Yayın Tarihi:
19 Haziran 2026 11:24Güncelleme Tarihi:
19 Haziran 2026 11:24Yayın Tarihi:
19 Haziran 2026 11:24
Sanat dünyası her dönemde kendini yeniden üretiyor. Yeni kuşaklarla birlikte değişen anlatılar, farklı disiplinlerin bir araya geldiği üretimler ve dijitalleşmenin açtığı yeni alanlar, sanatın yönünü de dönüştürüyor. Bugün genç sanatçılar tuvalde ya da galerilerde değil, dijital platformlarda, hibrit üretimlerde ve disiplinlerarası alanlarda da kendilerine yeni ifade biçimleri açıyor. Ancak sanat üretiminin görünür hale gelmesi, çoğu zaman yalnızca yetenekle ilerlemiyor. Genç sanatçılar için üretim alanı bulmak, sürdürülebilir bir yapı kurmak ve görünürlük kazanmak hala önemli başlıklar arasında yer alıyor. Bu nedenle galerilerden vakıflara, koleksiyonerlerden bağımsız sanat alanlarına kadar uzanan destek mekanizmaları, sanat ekosisteminin geleceğinde daha kritik bir rol üstleniyor. Genç sanatçıların üretim yolculuğunu, sanat ekosisteminin dönüşümünü ve kültürel sürdürülebilirliğin geleceğini Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı (EKAV) Kurucusu İnci Aksoy ile ele aldık. Çağdaş sanatın değişen dinamiklerinden koleksiyonerlik anlayışına, kadın sanatçıların görünürlüğünden yapay zekanın sanat üzerindeki etkisine kadar birçok başlığı değerlendirdik.
*Bugün genç sanatçıların çok daha deneysel, cesur ve disiplinlerarası üretimlere yöneldiğini görüyoruz. Sizce genç sanatçıları desteklemek kültürel geleceğin şekillenmesinde nasıl bir rol üstleniyor?
Genç sanatçıları desteklemek, kültürel üretimin sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyor. Yeni kuşak sanatçılar; farklı bakış açıları, deneysel üretimler ve çağdaş anlatılarla sanat dünyasını dönüştürüyor. Ancak kariyerlerinin başında görünürlük, finansman ve üretim alanı bulmakta zorlanabiliyorlar. Bu nedenle burslar, sergiler, mentorluk programları ve kurumsal destekler yalnızca bireysel kariyerleri değil, uzun vadede kültürel kalkınmaya katkı sağlayarak kültürel geleceği de şekillendiriyor. 1991'de kurmuş olduğumuz Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı gibi kurumların sağladığı destekler, genç sanatçıların üretimlerini sürdürebilmeleri ve sanat ekosistemine kalıcı katkı sunabilmeleri açısından büyük önem taşıyor.
*Türkiye'de çağdaş sanat alanında genç sanatçılara yönelik ilginin giderek arttığını görüyoruz. Koleksiyonerlerin ve kurumların yeni kuşak sanatçılara yaklaşımını siz nasıl okuyorsunuz?
Türkiye'de çağdaş sanat alanında bazı koleksiyonerler ve kurumlar genç sanatçılara daha fazla alan açmaya başladı; özellikle yarışmalar, açık çağrılar, bağımsız sergiler ve genç koleksiyon programları bunun göstergesi. Ancak piyasanın büyük bölümü hala 'güvenli isimlere' yönelme eğiliminde. Öte yandan genç koleksiyoner kuşağının da ortaya çıkması önemli bir değişim yarattı. Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi gibi kurumlar, genç koleksiyonerlerin genç sanatçılara yönelmesini teşvik eden projeler yaptı. Bu yaklaşım, yalnızca 'yatırım değeri yüksek' isimlere değil, gelişim sürecindeki sanatçılara da alan açılabileceğini gösteriyor.
*Günümüzde galeriler yalnızca sergi alanı olmanın ötesinde, sanatçının yolculuğuna eşlik eden yapılara dönüşüyor. Bu değişimi yorumlar mısınız?
Ekavart Gallery gibi vakfımıza bağlı ticari amaçla kurulmamış galerilerin genç sanatçılara odaklandığı bir dönemde diğer galerilerin rolü de ciddi biçimde dönüşüyor. Eskiden galeriler daha çok 'eser satan aracılar' olarak görülürdü; bugün ise küratöryel yönü güçlü, ağ kuran, görünürlük sağlayan ve sanatçının kariyerini inşa eden yapılara dönüşüyor. Türkiye'de de özellikle genç kuşak galeriler daha deneysel üretimlere alan açıyor. Ancak ekonomik baskılar nedeniyle birçok galeri hala satış garantisi olan isimlerle genç sanatçılar arasında denge kurmaya çalışıyor. Bu yüzden bugün galerilerin en önemli sınavı şu: Hem sürdürülebilir bir ekonomik model kurup hem de yeni üretimi gerçekten destekleyebilmek. Başarılı galeriler artık yalnızca eser satan değil; sanatçının kariyerine, düşünsel gelişimine ve uluslararası görünürlüğüne yatırım yapan yapılar olarak öne çıkıyor.

Ardan Özmenoğlu, Aklıma Takılan Şeyler 2010
*Türkiye'de özellikle bağımsız sanatçılar ve genç üreticiler açısından üretim koşulları uzun süredir tartışılıyor. Bugünkü sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de sanat üretimi destekleniyor olsa da özellikle genç sanatçılar ve bağımsız üreticiler için sistem hala kırılgan. Ekonomik koşullar, sınırlı kamusal destek ve görünürlük sorunları üretim süreçlerini zorlaştırabiliyor. Buna rağmen genç koleksiyonerlerin artması, dijital platformların güçlenmesi ve bağımsız sanat alanlarının çoğalması umut verici gelişmeler arasında yer alıyor. Bu noktada vakfımız gibi kurumlar, genç sanatçıların üretimlerini sürdürebilecekleri daha güçlü ve sürdürülebilir bir alan oluşturulmasına önemli katkı sağlıyor.
*Son yıllarda kadın sanatçıların görünürlüğündeki artış hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye'de kadın sanatçıların görünürlüğü geçmişe kıyasla belirgin biçimde arttı; ancak görünürlük ile eşit temsil aynı şey değil. Türkiye sanat tarihinde de aslında çok güçlü kadın sanatçı mirası var. Mihri Müşfik, Fahrelnissa Zeid, Tomur Atagök, Nil Yalter gibi isimler yalnızca kendi üretimleriyle değil, sonraki kuşaklara alan açmalarıyla da çok önemli figürler.
Bugün birçok önemli sergide, bienalde ve çağdaş sanat platformunda kadın sanatçılar daha güçlü biçimde yer alıyor ama sanat piyasası, koleksiyonlar ve kurumsal temsil açısından hala yapısal eşitsizlikler sürüyor. Bu nedenle bugün mesele yalnızca görünürlük değil. Aynı zamanda karar alma mekanizmalarında yer almak, koleksiyonlarda kalıcı temsil edilmek ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak.
*Koleksiyonların bugün kültürel hafızayı besleyen önemli bir alan haline geldiğini görüyoruz. Koleksiyon ile sanat üretimi arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?
Koleksiyon ile sanat üretimi arasında güçlü ve karşılıklı bir ilişki var. Koleksiyonlar yalnızca eser biriktirme alanı değil, sanatçının görünürlüğünü artıran, üretime ekonomik destek sağlar. Sağlıklı bir sanat ortamında koleksiyon ve üretim birbirini besler: Sanatçı yeni düşünceler üretir, koleksiyoner o üretimin yaşamasına alan açar; böylece kültürel hafıza oluşur. Özellikle genç ve deneysel üretimlerin sürdürülebilmesi için koleksiyonerlerin yeni isimlere alan açması büyük önem taşır. Türkiye'de koleksiyon anlayışı da giderek daha araştırma temelli ve destekleyici bir yapıya evriliyor.
*Günümüzde sanatın sürdürülebilirliği çok daha geniş bir çerçevede tartışılıyor. Sizce güçlü bir sanat ekosistemi nasıl kurulabilir?
Sanatın sürdürülebilirliği yalnızca finansal destekle değil; üretim, eğitim, görünürlük, arşivleme ve kültürel erişimin birlikte güçlenmesiyle mümkün olur. Mesele yalnızca sanatçının bugün üretmesi değil, uzun vadede üretmeye devam edebilmesi. Üretimin belgelenmesi, dijital olarak erişilebilir olması ve uluslararası dolaşıma girmesi de sanatın kalıcılığı açısından büyük önem taşıyor. Bu düşünceyle 2008 yılında kurduğum ArtTv, sanatseverlere çevrimiçi erişim sağlarken aynı zamanda güçlü bir sanat arşivi oluşturdu. Vakıflar, galeriler, üniversiteler, belediyeler ve özel sektör arasında kurulacak dayanışma ağı, sanat ekosisteminin güçlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Çünkü sanat kurumlarının rolü yalnızca sergi düzenlemek değil, sanatçının üretim koşullarını, görünürlüğünü ve kültürel sürekliliğini destekleyen uzun vadeli bir yapı kurmak...
*Yapay zeka, dijital platformlar ve hibrit üretimler sanat dünyasında yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. Geleceğin sanat ortamını sizce nasıl şekillenecek?
Geleceğin sanat ortamı daha dijital, disiplinlerarası ve erişilebilir olacak. Fiziksel sergiler önemini korurken çevrimiçi platformlar, yapay zeka ve hibrit üretimler daha fazla öne çıkacak. Ancak yapay zeka destekli çalışmalar yaygınlaşırken; kimlik, ekoloji, göç ve hafıza gibi toplumsal konular sanatın merkezinde kalmaya devam edecek. Aynı zamanda bağımsız sanat alanları, genç sanatçılar ve kolektif üretim modelleri daha önemli hâle gelecek. Bu nedenle EKAV gibi kurumların sürdürülebilir destek sağlaması geleceğin sanat ekosistemi için kritik olacak.
SANATIN SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEĞİ
Çağdaş sanat dünyası dijitalleşme, disiplinlerarası üretimler ve yeni anlatı biçimleriyle dönüşürken, genç sanatçıların görünürlük kazanması ve üretimlerini sürdürebilmesi sanat ekosisteminin en önemli başlıkları arasında yer alıyor. İnci Aksoy'a göre galeriler, vakıflar, koleksiyonerler ve bağımsız sanat alanları artık yalnızca eser sergileyen yapılar yerine; sanatçının kariyerini destekleyen, kültürel hafızayı güçlendiren ve yeni kuşak üreticilere alan açan önemli aktörler olarak öne çıkıyor. Aksoy, sanatın sürdürülebilirliğinin finansal desteğin yanı sıra eğitim, görünürlük, dijital erişim ve uzun vadeli kültürel yatırımlarla güçlendiğini vurguluyor. Genç koleksiyonerlerin yeni isimlere yönelmesi, bağımsız sanat alanlarının çoğalması ve dijital platformların güçlenmesi ise Türkiye'de çağdaş sanatın geleceği adına dikkat çeken dönüşümler arasında gösteriliyor.