USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

14 Temmuz 2026 11:17

Güncelleme Tarihi:

14 Temmuz 2026 11:17

Yayın Tarihi:

14 Temmuz 2026 11:17

“Elektrifikasyon ve dijitalleşme artık tek bir dönüşümün parçası”

Bir süreci elektrik temelli hale getirmeden o süreci gerçekçi bir şekilde karbonsuzlaştıramazsınız.

“Elektrifikasyon ve dijitalleşme artık tek bir dönüşümün parçası”

Küresel enerji sektörü, elektrifikasyon, dijitalleşme ve yapay zekanın etkisiyle köklü bir dönüşümden geçiyor. Artan enerji talebi, karbon azaltım hedefleri ve hızla büyüyen veri merkezi yatırımları elektrik piyasalarını yeniden düzenlerken, üretimden tüketime kadar tüm süreçlerde daha verimli ve daha akıllı sistemlere olan ihtiyaç öne çıkıyor. Bu dönüşüm, yalnızca teknoloji tarafında değil, aynı zamanda iş modelleri ve enerji stratejilerinde de yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. 'Dijitalleşme ve Schneider Electric küresel vizyonu' üzerine Platin'e özel değerlendirmelerde bulunan Schneider Electric Orta Doğu ve Afrika Bölgesi'nden Sorumlu Strateji ve İş Geliştirme Kıdemli Başkan Yardımcısı Dallal Slimani, elektrifikasyon ve enerji verimliliğinin artık ayrı başlıklar olmaktan çıktığını belirterek, bu iki alanın tek bir dönüşüm içinde birleştiğini ifade ediyor. Slimani, "Geçmişte enerji verimliliği daha azla daha fazlasını yapmak, elektrifikasyon ise bir yakıtı başka bir enerji kaynağıyla değiştirmekti. Bugün bu iki dinamik tek bir dönüşümde birleşiyor" diyor.

"ELEKTRİFİKASYONUN KENDİSİ ASLINDA BİR VERİMLİLİK HİKAYESİ"

*Elektrifikasyon ve dağıtık enerji yatırımlarıyla birlikte elektrik piyasaları gelecekte nasıl evrilecek? Bu dönüşüm, Orta Doğu, Afrika (MEA) gibi hızla büyüyen pazarları nasıl farklılaştıracak?

Geçmiş yıllara baktığınızda not edilmesi gereken önemli noktanın, enerji verimliliği ve elektrifikasyonun çok uzun bir süre iki ayrı konu olarak ele alınması olduğunu düşünüyorum. Enerji verimliliği daha çok 'daha azla daha fazlasını yapmakla', elektrifikasyon ise 'bir enerji kaynağını veya yakıtı başka bir şeyle değiştirmekle' ilgiliydi. Giderek daha fazla gördüğümüz ve gidilecek yolun bu olduğuna inandığımız şey, bu iki dinamiğin tek bir dönüşümde birleştiği gerçeği. Bu çok mantıklı, çünkü bir süreci elektrik temelli hale getirmeden o süreci gerçekçi bir şekilde karbonsuzlaştıramazsınız. Aynı zamanda, elektriğin nasıl üretildiğine, dağıtıldığına ve tüketildiğine bakacak olan dijital zeka katmanını üzerine eklemeden o süreci elektriklendiremezsiniz. Bu işin bir boyutu; diğer taraftan bu değişimin arkasındaki yapısal rakamlara baktığınızda sonuçlar oldukça çarpıcı. Uluslararası Enerji Ajansı, 2023'ten 2040'a kadar elektrik şebekesi üretiminde yüzde 61'lik bir artış öngörüyor. Bu kapsamda, bugün endüstriyel ısının sadece yüzde 5'i elektriklendirilmiş durumda; oysa bugünkü teknolojiyle bu potansiyel yüzde 60, 2035'e kadar olgunlaşmasını ve sonuç vermesini beklediğimiz teknolojiyle ise yüzde 90 seviyesinde. Yani bu büyük bir potansiyel. Elektrifikasyonun kendisi aslında bir verimlilik hikayesi. Çünkü elektrik, kullanım noktasında yüzde 95 verimlilik sağlar. Bu genellikle çok göz ardı edilen bir durum. Şimdi özellikle MEA bölgesine bakacak olursak, MEA'nın kendi hikayesi daha karmaşık ve bir bakıma daha ilginç. Çünkü şu an orada, gelişmiş ülkelerin on yıllardır görmediği bir hızda enerji tüketimi artışı izliyoruz. Ayrıca birçok ülkenin aynı anda hem birinci nesil altyapı inşa ettiğini hem de gelişmiş ülkelerde gördüğünüz eski sistemleri modernize etmek yerine, doğrudan dijital ve yazılım tabanlı mimariye 'sıçrama' yaptığını görüyoruz. Tüm bunlar, veri merkezlerinin devasa inşası ve süreçlerin elektriklendirilmesi arka planında gerçekleşiyor. Bu durum sonuçlarımıza da yansıyor. MEA bölgesi 2025 verilerimize baktığımızda sadece 2025 yılı için enerji yönetiminde çift haneli büyüme kaydettik; bu da bölgede gördüğümüz tüm bu dinamiklerin bir yansıması.

YAPAY ZEKA ENERJİ SİSTEMLERİNİ ÇİFT YÖNLÜ ETKİLİYOR

*Peki, dijitalleşme ve yapay zeka yatırımlarınız bu noktada tam olarak nasıl bir fark yaratıyor?

Son zamanlarda daha çok ses getirmeye başlayan ama bence muhtemelen yeterince ilgi görmeyen ilk nokta şu: Yapay zeka söz konusu olduğunda, bu konuşmanın merkezinde bir paradoks var. Bir yanda yapay zeka ve veri ile yapay zeka fabrikaları ve veri merkezleri, hesaplama yapmak için çok fazla güç tükettiklerinden güç sistemleri üzerinde giderek daha yüksek bir baskı oluşturacak. Öte yandan yapay zeka, bu enerji sistemlerinin sürdürülebilir olmasını ve bu yükü kaldırabilmesini sağlayacak en önemli araç haline geliyor. Size basit bir örnek vereyim. Bir yapay zeka veri merkezini, yani büyük teknoloji şirketlerinin işlettiği dev veri merkezlerinden birini ele alalım. Büyük bir şehir kadar güç tüketirler. Ve dahası, bu yapay zeka fabrikalarından gelen yükler, diğer yüklerin aksine tüketimin zirve yaptığı zamanlarda geri çekilmez. Bu durumda soru şu: 'Yapay zekayı enerji sistemlerinin tüm bu yüklerle ayakta kalmasını sağlayacak şekilde nasıl entegre edersiniz?' Bu durumda soru artık 'Yapay zekayı kullanmalı mıyız kullanmamalı mıyız?' değil; 'Yapay zekayı enerji sistemlerinin devamlılığı için en sürdürülebilir şekilde nasıl konuşlandırırız ve teknolojiyi daha verimli olmak için nasıl kullanırız?' sorusu. İşte teknoloji yatırımlarının gerçek fark yarattığı yer burası. Size bir örnek vereyim; 'Çip üzerine doğrudan sıvı soğutma' gibi teknolojiler, yüzde 30 ile yüzde 60 arasında daha verimli. Bu tür bir teknolojiyi uyguladığınızda enerji tüketiminde oldukça dramatik bir iyileşme sağlıyorsunuz ve bu portföyümüzde halihazırda bulunan bir teknoloji. Bu teknoloji, yapay zeka veri merkezlerindeki yapay zeka yükleri söz konusu olduğunda en verimli ve en ilgili teknoloji ve aslında bazı spesifik yükler için uygulanabilecek tek teknoloji haline geliyor. Bu yüzden son iki yılda portföyümüzü çeşitlendirdilk ve çip üzerine doğrudan sıvı soğutma çözümleri sunan Motivair'i satın alarak bünyemize kattık.

MEA BÖLGESİ HIZLI DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE

*Schneider Electric'in büyüme stratejisi küresel enerji dengeleriyle nasıl şekilleniyor? MEA'nın ve dolayısıyla Türkiye'nin bu tablodaki rolü nasıl evrilecek?

Öncelikle, Schneider Electric'in büyüme stratejisi, küresel enerji ortamına veya bizim tabirimizle 'yeni enerji ortamına' tepki vermekten ziyade, onu okuma biçimimizle şekillendi. Yeni enerji ortamına baktığınızda şu an çok ilginç olan şey, tüm bu dönüşümün ve değişimin gerçekleşme hızı... Bu durum aynı zamanda dünyanın çok kutuplu hale geldiği ki şu an özellikle Orta Doğu'da yaşananlarla bu çok güncel bir konu ve tedarik zincirleri ile bir dereceye kadar altyapıların tamamen yeniden haritalandırıldığı, hatta bazı durumlarda bir silah olarak kullanıldığı bir arka planda gerçekleşiyor. Bunu dünyanın bazı bölgelerinde bugünden görüyoruz. Asıl önemli rakamlar, yeni enerji ortamına geçişin Schneider Electric için temsil ettiği PAM (Potansiyel Adreslenebilir Pazar) verileri. O da bugünden 2030'a kadar 600 milyar Euro'luk bir pazar. Bu devasa bir rakam. Bu yüzden bugün birçok şirketin yeni enerji ortamı, elektrifikasyon, dijitalleşme ve otomasyon etrafında konumlandığını görüyorsunuz; çünkü orada yatırılan ve yatırılmaya devam eden çok büyük bütçeler var. Ayrıca bu Schneider Electric için 2030'a kadar yüzde altı ile yüzde yedi arasında bir büyüme yörüngesini temsil ediyor; veri merkezleri yaklaşık yüzde on ile başı çekerken, diğer uç pazarlarımız yüzde dört ile yüzde yedi arasında yer alıyor. Yani bu azımsanacak bir rakam değil. Bu nedenle hem pazar perspektifinden hem de teknoloji perspektifinden; elektrifikasyon, dijitalleşme ve otomasyonun kesişme noktasında bulunarak son derece iyi konumlandığımıza inanıyoruz. Bizim için MEA, büyüme potansiyeli olan, şirket için çok olumlu ve son derece önemli bir bölge; çünkü MEA'da, daha önce bahsettiğim gibi şebeke kurulumları, devasa veri merkezi inşaları, endüstri elektrifikasyonu vb. unsurların kesişimi var. Bu bölgenin de dijitalleşme, elektrifikasyon ve otomasyonun kesişim noktasında konumlandığını görüyoruz. Schneider Electric olarak özellikle MEA'da ve tüm farklı bölgelerimizde ayrıştığımız nokta, karar alma sürecini pazara mümkün olduğunca yakınlaştırdığımız 'çoklu merkez' modelimiz. Bu model, hem ilgili ve farklılaşmış olmamızı hem de küresel şirketlerin 'en yereli' olmamızı sağlıyor. Bence Türkiye bu açıdan gerçekten çok iyi bir konumda. Türkiye'nin çok iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Burada gördüğümüz fırsatlar da genel stratejimizle örtüşüyor. Şebeke konusunda fırsatlar görüyoruz; bu bizim buradaki en önemli segmentlerimizden biri. Veri merkezi işinde ve ayrıca 'yeni enerji ortamı' dediğimiz daha fazla elektrifikasyon, daha fazla dijitalleşme, daha fazla otomasyon değişimle uyumlu olan elektrikli araç altyapısında da artan fırsatlar görüyoruz.

(Duygu Bulkan ve Dallal Slimani)

'ENERJİ TEKNOLOJİSİ ORTAĞI' MODELİ

*'ENERJİ TEKNOLOJİSİ ORTAĞI' YAKLAŞIMI SCHNEİDER ELECTRİC'İN İŞ MODELİNİ VE BÜYÜMESİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Aslında 'enerji teknolojisi ortağı' kavramı, yıllardır kurum içinde söylediklerimizin bir yansıması. Biz Schneider Electric olarak, statik bir sistemin parçası olacak bileşenleri satın alma döneminin kapandığına inanıyoruz. Müşterilerimizin, farklı problemlerin birleştiği ve yaşam döngüsü boyunca devam eden sorunlarını çözmemize yardım etmemiz için bize giderek daha fazla geldiğini görüyoruz. Bu konuda çok iyi konumlandığımıza inanıyoruz. Müşterilerimizin dijital ve yapay zeka yol haritaları için giderek daha stratejik bir ortak haline geliyoruz ki bu da nihayetinde en azından önümüzdeki on yıl boyunca operasyonlarını tanımlayacak olan şeydir. Yani, ürün ve ekipman belirlemekten (spesifikasyon), müşterilerimizle birlikte operasyonlarını tanımlayacak ve onları bir üst seviyeye taşıyacak mimariler, stratejiler ve çerçeveler tasarlamaya (co-design) geçiyoruz. 'Enerji teknolojisi ortağı' derken kastettiğimiz bu.

*Bugün enerji yatırımları hızla artarken, şebeke kapasitesi, depolama ve maliyet baskıları da büyüyor. Gelecekte bu üçlü dengeyi nasıl öngörüyorsunuz?

Bence bu üç sorun birleşiyor ve günün sonunda bunun çözümü teknoloji. Biz de çözümlerimizle burada devreye giriyoruz. Size EcoStruxure'ı örnek vereyim; EcoStruxure platformumuz, müşterilerimizin verilerini sahadan operasyonlara ve kurumsal düzeye kadar entegre eden OpenAI destekli bir platform. Bunun merkezinde, cihazdan buluta kadar tüm yaşam döngüsü boyunca bu verileri entegre eden veri küpü yer alıyor. Ayrıca bunun üzerinde, müşterilerimize öngörücü ve kural koyucu (reçete sunan) içgörüler sağlamak amacıyla genel modeller değil, gerçek operasyonel elektrik ve süreç modelleri üzerine inşa edilmiş 'enerji yapay zeka' katmanı bulunuyor. Bunun şebekelerimize ve pazarlarımıza uygulandığını görüyoruz; ancak teknolojimizle kapasite artışı, maliyet baskısı ve projelerin teslimindeki zorlukları çözebildiğimiz tüm diğer pazarlarda da bunu görüyoruz. Müşterilerin inşa sürelerini daha kısa sürelere indirmek istediğini gözlemliyoruz.

EN ÇOK OKUNANLAR