Yayın Tarihi:
28 Eylül 2026 16:37Güncelleme Tarihi:
28 Eylül 2026 16:37Güncelleme Tarihi:
28 Eylül 2026 16:37Yayın Tarihi:
28 Eylül 2026 16:37
Şehir hayatı, fark ettirmeden insanı hareketsiz bırakarak vücudun en temel ihtiyacı olan hareketi adeta elinden alıyor. Uzun süre oturmak damarlarda durgunluğa, kas zayıflamasına ve ardından metabolik hastalıklara davetiye çıkarırken; yoğun iş temposunun getirdiği kronik stres de hücresel yaşlanmayı hızlandırıyor. Toplam ömür uzasa da hastalıklı ömür süresinin artması, hayat kalitesini korumayı hedefleyen koruyucu sağlık yaklaşımlarını ve check-up kültürünü bir lüks değil, akıllı bir yatırıma dönüştürüyor. Evden çıkarken asansör kullanımıyla başlayan, araç içi ve ofis oturma düzeniyle devam eden şehir hayatının insanı fark ettirmeden hareketsiz bıraktığını belirten Prof. Dr. Murat Aksoy, uzun süre oturmanın bacak kaslarının 'kas pompası' işlevini durdurduğunu vurguluyor. Kan dolaşımının yavaşlamasıyla toplardamarlarda başlayan durgunluğun varis riskini artırdığına dikkat çeken Aksoy, "Kas zayıflamasını insülin direnci, diyabet, damar sertliği ve diğer metabolik hastalıklar takip ediyor. Günde sekiz-dokuz saat oturan biri, farkında olmadan ciddi bir risk grubuna giriyor diyebiliriz. Tüm bunların sonunda aşırı kilolu veya obez kişiler olarak bir kalp krizi veya felç geçirilecek güne doğru geri sayıma başlıyoruz" sözleriyle modern yaşamın gizli tehlikelerine işaret ediyor.
"VÜCUT, ERTELENEN BAKIMIN FATURASINI ER YA DA GEÇ MUTLAKA KESİYOR"
Damarların basit birer boru değil, kendi metabolizmaları olan birer organ olduğunu hatırlatan profesör Aksoy, kronolojik yaş ile damar yaşının bambaşka olabileceğine değiniyor: "Kötü beslenen, hareketsiz ve stresli 40 yaşındaki birinin damarları 55 yaşında gibi davranabilir. Damar yaşlanmasını hızlandıran başlıca faktörler yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, kan şekeri yüksekliği, sigara ve kronik strestir. Bu sürecin en sıkıntılı özelliği, son dakikaya kadar damar sertliğinin yıllarca sessizce ilerlemesidir. İlk belirti çoğu zaman kalp krizi veya felç olabilir. Bu yüzden tansiyon, bel çevresi, kan şekeri ve kolesterol değerleri ile aile hikayesi erkenden takip edilmeli."
"KORUYUCU SAĞLIK DAHA DA KİŞİSELLEŞECEK"
Sağlık profesyonelleri olarak toplam ömrü uzattıklarını ancak hastalıklı ömür süresinin de uzamasıyla hayat kalitesinin bozulduğunu belirten Aksoy, insanların artık hayat kalitesini yüksek tutma arayışında olduğunu ifade ediyor. Düzenli check-up'ların erken uyarı sistemi gördüğünü aktaran Aksoy, bütçeyi sömürmeyen, doğru kişiyi doğru testlerle değerlendiren planlamaların önemini vurguluyor. Özellikle yoğun çalışan yöneticilere kronik stresin telomer kısalmasını ve hücresel yaşlanmayı hızlandırdığını hatırlatarak; uykuyu ve hareketi takvime tıpkı bir toplantı gibi işlemelerini tavsiye ediyor. Gelecekte koruyucu sağlığın daha da kişiselleşeceğini, giyilebilir cihazların ve ev ortamındaki akıllı tuvalet gibi teknolojilerin hayatın doğal parçası olacağını öngören Prof. Dr. Aksoy; "Teknolojiden önce gelen bir şey var: Bireyin kendi sağlığının sorumluluğunu alması. Bugün atılacak en önemli adım aslında en basit olanı: Her gün düzenli hareket etmek, aileni sağlık açısından iyi tanımak, kendi değerlerini bilmek ve önlemleri ertelememek" diyerek sözlerini tamamlıyor.