
E-ticarette hız, maliyet ve ölçek baskısı artarken; sürdürülebilirlik, operasyonların kenarında konumlanan bir başlık olmaktan çıkarak iş modelinin merkezine yerleşiyor. 2026 ve sonrasında Türkiye ve Avrupa Birliği'nde devreye girmesi beklenen yeni regülasyonlar, şirketleri veri altyapısından lojistiğe, ambalajdan teslimat modellerine kadar bütüncül bir dönüşüme zorluyor. Trendyol Grubu Operasyon Lideri Serkan Yavuz bu dönüşümün üç temel eksen etrafında şekillendiğini öngörüyor. Sürdürülebilirlik regülasyonlarının ilk ve en belirleyici ayağını veri ve şeffaflık oluşturuyor. Ürün bazlı çevresel verilerin sistematik biçimde toplanmasının artık kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Yavuz, şirketlerden beklentinin netleştiğine işaret ediyor. Buna göre, Dijital Ürün Pasaportu yaklaşımına uyum sağlayacak veri altyapılarının kurulması, tedarik zinciri boyunca ESG izlenebilirliğinin sağlanması ve 'çevre dostu' ya da 'sürdürülebilir' gibi iddiaların ölçülebilir ve doğrulanabilir verilerle desteklenmesi gerekiyor. Yavuz'un değerlendirmesine göre bu dönemde şirketlerden yalnızca niyet beyanı değil, somut ve karşılaştırılabilir veri sunmaları bekleniyor. Şeffaflık, hem regülasyon uyumunun hem de tüketici güveninin temel unsuru olarak öne çıkıyor.
KARBONU AZALTAN, VERİMLİLİĞİ ARTIRAN OPERASYONLAR
Dönüşümün ikinci ekseni, düşük karbonlu operasyonlara geçişte yoğunlaşıyor. E-ticaret lojistiğinde alternatif teslimat modellerinin yaygınlaşması, depo ve dağıtım merkezlerinde yenilenebilir enerji kullanımının artırılması ve elektrikli araçlar ile mikromobilite çözümlerinin devreye alınması bu sürecin ana başlıklarını oluşturuyor. Yavuz, operasyonel karbon ayak izinin azaltılmasının artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda maliyet ve verimlilik açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurguluyor. Özellikle şehir içindeki düşük emisyon bölgelerine uyum, operasyonel planlamanın ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. E-ticaret operasyonlarını dönüştüren üçüncü başlık ise döngüsel ekonomi ve ambalaj uyumu. AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları mevzuatı (PPWR) ile birlikte geri dönüştürülmüş içerikli ambalajların kullanımı, gereksiz ambalajın azaltılması ve yeniden kullanım ile geri dönüşüm sistemlerinin güçlendirilmesi zorunlu hale geliyor. Yavuz'a göre bu yaklaşım, e-ticaret şirketlerinin çevresel etkilerini azaltırken aynı zamanda regülasyonlara uyumu da kolaylaştırıyor. Ambalaj, artık yalnızca bir lojistik unsuru değil, sürdürülebilirlik performansının görünür bir göstergesi haline geliyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR LOJİSTİK, REKABET AVANTAJI YARATIYOR
E-ticarette hız ve maliyet baskısı artarken, sürdürülebilir lojistik anlayışı da yeniden tanımlanıyor. Yavuz, sürdürülebilir lojistiğin ek bir maliyet kalemi olarak değil, doğrudan verimlilik ve rekabet avantajı yaratan bir tasarım alanı olarak ele alındığını belirtiyor. Bu bütüncül yaklaşımda düşük karbonlu ulaşım modelleri kadar operasyonel verimlilik de belirleyici rol oynuyor. Rota optimizasyonu ile daha az kilometre ve daha düşük yakıt tüketimi sağlanırken, sipariş konsolidasyonu sayesinde teslimatlar daha verimli hale geliyor. Akıllı kargo otomatları, gel-al noktaları ve esnek teslimat modelleri dağıtımı daha verimli kılarken; iade süreçlerinin veri ve yapay zeka destekli sistemlerle azaltılması hem maliyetleri hem de karbon ayak izini aşağı çekiyor. Hafif, geri dönüştürülebilir ve geri dönüştürülmüş içerikli ambalajlar ile sıfır atık yaklaşımıyla tasarlanan operasyon merkezleri ise lojistiğin çevresel etkisini önemli ölçüde azaltıyor. Yavuz'un çerçevesini çizdiği bu tabloya göre, regülasyonların getirdiği standartlar ile tüketici beklentilerinin kesiştiği noktada e-ticaret şirketleri daha şeffaf, ölçülebilir ve düşük etkili bir iş modeline yöneliyor. Bu dönüşüm, artık bir tercih değil; rekabetçilik ve sürdürülebilir büyüme için temel bir gereklilik olarak öne çıkıyor.
