KÜLTÜR&SANAT
15 Ekim 2022 17:22

Zamana direnen zanaat: Telkâri

Tarihi milattan önce 3000'lere kadar dayanan, ünü sınırları aşan geleneksel el sanatı Telkâri, mesleğini tutkuyla yapan ustaların maharetli ellerinde hayat buluyor. Birbirinden farklı motifleri tel tel işleyerek eşsiz ürünlere dönüştüren işin erbabları, bu zanaatı geçmişten geleceğe taşımak için adeta direniyor.

Zamana direnen zanaat: Telkâri

FOTOĞRAF: MESUDE BÜLBÜL

İnce tel halinde çekilen gümüşün bükülmesiyle hazırlanan, çok küçük motiflerin kaynak yardımıyla bir araya getirildiği telkâri, tümüyle el işçiliğine dayalı bir sanat olarak hâlâ varlığını sürdürüyor. Orta Doğu'da ortaya çıkan, Orta Çağ'da Barok dönemde 800'lerin sonu 900'lerin başında Sicilya ve Venedik'te kullanılan telkârinin tarihi milattan önce 3000'lere kadar uzanıyor. Tel ile yapılan sanat anlamına gelen ve Süryanilerin gümüşü işleme sanatı olarak da bilinen, Mardin-Midyat yöresine ait olan bu zanaat aynı zamanda Ankara-Beypazarı'nda da icra ediliyor. 'Vav ve çift işi' olarak da dillendirilen, geçmişten günümüze kadar usta-çırak ilişki içerisinde taşınan telkâriyi; bugün tutkuyla sürdüren ustalar; gümüş yüzük, küpe, kolye, kemer, bilezik, broş ve anahtarlık gibi çeşitli ürünleri alıcısının beğenisine sunuyor. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafında da coğrafi işaret belgesiyle tescilli olan bu zanaat dalının inceliklerini, Mardin'de birinci ağızdan, ustalarından dinledik...

(Süryani Usta Suphi Hindiyerli)

ZANAATI CANLANDIRMAK İÇİN GERİ DÖNÜYOR

Aslen Mardinli olan 78 yaşındaki Suphi Hindiyerli, bu zanaatın bugünlere gelmesinde büyük rol oynayan ustalardan biri. Zanaatı, 7-8 yaşlarında gaz lambasının üzerinde abisinden öğrenerek başlayan Hindiyerli, 1950'li yıllarda sadece Mardin merkezde 150 kişinin bu işle uğraştığını ve ustaların talebe yetişemediğini anlatarak başlıyor söze. Her evde iki-üç kişinin bu işle uğraştığını ve çırak, kalfa, usta bulunmayan bir hanenin olmadığından söz ediyor bize. "Üstelik Elazığ'dan başlayarak Erzincan, Erzurum, Kayseri, Ankara nerede kuyumcu varsa gidip toptan olarak satış yapıyorlardı" diyor. 1970'lere gelindiğinde ise yaşanan işsizlik nedeniyle Süryaniler kentten göç etmiş. Hindiyerli de göç dalgasından nasibini alanlardan. 1974'te Mardin'i terk ederek İstanbul'a yerleşmiş. Aradan geçen 23 yıl Suphi Usta'nın içindeki meslek aşkını bitirmeye yetmemiş, ve 1997'de telkâri zanaatını canlandırmak için Mardin'e kesin dönüş yapmaya karar vermiş.

Suphi Hindiyerli, "Ben bu işle doğdum ve büyüdüm. Türk sanatlarının el sanatkârıyım" diyor.

SAYISIZ ÖĞRENCİ YETİŞTİRDİ

O tarihten bugüne kadar aralıksız mesleğini sürdüren ustanın, bu yaşına kadar yetiştirdiği öğrenci sayısı ise saymakla bitmiyor. Mardin'e altı tane usta kazandıran Hindiyerli, "Aralarında bir de kadın vardı. Şimdi evlendi İzmir'de yaşıyor. Benim yönlendirmemle Halk Eğitim'e gitti ve diploma aldı. Yetiştirdiğim ustalardan ikisi ise şu anda Mardin merkezde eğitim veriyor" ifadelerini kullanıyor. Öte yandan Hindiyerli, devletin bu zanaatı yaşatmak için maddi-manevi büyük çaba sarf ettiğini ve desteklediğini de söylemeden geçemiyor. "Her ilde zanaat okulu vardı. Daha sonra adını değiştirdiler, endüstri meslek oldu. Bu okullarda resmi bir dersti telkâri. Devlet, oradaki ustaların maaşlarını verdi, sigortasını yaptı, tazminatını verdi ama Allah için biri çıkıp da bu işi yürütemedi. Yazık... Tüm bunlara rağmen bugün telkâriyi günümüze kadar yaşatan ve getiren Mardin-Midyat Süryani Ortodoks ustalar oldu. Sayıları azalsa da hâlâ varlar. Şimdi Midyat'ta toplasan 20 usta ya var ya da yok" diyerek yakınıyor.

"MARDİN'İ DÜNYALARA DEĞİŞMEM"

Diğer taraftan ünü sınırları aşan Hindiyerli'nin kapısını yabancılar da çok aşındırmış: "Japonlar iki sefer Mardin'e geldi. Tercüman bana; 'Bizim Japonya'daki televizyon kanalının 20 milyon izleyicisi var. Bu zanaatı 20 milyon kişiye tanıttın' dedi. Aradan iki-üç sene daha geçti. Bir Japon daha geldi. Şu kadar kalınlıkta bir kılavuz hazırlamışlar. Türkiye'nin hangi ilinde ne varsa onu yazmışlar. O defterde bana da bir sayfa ayırmışlar. Yine Fransa'dan geldiler. Usta, Paris'e gel bizden ne dillersen dile dediler. Çok sayıda teklif aldım ama Mardin'i dünyalara değişmem. Burası benim memleketim. Bu sokaklarda yetiştim. Şurada, 20 metre ilerdeki okulda okudum. Gidip ne yapacağım, burada da ekmek yiyorum. Orada da. 2004'te Mardin'e gelen Prens Charles ise kurduğumuz sergiyi dolaşarak işleri daha da genişletmemizi istedi" yorumunda bulunuyor.

YURT DIŞINDA DA TANITIM ATAĞI

Kaybolmaya yüz tutan bu zanaatı yurt dışında da tanıtmak için de büyük çaba sarf eden Hindiyerli, "Telkâriyi yurt içinde ve dışında tanıtan benim. Telkârinin ne olduğunu kimse bilmiyordu. Amerika'ya iki sefer gittim. Çok meraklılar, Avrupalılar da öyle. Suudi Arabistan'da düzenlenen bir festivalde Mardin'i temsil ettim" diyor. Tüm bunlar yaşanırken Hindiryerli'nin bu mesleğe verdiği emekler karşılıksız kalmamış. UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü'nü almaya hak kazanan Suphi Hindiyerli'yi, Kültür ve Turizm Bakanlığı da verdiği plaketle onurlandırmış.

MESLEĞİ ERBABINDAN ÖĞRENDİ

İlkokulu bitirdikten sonra babasının yönlendirmesi ile mesleği telkâri ustası Suphi Hindiyerli'den öğrenen İbrahim Cihan, 26 yıldır bu zanaatı sürdürüyor. Şu anda 37 yaşında olan ve bu alanda kendini geliştiren Cihan; ortaokul ve liseyi açık öğretimden bitirerek; çıraklık, kalfalık ve ustalık belgeleri almaya hak kazanmış. Ustasının yanı sıra Midyatlı ustalarla da çalışmış Cihan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından devlet zanaatkârı olmaya da hak kazanmış. Cihan, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ABD Başkanı Obama'ya isimlik, Rusya Başkanı Putin'e sigara tabakası yapmış. Cihan, "En son cumhurbaşkanımıza yaptığım isimlik, iki kilo 505 gram geldi. Bunu telkâriyi tel tel işleyerek yaptım. Yapımı iki buçuk ay sürdü. Birçok başka bürokrat için de ürün yaptım" diyor.

(Suphi Hindiyerli'den Telkâri yapımını öğrenen İbrahim Cihan)

GEÇMİŞLE GELECEK ARASINDA KÖPRÜ

Yapmış olduğu eserlerle Mardin'i dünyaya tanıtmaya çalışan Cihan, telkârinin bitmeye yüz tutmuş bir zanaat olduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürüyor: "Suphi Usta Mardin'e geldiği zaman burada bir ya da iki atölye, beş-altı tane de dükkân vardı. Şimdi o kadar gelişti ki. Bu ustamın sayesinde oldu. Şu anda da ben devam ettiriyorum. Halk Eğitim Merkezi'nde 15 yıldan beri eğitim veriyorum. Öğrenci, usta, esnaf ve öğretmen yetiştiriyorum. Yetiştirdiğim yedi-sekiz kişi, bu işin profesyonel eğitimini veriyor. Yine yetiştirdiğim yedi-sekiz kişi çarşıda esnaflık yapıyor. Amacım bu mesleği yaşatmak." Olgunlaşma Enstitüsü'nde ve birçok yerde eğitim verildiğini ifade eden Cihan, "O kadar yıl içerisinde en az 100 kişi yetiştirmem lazımdı. Fakat sıkılıyorlar, sabredemiyorlar ve emeğin karşılığı alınmıyor. Tüm bunlara rağmen biz de meslek ölmesin, bu zanaat sürsün diye elimizden geleni fazlasıyla yapmaya çalışıyoruz" diyor. "Mardin'de yaklaşık 100 dükkân var. Bu işi tam anlamıyla hakkıyla yapan ise 10 iş yeri bulunuyor" diyen İbrahim Cihan'a göre geriye kalanlar sadece ticari kazanç sağlamak için bu işi yapıyor.

"BÖYLE BİR İŞÇİLİK OLAMAZ DİYORLAR"

Öte tandan bu mesleği yurt dışında tanıtmak için de adımlar atan Cihan, "İsveç, Belçika, Almanya'ya gittim. Yaptığım ürünleri hem orada sergiledim hem de uygulamalı olarak gösterdim. Yurt dışında 'böyle bir işçilik olamaz' şeklinde övgüler aldım. Birçok ülke ve şehir dışından orada iş kurmak için teklif alan Cihan, gitmeme sebebini ise bize şu şekilde anlatıyor: "Örneğin, en son Nişantaşı'nda bulunan tasarımcı Zeynep Erol, beni İstanbul'a davet etti. Oraya da gitmedim. Ustam bile bu zanaatı burada yaşatmak için geri döndü. Ben de aynı şekilde burada sürdürmek istiyorum. Daha az kazanıyor olabilirim ama burada mutluyum. Telkâri işçiliği dünyada bir tek Mardin-Midyat'a has bir zanaat. Bu zanaat bitmeye yüz tutmuş bir zanaat. Şu anda burayı ziyaret edenler telkâri görmek ve almak istiyor."

İNCE TELLERLE İŞLENİYOR

Telkâriyi çok zahmetli ve hassas bir işçilik olarak değerlendiren Cihan, "İnce tellerle işleniyor. Sabır ve zarafet isteyen bir iş. Bu işi sabırlı olmadan yapamayız. Örneğin bir kolye yaparken içerisine ince tellerle tek tek işleme yapıyoruz. Bir bakıyoruz aniden hepsi dağıldı. Dağıldığında sabırla sil baştan tekrar çalışman gerekiyor. El yatkınlığı gerekir. Bizim meslekte zamanla gözler zayıflar. O nedenle sevmek gerek" diyor. Kentte çok az sayıda imalat yapılıyor. O nedenle üretilen ürünler sadece burada satılıyor. Gelen ziyaretçilere yetecek kadar üretim yapabiliyor. Hammadde İstanbul'dan alınıyor. Kilo ile alınıp, ince tel haline getiriliyor. Şu anda 50 yıl önce hayata geçirilen motifler de burada üretiliyor, fiyatlar ise gramına göre değişiyor. Öte yandan şu anda üretilen ürünlere talebin olduğu alanda Cihan, "Bu işi hakkıyla gerçekten yapmak isteyene devlet desteği var. Mesleğimize sahip çıkılıyor. Ustalara eğitim veriliyor" diyor. Dört çocuğu olan İbrahim Cihan'ın çocuklarından yalnızca birinin, bu mesleğe ilgisi var. Çocuklarının okuyup, bu zanaatı sürdürmesini ise çok istiyor.

YURT DIŞINA USTA GÖÇÜ YAŞANIYOR

Telkâri işçiliği yapan dayılarının yoğun işler nedeniyle eve taşıdığı mesleğe tanık olan Ömer Dağ'ın zanaata ilgisi de küçük yaşlarda başlamış. Tüm bunların üstüne o zamanlarda alanda usta eksikliği yaşandığını duyan Dağ, sekiz yaşından beri bu işle iştigal ediyor. Şu anda 28 yaşında olan Ömer Dağ'ın dükkânında gördüğümüz ürünlerin yüzde 80'i kendi el emeği, göz nuru. Şimdiki gençlerin bu işi merak ettiğinden ancak çok sabır isteyen bir iş olduğu için sıcak bakmadıklarından söz ediyor bize. Bu mesleğin artık sürdürülebilir bir meslek olmadığına da vurgu yapan Dağ, şu anda kentteki usta sayısının bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olduğundan yakınıyor. Dağ, "Ustalarımız bile artık yurt dışına gitmek ve orada eğitim vermek istiyorlar. Usta olan iki dayım ABD'ye yerleşti ve orada bir atölye açma hazırlığında. Benim de yurt dışına gitme planım var. Sarf ettiğimiz emeğin karşılığını maalesef alamıyoruz" diyor.

TELKÂRİ YAPIM AŞAMALARI

  1. Tel çekme: Gümüş madeni potada eritilerek ince teller halinde dökülür. Bu incelik silindirlerden geçirilerek 70-40 mikrona kadar indirilir.
  2. Model hazırlama: Tasarlanacak ürün ilk olarak ana hatları ile bir kâğıt üzerine çizilir.
  3. Tavlama: Bükülen ve inceltilen tel hızlı bir şekilde esnekliğini kaybederek sert hale gelmeye başlar. Bu teller belirli derecelerde ısıtılarak tekrar yumuşaklık kazandırılır.
  4. Kesim: Tasarlanan ürüne göre gerekli bütün teller belirlenen incelik ve uzunluklara göre kesilip kullanılmaya hazır hale getirilir.
  5. Şekil verme: Taslak üzerine yerleştirilerek şekillendirilme işlemine başlanır ve belirli kısımlardan kaynak yapılarak birleştirilir. Parçalar ara bağlantılar ile birleştirilerek bir araya getirilir.
  6. Ayrıntıların yapımı: Telkâride süslemede ve ürün oluşturulurken ana parçaları birleştirmek için çeşitli parçacıklar kullanılır.
  7. Birleştirme ve kaynak: Telkâri ürünü yalnız tel ile yapılır. Bir ürün yüzlerce parçalardan bükülerek ve birleştirilerek elde edilir. Bu birleşim kaynak yapılarak ya da lehimleme yöntemi ile yapılır.
  8. Ağartma: Telkârinin doğal rengini alması ve parlak şekilde gözükmesi için ağartma işlemi uygulanır.
EN ÇOK OKUNANLAR