USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Teknoloji Haberleri

Yayın Tarihi:10 Nisan 2026 17:05 / Güncelleme Tarihi:10 Nisan 2026 17:26

ABD/İsrail İran savaşı tarihe bir ilk olarak mı geçecek?

Bir görüşe göre evet. Peki, neden? Çünkü bu savaş tarihe "algoritmaların ilk büyük savaşı" olarak geçecek gibi görünüyor.

ABD/İsrail İran savaşı tarihe bir ilk olarak mı geçecek?

Küresel piyasaların ve dünyanın gözü Orta Doğu'daki savaş geriliminde. Şubat ayının 28'inci günü başlayan savaşta günler sonra, 8 Nisan'da ateşkes ilan edildi. Şimdi tüm gözler beklenen ABD-İran görüşmelerine çevrildi. Hem savaş hem ateşkes sürecinde ise savaşın cephelerinden gelen sosyal medya paylaşımları milyonlarca etkileşim aldı.

Hem yapay zeka destekli videolar hem de uygulanan sosyal medya stratejileri oldukça dikkat çekiciydi. aksam.com.tr'ye konuşan Kastamonu Üniversitesi Yapay Zeka Çalışmaları Koordinatörü Prof. Dr. S. Tunay Kamer, "Bu savaş tarihin tozlu sayfalarına "algoritmaların ilk büyük savaşı" olarak kaydedilecek gibi görünüyor" yorumunu yapıyor.

Kamer, algoritmaların gelecekte oluşturacağı önemli riskleri de anlatmış. Röportajda yapay zeka, algoritmalar ve sosyal medyanın kullanımına ilişkin bazı dikkat çeken notlar şöyle:

-Bu savaş tarihin tozlu sayfalarına "algoritmaların ilk büyük savaşı" olarak kaydedilecek gibi görünüyor. Eskiden propaganda dediğimiz şey, bir uçaktan atılan kağıt ilanlar veya cızırtılı radyo yayınlarından ibaretti. Günümüzde ise cephe hattı doğrudan cebimizdeki telefonun içine taşındı. Bu savaşın bir diğer farkı, yapay zekanın sadece bir 'yardımcı' değil, doğrudan bir 'içerik fabrikası' olarak kullanılmasıdır.

Örneğin, henüz bir patlama yaşanmadan o patlamanın tüm dehşetini yansıtan yapay zeka ürünü videoların veya görsellerin sosyal medyaya servis edildiğini gördük. Bu şu demek: Gerçeklik artık olay gerçekleştikten sonra değil, gerçekleşmeden önce de kurgulanabiliyor.

ABD/İsrail ve İran'ın stratejileri neydi?

Burada iki taban tabana zıt ama çok profesyonel stratejiler izlendiğini görüyoruz. ABD ve İsrail tarafı, teknolojiyi bir "gövde gösterisi" ve "modernlik ilüzyonu" üzerinden kurguladı. Paylaştıkları içeriklerde genellikle hatasız çalışan dijital sistemler, şifrelenmiş mesajlar ve "her şeyi gören göz" imajı daha çok hakimdi. Buradaki amaç, rakibe ve dünyaya teknolojik olarak erişilemez oldukları mesajını vermekti.

İran ise buna karşılık adeta "dijital gerilla taktiği" izledi. Çok daha esprili, halkın içine karışan ve hatta rakibiyle alay eden bir dil kurdu. Trump'ın Hürmüz Boğazı hakkındaki sert ve argo tweetine İran'ın Zimbabve Büyükelçiliği'nin "Anahtarları kaybettik" diyerek verdiği o meşhur cevap, dijital diplomasinin bence zirve noktasıdır.

Düşünsenize, dünyanın en güçlü ordusuna sahip olduğu düşünülen bir lidere, küçük bir elçilik hesabı üzerinden tek cümlelik bir mizahla cevap yetiştiriliyor ve bu içerik dünyada milyarlarca kez görüntüleniyor. Yine Trump'ı konu alan Lego videoları, devletlerarası resmi ve ağırbaşlı dilin artık "ergenleştiğini", ama aynı zamanda çok daha geniş kitlelere ulaştığını bizlere gösterdi. Bir taraf yüksek teknoloji ve aşılmaz güvenlik duvarlarıyla askeri bir güç gösterisi yaparken; diğer taraf zekice kurgulanmış espriler, capsler ve popüler kültürün gücünü kullanarak o devasa kalkanın içinden sızıp halkın kalbine ve zihnine ulaşmaya çalıştı.

-Eskiden diplomasi, kapalı kapılar ardında yapılan, her kelimesi onlarca süzgeçten geçen, yavaş ve temkinli bir süreçti. Günümüzde ise diplomasi, "X" gibi sosyal medya platformlarında saniyeler içinde karara bağlanan, duygusal ve son derece sert bir sokak kavgasına benziyor. Artık devletler birbirlerine resmi kanallardan "nota" vermek yerine, milyonların aynı anda gördüğü "bahsetme"ler (mention) üzerinden cevap veriyor.

Trump gibi liderler, mesajlarını hiçbir diplomatik filtreye sokmadan, halkın içinden biriymiş gibi en yalın ve bazen en sert haliyle doğrudan paylaşıyor.

Buna karşılık İran kurumlarının verdiği esprili veya tarihsel atıflı videolar ise aslında birer "görsel nota" işlevi görüyor. Örneğin, saatler süren bir dışişleri brifingi yerine, Hiroşima'dan bugüne uzanan ve "intikam" vurgusu yapan tek bir video paylaşılıyor. Bu video aslında klasik bir diplomatik metnin yapamayacağı doğrudan insanın sinir uçlarına dokunma ve küresel bir kamuoyu oluşturma işlevini yerine getiriyor.

-İran'ın bu stratejisi çok derin bir sosyolojik analize dayanıyor. Hazırlanan o videolarda Kızılderililerden Hiroşima'ya, Epstein skandalından Gazze'ye kadar pek çok mağduriyetin yan yana getirilmesi bir tesadüf değildir. İnanılmaz bir "mağduriyet kolajı" yapıldı. Buradaki amaç, sadece Müslüman coğrafyaya hitap etmek değil, Batı'nın kendi içindeki "muhalif damara" dokunmaktır.

Batı'da bugün sistemden dışlanan, sömürgecilik tarihinden utanan, çevre duyarlılığı olan ya da devletlerine güvenmeyen çok büyük bir kitle var. İran, bu videolarla onlara "Sizin canınızı yakan güç sistemi ile bizimki aynı." mesajını verdi. Yani savaşı bir din ya da bölge davası olmaktan çıkarıp, küresel bir "ezilenler-ezenler" kavgasına dönüştürdü. Bir Amerikalı gencin Epstein skandalıyla duyduğu tiksintiyi, Gazze'deki bir çocuğun acısıyla aynı kareye koyduğunuzda, o gençte ortak bir düşman algısı oluşturursunuz. Bu, klasik propagandanın çok ötesinde, insanların vicdan kodlarını yeniden programlamaya yönelik küresel bir algı operasyonudur.

Peki, gelecekte bizi neler bekliyor? Algoritmalar döneminin riski ne? Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz

EN ÇOK OKUNANLAR