Yayın Tarihi:
31 Ekim 2026 09:03Güncelleme Tarihi:
31 Ekim 2026 09:03Güncelleme Tarihi:
31 Ekim 2026 09:03Yayın Tarihi:
31 Ekim 2026 09:03
Dünyada risklerin niteliği ve ölçeği hızla değişirken sigortacılığın üstlendiği rol de yeniden şekilleniyor. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, bu dönüşümü 'Hasarı karşılayan sigortacılıktan riski öngören ve önleyen sigortacılığa geçiş' olarak tanımlıyor. Yaşar, "Sigortacılığı yalnızca poliçe düzenleyen ve hasar gerçekleştiğinde ödeme yapan bir sistem olarak görmemeliyiz. Sigorta; riski ölçen, azaltan ve transfer eden, bireylerin, şirketlerin ve ülkemizin geleceğe karşı dayanıklılığını artıran ekonomik ve sosyal bir güvence sistemidir" yorumunu yapıyor.
"SEKTÖR EKONOMİYE 3.6 TRİLYON LİRA FON SAĞLIYOR"
Sektörün 2026 performansı da bu ekonomik gücü ortaya koyuyor. Ağustos sonu itibarıyla toplam prim üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28,1 artışla 971.8 milyar liraya ulaştı. Sektörün aktif büyüklüğü 4.4 trilyon lira, ülke ekonomisine sağladığı fon ise 3.6 trilyon lira seviyesinde. BES ve OKS tarafında da büyüme devam ediyor. Toplam fon büyüklüğü 2.4 trilyon lira katılımcı sayısı ise 18.3 milyon kişiye ulaşmış durumda. Yaşar, sektörün ekonomideki rolünün prim üretiminin çok ötesinde olduğuna dikkat çekiyor: "Sigorta ve emeklilik sektörü bir taraftan riskleri güvence altına alırken diğer taraftan oluşturduğu uzun vadeli fonlarla ülkemizin yatırım ve tasarruf kapasitesini destekliyor. Güçlü bir sigorta sektörü aynı zamanda güçlü ve dirençli bir ekonomi demek." 2027'ye girerken sektör açısından asıl meselenin nominal büyümenin ötesine geçmek olduğunu belirten Yaşar, "Enflasyondaki gerilemeyle birlikte reel büyümeyi, sigortalılık oranını ve ürün çeşitliliğini artırmamız gerekiyor. Doğal afetlerden sağlığa, siber risklerden tarıma ve uzun dönemli bakım ihtiyacına kadar genişleyen risk haritasında sigortacılık, ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın temel unsurlarından biri haline gelecek" diyor.
"ÖNÜMÜZDE ÖNEMLİ BİR BÜYÜME ALANI VAR"
Türkiye'de sigorta penetrasyonunun yüzde 2,62 seviyesinde bulunması ise Yaşar'a göre sektörün sahip olduğu potansiyelin en önemli göstergelerinden biri. "Bugünkü büyüklüğümüz önemli ancak önümüzde hâlâ geniş bir alan bulunuyor" diyen Yaşar, özellikle doğal afetler, sağlık, hayat, tarım, KOBİ ve siber riskler gibi alanlarda sigortalılık oranının artırılmasının önemine işaret ediyor. Yaşar, büyümenin temel ölçülerinden birinin koruma açığının azaltılması olması gerektiğini vurguluyor: "Bir ülkenin sigorta sektörünün gücünü yalnızca üretilen primle değil, gerçekleşen ekonomik kayıpların ne kadarının sigorta sistemi tarafından karşılanabildiğiyle de ölçmeliyiz. Türkiye'nin önündeki büyük fırsat bu koruma açığını sistemli biçimde azaltmak." Özellikle deprem riski taşıyan Türkiye'de sigortanın kentsel dönüşümden ayrı düşünülemeyeceğine dikkat çeken Yaşar, "Sadece afet sonrasında kaybı finanse eden değil, afet öncesinde daha güvenli yapı stokunun oluşmasını destekleyen bir modele ihtiyacımız var. Nitelikli kentsel dönüşüm, risk mühendisliği, yapı güvenliği ve sigortayı birlikte ele almalıyız" diyor. Teknolojinin de dönüşümü hızlandıracağını belirten Yaşar, yapay zeka ve veri analitiğinin risklerin daha erken tespit edilmesine imkan sağlayacağını ifade ediyor: "Geleceğin sigortacılığı yalnızca hasarı karşılayan değil, hasarın ortaya çıkma ihtimalini ve gerçekleştiğinde yaratacağı kaybı azaltan bir yapıya dönüşecek."
2030 HEDEFİ: 50 MİLYAR DOLARLIK SEKTÖR
TSB'nin 2030 vizyonunda büyümenin yanında sigortanın toplumdaki kapsayıcılığının artırılması bulunuyor. Birlik, bugün yüzde 2,62 seviyesinde bulunan sigorta penetrasyonunu yüzde 4,7'ye, prim üretimini ise 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Yaşar, "50 milyar doları yalnızca sektörümüzün büyüme hedefi olarak görmüyoruz. Bu hedef; daha fazla evin, fabrikanın, KOBİ'nin, çiftçinin ve ailenin güvence altına alınması, ekonominin üzerindeki beklenmedik kayıp yükünün azaltılması anlamına geliyor. Bizim için başarı, koruma açığının ne kadar azaldığıyla da ölçülecek" diyor.