İLK: CANLI, DÜŞÜNEN VE SÜREKLİ EVRİLEN BİR SANAT DENEYİMİ
Dijital sanatın sınırlarını genişleten The Cube, yeni sergisiyle sanat, teknoloji ve izleyici arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor. CCN Holding çatısı altında faaliyet gösteren The Cube, bu yeni projeyle dijital sanatın yalnızca izlenen değil, yaşanan, hissedilen ve her an yeniden oluşan bir deneyime dönüştürüyor.
CCN Holding'in geleceği şekillendiren mekanlar ve deneyimler yaratma vizyonunun bir yansıması olan bu sergi, sanatın teknolojiyle kurduğu ilişkiye yeni bir perspektif sunuyor. The Cube, bu yaklaşımla yalnızca bir sergi alanı değil; sanat, veri ve insan bilincinin buluştuğu canlı bir deneyim platformu olarak konumlanıyor.
The Cube'te izleyiciyle buluşan 'Canlı ve Düşünen Bir Sanat Deneyimi', mekanın mimari ve teknolojik altyapısı özel olarak kurgulanarak hayata geçirildi. Uluslararası yeni medya sanat stüdyosu Ouchhh tarafından yaratılan bu deneyim, tamamen gerçek zamanlı çalışan, hiçbir anı tekrar etmeyen ve sabit bir anlatıya sahip olmayan bir sanat evreni sunuyor. Sergide önceden hazırlanmış sahneler ya da nihai bir görsel bulunmuyor; ortaya çıkan her kompozisyon yalnızca o ana, o izleyiciye ve o mekana ait oluyor.
İNSAN ZİHNİYLE BAŞLAYAN SÜREÇ
Deneyimin ilk aşamasında mekan, tek bir katılımcının zihinsel durumuna odaklanıyor. Gerçek zamanlı nöral veriler aracılığıyla algılanan beyin aktivitesi, mekanın görsel yapısına doğrudan etki ediyor. Düşünceler; renk, form ve hareket olarak karşılık buluyor ve ortam, izleyicinin zihinsel haline göre şekilleniyor. İkinci aşamada deneyim kolektif bir boyut kazanıyor. Mekan, aynı anda birden fazla kişinin varlığını ve duygusal halini algılayarak buna tepki veriyor. Paylaşılan duygular, ortamın atmosferini değiştiriyor; oda sakinleşiyor, yoğunlaşıyor ya da bambaşka bir hale bürünüyor. Böylece eser, bireysel bir farkındalıktan ortak bir deneyim alanına doğru genişliyor. Deneyimin son aşamasında süreç insan ölçeğinin dışına taşınıyor. Sistem, NASA'ya ait yirmi aktif uydudan gelen iklim verileriyle gerçek zamanlı olarak beslenerek yapay bir ekosistem oluşturuyor. Bu verilerle şekillenen dijital doğa; sürekli değişen, yaşayan ve öngörülemez bir yapı sunuyor. Katılımcılar, tam vücut takibi sayesinde bu ekosistemle etkileşime girerek onun dönüşümüne doğrudan katkıda bulunuyor.
TEKNOLOJİNİN GERİ PLANDA KALDIĞI BİR KURGU
Sergide kullanılan teknolojiler görünür bir gösteri unsuru olarak öne çıkmıyor. Yapay zeka, mekanın izleyiciye kulak vermesini, tepki üretmesini ve onunla birlikte dönüşmesini sağlayan bir altyapı olarak işliyor. Deneyimin merkezinde teknoloji değil, izleyicinin mekanla kurduğu ilişki yer alıyor. Bu çalışmada tekrar eden anlatılar ya da kalıcı bir son görüntü bulunmuyor. Her deneyim yalnızca yaşandığı anda var oluyor ve sona erdiğinde geride yalnızca izleyicinin hafızasında kalan izleri bırakıyor. The Cube'da gerçekleşen bu yeni sergi, klasik anlamda bir enstalasyon olarak tanımlanmıyor. İnsan, mekan ve veri arasında kurulan canlı bir ilişki alanı sunan bu deneyim, dijital sanatın geleceğine dair kesin cevaplar vermektense izleyiciyi bu sürecin aktif bir parçası olmaya davet ediyor.
ALTERNATİF SAHNENİN GÜVENCESİ: ANADOLU EFES MAVİ SAHNE
Anadolu Efes, sanatı hayatın içine katan vizyonunu tiyatro sahnesine taşıyarak 2018 yılında Anadolu Efes Mavi Sahne platformunu hayata geçirdi. DasDas iş birliğiyle kurulan bu platform, sahne bulmakta zorlanan alternatif tiyatro topluluklarına alan açarken, başta üniversite öğrencileri olmak üzere tüm sanatseverler için tiyatroyu daha erişilebilir kılmayı hedefliyor. Kurulduğu günden bu yana 100'den fazla oyuna ev sahipliği yapan Mavi Sahne, yaklaşık 19 bin izleyiciyi sanatın iyileştirici dünyasında ağırladı.
ZOR ZAMANLARDA SANATIN YANINDA
Mavi Sahne, sadece bir mekan sunmakla kalmayıp sanatın sürdürülebilirliği için de kritik roller üstlendi. Pandemi döneminde tiyatronun dijitalleşme sürecine öncülük ederek perdelerin kapanmamasını sağlayan platform, Tiyatro Kooperatifi ile gerçekleştirdiği projelerle de özel tiyatroların ayakta kalmasına can suyu oldu.
Tiyatro sahnelerden şehre taşıyor: Pub-Up Mavi Sahne Platformun yenilikçi yüzünü temsil eden 'Pub-Up Mavi Sahne' projesi, tiyatroyu klasik salonların dışına, yeme-içme ve eğlence mekânlarına taşıdı. Şiirle akustik müziği harmanlayan bu özgün konsept, üç sezon boyunca Türkiye'nin 18 farklı şehrinde ücretsiz olarak düzenlendi ve yaklaşık 2 bin sanatsevere ulaştı. Anadolu Efes Mavi Sahne, her Çarşamba akşamı DasDas'ta sahnenin tozuna maviyi karıştırmaya, yaratıcı topluluklara kapılarını açmaya ve tiyatroseverleri benzersiz hikayelerle buluşturmaya devam ediyor.