Yayın Tarihi:
28 Mayıs 2026 10:08Güncelleme Tarihi:
28 Mayıs 2026 10:08Yayın Tarihi:
28 Mayıs 2026 10:08
Her şey bir annenin, oğlunun sağlığı için çıktığı şifa arayışıyla başladı... Bugün ise 10 bin 500 metrekarelik dev bir tesiste, 37 ülkeye yayılan bilimsel bir başarı hikayesine dönüştü. BEE'O' Kurucusu Aslı Elif Samancı, propolisi ithal edilen bir ürün olmaktan çıkarıp, patentli özütleme teknolojisiyle dünya literatürüne giren bir Anadolu mucizesi haline getirdi. 7 bin 500'den fazla arıcıyla Türkiye'nin en kapsamlı sözleşmeli üretim modelini yöneten Samancı ile ABD devlerinin raflarına uzanan ihracat stratejilerini, akıllı arıcılık yatırımlarını ve arı ürünlerinin dermokozmetikten sağlığa uzanan yeni nesil formüllerini konuştuk.
* BEE'O, Türkiye'nin ilk ve tek yerli propolis üreticisi olarak yola çıktı. Geliştirdiğiniz özütleme yöntemi ile aldığınız inovasyon ödülleri, Türk propolisinin dünya literatüründeki yerini nasıl değiştirdi?
Propolis, uzun yıllar boyunca Türkiye'de yeterince tanınmayan ve çoğunlukla ithal edilen bir arı ürünüydü. Biz BEE'O olarak bu alana adım attığımızda temel motivasyonumuz, aslında çok kişisel bir ihtiyaçtan doğdu. Oğlumun bağışıklık sorunlarına çözüm aradığım dönemde propolis ile tanıştım ve bilimsel çalışmalar ışığında kendi üretimimi yapmaya başladım. Elde ettiğimiz sonuçlar, bu değerli arı ürününü daha geniş kitlelere ulaştırma fikrini doğurdu. Bu yolculuk, 2013 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent'te bir Ar-Ge projesi olarak başladı. Bugün ise 10 bin 500 metrekarelik üretim tesisimizde, gıda mühendisleri, biyologlar, kimyagerler, eczacılar ve farklı disiplinlerden uzmanlardan oluşan ekibimizle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İTÜ ARI Teknokent'te geliştirdiğimiz, TÜBİTAK ödüllü patentli ekstraksiyon yöntemimiz sayesinde propolisin içerisindeki fenolik ve flavonoid bileşenleri koruyarak suda çözünebilir ve biyoyararlanımı yüksek bir forma dönüştürdük. Bu yaklaşım, propolisi geleneksel bir arı ürünü olmaktan çıkarıp, bilimsel olarak standardize edilebilir bir içerik haline getirdi. Bu sayede Anadolu propolisi, dünya literatüründe içerik kalitesi ve antioksidan kapasitesi ile öne çıkan bir referans noktası haline geldi. Bugün Türk propolisi, Ar-Ge, kalite ve inovasyonla değer kazanmış bir ürün olarak uluslararası pazarda konumlanıyor.
* BEE&YOU markasıyla geniş bir coğrafyada raflardasınız. İhracat tarafında 2026 hedefleri neler?
Bugün BEE'O ve BEE&YOU markalarımızla 37'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz ve ABD, Avrupa ve İngiltere pazarlarında aktif bir şekilde yer alıyoruz. Özellikle ABD'de CVS, Walmart ve Trader Joe's gibi büyük zincirlerde yer almak, global marka yolculuğumuz açısından önemli bir kilometre taşı oldu. 2026 hedeflerimiz doğrultusunda ihracat yaptığımız ülke sayısını 40'ın üzerine çıkarmayı, mevcut pazarlarda derinleşmeyi ve e-ticaret kanallarındaki payımızı artırmayı planlıyoruz. Avrupa'da Holland & Barrett gibi güçlü perakende kanallarındaki varlığımızı genişletirken, İngiltere'de kurduğumuz operasyonel yapı ile lojistik gücümüzü artırıyoruz. Amacımız yalnızca coğrafi büyüme değil; katma değerli ürünlerle büyüyerek Anadolu arı ürünlerini global pazarda daha yüksek değerle konumlandırmak ve Türkiye'yi bu alanda güçlü bir marka ülkesi haline getirmek.
* Türkiye'de binlerce arıcıyla 'Sözleşmeli Arıcılık' modelini uyguluyorsunuz. Bu modelin etkileri ve sürdürülebilirlik açısından önemi nedir?
Sözleşmeli Arıcılık modeli, BEE'O'nun en temel yapı taşlarından biri. Bugün 7 bin 500'ün üzerinde sözleşmeli arıcı ve 750 bini aşkın kovan ile yürüttüğümüz bu model, hem kalite standardizasyonunu sağlamak hem de arıcılarımız için sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturmak açısından kritik bir rol oynuyor. Bu sistemde üretim, en başından itibaren kontrol altına alınıyor. Arılıkların konumundan üretim koşullarına, hasat süreçlerinden laboratuvar analizlerine kadar tüm aşamalar izlenebilir şekilde yönetiliyor. Böylece her ürünün kaynağı, içeriği ve kalitesi şeffaf bir şekilde doğrulanabiliyor. Ekonomik açıdan ise arıcılarımıza alım garantisi sunarak üretim risklerini minimize ediyor, onları katma değerli ürün üretimine yönlendiriyoruz. Bu sayede arıcılık daha sürdürülebilir ve profesyonel bir üretim modeline dönüşüyor. Sürdürülebilir bir ekosistem için bu model kritik çünkü hem üreticiyi hem tüketiciyi koruyan, aynı zamanda doğaya saygılı bir yapı sunuyor.

* Geniş ürün portföyünüzde doğayı modern standartlarla buluştururken hangi kriterleri esas alıyorsunuz?
BEE'O olarak ürün geliştirme yaklaşımımızın merkezinde bilim, doğallık ve standardizasyon yer alıyor. Bu yaklaşımı hayata geçirirken en büyük gücümüz ise güçlü Ar-Ge altyapımız ve multidisipliner uzman kadromuz. Ar-Ge merkezimizde; gıda mühendisleri, kimya mühendisleri, biyologlar, eczacılar, diyetisyenler ve farmakoloji uzmanlarından oluşan yaklaşık 30 kişilik uzman bir ekip ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Tüm ürün geliştirme süreçlerimiz literatür taraması, formülasyon geliştirme, analiz, stabilite testleri ve gerekli durumlarda klinik çalışmalarla desteklenen çok katmanlı bir yapıdan oluşuyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent iş birliği ile yürüttüğümüz bu bilimsel çalışmalar sayesinde, propolis başta olmak üzere tüm arı ürünlerinin fenolik ve flavonoid içeriklerini standardize ediyor, aktif bileşenlerin korunmasını sağlıyoruz. Bu da ürünlerimizin hem etkinliğini hem de güvenilirliğini uluslararası standartlara taşımamıza olanak tanıyor. Aynı zamanda tüm ürünlerimiz; dermatolojik testlerden geçiriliyor, uluslararası sertifikasyon süreçlerinden başarıyla geçiyor ve temiz içerik prensiplerine uygun şekilde geliştiriliyor. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde doğanın sunduğu ham gücü, bilimle desteklenen, güvenilir ve yüksek performanslı ürünlere dönüştürüyoruz.
* Gelecek on yılda arıcılık sektörünü bekleyen en büyük meydan okuma nedir?
Arıcılık sektörünü bekleyen en büyük meydan okumaların başında iklim krizi ve biyolojik çeşitliliğin azalması geliyor. Arılar, küresel gıda güvenliği açısından kritik bir role sahip ancak çevresel stres faktörleri bu dengeyi tehdit ediyor. Bu noktada teknoloji destekli akıllı arıcılık çözümleri ön plana çıkıyor. IoT tabanlı kovan takip sistemleri, veri analitiği ve uzaktan izleme teknolojileri sayesinde koloni sağlığı anlık olarak takip edilebiliyor ve erken müdahale imkanı sağlanıyor. BEE'O olarak biz de bu dönüşümün aktif bir parçasıyız. Sahada kullandığımız teknolojiler ve arıcılarımıza verdiğimiz eğitimlerle hem verimliliği artırıyor hem de koloni kayıplarını minimize ediyoruz. Bu sistemlerin doğru uygulanmasıyla sektörde yüzde 20-30 oranında verimlilik artışı sağlanabiliyor. Önümüzdeki dönemde arıcılığın doğa ile uyumlu, veri odaklı ve sürdürülebilir bir üretim modeline evrileceğine inanıyoruz. Bizim hedefimiz ise bu dönüşümün öncülerinden biri olarak, Anadolu arı ürünlerini dünya çapında hak ettiği değere ulaştırmak.