USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

26 Eylül 2026 08:04

Güncelleme Tarihi:

26 Eylül 2026 08:04

Güncelleme Tarihi:

26 Eylül 2026 08:04

Yayın Tarihi:

26 Eylül 2026 08:04

Esas sermaye kültür

Eğlence ekonomisinin gücü finansal rakamlardan öte insanların sanatla kurduğu bağda, ortak deneyimlerde ve kültürel üretimin yarattığı değerde saklı. Özellikle genç neslin müzik keşifleri kısa videolar aracılığıyla gerçekleşse de bağ canlı konser deneyiminde kuruluyor.

Esas sermaye kültür

Eğlence ekonomisi son yıllarda milyarlarca dolarlık hacmi, turizme katkısı ve yarattığı istihdamla öne çıkıyor ancak bu büyümenin arkasındaki asıl dinamik çoğu zaman gözden kaçıyor. Konserler, festivaller ve performans mekanları ekonomik değer üretmekle kalmıyor kültürel bağlar kuruyor, aidiyet duygusunu besliyor ve ortak hafızayı güçlendiriyor. Canlı müzik etkinlikleri sanatçı ile dinleyici arasında kalıcı ilişkiler kuran güçlü alanlardan biri olmayı sürdürürken, kültür mekanları da etkinlik düzenleyen yapılar olmanın ötesine geçerek keşif, karşılaşma ve topluluk üreten platformlara dönüşüyor. Fiba Salon İKSV Yöneticisi Rana Uludağ, eğlence ekonomisinin sürdürülebilirliğinin ancak güçlü kültürel üretimle mümkün olduğunu vurgularken, kültürün ekonominin sonucu değil, çoğu zaman ön koşulu olduğunu kaydediyor.

*Eğlence ekonomisi denildiğinde çoğu zaman akla büyük konserler ve yüksek cirolar geliyor. Sizce bu kavramın kültürel boyutu yeterince konuşuluyor mu?

Eğlence ve ekonomi kelimeleri yan yana gelince yaratıcı üretimin ekonomik değeri öne çıkıyor. Tabii ki bu ekonomik değerin kendisi kültürel üretimden bağımsız düşünülebilecek bir şey değil. En nihayetinde eğlence sektörü tüketilen bir ürün ortaya çıkarmıyor, aynı zamanda farklı kültürler arasında bir temas alanı yaratıyor, bir bakıma toplumun aynası işlevi görüyor. Müzik ya da diğer performans sanatları kimliklerin, hikayelerin, değerlerin ve yaşam biçimlerinin dolaşıma girdiği kültürel alışveriş alanları. Dolayısıyla bugün büyük cirolardan, bu sektörün turizm etkisinden ya da istihdamdan söz edebiliyorsak, bunun temelinde insanların o üretimle kurduğu kültürel bağ yatıyor. Kültürel karşılığı olmayan bir üretimin uzun vadede ekonomik karşılık üretmesi de oldukça zor. Kültürel boyutu belki de en yoğun biçimde kültür-sanat alanında çalışan emekçiler konuşuyor. Çünkü bu ilişkinin en görünür tanıkları onlar. Ancak bu tartışmanın sektörün dışına da daha fazla taşınması gerektiğini düşünüyorum. Zira kültür yalnızca ekonomik büyümenin sonucu değil, aynı zamanda onun ön koşullarından biri. Özellikle canlı müzik gibi alanlarda bunun etkisini çok net görüyoruz. Bir konser bilet satan bir etkinlik olmanın ötesinde bulunduğu mahallenin restoranından oteline, ulaşımından gece ekonomisine kadar çok katmanlı bir ekonomik hareket yaratıyor. İnsanların o konsere gitme motivasyonu önce sanatçının yarattığı kültürel değer, onunla kurduğu aidiyet ve ortak deneyimden kaynaklanıyor. Ekonomi de çoğu zaman bu kültürel ilişkinin doğal bir çıktısı olarak ortaya çıkıyor. Bu yüzden eğlence ekonomisini kültürel sermaye üreten bir ekosistem olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sürdürülebilir ekonomik değer uzun vadede ancak güçlü kültürel üretim üzerine inşa edilebiliyor. Yeni nesil aidiyet duygusunu eski nesillere göre çok daha hızlı kuruyor ama aynı hızla da tüketiyor. Eskiden insanlar aylarca tek bir CD'deki albümü dinler, bir sanatçının tüm üretimi üzerinden derin bir bağ kurardı. Bugün ise çoğu zaman bir sanatçıyla kurulan ilk ilişki, bir şarkının sosyal medyada karşılaşılan 15 saniyelik bir kesiti üzerinden başlıyor. Bu da aynı anda birçok sanatçıyla çok hızlı bağlar kurulmasına ancak bu bağların aynı hızla yerini yenilerine bırakmasına neden olabiliyor. Dolayısıyla yeni nesil için bir sanatçının 'yeni keşif' olmaktan çıkıp hızla geride kalması da çok olası. Ama iş canlı müziğe geldiğinde bu dinamik değişiyor. Eğer dinleyici doğru zamanda o sanatçıyla canlı olarak buluşma fırsatı yakalarsa, o konser çok daha derin ve kalıcı bir bağ yaratabiliyor. O ana tanıklık etmek, aynı duyguyu yüzlerce ya da binlerce kişiyle paylaşmak ve sanatçının üretimiyle fiziksel bir temas kurmak anlamına geliyor. Dijital dünyada hızla kurulup hızla tüketilen ilişki, canlı performans sayesinde çok daha güçlü ve uzun soluklu bir aidiyete dönüşebiliyor. Bence yeni nesil için müzik dinlemek keşif alanıyken, konser deneyimi o keşfin gerçek bir bağa dönüştüğü an. Canlı müzik, dijital çağın hızına rağmen insanların bir sanatçıyla en güçlü duygusal ilişkiyi kurabildiği alan olmaya devam ediyor.

* Deneyim ekonomisi çağında mekanların rolü nasıl değişiyor?

Deneyim kelimesi kişisel olarak artık beni biraz yormaya başladı. Bir dönem sürdürülebilirlik kavramının yaşadığına benzer bir süreçten geçiyor gibi hissediyorum. Çok sık kullanıldığı için bazen farklı anlamları tek bir kelimenin içine sığdırmaya çalışıyoruz. Ama işin özüne baktığımızda deneyim ekonomisinin özellikle yeni kuşaklar için 'o ana tanık olma' duygusu etrafında şekillendiğini düşünüyorum. İnsanlar o ana dahil olmak ve onu kendi hikayelerinin bir parçası haline getirmek istiyor. Bu da kültür-sanat mekanlarını sürekli yeni formatlar ve yeni karşılaşmalar üzerine düşünmeye teşvik ediyor. Bence bunun olumlu taraflarından biri de mekanların kendilerini sürekli geliştirmeye yönelmesi. Seyircinin sıradanlaşan ya da kendini tekrar eden programlara tahammülü daha az. Dolayısıyla mekanlar da farklı bağlamlar kurmaya ve izleyiciye daha özel anlar sunmaya çalışıyor. Bu da hem programlama anlayışını hem de mekanların kültürel rolünü daha dinamik bir yapıya dönüştürüyor.

* Salon İKSV'nin isim sponsoru Fiba Grubu oldu ve bu iş birliği kapsamında mekanın adı Fiba Salon İKSV olarak yenileniyor. Fiba Salon İKSV bir performans mekanı olarak nasıl ayrışıyor?

İKSV tarafından 2010 yılında kurulan ve o zamandan bu yana Şişhane'de müzikseverler için bir buluşma ve keşif mekanı olan Salon İKSV, yeni sezonuna Fiba Grubu'nun desteğiyle, Fiba Salon İKSV ismiyle hazırlanıyor. Fiba Salon İKSV'nin en önemli farkı, kendini yalnızca konser düzenleyen bir mekan olarak görmemesi. Bizim için programlama sadece popüler olanı sahneye taşımaktan ibaret değil. Aynı zamanda yeni keşiflere alan açmak ve seyirciyle uzun vadeli bir ilişki kurmak anlamına geliyor. Bu yaklaşımı bu eylül itibarıyla daha da ileri taşıyoruz. Sahnemizi yalnızca müzik performanslarına değil, edebiyat, tiyatro ve farklı bilim dallarından fikir öncülerine de açıyoruz. Aynı zamanda İKSV'nin festivalleriyle daha fazla ortak yapım gerçekleştirerek Salon'u İKSV'nin genel programıyla daha sıkı bir diyalog içinde buluşturmayı hedefliyoruz. Amacımız, Fiba Salon İKSV'yi farklı disiplinlerin birbirini beslediği yaşayan bir kültür alanına dönüştürmek. Canlı müzik bu yaklaşımın merkezinde olmaya devam ediyor. Bir yandan uluslararası ölçekte takip edilen sanatçıları ağırlarken, diğer yandan Türkiye'de ilk kez sahne alacak ya da henüz keşfedilmemiş isimlere de yer vermeye özen gösteriyoruz. Bence bir kültür mekanının önemli görevlerinden biri yeni keşiflere aracılık etmek. Kültürel hayatın canlı kalabilmesi için seyircinin konfor alanının dışına çıkabileceği ve sürprizlerle karşılaşabileceği alanlara ihtiyaç var. Salon'un fiziksel ölçeği de bu yaklaşımı destekliyor. Seyirci ile sanatçı arasında çok yakın bir bağ kurulabiliyor. Bu da her performansı daha samimi ve unutulmaz kılıyor. Biz de Fiba Salon İKSV'de insanların yeni fikirlerle karşılaştığı, yeni sanatçılar keşfettiği, tekrar gelmek istediği ve zaman içinde kendini ait hissettiği bir kültür mekanı yaratmayı hedefliyoruz.

*Eğlence ekonomisinin büyümesini konuşuyoruz. Peki kültürel çeşitliliğin ve yeni sanatçıların görünürlüğünün de aynı hızda büyüdüğünü düşünüyor musunuz?

Global ölçekte bunun cevabının evet olduğunu düşünüyorum. Dijital platformların etkisiyle kültürel çeşitlilik ve farklı coğrafyalardan sanatçıların görünürlüğü hiç olmadığı kadar arttı. Bunun en görünür örneklerinden biri Bad Bunny. Özellikle Super Bowl Halftime Show performansının ardından, İspanyolca üretim yapan bir sanatçının Latin Amerika dışındaki pek çok ülkede de dinlenme listelerinin zirvesine çıkması, dil bariyerlerinin artık eskisi kadar belirleyici olmadığını gösteriyor. Benzer şekilde bugün İngiltere gibi çok güçlü bir yerel müzik endüstrisine sahip bir pazarda bile farklı ülkelerden çıkan sanatçılar tüketimde giderek daha büyük bir pay alıyor. Büyük ölçekten uzaklaşıp bunu daha küçük ölçekli canlı müzik sektörüne çevirdiğimizde ise bence cevap ülkeye göre değişiyor. Burada belirleyici faktörlerden biri harcanabilir gelir. Harcanabilir gelir ne kadar yüksekse insanlar yeni sanatçılar keşfetmeye ve bilmedikleri deneyimlere daha rahat yatırım yapabiliyor. Harcanabilir gelirin daha düşük olduğu pazarlarda ise insanlar doğal olarak bütçelerini daha çok bildikleri ve sevdikleri sanatçılara ayırmayı tercih ediyor.

(Fiba Salon İKSV Yöneticisi Rana Uludağ)

EN ÇOK OKUNANLAR