USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

07 Kasım 2026 09:03

Güncelleme Tarihi:

07 Kasım 2026 09:03

Güncelleme Tarihi:

07 Kasım 2026 09:03

Yayın Tarihi:

07 Kasım 2026 09:03

Yeşil dönüşümde Türk sanayisinin yeni yol haritası

COP31, Türkiye'nin küresel iklim politikalarında daha güçlü söz sahibi olması ve sanayi birikimini geleceğin üretim anlayışıyla buluşturması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Uluslararası iş birlikleriyle hız kazanması beklenen teknoloji yatırımlarının kalıcı kazanımlara dönüşmesi, zirve sonrasında üretimde ve teknoloji geliştirmede atılacak adımlara bağlı.

Yeşil dönüşümde Türk sanayisinin yeni yol haritası

Üretim ve büyüme modellerinin yeniden tanımlandığı bir dönemde iklim değişikliğiyle mücadele, ülkelerin teknoloji geliştirme kapasitesini, enerji politikalarını ve küresel ekonomideki konumunu da etkiliyor. Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31, sanayi birikiminin, girişimcilik gücünün ve insan kaynağının geleceğin üretim anlayışıyla buluşturulması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve uluslararası iklim düzenlemeleriyle birlikte enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı, döngüsel ekonomi ve düşük karbonlu üretim, sanayinin rekabet gücü ve yatırım kabiliyeti açısından önem kazanıyor. Ahşap bazlı panel sektöründe geri dönüştürülmüş ham madde kullanımı, sürdürülebilir orman yönetimi ve kaynak güvenliği de bu dönüşümün öncelikleri arasında yer alıyor. Kastamonu Entegre Genel Müdürü Prof. Dr. Davut Kavranoğlu ile COP31'in Türkiye sanayisine sağlayabileceği katkıları, sektörün sürdürülebilirlik gündemini, uluslararası iş birliği olanaklarını ve 2030'a uzanan süreçte bilim, teknoloji ve yapay zekanın üretimde üstleneceği rolü konuştuk.

*COP31'in Türkiye'de düzenlenmesinin, ülkemizin küresel iklim politikalarındaki konumuna ve sanayinin dönüşümüne nasıl bir ivme kazandıracağını düşünüyorsunuz?

Dünya, üretim ve büyüme modellerinin yeniden tanımlandığı bir dönemden geçiyor. İklim değişikliğiyle mücadelede atılacak adımlar; ülkelerin teknoloji geliştirme kapasitesini, enerji politikalarını ve küresel ekonomideki yerini de şekillendirecek. COP31'i, Türkiye'nin bu dönüşümde daha güçlü söz sahibi olması açısından önemli bir fırsat olarak görüyorum. Türkiye, sanayi birikimi, girişimcilik gücü ve insan kaynağıyla bu sürece önemli katkılar sunabilir. Önümüzdeki mesele, bu birikimi geleceğin üretim anlayışıyla buluşturmak. Bilim, teknoloji ve yapay zeka ekseninde geliştirilecek çözümler, sanayimizin kaynakları daha verimli kullanmasını ve daha yüksek katma değer üretmesini sağlayabilir. COP31'in, Türkiye'nin uygulama deneyimini uluslararası iş birlikleriyle buluşturarak bu yöndeki yatırımları hızlandırmasını bekliyorum. Kalıcı kazanım, zirvenin ardından üretimde ve teknoloji geliştirmede atacağımız adımlarla ortaya çıkacak.

*Avrupa Yeşil Mutabakatı ve uluslararası iklim düzenlemeleri ışığında sürdürülebilirliğin Türk sanayisinin küresel rekabet gücü üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Küresel rekabette üretim gücünün anlamı değişiyor. Sahip olduğunuz kapasite kadar, o kapasiteyi hangi teknolojiyle, ne kadar verimli ve nasıl bir çevresel etkiyle yönettiğiniz de önem kazanıyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, sanayinin uzun vadeli rekabet gücünü ve yatırım kabiliyetini belirleyen temel unsurlardan biri haline geliyor.

Türk sanayisinin bu dönüşümü yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandıran bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ekonomik değere dönüştürebildiğimiz ölçüde küresel pazarlardaki konumumuzu güçlendirebiliriz.

Kastamonu Entegre'de sürdürülebilirlik, kuruluşumuzdan bu yana benimsediğimiz üretim anlayışının temelini oluşturuyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın öne çıkardığı enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı, döngüsel ekonomi ve düşük karbonlu üretim gibi birçok alan, uzun yıllardır yatırım ve dönüşüm stratejimizin merkezinde yer alıyor. Bugünkü yatırımlarımız da bu yaklaşımın doğal bir devamı.

*COP31 gündeminde sektörünüz açısından hangi konuların öncelik kazanmasını bekliyorsunuz?

Sektörümüzün geleceğinde, ham maddeyi nasıl tanımladığımız ve değerlendirdiğimiz belirleyici olacak. Kullanım ömrünü tamamlayan ahşabı yeniden üretime kazandırabildiğimizde, mevcut kaynaklarımızdan daha uzun süre değer üretebiliyoruz. Bu yaklaşım, doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltırken sanayinin kaynak güvenliğini ve rekabet gücünü de destekliyor. İtalya'daki tesisimizde yüzde 100 geri dönüştürülmüş ahşap ham maddeyle üretim yapıyoruz. Burada edindiğimiz deneyimi Türkiye'deki operasyonlarımıza taşıyarak geri dönüştürülmüş ham madde kullanımını artırmayı hedefliyoruz. Bu dönüşümün yaygınlaşması için üretim teknolojileriyle birlikte toplama, ayrıştırma ve tedarik altyapısının da geliştirilmesi gerekiyor. COP31 kapsamında düzenleyeceğimiz iki panelde ahşabın döngüsel geleceğini ve yapay zeka ile teknolojinin sanayinin dönüşümündeki rolünü ele alacağız. Bilim, teknoloji ve yapay zekanın sunduğu imkanları üretim tecrübemizle buluşturarak sektörümüzün geleceğine yön verecek çözümlerin gelişmesine katkı sunmak istiyoruz.

*COP31'in sanayi kuruluşları için yeni finansman olanakları ve uluslararası iş birlikleri yaratma potansiyelini nasıl görüyorsunuz?

Geleceğin üretim altyapısını kurmak, uzun vadeli sermaye ve bilgi birikimini aynı hedef etrafında buluşturmayı gerektiriyor. Yeşil dönüşümün hızını da finansman, teknoloji ve uygulama kapasitesi arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü kurulduğu belirleyecek. COP31'in bu alanlarda yeni ortaklıklar geliştirmek için önemli bir zemin sunduğunu düşünüyorum.

Sanayi kuruluşlarının uluslararası finans kuruluşları, üniversiteler ve teknoloji geliştiricileriyle birlikte çalışması, yenilikçi çözümlerin üretim ölçeğine taşınmasını kolaylaştırabilir. Özellikle geri dönüşüm, enerji verimliliği ve ileri malzeme teknolojilerinde bu iş birliklerine ihtiyaç var. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, geliştirilecek teknolojilerin uygulanması ve yaygınlaştırılması açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Bu potansiyeli değerlendirmek için çevresel ve ekonomik kazanımları ortaya konulmuş projelerle ilerlemeliyiz. Zirvedeki temasların uzun vadeli yatırımlara ve ortak teknoloji geliştirme çalışmalarına dönüşmesini önemsiyorum.

*Ahşap bazlı panel sektörünün geleceği açısından sürdürülebilir orman yönetimi, ham madde güvenliği ve iklim risklerine karşı dayanıklılık konusunda nasıl bir perspektif çiziyorsunuz?

Sektörümüzün geleceğini, orman ekosistemlerinin geleceğinden bağımsız düşünemeyiz. Uzun vadeli üretim kabiliyetimizi korumak, doğal kaynakların kendini yenileme kapasitesini gözeten kararlar almamızı gerektiriyor. Bu nedenle ham madde güvenliğine, bugünün ihtiyacını karşılarken gelecek on yılların üretim koşullarını da hazırlayan bir perspektifle bakıyoruz.

Sürdürülebilir orman yönetimi, izlenebilir tedarik ve kaynak çeşitliliği bu yaklaşımın temel unsurları. Bunun yanında bilimsel araştırmalar, mevcut kaynaklardan daha fazla değer üretmenin ve alternatif ham maddeler geliştirmenin önünü açıyor.

Önümüzdeki dönemde dayanıklılığımızı, kaynaklarımızı ne kadar akıllı yönettiğimiz belirleyecek. Ahşabı daha uzun süre üretim döngüsünde tutan, farklı ham maddeleri değerlendiren ve iklim risklerini yatırım kararlarına dahil eden bir yapı kurmak sektörümüzün ortak önceliği olmalı.

*COP31'in ardından Türkiye sanayisinin sürdürülebilirlik gündeminde nasıl bir değişim bekliyorsunuz? 2030'a uzanan süreçte hem sektörünüz hem de Türkiye'nin üretim ekosistemi açısından hangi gelişmelerin belirleyici olacağını öngörüyorsunuz?

2030'a uzanan süreçte sanayinin dönüşümüne bilim, teknoloji ve yapay zekanın yön vereceğine inanıyorum. Bilim yeni malzemelerin ve yöntemlerin önünü açarken teknoloji bunları üretime taşıyor; yapay zeka ise veriyi daha etkin kullanarak karar alma ve kaynak yönetimi kapasitemizi geliştiriyor. Bu alanları birlikte ilerletebilen şirketler geleceğin rekabetinde daha güçlü olacak. Türkiye açısından öncelik, üretim tecrübesini teknoloji geliştirme yetkinliğiyle daha güçlü biçimde birleştirmek. Üniversite-sanayi iş birliklerinin derinleşmesi, araştırma sonuçlarının üretime aktarılması ve insan kaynağının bu dönüşüme hazırlanması belirleyici olacak. COP31 sonrasında bu yöndeki hedeflerin somut yatırım ve uygulamalarla karşılık bulmasını bekliyorum. Kastamonu Entegre'nin ikinci 50 yılını da bu anlayışla şekillendiriyoruz. Üretim gücümüzü bilim, teknoloji ve yapay zekayla geliştirerek sektörümüzün geleceğinde daha etkin rol almayı ve küresel ölçekte yarattığımız değeri büyütmeyi hedefliyoruz.

EN ÇOK OKUNANLAR