Modern yaşamda ömrümüzün büyük bir bölümünü çalışma hayatına ayırıyoruz. Bu ortamın bize getirdikleriyle tatmin olmak için en iyi tercihleri yapıp azami keyifle çalışmayı kendimize amaç ediniyoruz. Peki iş yaşamında ne kadar iyi hissediyoruz ya da iş yaşamında keyifli ve iyi hissetmek nasıl oluyor? İş yerinde zindelik adına birçok çalışmada fiziksel esenlik kadar insanın zihinsel ve ruhsal zindeliğini korumasının, stresini dengelemesinin ve yaptığı işte keyif almasının iş yerinde iyi hissetmenin temelinde yer aldığını gözlemliyoruz. Kavramsal olarak kişiden kişiye değişecek iyi hissetme durumunu, insanın iş yaşamındaki doğasına döksek farklı odak noktalarının çıkacağı da aşikar. Peki iyi hissetmeyi çalışma ortamının özelliklerini düşünerek prensiplere dökseydik, hangi yetenekler ön plana çıkacaktı, iyi hissetmek nelere bağlı olacaktı? Gelin bunu farklı farklı bakış açılarıyla inceleyelim:
YETERİNCE İSTEMEK
İş hayatında da hayatın diğer alanlarında olduğu gibi istemek, yeterince bir şeyi arzulamak çok önemli. Çünkü yeterince istemeyince, o arzuyu içimizde hissetmeyince aksiyona yönlenmeyiz. Bir şeyleri değiştirecek gücü de içimizde bulamayız. Motivasyon da denilen bu özellik, bizi iş hayatında farklı şeyleri denemeye doğru iter. İş hayatında istemek konusunda ölçüyü bulmak çok önemli. Daha doğrusu bu ölçüyü insan kendi oluşturur. Ölçüsü ise gerektiğinde sizi hareket ettirecek kadardır. Fazlasını istemek her ne kadar makbul görünse de ileride profesyonel açıdan zararları dokunabilir. O yüzden yeteri kadar istemek, motivasyonu sağlamak adına önemli bir iş yaşamı becerisidir.
ELİNDEKİYLE YETİNMEK
İş hayatında da normal hayatımızda da hep daha fazlasını istiyoruz. Elimizdekilerin kıymetini unutup hep daha fazlası ne olabilir, bazen de başkasının tabağında ne var diye bakıyoruz. İş hayatındaki rekabetin içinde kendi gelişimimiz bir yana, etrafta neler oluyor diye bakarken yetinmeyi unutup, hırsların içinde kaybolabiliyoruz. Bazen fazlasını istemek, elimizdeki iyi bir kazancı, iyi bir ekibi ve belki beraberinde bizi geliştiren ortamı bile değersizleştirebiliyor. Oysaki yeterince istemeyi becerirken, elimizdeki güzellikleri de görmemiz psikolojik güvenlik çemberimizi kuvvetlendirir. Kaygılarımızı azaltır, başka bakış açılarını fark ederiz.
UMUTLU VE ODAKLI OLMAK
Kariyerimizde umudu canlı tutmak ayrı bir meziyet. Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi kariyerin de hep bahsettiğimiz iniş çıkışları var. Bu anlarda umutsuzluğa kapılmayıp bizim için en doğrusu olacağını hayal etmek yabancı literatürde dendiği üzere farklı bir zihinsel kurulum. Bu ancak alıştırmayla, devamlı böyle düşünmeyi deneyerek geliştirebileceğimiz bir yapı. Nasıl devamlı kaygıyı körükleyerek ya da kötü düşünceyi besleyerek beynimizi ona göre programlıyorsak, o döngüyü kırarak pozitif düşünceyi ve umudu da körükleyebiliriz. Bunu hayatta en umutsuz durumda olan kişiler bile yapabiliyorsa, iş yaşamında yapabilmek tamamen bir pratik ve çaba meselesi... İş yaşamında iyi hissetmeyi üç farklı açıdan incelerken; bunların yanında her çalışanın değişen ortam şartlarında kendi formüllerini araması, her an daha iyi bir profesyonel gelişim elde etmek için bu özel formülleri uygulaması kendilerini destekleyici bir aksiyon olacaktır.