
Dünya Ekonomik Forumu'nun İsviçre'de düzenlediği ünlü Davos Zirvesi geçen ay sonunda politik gündeme damga vurdu. ABD Başkanı Donald Trump'ın Davos'a ulaştıktan sonra ayağının tozuyla yaptığı açıklamalar manşetleri oyaladı. Ancak politikadan sıyrılıp iş dünyasının gündemine baktığımızda Davos'un önemli bir eşiğin aşıldığı hatta belgelendiği bir zirve olduğu görüldü. Evet, konumuz ileri teknolojiler, yapay zeka ve robotik... İş dünyası liderleri, ekonomi akademisyenleri ve siyasetçilerin savaşlar ve anlaşmazlıklar haricinde ortak bir dil kurarak 'teknolojik ilerlemeleri' masaya yatırdığını ve laf kalabalığı yerine gerçekler üzerinden stratejiler geliştirdiklerini gördük. Yapay zekanın iş dünyasını ve ekonomileri değiştireceğinin somut kanıtı ise 'robotlar işsiz bırakacak' söyleminin yerine; altyapı, tüketilen elektrik ve üretilecek çiplerin matematiğinin konuşulmasıydı.
Evet, bildiğimiz sanayi üretimi artık değişiyor. Küresel pazarlardaki rekabetin fiziksel güçten dijital zekaya kaydığı bu dönemde, Türkiye sanayisi de ileri imalat (advanced manufacturing) disipliniyle yapısal bir değişimin eşiğinde duruyor. Bu kavram, sadece bir robotun üretim hattına yerleştirilmesi değil; sanal ile gerçeğin iç içe geçtiği ve yapay zakanın hüküm sürdüğü fabrikaların inşası anlamına geliyor.
2026 yılının başında gelinen noktada salt dijitalleşmenin ötesine geçen; derin, yapısal ve teknolojik bir değişim rüzgarı ile karşı karşıyayız. 1 Nisan 2026 tarihi, 5G ağlarının devreye girmesiyle fabrikaların işleyişinin yeniden belirleneceği bir milat olarak kabul ediliyor. Bu yeni dönemde Endüstri 4.0'ın teknoloji odaklı yapısı yerini insanı, sürdürülebilirliği ve dayanıklılığı odağa alan Endüstri 5.0'a bırakıyor. Teknolojik gelişim, insanı üretimden çıkarmak yerine, yeteneklerini gelişmiş sistemlerle donatmayı hedefliyor.
COP31, TÜRKİYE'NİN FIRSATI OLACAK
Bu teknolojik rönesansın en belirgin karakteristiği, sürdürülebilirlik politikalarının artık sadece etik bir tercih değil, dijitalleşmenin ve otomasyonun ana motoru haline gelmiş olması. Geçmişte birbirine paralel ancak bağımsız ilerleyen 'yeşil dönüşüm' ve 'dijital dönüşüm', bugün 'ikiz dönüşüm' kavramı altında tek bir stratejik gövdede birleşiyor. Dergimizin ilerleyen sayfalarında detaylarıyla okuyacağınız gibi (Syf: 92) sanayi kuruluşları ve teknoloji firmalarının ortak değerlendirmesine göre; yapay zeka, veri analitiği ve akıllı üretim sistemleri artık sürdürülebilirliğin yeni normu olarak kabul ediliyor.
Tam bu noktada Paris İklim Anlaşması ve COP toplantıları devreye giriyor. COP31'e 2026'da Türkiye'nin ev sahipliği yapacak olması önemli bir avantaj. Nitekim iklim değişikliği gündemi COP31 süresince Türkiye'de belirlenecek. Ayrıca Türkiye iklim değişikliği konusunda finansmandan teknoloji gelişmelerine pek çok konuda söz sahibi olacak. Bu nedenle COP31'de sadece iklim değişikliğinin sosyal etkileri değil, tam da konumuz olan ileri üretim, yapay zeka ve robotik konuları Türkiye'nin liderliğinde tartışılacak. Bu alanda sadece yerli şirketler değil fikir aşamasındaki start-up'lar da dünya sahnesine çıkacak. Yeşil dönüşüm ile dijitalleşme artık paralel değil, 'ikiz dönüşüm' olarak adlandırılan iç içe geçmiş bir süreç. Yapay zeka ve veri analitiği, karbon ayak izinin takibinden enerji yoğun süreçlerin optimizasyonuna kadar her noktada devreye giriyor. Platin Dergisi olarak bu konu hakkında uzmanlardan detaylı analizler aldık. Ortak görüş; iklim hedefleri, karbon düzenlemeleri ve küresel ticaret kurallarının üretimden enerji yönetimine, otomasyondan yapay zekaya kadar sanayide teknoloji yatırımlarını yeniden şekillendirdiği yönünde. Karbon ayak izinin takibi, enerji yoğun süreçlerin optimizasyonu ve atık yönetimi gibi kritik alanlar, ancak yüksek çözünürlüklü veri ve yapay zeka algoritmalarıyla yönetilebilir hale geliyor. Bu noktada sürdürülebilirlik, dijitalleşme için bir 'amaç' sağlarken; ileri imalat teknolojileri de bu amaca ulaşmak için gerekli olan 'araçları' sunuyor.
YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN GİZLİ KAHRAMANLARI
Robotik çözümler ve yapay zeka sürdürülebilirlik denkleminde sadece verimlilik artışı değil, aynı zamanda kaynak tasarrufu ve döngüsel ekonomi için birer katalizör görevi görüyor. Gelişmiş üretim teknolojileri sayesinde, ham maddenin işlenmesi sırasında oluşan fire oranları minimuma inerken, enerji tüketimi de milisaniyeler bazında optimize ediliyor. Platin Dergisi için bu konu hakkında detaylı bir yazı yazan Amplitude Avrupa Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen'e göre, yapay zeka destekli kestirimci bakım sistemleri makine ömrünü yüzde 40'a kadar artırırken, gereksiz duruş ve yeniden üretim maliyetlerini engelleyerek çevresel yükü hafifletiyor (Syf: 86).
Özellikle robotik alandaki gelişmeler, sanayideki karbon nötr hedeflerine ulaşmada kritik bir eşiği temsil ediyor. Yeni nesil robotik platformlar, enerji verimliliği yüksek motor yapıları ve hafifletilmiş malzemelerle donatılarak operasyonel süreçlerdeki enerji yoğunluğunu düşürüyor. Bu sistemler, üretim hattındaki enerji talebini anlık olarak izleyen ve üretim temposunu şebeke yüküne göre ayarlayan 'akıllı şebeke' entegrasyonlarıyla sürdürülebilir üretimi fiziksel bir gerçekliğe dönüştürüyor.
Türkiye sanayisi için bu ikiz dönüşüm, küresel değer zincirlerinde sadece bir üretim üssü değil, bir teknoloji ve sürdürülebilirlik ortağı olarak konumlanma fırsatı sunuyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde hayata geçirdiği 'Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması', Türkiye'deki sanayiciler için hem bir risk hem de büyük bir dönüşüm kaldıracı. Dijitalleşmesini tamamlamış ve üretim süreçlerini sürdürülebilirlik verisiyle kanıtlayabilen firmalar, küresel ticarette rakiplerinin önüne geçme potansiyeline sahip olacak. ODTÜ ROMER gibi akademik merkezlerin ve Altınay Teknoloji gibi yerli teknoloji devlerinin yürüttüğü projeler, robotik çözümlerin sürdürülebilirlik kriterleriyle nasıl entegre edilebileceğini gösteriyor. Türkiye, Ay yüzeyine robot gönderen ülkeler arasına girmeye hazırlanırken, yerli ve milli robot platformlarının sürdürülebilirlik odaklı tarım ve ev teknolojileriyle sinerji yaratması hedefleniyor.
BİLİŞSEL FABRİKALAR VE 5G DEVRİMİ
Geleceğin fabrikaları artık sadece beton bloklardan ve metal yığınlarından ibaret değil. Uç bilişim (edge computing) sistemlerinin veriyi kaynağında işlediği, dijital ikizlerin üretim hatlarını henüz fiziksel olarak kurulmadan simüle ettiği ve yapay zekanın anlık kararlar verdiği bir ekosistemden bahsediyoruz. Bu dönüşümün en somut tetikleyicisi ise bağlantı hızı. 5G ağlarının düşük gecikme süresi ve yüksek veri taşıma kapasitesi, makineler arasındaki iletişimi milisaniyeler seviyesine indirerek gerçek zamanlı bir üretim imkanı sağlıyor. Fabrikalar artık 'akıllı' olmanın ötesine geçerek 'bilge' ve 'yeşil' olma yolunda ilerliyor. Dijital ve Sürdürülebilir Gelecek Derneği Başkanı Dr. Adem Kayar, köşe yazısında (Syf: 70) bu dönüşümün kalbinde yer alan bilişsel fabrikaların, sadece talimatları yerine getiren değil, çevresini algılayan ve değişen koşullara göre üretimi optimize eden yapılar olduğundan bahsediyor. Sensörler aracılığıyla toplanan devasa boyutlardaki veri, merkezi bir yönetim aklıyla işlenerek kestirimci bakım süreçlerinden stok yönetimine kadar her alanda hatasız bir operasyon vaat ediyor. Buradaki kritik eşik, teknolojinin insanla uyum içinde çalıştığı hibrit modellerin geliştirilmesi. Türkiye'de bu dönem 1 Nisan tarihi ile resmen başlayacak. Şimdiden 5G yatırımlarının hayata geçmek için beklediğini söyleyebiliriz.
YAPAY ZEKA: ÜRETİMDE YENİ VARLIK SAVAŞI
Yapay zeka artık bir gelecek teknolojisi olarak değil, bugünün rekabet ortamında ayakta kalmak ve büyümek için vazgeçilmez bir araç haline geldi. Tansu Yeğen'in köşe yazısında okuyabileceğiniz gibi KPMG ve Deloitte gibi kurumların verileri, Türkiye'deki yöneticilerin yüzde 84'ünün yapay zekanın önümüzdeki iki yıl içinde sektörel dinamikleri kökten değiştireceğine inandığını gösteriyor. Yapay zekanın üretimdeki en somut çıktılarından biri olan kestirimci bakım, maliyetleri yüzde 25 oranında azaltırken arızaları yüzde 70'e varan oranlarda engelleyebiliyor. Ancak işin ekonomik boyutu sadece tasarrufla sınırlı değil; yapay zeka yatırımları harcanan her bir dolar için ortalama 3.5 dolar geri dönüş sağlıyor. Lider şirketlerde bu oran sekiz kata kadar çıkabiliyor. Verinin 'yakıt', yapay zekanın ise 'motor' olduğu bu yeni kurguda, verinin toplanması, temizlenmesi ve etiketlenmesi stratejik bir öncelik halini alıyor. Türkiye'deki firmaların yaklaşık yüzde 34'ü şimdiden bu yatırımlardan somut ROI elde etmeye başlamış durumda.
OTOMASYON VE KARAR HIZI
Geleneksel otomasyon, uzun yıllar boyunca sadece robot kolları ve kapasite artışı üzerinden okundu. Ancak bugünün sanayi aklında fark yaratan unsur, üretimin ne kadar otomatik olduğundan çok, ne kadar 'hızlı ve öngörülü' karar alabildiği... Yazılım katmanı, üretimi fiziksel bir uygulama olmaktan çıkarıp bir yönetim kabiliyeti haline getiriyor. Dijital ikiz gösterişli bir ekran değil; operasyonun karar mekanizmasına bağlanan yaşayan bir model.Bu noktada karşımıza çıkan en büyük zorluk OT (Operasyonel Teknoloji) ve IT (Bilgi Teknolojisi) entegrasyonu. Üretim hattındaki ham verinin ERP, MES ve iş zekası sistemleriyle pürüzsüz bir şekilde bütünleşmesi, verinin sadece izlenmesini değil, kurumun stratejik bir varlığına dönüşmesini sağlıyor. Veri egemenliği, denetlenebilirlik ve regülasyon uyumu, yerli yazılım katmanlarıyla desteklendiğinde operasyonel sürdürülebilirlik garanti altına alınmış oluyor. Dr. Adem Kayar'ın da dikkat çektiği gibi otomasyonun sahadan ofis süreçlerine (RPA) kadar uçtan uca bir kurumsal katmana taşınması, 2026 vizyonunun en önemli yapı taşlarından biri olacak.
KAOSUN ANATOMİSİ VE YENİ NESİL LİDERLİK
Teknolojik dönüşümün en kritik katmanını, makinelerden ziyade 'yönetim zihniyeti' oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz 'yeni normal', sürekli bir kaos ve belirsizlik hali barındırıyor. Konuk yazarlarımızdan Kiri Advaced Research Kurucu Genel Müdürü Kadir Ceran'a göre inovasyon kaosun kendisinden değil, liderin o kaosu anlamlandırma biçiminden doğuyor. Organizasyonların savunma reflekslerini kırıp, krizi bir 'yeniden keşif' fırsatına dönüştürmek, ancak esnek ve vizyoner bir liderlik yaklaşımıyla mümkün. İş liderlerinin Ceran'ın köşe yazısını mutlaka okuması gerekiyor (Syf: 102). Liderliğin geleceği, her soruya hazır cevaplar vermekten ziyade, ekibine doğru ve kışkırtıcı soruları sorabilme becerisinde saklı. Psikolojik olarak güvenli alanların yaratıldığı, hata yapmanın bir 'öğrenme hızı' metriği olarak görüldüğü kurumlar, teknolojik dönüşümü daha sancısız atlatıyor. Karar mekanizmalarının merkezden çevreye yayıldığı, veriye dayalı yönetişimin benimsendiği bu modellerde, kaos bir tehdit olmaktan çıkıp inovasyonun ham maddesine dönüşüyor.
2026: AKILLI BÜTÜNLEŞME YILI
İleri imalat, yapay zeka, liderlik ve sürdürülebilirlik... Hepsinin kesişim noktası bizi 2026 yılına götürüyor. Sektör liderlerinin ajandası artık netleşmiş durumda: 2026, robotik donanımın ötesine geçildiği, yapay zekanın 'karar verici bir aktör' olduğu ve dijital ikizlerin üretim hatlarını henüz kurulmadan optimize ettiği bir 'akıllı bütünleşme' yılı olacak. Robotlaşma artık bir tehdit olarak değil; insanı merkeze alan, üretimi güçlendiren ve küresel rekabetçiliği artıran bir dönüşüm kaldıracı olarak görülüyor. KOBİ'lerin de bu ekosisteme dahil olmasıyla birlikte, Türkiye sanayisi yüksek teknoloji tecrübesini küresel pazarlara taşıyabilecek bir olgunluğa erişiyor. İhracatta yaşanabilecek daralmaları aşmanın yolu, teknoloji odaklı katma değerli üretimden geçiyor. Artık ileri imalat bir seçenek değil, küresel ekosistemde var olabilmek için bir zorunluluk. Teknoloji, koordinasyon ve yönetişim becerisiyle birleştiğinde gerçek anlamda değer yaratıyor. 2026'da sanayiciler için asıl soru 'Hangi robotu almalıyım?' değil, 'Hangi kurumsal kapasiteyi inşa etmeliyim?' olmalı. Gelecek, teknolojiyi bir amaç olarak değil, toplumsal fayda, sürdürülebilirlik ve ekonomik dayanıklılık için bir araç olarak kullananların olacak.