Güncelleme Tarihi:
02 Nisan 2026 10:41Yayın Tarihi:
27 Mart 2026 14:33Yayın Tarihi:
27 Mart 2026 14:33Güncelleme Tarihi:
02 Nisan 2026 10:41
Sirketlerin sürdürülebilirlik performansını şeffaf, karşılaştırılabilir ve güvenilir biçimde ortaya koymasını amaçlayan raporlama standartları, yalnızca çevresel etkilerin değil; finansal dayanıklılığın ve rekabet gücünün de ölçülmesinde kritik bir rol üstleniyor. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları'nın (TSRS), Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu çerçevesine dayandığını hatırlatan Sabancı Holding Sürdürülebilirlik Direktörü Derya Özet Yalgı, sürecin çıkış noktasına dikkat çekiyor. "TSRS, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) çerçevesine dayanıyor. Bu standartlar, doğa ve toplum etkilerinden çok finansal sistemin iklim risklerini görme ihtiyacından doğdu" diyen Yalgı, bu yaklaşımın finans ekiplerini yönetişimin merkezine taşıdığını ifade ediyor. Yalgı, bugün CFO ve CSO iş birliklerinin yanı sıra risk komitelerinin bu yeni yönetişim modelinin omurgasını oluşturduğunu söylüyor. "Ama asıl oyun alanı fırsat yönetiminde. Orada da strateji, iş geliştirme ile satış ekiplerinin rolü evriliyor" sözleriyle dönüşümün yalnızca raporlama ile sınırlı olmadığını vurguluyor.
MERKEZİ ESG EKİPLERİNDEN ESG OKURYAZARI ORGANİZASYONLARA
Organizasyonel dönüşümün niteliğine de değinen Yalgı, klasik yapılanmaların yerini daha yaygın bir yetkinlik modeline bıraktığını belirtiyor. "Organizasyon tasarımında geniş merkezi sürdürülebilirlik ekipleri yerine ESG okuryazarı fonksiyonlara ihtiyaç var" diyen Yalgı, her birimin sürdürülebilirliği kendi sorumluluk alanı içinde yönetmesi gerektiğini söylüyor. Bu yaklaşımı dijital dönüşümle paralel gören Yalgı, "Satış, hukuk, finans ve risk ekipleri nasıl dijitalleşmeyi kendi lensinden işine entegre ettiyse, sürdürülebilirliği de aynı şekilde sahiplenmeli" ifadelerini kullanıyor. Karbon azaltım hedefleri, döngüsel iş modelleri ve tedarik zinciri izlenebilirliğinin yönetim ekiplerinin önceliklerini yeniden şekillendirdiğini belirten Yalgı, dünyanın halen yaklaşık 2.5°C'lik bir ısınma patikasında ilerlediğine dikkat çekiyor. Yeni teknolojilerin işleri daha sürdürülebilir kılma potansiyelinin de düzenli olarak değerlendirildiğini vurguluyor.
DÖNGÜSEL EKONOMİ VE YETENEK AÇIĞI
Döngüsel iş modellerinde şirketlerin artık tüm değer zincirine baktığını belirten Yalgı, bu dönüşümün pratikte önemli zorluklar içerdiğine işaret ediyor. Sürdürülebilir ürün tasarımı gibi alanlarda yetenek bulmanın zorlaştığını söyleyen Yalgı, "Çoğu zaman kendi uzmanlarımızı yetiştiriyoruz" diyor. Sürdürülebilirlik performansının yatırımcılar ve regülasyonlar nezdinde daha kritik hale geldiği bu dönemde, Yalgı paydaş bakış açısının da olgunlaştığını anlatıyor. "İşinize etki etmeyen hiçbir sürdürülebilirlik teması uzun ömürlü olmaz" yorumunda bulunan Yalgı, şirketlerin doğrudan değer yaratmayan programları geri plana aldığını; buna karşın enerji dönüşümü, fiziksel iklim risk yönetimi ve sürdürülebilir ürünlerle pazar büyütme gibi alanlardan geri adım atılmadığını vurguluyor. Yatırımcıların da artık teşviklerle ayakta duran değil, kârlılık ve ciroya katkı sağlayan, serbest piyasa dinamiklerinde ölçeklenebilir inisiyatifleri görmek istediğini ifade eden Yalgı, yalnızca GSYH büyümesi ve çeyreklik kâr odaklı bir ekonomik okumanın, doğanın bozulması gibi sistemik riskleri görünmez kıldığını belirtiyor. Emisyon Ticaret Sistemi gibi mekanizmaların faydalı olmakla birlikte ölçek açısından yetersiz kaldığını, biyoçeşitlilik gibi alanlarda ise uygulanabilirliğin sınırlı olduğunu dile getiriyor.