Güncelleme Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:40Yayın Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:37Yayın Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:37Güncelleme Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:40
Ayşegül İldeniz'in liderlik dili, klasik iş dünyası kalıplarına bir meydan okuma adeta. Daha çok hızın, belirsizliğin ve sürekli yeniden kurulan sistemlerin dili. Intel'deki global yöneticilik deneyiminden Silikon Vadisi'ndeki girişimlerine, bugün üstlendiği yatırımcılık ve yönetim kurulu rollerine kadar uzanan kariyeri boyunca, teknolojinin doğrudan düşünme biçimini dönüştüren güç olduğu bir dünyada iz bırakmış bir liderden bahsediyoruz. Bu yüzden onun liderlik yaklaşımında kontrol etmekten çok alan açmak, yönetmekten çok doğru insanları bir araya getirmek var. Silikon Vadisi deneyimiyle keskinleşen bakış açısı, inovasyonu bir sonuç değil bir refleks olarak ele alıyor. İldeniz'e göre mesele sürekli daha iyisini yapabilmek çünkü tanımlanabilir olan her şeyin hızla otomasyona yaslandığı bir düzende, asıl değer insanın henüz tanımlanmamış olanı hayal edebilme kapasitesinde yatıyor. Sohbetin sonunda tüm anlattıklarını zihnimde Daniel Kahneman'ın Thinking, Fast and Slow kitabında yer alan Sistem 1 ve Sistem 2 yaklaşımıyla anlamlandırıyorum. Yapay zekanın aslında hızlı, otomatik ve sezgisel kararları üstlenen 'Sistem 1' gibi çalıştığı fikrinde buluşuyoruz. İldeniz de bu çerçevenin bugünü anlamak için güçlü bir referans sunduğunu düşünüyor. Yani yapay zeka yükü devraldıkça, insanın derin düşünme, zor sorular sorabilme ve var olanı sorgulayabilme yetenekleri öne çıkacak...
*Uzun ve başarılarla dolu bir kariyeriniz var. Bugünkü liderlik dilinizi şekillendiren deneyimleriniz neler oldu?
Liderlik dilimi inovasyon ve teknoloji şekillendirdi. Çok hızlı ve hiç durmadan yeni şeyler keşfedilmesi, onun hayatın içinde konumlandırılmasını, kullanımının sağlanması gereken bir sektördeyim. Yani rutin ve bilinen bir şeyi sürdüren bir sektör değil bizimkisi, değiştiren ve yeniden var eden bir sektör. Bunun için de çok dinamik olmam ve etrafımdaki insanları da hep dinamik tutmam gerekti. İnovasyon öyle pat diye olan bir şey değil. Keşif yapma sürecinde yenilikçilik yeterli değil. Disiplin, çok çalışma ve olan bitenleri yakından takip etmek gerekiyor. Ama bence en önemli şey etrafınıza parlak fikirleri olan, yani sıra dışı ve beyinleri genç insanları dahil edebilmeniz lazım. En büyük formül burada bence. Tabii ki yıllar içinde tüm bunlar benim hayatıma da kariyerime de karakterime de sirayet etti. Artık daha ziyade yönetim kurullarında yer almam, yatırımcılık ve danışmanlık yapmama rağmen yine de bulunduğum ortamlarda aynı düsturu sürdürmeye çalışıyorum.
*Türkiye ve Silikon Vadisi'ndeki iş yaşam biçimlerini düşündüğünüzde en belirgin farklar neler? Sizce Türklerin hangi kültürel birikimi ya da mindseti orada fark yaratabilir?
Hızlı hareket et ve değiştir mottosu var Silikon Vadisi'nde, yolda kırılırsa da kırılsın... Bu anlamda bizim çok hızlı adapte olabilme ve hızlı reaksiyon gösterebilme yeteneğimiz öne çıkıyor. Böyle çok da düşünmeden, uzun planlar yapmadan, hurra, bir işe girebilme yeteneğimiz var bizim ulus olarak. Yani birincisi esnek olmamız diyebiliriz. İkincisi zorluklardan yılmıyoruz, aldığımız darbelerden yıkılmıyoruz. Her seferinde ayağa kalkıp koşmaya devam ediyoruz. Bu Silikon Vadisi'nin de çok iyi yapabildiği bir şey. Başarısızlık ve yenilginin ardından yeniden doğma, tekrar başlama Silikon Vadisi'nin karakteristik özelliği. Bu iki özelliğimiz çok uyumlu.
*Peki, bir teknoloji mimarı olarak yapay zekanın etkin olduğu bir dünyada liderlerin hangi kritik yetenekleri geliştirmesi gerekiyor?
İnovasyon sürecinin yapay zekanın etkin olduğu bir dünyada çok daha yaygın ve hepimizin kullanması gereken bir şey olacağını düşünüyorum. Şunu kastediyorum: Eğer tanımlanabilir, açıklanabilir, formülü bilinen bir şey yapıyorsanız ve onu keşfettiyseniz iş orada bitti. Yapay zeka onu hemen replike edebilir. Tekrar edebilir ve yaratabilir. Bu artık ilginç bir şey değil. Herkesin tekrar edebileceği sıradan bir ürüne dönüşebilir yaptığımız şey. Onun hiç durmadan onu değiştirmek ve yeniden yaratmak için insan zekasına ihtiyaç var. Çok değişik bir tablo bizi bekliyor. Bir liderin görevi nedir? Bir işi yapabilecek en iyi insanları toparlamaktır. Bu parlaklıktaki kişileri yakalamak daha zor olacak. Ekibe birini transfer ederken mesela sorarız: Daha önce kaç milyon dolar para kazandırmış? Nasıl takımlar yetiştirmiş? Hangi ürünü başarılı kılmış? Bu sorulara alışmışız. Yeni dünyada böyle bir şey yok. Daha önce söz konusu işi yapmasa bile başka konularda kendini gösterebilmiş ve fikir geliştirebilen insanlar zaten lidere de ihtiyaç duymadan bunları yapabilecekler. Belki daha sofistike takımlara ihtiyaç duyulan veya büyük finansman gerektiren konularda o takımları kurmak gerekecek. Ama ben yeni düzenin alışılagelmiş büyük organizasyonlarla değil, tam tersi yatay, küçük, esnek ve ufak gruplarla olacağını düşünüyorum. Bu çok başka bir yaklaşım gerektiriyor. Alışık olmadığımız bir liderlik stili bu. İnsanları toparlayıp onlara bir misyon verip sonra serbest bırakmayı ve onların karar verici olmasını sağlamak gerekiyor. Yani kapıları da onlar inşa edecek, inşa ettikleri kapıları da onlar açacak ve arkasındaki bahçeyi de onlar tasarlayacak. İnsanlara güvenip bırakmak zorundasınız. Kısıtlayıp yönlendirmeye başladığınız anda başka biri sizin istediğinizi zaten 100 kere yapmış olacak. Öyle ilginç bir dünyaya gidiyoruz. Bence çok farklı bir dinamik bizi bekliyor. Belki de yeni nesil lider potansiyel ortaklıkları çizebilen, onu düşleyen insanlar olacak. İlla yepyeni bir şey keşfetmeniz gerekmiyor. Sen o değer zincirinin bu tarafında, sen şurasında, ben de bu kısmında, üçümüz bir araya geldiğimizde 1 + 1 + 1 = 3 değil 9 yaratabileceğimiz çok başka bir yaratımı öngörmek gerekebilecek. Bu başka bir dinamik... Ve evet, bunu yapabilen insanlar az da olsa varlar.

*Silkon Vadisi'ne ilk gittiğinizde yaşadığınız bir şok anı var mı?
2013'te akıllı saat yapmış, akıllı gözlük çizmiş, katlanabilir ve değişebilir bilgisayar yapmış, teknoloji devleriyle çalışmış değerli insanlarla bir grup kurduk biz. Ve ben tabii akıllı ve giyilebilir teknolojiler için çok iddialı bir yol haritası yapmak istiyordum. Birinci gün vizyonumu anlattım, şunların hepsini yapabilmeliyiz ve bu sektörleri topluca dönüştürmemiz gerekiyor diye sıraladım. Takımın yüzde 90'ının "Sen deli misin?" diye sormasını bekliyordum. Hiçbir itiraz olmadı. Çok uzun uzun beni dinlediler, not aldılar. Sonra bana döndüler ve dediler ki: "Ne kadar zamanımız var bu dediğini yapabilmek için ve kaç paramız var?." O kadar. Yani bu benim için çok büyük şok oldu. Benim alıştığım şey mantıklı olanı konuşalım, hadi canım bunlar olamaz tavrıydı. Oradaki düşünce tam tersi. Elimizdeki zaman ve parayla orantılı ve fizik kanunları içinde her şey yapılabilir diyorlar. Yani düşünsenize Mars'a rover yollamışız. Öyle bir yer burası. Kendinlerine güvenleri olduğunu ve gerçekten yapabilme kapasitelerine sahip olduklarını gördüm.
* Şu an gündeminizde hangi konular bulunuyor? Kendinizi hangi alanlarda besliyorsunuz?
Gündemimde çok açık bir-iki konu var. Yapay zekanın insan ve toplum tarafından ne hızla, ne zaman ve nasıl özümseneceği... İnsanlık tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir basamak var önümüzde. Adına duvar da diyebilirsiniz, kale de diyebilirsiniz, uçurum da diyebilirsiniz. Ne kadar olumlu, ne kadar olumsuz onu okuyanın yorumuna bırakıyorum. Öbür tarafa geçeceğiz ama hangi sürede? Kolay mı, zor mu? Büyük bir karmaşaya neden olarak mı? Yoksa hayatımızı güzelleştirerek ve basitleştirerek mi? Bilmiyorum. Elimize bir uzay gemisi verdiler. Ve biz henüz bu uzay gemisiyle ne yapacağımızı bilmiyoruz. O kadar büyük bir şey ki bunu belki milyonlarca farklı kullanım modeliyle değiştirebiliriz ve kullanabiliriz. Daha çözmedik ne yapacağımızı. Yavaş yavaş başladık. Bu konu beni çok ilgilendiriyor. Bu konuda düşünüyorum, çalışıyorum. Bu alanda çalışan şirketlerle çalışıyorum. Dün bir dostumla sohbet ediyordum. "Millet artık sıkıldı. Çünkü gerçek bir çıktısını görmüyoruz yapay zekanın. Bu kadar çok bu konu üzerine konuşuluyor. Bir sürü paralar dökülüyor. Sonuç ne?" diye çok net bir soru sordu. Arkada çok büyük değişimler var. Özellikle en büyük değişiklik bilimde, iş yapma biçimlerinde ve yönetişimde. Bakın savaşta bu yılın başından itibaren yapay zeka kullanıldığını öğrendik. Bilmiyorduk bunu. Ne kadar yaygın kullanıldığını öğrendik. Ben geçen yıl sürücüsüz araçlarla alakalı bir röportaj verdiğimde milyonlarca insan merak edip ilgilendi bununla. "Vay sürücüsüz bir arabaya mı biniyorsun" diye... Bugün Çin'de, Londra'da, San Francisco'da havaalanından sürücüsüz arabalar size alıp istediğiniz yere götürüyor. Biz buna bir yıl içinde alıştık. Sadece avukatlık mesleği ve hukuka olan etkisi üzerine derin konuşmalar yaptım birçok kişiyle. Meslek tamamen yeniden yazılmış bile. Aslında çok büyük bir değişim oluyor sadece biz hayatımızda onu gözlerimizle görüp hissedemiyoruz. Bence sizinle iki yıl sonra aynı burada oturalım ve konuşalım. Siz bana bu saydığımın on katı muhteşem örnekleri takır takır vereceksiniz. Bir bireyin yaşamını henüz değiştirmedi belki ama değiştirecek.
(Gizem Yıldız ve Ayşegül İldeniz)*Yapay zekadan bahsederken işin bir de sürdürülebilirlik boyutu var... Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şu an çok ciddi bir su kullanımı söz konusu. Hem su kullanımı problematik hem de gerektirdiği enerji miktarını karşılayabilecek enerji kaynaklarımız yok dünyada. Bu ikisi çok büyük sorun. Çin gibi buna yatırım yapan ülkeler var. Çok büyük kaynaklara yatırım yapıyorlar ama onların da su problemi var. Hepimizin su problemi var dünyada. Ve bugün bunun yanıtını da yapay zeka bulur gibi garip bir düşünce ve inanış var. Öyle olmayacak. Bu problematiği çözme yükü insanların sırtında ve nasıl çözeceğimizi şimdilik bilmiyoruz. Ciddi bir sorun bu.
*İş dünyasının teknolojik değişimlere olan adaptasyonu yeterince hızlı ve verimli oldu mu?
Bizim iş dünyası olarak teknolojiye geçişimiz hızlı değil. Bu konuyu bir bilene bırakma refleksi yaygın. Diyoruz ki "Teknoloji departmanı sen çöz bunu", "10 kişiyi atıyorum bu konuya", "Bunu kendi başına hallet", "Bize bu konuyu öğret, nerede ne kullanmamız gerektiğini anlat"... Teknolojik değişimleri devamlı başkalarına ve ihale edeceğimiz bir konu gibi görüyoruz. Büyük şirketler daha başarılı. Çünkü daha çok bütçeleri var. Onlar hızla yeni lisansları ve teknolojileri getirip altyapılarına entegre etmeye çalışıyorlar. Küçük işletmeler, KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketler nasıl başa çıkmaları gerektiğini tam olarak bilmiyorlar ve her tanıştığım insan ben zaten kullanıyorum diyor. Beni en korkutan şey bu. Tabii kullanıyorsun da ne için kullanıyorsun? Yöneticiden başlayarak şirketteki herkesin bir perspektif geliştirmesi gerekiyor.
Ben yaptığım işi bu şekilde daha verimli kılabilirim, yarattığım ürünü daha rekabetçi hale getirip farklılaştırabilirim, benim rakiplerim bunu yapmıyor... Bu konuların bir yönetim vizyonu olarak ele alınması gerekiyor. Ve benim korkum 10 kişiye ihale edilen bir konu olmaya devam etmesi. Yani en başta dedim ya çok inovatif bir gözle bakılması gerekiyor bu teknolojiye. Eğer siz kurum kültürünüz ve iş yapma modelleriniz itibarıyla bu bahsettiğim katma değerli, rekabetçi ve şeylere odaklanmıyorsanız istediğiniz kadar kullanın. Bir sonuç alamazsınız. O konuda ben endişeliyim.
Tamamen kritik düşünebilen, çok zor sorular sormayı becerebilen, var olanı sorgulayabilen insanların çağı geliyor bana göre. Çünkü yapay zekanın yapıp yapamadığı şeyler belli. Beni hâlâ şaşırtıyor. Hani yok artık bunu da mı başaramıyor diyorum ve başaramıyor gerçekten. Ama acayip sofistike başka bir sorumun yanıtını veriyor. Neden birini yapıp öbür yapamadığını eğer anlamazsam çok kötü yerlere gidebilir bu iş. Onun için düşünmeyi bilen insanlar gerekiyor. Hani herkes soruyor ya tembelleştirecek mi bizim zihnimizi? Oysa bence tam tersi.