USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

09 Temmuz 2026 11:41

Güncelleme Tarihi:

09 Temmuz 2026 11:44

Güncelleme Tarihi:

09 Temmuz 2026 11:44

Yayın Tarihi:

09 Temmuz 2026 11:41

Bilgi çağında en büyük risk yanlış beslenmek mi?

Gıda ve beslenme alanında hızla yayılan bilgi kirliliği, bireylerin kararlarını doğrudan etkilerken; bilimsel, güvenilir ve anlaşılır bilginin yaygınlaşması kritik bir ihtiyaç haline geliyor.

Bilgi çağında en büyük risk yanlış beslenmek mi?

Bilgi artık her yerde. Bir ekran kaydırmasıyla ulaşılabilen içerikler, gündelik hayatın en temel kararlarını bile şekillendiriyor. Ancak hızla çoğalan bu içeriklerin içinde neyin bilimsel, neyin yalnızca popüler bir söylem olduğu çoğu zaman belirsizleşiyor. Özellikle gıda ve beslenme gibi doğrudan sağlığı ilgilendiren alanlarda bu belirsizlik, yalnızca bireysel tercihleri değil, toplum genelinde oluşan algıyı da etkiliyor. Bir yanda sağlıklı yaşam arayışı, diğer yanda bu arayışı yönlendiren çelişkili bilgiler... Tüm bu tablo, güvenilir bilgiye duyulan ihtiyacı daha görünür hale getiriyor. Tam da bu noktada mesele yalnızca doğru bilginin üretilmesiyle sınırlı kalmıyor; bu bilginin nasıl anlatıldığı, kimler aracılığıyla yayıldığı ve ne kadar anlaşılır olduğu da belirleyici hale geliyor. Sağlık profesyonellerinin rehberliği, bilimsel verinin sadeleşerek geniş kitlelere ulaşması ve farklı disiplinlerin aynı zeminde buluşabilmesi, bu sürecin önemli parçaları arasında yer alıyor. Sabri Ülker Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Ülker ile gıda ve beslenme alanında bilgi kirliliğinin yarattığı etkileri, bilimsel bilginin toplumla buluşma sürecini, sağlık profesyonellerinin bu süreçteki rolünü, vakfın yürüttüğü çalışmaların kapsamını ve uluslararası iş birliklerinin nasıl bir etki alanı oluşturduğunu konuştuk.

*Gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam alanında doğru bilgiye erişim her zamankinden daha kritik. Bugün, bu alandaki en büyük kırılma noktalarını nasıl görüyorsunuz?

Günümüzde gıda ve beslenme alanında halk sağlığını tehdit eden en önemli kırılma noktasının özellikle dijital medya kanalıyla yayılan bilgi kirliliği yani 'infodemi' olduğunu düşünüyorum. Bilimsel dayanaktan yoksun popüler diyetler, gıda ve beslenmeyle ilgili ispatlanmamış iddialar ve yanlış bilgiler, bir yandan toplumda kafa karışıklığına yol açıp halk sağlığını tehdit ederken, bir yandan da tüketicilerin yanlış tercihlerle gereksiz harcama yapmasına neden oluyor. Buna ek olarak sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyinin de toplum genelinde yüksek olmaması, bu yanlış bilgilerin etkisini artırıyor. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması, her 10 kişiden yedisinin bu yetkinliğe sahip olmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle biz, popüler söylemlerin ötesine geçip kanıta dayalı bilgiyi merkeze alarak toplum sağlığında sürdürülebilir bir bilinç dönüşümü sağlamak için çalışıyoruz.

*Bilimsel bilginin toplumla buluşması hâlâ önemli bir eşik. Türkiye'de gıda ve beslenme konusunda bu mesafenin kapanması için en çok neye ihtiyaç var?

Bilimsel bilginin toplumla buluşmasındaki en kritik ihtiyaçlardan biri, doğru bilginin güvenilir kanallar üzerinden ve doğru bir iletişimle aktarılması... Bu noktada toplumun en çok güvendiği ve ilk başvurduğu kişiler olan sağlık profesyonelleri belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle hekimler, eczacılar ve diyetisyenlerin beslenme ve beslenme iletişimi konusundaki güncel ve kanıta dayalı bilgilerle donatılmasını, bilimsel bilginin çarpan etkisiyle topluma yayılmasında en güçlü kaldıraçlardan biri olarak görüyoruz. Bu yaklaşımla 2022 yılından bu yana farklı uzmanlık alanlarını kapsayacak şekilde beslenme ve beslenme iletişimi eğitimleri yürütüyor; sağlık profesyonellerini birer 'doğru bilgi elçisi' olarak güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ancak bu süreç yalnızca eğitimle sınırlı değil. Bilimsel bilginin sade, anlaşılır ve erişilebilir bir dille topluma aktarılması da en az üretimi kadar önemli. Bu doğrultuda içerik platformlarımız, yayıncılık faaliyetlerimiz ve uluslararası iş birliklerimizle, doğru bilgiyi daha geniş kitlelerle buluşturmayı amaçlıyoruz. Düzenlediğimiz uluslararası konferanslar ve yürüttüğümüz araştırmalarla, gıda ve beslenme alanındaki bilgi boşluklarını ve kavram yanılgılarını bilimsel zeminde ele alıyor; bu alanda daha güçlü bir farkındalık ve ortak anlayış oluşmasına katkı sağlıyoruz.

*Sabri Ülker Vakfı, 15 yılı aşkın süredir bilimsel bilgiyi toplumla buluşturuyor. Bu yolculukta vakfın etki alanı nasıl evrildi?

Gıda, beslenme ve sağlık alanındaki bilgilerin topluma ulaşmasına destek amacıyla 2009'da çıktığımız bu yolda, etki alanımızdaki faaliyetleri, yerel bir çabanın çok ötesine geçerek küresel bir bilim ağına dönüştürmeyi başardık. Bugün yayıncılıktan 'Bilim Bunu Konuşuyor' platformuna, beslenme iletişimi eğitimlerinden uluslararası konferanslara, üniversite iş birliklerinden yeni küresel yapısıyla ödül programımıza çok geniş bir ekosistemi yönetiyoruz. Bilim Ödülü programımızı uluslararası arenaya taşıyarak dünyanın dört bir yanından genç bilim liderlerini desteklemeye başlamamız, etki alanımızın artık küresel halk sağlığına yön verecek bir olgunluğa ulaştığının en somut göstergesi. Bu noktada sadece bilgiyi aktaran değil, sağlıklı bir gelecek için bilimsel standartları belirleyen, akademiyi sokağa ve günlük yaşam pratiğine indiren stratejik bir çözüm ortağı konumundayız.

(Yahya Ülker ve Murat Ülker)

*Vakfın çalışmalarında bilimsel doğruluk ve tarafsızlık öne çıkıyor. Bu yaklaşım, geliştirilen projelere ve iş birliklerine nasıl yansıyor?

Bilimsel doğruluk ve tarafsızlık, vakfımızın tüm faaliyetlerinin temel yapı taşını oluşturuyor. Bu nedenle tüm çalışmalarımızı bağımsız bilim insanlarından oluşan bir Bilim Kurulu önderliğinde yürütüyoruz. Projelerimizi geliştirirken Avrupa Gıda Bilgi Konseyi, İngiliz Beslenme Vakfı ve Avrupa Diyetetik Dernekleri Federasyonu gibi uluslararası, Hacettepe ve Gazi Üniversiteleri gibi ulusal akademik kurumlarla iş birliği yaparak bilginin kaynağını sağlama alıyoruz. Bu tarafsız duruş sayesinde, toplumun en çok güvendiği kesim olan sağlık profesyonelleriyle ortak eğitim programları yürütebiliyor ve karmaşık verileri herhangi bir ticari kaygı gütmeden kamuoyuyla paylaşabiliyoruz. Her adımda, yalnızca kanıta dayalı ve teyit edilmiş bilgiyi referans alarak toplum sağlığı için 'güvenilir bir liman' olma misyonumuzu koruyoruz. Kâr amacı gütmeyen bağımsız yapımız, ulusal ve uluslararası mevzuatı titizlikle izleyerek her projemizde en yüksek etik standartları uygulamamıza olanak tanıyor.

*Yeni dönemde küreselleşme vurgusu güçleniyor. Uluslararası bilim dünyasıyla kurulan ilişkiler vakfın çalışmalarını nasıl dönüştürüyor?

Uluslararası iş birlikleri, vakfımızın çalışmalarına küresel bir perspektif kazandırıyor. Küreselleşme, vakfımızın vizyonunu yerel bir bilgi kaynağından dünya çapında bir mükemmellik ağına dönüştürüyor. Sabri Ülker Bilim Ödülü'nün kapsamını bu yıl uluslararası arenaya taşıyarak 'Geleceğin Bilim Lideri Ödülü' adıyla küresel bir boyuta ulaştırmamız, bu dönüşümün en somut kanıtı. Uluslararası iş birlikleri sayesinde, sadece Türkiye'deki değil, dünyanın dört bir yanındaki yenilikçi projeleri destekleyerek 'döngüsel beslenme' gibi evrensel çözümlerin parçası haline geliyoruz. Özetle, küresel bilim dünyasıyla kurduğumuz bu köprüler, vakfımızı halk sağlığı alanındaki küresel sorunlara bilimsel ve somut çözümler üreten stratejik bir aktöre dönüştürüyor.

* 'Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nün uluslararası boyuta taşınması önemli bir adım. Bu programın bilim dünyasında nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz?

Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nün globale taşınmasıyla farklı ülkelerden araştırmacıları aynı platformda buluşturan güçlü bir bilimsel etkileşim alanı oluşturmayı hedefliyoruz. Başarılı çalışmaları ödüllendirmekten öte bir hedefimiz var: Farklı disiplin ve coğrafyalardan bilim insanlarını buluşturarak, yeni iş birliklerinin kurulduğu, bilginin birlikte üretildiği bir ekosisteme katkı sağlamak. Beslenme ve sağlık alanındaki genç araştırmacıların desteklenmesiyle, toplum sağlığına somut katkı sunabilecek yenilikçi ve uygulanabilir projeleri teşvik ediyoruz. Programın uluslararası arenaya açılmasını küresel güçte bir bilim ağı oluşturma ve geleceğin bilim liderlerini destekleme yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz. Bu yaklaşım, Sabri Ülker'in bilimi insanlığa hizmetin en değerli araçlarından biri olarak gören anlayışının da bir yansıması. Biz de bu vizyon doğrultusunda, bilime katkı sağlayan, iş birliklerini güçlendiren ve uzun vadeli etki yaratan bir yapının parçası olmayı önemsiyoruz.

* Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü geçtiğimiz günlerde yeni sahibini buldu. Ödül kime, hangi projesiyle verildi?

2025 yılı ödülümüzün kazananı, Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü'nden Biyokimyager Maria Elsa Pando San Martin oldu. San Martin'e ödülünü 9 Nisan'da düzenlediğimiz törenle takdim ettik. San Martin'in projesi, tarımsal bir yan ürün olan patates kabuklarını kullanarak, özellikle yutma güçlüğü çeken ileri yaştaki bireyler için ağızda hızlı dağılan ve yüksek emilim sağlayan yenilikçi bir Vitamin B12 taşıyıcı sistemi geliştirmeye odaklanıyor. Bu yönüyle çalışma, hem yaşlı nüfusun beslenme kaynaklı sağlık sorunlarına çözüm üretmeyi hem de gıda atıklarının değerlendirilmesini mümkün kılan sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor. Proje, sağlık ve sürdürülebilirliği 'döngüsel beslenme' yaklaşımıyla bir araya getiriyor. Tarımsal atıkların katma değerli bir sağlık çözümüne dönüştürülmesi, bilimsel yenilik ile toplumsal faydayı buluşturan güçlü bir örnek oluşturuyor. Bu da ödül programımızın odağındaki, uygulanabilir ve toplum sağlığına katkı sağlayan bilimsel çalışmaları destekleme yaklaşımıyla örtüşüyor. Hiç vakit kaybetmeden bu yılki çalışmalarıyla Ödül Programı'mıza başvurmak isteyenler için de süreci özel bir lansmanla başlattık. Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nün 2027 Başvuru Dönemi etkinliğinde geçmiş dönem ödül sahipleri bu kez Vakfın 'Bilim Elçileri' olarak sahneye çıktı. Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, Dr. Maria Elsa Pando San Martin ve Doç. Dr. Cesarettin Alaşalvar, ödül sonrasındaki başarılarını, araştırmalarının toplumsal etkilerin ve uluslararası iş birliklerini paylaşarak genç araştırmacılara ilham verdi. Sabri Ülker Vakfı olarak önümüzdeki dönemde de genç araştırmacıları desteklemeye, uluslararası bilim ağlarını güçlendirmeye ve sürdürülebilir bir bilim ekosisteminin gelişimine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz.

*Beslenme alanında giderek artan bilgi kirliliği, toplum sağlığını da doğrudan etkiliyor. Bu noktada vakfın üstlendiği rolü nasıl tanımlarsınız?

Bu sorunlu alanda bizim misyonumuz, bilgi kirliliğine karşı bilimsel veriyi rehber edinen 'güvenilir bir liman' ve 'stratejik bir köprü' olmak. Bilimi hayattan kopuk bir alan olmaktan çıkarıp insanın günlük hayatının bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz, bilimin gerçek değeri insan hayatına dokunduğu yerde ortaya çıkar. Sağlık profesyonellerine yönelik beslenme iletişimi eğitimleriyle doğru bilginin yayılmasını desteklerken, 'Bilim Bunu Konuşuyor' platformu ve yayıncılık faaliyetlerimizle bilimsel bilgiyi sade ve erişilebilir kılıyor, uluslararası konferanslar ve iş birlikleriyle, beslenme alanındaki kavram yanılgılarını bilimsel zeminde ele alarak daha güçlü bir farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Kısacası, kanıta dayalı bilgiyi merkeze alarak halk sağlığında sürdürülebilir bir bilinç dönüşümü sağlamak için çalışıyoruz.

*Sağlık profesyonellerine yönelik beslenme iletişimi eğitimleri ve gençlere odaklanan projeler dikkat çekiyor. Bu çalışmaların sahadaki etkisine dair nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Bugüne kadar aile hekimlerinden iç hastalıkları uzmanlarına, eczacılardan pediatri hekimlerine kadar farklı branşlarda yürüttüğümüz eğitim programları on binlerce erişime ulaştı. Örneğin yalnızca aile hekimlerine yönelik eğitimlerimiz 20 bini aşkın, ileri düzey programlarımız ise 15 bini aşkın izlenme alırken; iç hastalıkları ve eczacılara yönelik eğitimlerde de benzer şekilde yüksek katılım ve etkileşim sağlandı. Bu programlara katılan sağlık profesyonellerinin büyük çoğunluğu eğitimleri faydalı bulduklarını ve edindikleri bilgileri günlük pratiklerine yansıttıklarını ifade ediyor. Hatta katılımcıların önemli bir kısmı, bu eğitimler sayesinde hastalarına beslenme konusunda daha iyi hizmet verdiklerini belirtiyor. Gençlere odaklanan gıda okuryazarlığı projelerimizde ise benzer şekilde davranış değişikliğine işaret eden bulgular elde ediyoruz. Saha araştırmalarımız, öğrencilerin belirli beslenme alışkanlıklarına sahip olmakla birlikte bilgi düzeylerinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koyarken, bu alanda yürüttüğümüz eğitim ve farkındalık çalışmalarının önemli bir ihtiyaca karşılık verdiğini gösteriyor. Tüm bu geri bildirimler, bilgi kirliliğiyle mücadelede doğru bir strateji izlediğimizi ve sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalarımızın sahada karşılık bulduğunu net şekilde ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde stratejik iş birliklerimizle bu pozitif etkiyi daha da genişletmeyi planlıyoruz.

* Üniversiteler, kamu ve uluslararası kurumlarla yürütülen iş birlikleri, vakfın etki gücünü nasıl besliyor? Önümüzdeki dönemde vakfın etki alanını büyütecek en kritik başlıklar neler olacak?

Üniversiteler, kamu ve uluslararası kuruluşlarla kurduğumuz çok katmanlı iş birlikleri, vakfın bilimsel tarafsızlığını ve projelerimizin akademik derinliğini pekiştirerek toplumsal etki gücümüzü maksimize ediyor. Önümüzdeki dönemde etki alanımızı büyütecek en kritik başlıklar dijital sağlık okuryazarlığının yaygınlaştırılması, sürdürülebilir beslenme modellerinin teşviki ve küresel bilimsel ağlardaki varlığımızın güçlendirilmesi olacak. Bu stratejik odak noktalarıyla, sağlıklı bir gelecek inşa etme misyonumuzu ulusal ve uluslararası ölçekte daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Ancak oldukça önem verdiğimiz yeni bir yaklaşımı daha devreye alıyoruz. Sabri Ülker Vakfı olarak yeni dönemde etkimizi daha sistematik ve ölçülebilir bir şekilde ortaya koymayı önceliklendiriyoruz. Bu doğrultuda Yatırımın Sosyal Geri Dönüşü (SROI) yaklaşımını benimsiyoruz. En basit ifadeyle, yaptığımız her bir liralık yatırımın topluma ne kadar değer olarak geri döndüğünü ölçmeyi hedefliyoruz. Attığımız her adımın yalnızca bugün yarattığı değeri değil, uzun vadede bireyler ve toplum üzerindeki etkisini de analiz edeceğiz. Amacımız, hayata geçirdiğimiz projelerin somut faydasını görünür kılmak, elde ettiğimiz içgörülerle etkimizi sürekli geliştirmek ve kaynaklarımızı en doğru alanlara yönlendirmek.

EN ÇOK OKUNANLAR