USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

16 Haziran 2026 11:06

Güncelleme Tarihi:

16 Haziran 2026 12:39

Güncelleme Tarihi:

16 Haziran 2026 12:39

Yayın Tarihi:

16 Haziran 2026 11:06

Fırçadan algoritmaya, sanatın dijital ritmi

Dijitalleşme sadece hayatı dönüştürmekle yetinmiyor; sanatın kalp atışlarını da farklı bir ritme taşıyor. Fırçalar artık piksele, tuvaller ekrana, küratörler algoritmalara evriliyor. Sanat; ekranın içinde yaşayan, yapay zekayla şekillenen, veriyle yön bulan yeni bir sezgiye bürünüyor.

Fırçadan algoritmaya, sanatın dijital ritmi

Eskiden bir sanat eserine yaklaşmak için sessiz bir galeriye, doğru ışığın altına ya da rehberin anlatımına ihtiyaç duyardık. Şimdi ise bir ekran kaydırmasıyla bir tabloya giriyor, bir NFT'nin içine düşüyor, algoritmaların bize özel önerdiği görsel hikayelerle karşılaşıyoruz. Sanatın klasik ritüelleri, dijitalin akışkan ve sonsuz mekanına taşınırken; his, hafıza ve estetik algımız da sessizce değişiyor.

ALGORİTMALARLA RESMEDİLEN ESTETİK

Dijitalleşme, sanatın evrimine yeni araçların ötesinde, taze anlam katmanları kazandırıyor. Artık bir sanat eserinin değeri tekniğini aşıyor; dijital mimarisinde, yapay zeka ile kurduğu bağda ve mantıksal kurgu ile yakaladığı etkileşimde saklı kalıyor. Sanatçılar fırça yerine algoritmaları, tuval yerine ekranları seçiyor. Estetik; matematiğin, duygunun ve yazılımın kesiştiği yeni bir eşikte soluk alıyor.

YENİ NESİL YARATICILIK: ÜRETEN, DÖNÜŞTÜREN, ETKİLEŞEN

Bu çağın yaratıcısı, yalnızca üreten değil; aynı zamanda dönüştüren. Sanatçı, veriyle düşünmeye, yapay zekayla birlikte üretmeye, izleyicisiyle etkileşime geçmeye çağrılıyor. Sanal gerçeklik başlıkları birer sergi davetiyesi gibi çalışıyor artık. Avatarlarımız sergi geziyor, gözümüz değil sezgimizle izliyoruz. Ve tüm bunlar sadece sanatın sunumu olmanın ötesinde yaratım biçimini de geri dönülmez biçimde değiştiriyor.

BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, YENİ BİR SABİT

Peki bu yeni dünya, yalnızca bir geçiş mi yoksa sanatın yeni sabiti mi? Yapay zekayla birlikte resmedilen bir duygu, blok zinciri üzerinde izlenen bir eser, izleyici etkileşimine göre şekillenen bir görsel; bunların her biri 'sanat' tanımının sınırlarını yeniden yazıyor. Yaratıcılığın dijitalde kaybolmadığını, aksine yeni bir forma dönüştüğünü görüyoruz. Tıpkı bir mücevherin fiziksel ağırlığı olmadan da parlayabilmesi gibi... Tıpkı görünmeyenin, hissedileni taşıyabilmesi gibi... Bu dönüşüm yalnızca bir teknolojik yenilik değil; bir duygu, bir sezgi ve bir sanat devrimi.

HER PİKSEL, EKONOMİK BİR POTANSİYELE DÖNÜŞÜYOR

Bir zamanlar yalnızca duvarlarda hayat bulan sanat, artık milyar dolarlık algoritmalarla şekilleniyor. NFT'den yapay zekaya, sayısal içerik heykellerden sanal küratörlüğe uzanan bu yeni evrende her piksel, ekonomik bir potansiyele dönüşüyor. Dijitalleşme sanatın yalnızca formunu değil, ruhunu da dönüştürüyor. Artık bir eser, yalnızca estetik bir ifade değil; kodlanmış bir düşünce, sistematik bir sezgi, dijital bir yatırım alanı. Sanatçılar ekranı tuval olarak kullanırken; koleksiyonerler kripto cüzdanlarıyla sınır tanımadan işlem yapıyor, galeriler küratörlüğü yapay zekaya teslim ediyor. Sanatın geleceğini anlamak için artık fırça darbelerinin ötesine geçip stratejik verilere ve algoritma ritimlerine bakmak gerekiyor. Bu yazıda, dijital sanat evreninin 2026 yılı itibarıyla ulaştığı bu yeni eşiği, verilerle mercek altına alıyoruz.

DİJİTAL SANAT PAZARI NE KADAR BÜYÜDÜ?

2025 yılı sonu itibarıyla dijital sanat pazarı, Mordor Intelligence araştırmasına göre 5.8 milyar dolar büyüklüğe ulaşıyor. Aynı araştırma, 2026'nın ilk yarısında pazarın ivme kazanacağını ve 2031'e kadar bu rakamın 13.26 milyar doları aşacağını, yıllık bileşik büyüme oranının ise yüzde 14,66 seviyesinde seyredeceğini öngörüyor. Coherent Market Insights ise 2026-2032 perspektifinde pazarın yıllık yüzde 17,3 büyüyerek 17.7 milyar dolar hacme ulaşacağını aktarıyor. PwC'nin dijital varlık analizlerine göre ise piyasa hâlâ yoğun bir şekilde az sayıda koleksiyonerin kontrolünde ilerliyor. Kripto cüzdanların sadece yüzde 2'lik bir kesimi, tüm NFT ekosisteminin yaklaşık yarısını elinde tutuyor. Bu da pazarın gelişimine rağmen, stratejik gücün hala elit ve merkezileşmiş bir yapıda kaldığını gösteriyor.

YAPAY ZEKANIN RESMETTİĞİ ESTETİK

Yapay zeka artık sanatın mutfağındaki bir yardımcı olmaktan çıkıp bir 'yaratıcı ortak' haline geliyor. ArtSmart.ai ve Market.us verilerine göre; 2025 yılında 5.3 milyar dolar büyüklüğe ulaşarak ivme kazanan üretken yapay zeka (Generative AI) sanat pazarı, 2026 itibarıyla kurumsal entegrasyonunu en üst seviyeye taşıdı. Sotheby's Institute'un 2026 analizleri, yapay zekanın kürasyon ve izleyici analizi süreçlerinde artık 'elektrik kadar temel bir altyapı' olarak konumlandığını vurguluyor. 2024 yılında Sotheby's tarafından devreye alınan yapay zeka tabanlı kürasyon sistemleri, bugün bu dönüşümün en somut kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut büyüme hızı, pazarın 2033 yılına kadar 40.4 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşacağını öngörüyor.

NFT EKONOMİSİ NEREDE DURUYOR?

NFT pazarı, spekülatif dönemini geride bırakarak kurumsal bir olgunluk kazandı. 2025 yılında dijital koleksiyon piyasası hacmi netleşirken, Statista Market Insights verileri dünya çapındaki NFT pazar gelirlerinin 2026 itibarıyla 3.3 milyar dolar bandında stabilize olduğunu gösteriyor. Sanatçıların 'akıllı kontratlar' yoluyla ikincil satışlardan pay alabildiği bu model, sanatı yaşayan bir ekonomik döngü haline getiriyor.

SANAL EVRENİN İÇİNDE: METAVERSE VE OYUN İÇİ SANAT

GMI Insights'ın 2025 yılı başında yayınladığı verilere göre oyun içi NFT'ler 2024'te 4.8 milyar dolar hacme ulaşırken, 2034 yılında 44.1 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişeceği öngörülüyor. Bu sayısal bilgiler, sanal evrenlerin yalnızca geçici bir deneyim alanı değil, aynı zamanda yüksek koleksiyon değeri taşıyan stratejik yaratım alanları olduğunu kanıtlıyor.

SATIŞ ALIŞKANLIKLARI VE PLATFORMLAR DEĞİŞİYOR

Mordor Intelligence'ın Mart 2026 tarihli pazar raporu, online pazaryerlerinin 2025 yılı cirosunun yüzde 61,46'sını domine ettiğini, toplam dijital sanat etkileşiminin ise yüzde 78 oranında online kanallar üzerinden gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Kuzey Amerika lider pazar konumunu korusa da, Asya-Pasifik bölgesi yıllık yüzde 15,67'lik büyüme oranıyla en dinamik oyuncu.

Bu verileri destekleyen Deloitte Art&Finance Report'un güncel projeksiyonları, yüksek net servetli bireylerin toplam sanat ve koleksiyon varlıklarının 2026 sonunda 2.8 trilyon dolara çıkacağını öngörüyor. Aynı raporun 2025/2026 analizlerinde, koleksiyoncuların yüzde 89'unun sanatı artık yalnızca kültürel bir değer değil, yatırım portföylerinin aktif bir bileşeni olarak gördüğü teyit ediliyor.

STRATEJİK DÖNÜŞÜM: BÜYÜK DANIŞMANLARIN SANAT PERSPEKTİFİ

BCG Digital Ventures ve KPMG gibi danışmanlık şirketleri, sanatı kültürel bir alanın ötesinde, doğrudan dijital ürün ve servis geliştirme sahası olarak konumlandırıyor. KPMG Global Tech Report verilerine göre, teknoloji liderlerinin yüzde 50'si dijital yatırımlarında en yüksek olgunluk seviyesini hedefliyor. Üretken yapay zeka ve blokzincir çözümleriyle sanat, kurumsal inovasyonun ayrılmaz bir parçası haline geliyor. BCG analizleri ise dijital sanatı artık 'içerik, topluluk ve teknoloji' üçgeninde ele alıyor. Estetik bir yaratım biçimi olmaktan çıkıp; sayısal içgörüyle yön bulan, algoritmayla işleyen ve yıllık yüzde 14,66 büyüme hızıyla devasa bir ekonomiye dönüşen bu yeni dünya, sanatın sadece ruhunu değil, işleyiş modelini de yeniden yazıyor.

BİR SORUNUN EŞİĞİNDE

Zamanın ritmini yakalayan sanat, artık yalnızca fiziksel gerçekliğe bağlı değil; veriyle örülen, pikselle can bulan ve dijital ortamlarda varlık gösteren yeni bir ifade biçimine dönüşüyor. Yapay zekanın çizdiği portreler, yalnızca görsel bir temsil değil, aynı zamanda insan duygusuna yaklaşan yapay bir sezginin yansıması olabiliyor. Galeriler duvarlarını çoktan aşıyor; ekranlar üzerinden deneyimlenen eserlerle kurulan bağlar, fiziksel kadar yoğun olmasa da giderek daha sürdürülebilir hâle geliyor. Koleksiyonerler artık dijital cüzdanlarında sakladıkları eserleri yalnızca bir yatırım olarak değil, bir kimlik beyanı olarak görüyor. Estetik kararlar ise sanatçı, yazılımcı ve yapay yapay zeka arasında paylaşılıyor; kavramsal olanla teknik olan iç içe geçiyor. Ve işte şimdi en temel soruyla baş başayız: Bu yeni sanat dilinde, zamanın kodunu kim çözüyor ve kim yeniden yazıyor?

SANATIN YENİ MALZEMESİ: VERİ, KOD VE YAPAY ZEKA

Dijitalleşmeyle birlikte sanatın yapıtaşları da değişti. Tuvallerin yerini ekranlar, fırçaların yerini algoritmalar aldı. Sanatçılar artık yalnızca boya ya da mermerle değil, veri kümeleriyle, otomatik yapılarla ve akıllı sistemlerle eser üretiyor. Bu dönüşüm, sanatın hem üretim sürecini hem de izleyiciyle kurduğu ilişkiyi baştan tanımlıyor. Eser artık yalnızca bakılan olmanın ötesinde; üzerine tıklanan, koleksiyonlanan, kodlanan bir forma bürünüyor. Dijital üretimin bu yeni dili, estetik anlayışıyla birlikte teknik becerileri de içine alarak, sanatçıyı aynı zamanda bir yazılımcıya dönüştürüyor. Sanat ile teknoloji arasında giderek azalan mesafe, yepyeni ifade biçimlerini ve sorgulamaları beraberinde getiriyor.

ALGORİTMALARIN ESTETİĞİ: DİJİTAL ANLATICILAR SANATI NEREYE TAŞIYOR?

Kodlarla yazılan estetikler, algoritmalarla şekillenen anlatılar... Yeni nesil dijital sanatçılar, geleneksel sanat anlayışını kökten dönüştürüyor. Kimlikten çok kavrama, tuvalden çok veriye odaklanan bu sanatçılar; yapay zeka, robotik sistemler veNFT gibi teknolojileri yalnızca bir araç olarak kullanmıyor, anlatının merkezine yerleştiriyor.Sanat artık izlenen değil, katılarak şekillenen, deneyimlenen ve sorgulanan bir evren sunuyor. İzleyici artık pasif bir gözlemci olmak yerine, eserin bir parçası. Sanatçılar ise yalnızca üretici değil, aynı zamanda sistem tasarımcısı, sayısal yapı yazarı ve dijital düşünür. Yeni nesil anlatıcılar; makineyle ortaklaşa resim yapanlardan, veriyi bir meditasyon mekanına dönüştürenlere kadar geniş bir yelpazede sanatın dilini yeniden yazıyor. İşte bu dönüşümün öncülerinden bazıları...

PAK-KİMLİĞİN KAYBOLDUĞU BİR ESTETİK: ALGORİTMİK SONSUZLUK

Gerçek kimliği bilinmeyen Pak, 2021'de Sotheby's'teki 'The Fungible' koleksiyonuyla NFT tarihinde çığır açtı. Sanatında anonimlik, tekrar ve sanallık kavramları öne çıkıyor. "Ben kim olduğumla değil, ne ürettiğimle varım. Kimlik değil, kavram konuşsun." sözleriyle kimliğin değil, fikrin konuşmasını savunuyor. Eserleri yalnızca izlenen yapılar olmanın ötesinde, matematiksel bir oyun, felsefi bir deneyim ve izleyiciyi içine çeken bir katılım alanı sunuyor.

SOUGWEN CHUNG-İNSAN VE MAKİNE ARASINDAKİ ÇİZGİ

Çin doğumlu, New York merkezli sanatçı Sougwen Chung, kendi geliştirdiği robotik sistemlerle eşzamanlı çizim yapıyor. Üretim süreci, insan ile makine arasında canlı bir işbirliğine dayanıyor. "Benim fırçam, bazen metalden bir kol" diyerek teknolojiyi yalnızca bir araç değil, üretim partneri olarak tanımlıyor. Chung'un işleri, yapay zekanın duyguyu taklit etmesini değil, insanla birlikte yeni bir ifade biçimi yaratmasını hedefliyor.

CASEY REAS-KOD SANATTIR DİYEN ADAM

'Processing' yazılımının kurucu ortağı olan Casey Reas, dijital sanatın hem teknik hem de düşünsel altyapısına yön veren öncü isimlerden. Kodla ürettiği soyut estetiklerde, "Bir otomatik yapı da tıpkı bir tablo gibi anlam taşıyabilir" anlayışını öne çıkarıyor. Çalışmaları, yazılımı bir sanat diline dönüştürüyor. Eserleri, generatif sistemlerin içinden duygu ve biçim çıkarmaya odaklanıyor; yazılımı bir sanat diline dönüştürüyor.

KRISTA KIM-DİJİTAL ZEN'İN MİMARI

Dijital sanat ve mimariyi meditasyonla buluşturan Krista Kim, NFT tarihinde yer eden 'Mars House' eseriyle tanındı. Minimalist çizgiler ve renk geçişleriyle dijital huzur alanları yaratıyor. "Renk bir enerjidir. Sanat bunu yönlendirir" yaklaşımıyla dijital deneyimi bir tür terapi alanı olarak kurguluyor. Kim'in işleri, fiziksel galeriler kadar metaverse platformlarında da varlık gösteriyor ve izleyiciye dingin bir dijital evren sunuyor.

JONATHAN MONAGHAN-BAROK'TAN METAVERSE'E

Washington DC çıkışlı Jonathan Monaghan, altın varaklı dijital heykelleri ve 3D animasyonlarıyla klasik sanatı post-dijital bir dile taşıyor. "Barok artık mermerde değil, pikselde yaşıyor" yorumu geleneksel estetiğin dijital dünyadaki dönüşümünü yansıtıyor.Eserlerinde mitoloji, kapitalizm ve tüketim kültürü; ironik ve çarpıcı bir estetik içinde yeniden şekilleniyor.

JOSHUA DAVIS-DİJİTAL SANATIN PUNK RUHU

1990'lardan bu yana dijital sanat üreten Joshua Davis, interaktif tasarımlar ve generatif grafiklerle dijital punk estetiğinin öncülerinden biri. "Kodlamak benim için grafiti yapmak gibi" sözleri yazılımı yaratıcı ve asi bir üretim alanı olarak gördüğünü yansıtıyor. Rastlantı, hata ve kontrolsüzlük; onun eserlerinde yapının değil sürecin ön plana çıktığı bir deney alanı yaratıyor.

ZAMANIN KODUNU SANATLA YAZAN TÜRK SANATÇILAR

Sanat tarihinin belleğinde artık yalnızca fırça darbeleri kadar, algoritmaların izleri de yer alıyor. Bir NFT dosyası milyonlara satılırken, sayısal içerik heykelleri müze duvarlarına dijital hafızalar kazıyor. Bu dönüşümün öncüsü dört sanatçı, çağın ruhunu sadece görselle sınırlı tutmadan, veriyle anlatıyor. Geçmişin tuvali, bugünün ekranı... Sanatın yüzyıllar boyunca tuval, mermer ve pigmentle kurduğu ilişki bugün başka bir düzleme evriliyor. 20'nci yüzyılda fotoğraf ve videoyla başlayan kırılma, 21'nci yüzyılda yapay zeka, artırılmış gerçeklik ve NFT gibi kavramlarla yeni bir anlatım evrenine taşınıyor. Bu dönüşüm yalnızca teknolojik bir yenilenme olarak kalmıyor; aynı zamanda estetik ve felsefi bir zemin kayması yaratıyor. İşte bu zeminde yürüyen ve dijital sanatı yeniden tanımlayan beş öncü sanatçı...

VERİYİ DUYGUYA DÖNÜŞTÜREN BELLEK MİMARI

Türk asıllı medya sanatçısı Refik Anadol'un işleri, veriyi bir malzeme, algoritmayı bir fırça gibi kullandığı için sıradan bir dijital deneyim değil; adeta bir 'makinenin duygusu' gibi algılanıyor. MoMA, Centre Pompidou ve Artechouse gibi kurumlarda sergilenen projelerinde, milyonlarca sayısal içerik noktası, yapay zeka destekli yazılımlarla üç boyutlu görsel anlatılara dönüşüyor. Örneğin, 'Makine Hatıraları' adlı serisinde NASA'nın açık kaynak verilerini kullanarak evrenin dijital bir düşsel yansımasını sundu. Refik Anadol'un işleri sadece teknolojik olarak etkileyici değil, aynı zamanda felsefi bir boyut taşıyor: "Bellek nedir?" sorusuna, verilerle cevap arıyor. Onun eserleri ekranlara değil, kolektif bilinçdışımıza işliyor.

GÖRSEL DENEYİMİN SINIRLARINI AŞIYOR

Sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve mekansal medya alanlarında üretim yapan Can Büyükberber, görsel deneyimi çok boyutlu bir bilinç haline dönüştürüyor. Çalışmalarında devinen geometriler, ışıkla akan yapılar ve sonsuzluk duygusu taşıyan dijital evrenler öne çıkıyor. İzleyiciyi yalnızca bir sanat eserinin içine değil, bizzat evrenin kendisine dahil eden bir estetik kuruyor.

HAFIZA, BEDEN VE GERÇEKLİK ARASINDA GÖRSEL BİR EKSEN

Sinema ve dijital teknolojiyi bir araya getiren Deniz Tortum, bellek ile gerçeklik arasındaki kırılmaları araştıran işler üretiyor. Virtual reality projelerinden interaktif belgesellere uzanan geniş bir yelpazede çalışan Tortum, izleyiciyle dijital deneyimin hem duygusal hem de zihinsel bir bağ kurmasını amaçlıyor.

ŞEHRİN KODLARINI ÇÖZEN DİJİTAL HARİTACI

'İstanbul'un dijital hafızacısı' olarak anılan Tarık Tolunay, kent belleğini mikroskobik detaylarla haritalandırıyor. İllüstrasyon, mimari çizim ve dijital modelleme tekniklerini bir araya getiren sanatçı, şehri yalnızca çizimle değil; sistematik bir hafıza yapısı olarak yeniden kurguluyor.

DİJİTAL SANATIN KÜLTÜREL ZEMİNİNİ KAZAN BİR DÜŞÜNÜR

Sanat tarihçisi ve dijital sanat araştırmacısı Hakan Yılmaz, çağdaş üretimlerin kavramsal altyapılarını kültürel ve tarihsel bağlamları içinde analiz ediyor. Yapay zeka, NFT ve sayısal içerik heykeli gibi güncel kavramların sanat tarihi içindeki yerine dair eleştirel ve teorik katkılar sunuyor.

DİJİTAL SANATIN KÜRATÖRYEL YÜZÜ

Sanat danışmanı Sevil Dolmacı, kurucusu olduğu Sevil Dolmacı Art Gallery ile dijital sanat üretimlerini koleksiyonerlerle buluşturan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. NFT, yapay zeka ve yeni medya eksenli çalışmalara alan açan galeri, çağdaş dijital anlatıcıların görünürlük kazandığı çok katmanlı bir platform sunuyor.

SANATÇI MI, KODCU MU, ŞAİR Mİ?

Artık fırçayı kodla, sergi mekanlarını ekranla, duyuyu veriyle buluşturan bir sanat anlayışı var karşımızda. Bu sanatçılar, geleceğin sanat biçimlerini inşa ederken aynı zamanda, dijital çağın kavramsal, estetik ve teknik dönüşümünü farklı disiplinlerde şekillendiriyor. Bu yeni dijital estetik kuşağın yalnızca bireysel çıkışlardan ibaret olmadığını, Türkiye'den yükselen güçlü bir kolektif dalga ile görmek mümkün. Her biri, dijital çağın görsel ve kavramsal hafızasını farklı bir katmanda yeniden inşa ediyor. Ve şimdi, bu dönüşümün sanatçılar ve galericilik dünyasındaki yansımalarına yakından bakma zamanı. Kimi görsel bir evreni nasıl kodladığını anlatıyor, kimi metaverse'de kent belleğini nasıl haritaladığını... Kimi ise sanat tarihinin bugünkü kırılma noktalarına felsefi bir ışık tutuyor. Sözü şimdi onlara bırakıyoruz.

MULTİMEDYA SANATÇISI, YÖNETMEN VE SENARİST DENİZ TORTUM: ANLATININ DÖNÜŞÜMÜNDE YENİ BİR EŞİK; SANAL GERÇEKLİĞİN ESTETİK POTANSİYELİ

Sinemadan gelen anlatı alışkanlıklarımız, dijital evrenin sunduğu olanaklarla kökten bir dönüşüme uğruyor. Bu dönüşüm, yalnızca bir format değişikliği değil; izleyici, beden, zaman ve mekan ilişkisinin yeniden yazılması anlamına geliyor. Multimedya sanatçısı, yönetmen ve senarist Deniz Tortum, sinemanın sınırlarını zorlayan VR teknolojisini hem teorik hem de estetik bir araç olarak ele alıyor. Geliştirdiği işler aracılığıyla, izleyicinin sadece görsel-işitsel bir pasif alıcı değil; anlatının içinde hareket eden, yön veren bir varlığa dönüştüğünü gösteriyor. Tortum'a göre sanal gerçeklik, klasik anlatının kurallarını kırmıyor; onları yeniden düşünmeye zorluyor. İşte bu nedenle, her yeni teknoloji bir ilerleme değil, özgün bir ifade rejimi olarak değerlendirilmelidir.

GÖRSEL-İŞİTSELDEN MEKANSALA UZANAN BİR KIRILIM

Sanal gerçekliğin, sinemanın klasik görsel-işitsel yapısına mekansallık ve bedensellik eklediğini belirten Tortum, bu teknolojiyle izleyicinin bir mekan içinde fiziksel olarak dolaşabildiğini ve çevreyle etkileşim kurabildiğini vurguluyor. Bir film izlerken arkanıza bakamazken, VR deneyiminde bu mümkün hale geliyor. Bu bağlamda, fiziksel hareketin hikayeyle ilişkili hale gelmesinin, anlatının sınırlarını yeniden tanımladığını ifade ediyor.

YENİ OLASILIKLARIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN DİLLER

Teknolojik gelişmelerin her zaman 'ilerleme' anlamına gelmediğini savunan Tortum, sessiz sinemanın kendine özgü montaj dili gibi bazı anlatı biçimlerinin yeni teknolojilerle zayıflayabileceğine dikkat çekiyor. Bu durumu sessizden sesliye geçişle karşılaştırarak, VR'ın sunduğu çevresel yoğunluğun bazen hikaye akışının etkisini azaltabileceğini aktarıyor. Yeni gelen her araç bir şeyi kazandırırken, bir başka unsuru da geride bırakabiliyor.

YENİ MEDYANIN ÇOĞUL HAFIZASI

Sanal gerçekliğin yalnızca sinema ile ilişkili olmadığını; bilgisayar oyunları, medya sanatı, performans ve insan-bilgisayar etkileşimi gibi farklı alanlarla tarihsel bağlar taşıdığını ifade ediyor. Bu nedenle VR'ı bir 'ilerleme' değil, kendine özgü anlatı prensipleri olan bağımsız bir mecra olarak ele almak gerektiğini savunuyor. Her teknolojinin, beraberinde özgün bir ifade rejimi getirdiğine inanıyor.

(Multimedya sanatçısı, yönetmen ve senarist Deniz Tortum)

NEDENSELLİK ÜZERİNDENDEN KURGULANAN ANLATILAR

VR deneyimlerinde izleyicinin hareket ve tercihlerinin hikayeyi etkilediğini belirten Tortum, bu deneyimin sadece bedenin değil, kararların da sürece dahil olduğu yeni bir estetik alan sunduğunu söylüyor. Oyunlardaki 'mekanik' kavramının VR'da da geçerli olduğunu; fakat bunu 'nedensellik montajı' şeklinde adlandırmayı tercih ettiğini dile getiriyor. Bu bağlamda, sanal dünyada adım atmanın sadece mekansal değil, zamansal ve anlatısal karşılıklar yaratabileceğine dikkat çekiyor.

TEKNOLOJİYİ ANLATININ PARÇASI KILAN ÜRETİM BİÇİMLERİ

Ürettiği üç sanal gerçeklik projesine değinen Tortum; 'Eylül 1955' adlı çalışmanın 6-7 Eylül olaylarını anlattığını, 'Selyatağı'nın (Floodplain) ormanın yıkıma karşı kendi varlığını koruma çabasını konu aldığını, 'Shadowtime'ın ise VR tarihini ve iklim değişikliğiyle bağlantılı teknolojileri ele alan bir VR essay olduğunu aktarıyor. Tüm bu projelerde teknolojiyi bir anlatı aracı olarak değil, anlatının kendisine yön veren bir bileşen olarak konumlandırdığını vurguluyor.

FON VE DESTEK OLMADAN SANATSAL VR SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Institute of Time bünyesinde yürütülen projelerde özellikle Hollanda merkezli desteklerin etkili olduğunu ifade eden Tortum, 'Shadowtime' projesinin Hollanda fonlarıyla, 'Floodplain'in ise Venedik Film Festivali fonuyla üretildiğini belirtiyor. Türkiye'de ise henüz VR sanat üretimine özel destek sistemlerinin yeterince gelişmediğini, Kültür Bakanlığı ya da Teknoloji Bakanlığı'nın sağlayacağı fonların bu alanı canlandırabileceğini savunuyor. Ayrıca, Türkiye'de hâlâ bir film festivalinde XR yarışma bölümü olmadığını, oysa Venedik ve Cannes gibi festivallerin bu konuda yıllardır örnek oluşturduğunu ifade ediyor.

NFT VE WEB3'E MESAFELİ BİR YAKLAŞIM

NFT ve Web 3.0 platformlarına henüz giriş yapmadığını belirten Tortum, bu alanların yeni dağıtım ve mülkiyet biçimleri getireceğine şüphe duymadığını aktarıyor. Ancak protokollerin henüz oturmadığını düşündüğü için süreci gözlemlemeyi ve daha sonra dahil olmayı planladığını ifade ediyor.

EĞİTİMDEKİ KIVILCIMLAR VE GELECEK UMUDU

Türkiye'de VR sanat üretimi için şu an güçlü bir zemin olmadığını dile getiren Tortum, üniversitelerde başlayan laboratuvar çalışmalarını değerli bulduğunu söylüyor. Koç, Özyeğin ve Kadir Has gibi üniversitelerdeki girişimlerin eğitimi ve üretimi birlikte ele alan yapısıyla önemli olduğunu vurguluyor. Ancak sürdürülebilir üretim için fonlara, festivallere ve yapısal desteğe ihtiyaç duyulduğunu hatırlatıyor.

GÖRSEL SANATÇI VE YÖNETMEN CAN BÜYÜKBERBER: DİJİTAL SANAT, İZLEYİCİYİ TANIKTAN KATILIMCIYA DÖNÜŞTÜRÜYOR

Görsel artist ve yönetmen Can Büyükberber, dijital sanatın yalnızca sanal bir yüzeyde değil; beden, mekan ve zamanla doğrudan temas kurarak var olduğunu ifade ediyor. Sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojileriyle hem görsel hem de bilişsel olarak yeni deneyim biçimleri yarattığını belirten Büyükberber, izleyicinin artık sadece gözlemleyen değil, yapıtın içinde konumlanan bir bileşen hâline geldiğini söylüyor. Teknolojiyi sadece bir araç değil, düşünceyi taşıyan bir form olarak konumlayan yaklaşımı; algoritmalarla çalışan, sezgisel ve yapısal üretim süreçlerini aynı potada eritiyor. VR/AR, dijital heykel ve yapay zeka ekseninde geliştirdiği işler aracılığıyla yalnızca izleyiciyi değil, mekanı ve bedeni de sanatın içine dahil ediyor. Teknolojiyi sadece bir araç değil, düşüncenin taşıyıcısı olarak yorumluyor.

GÖRÜNENİN ÖTESİNDE, YAŞANABİLİR BİR SANAT

Dijital sanatın artık yalnızca ekran yüzeyinde var olan bir gösterim olmaktan çıktığını belirten Büyükberber, bu türün günümüzde mekan ve bedenle doğrudan ilişki kurabilen bir forma evrildiğine dikkat çekiyor. VR (sanal gerçeklik) ve AR (artırılmış gerçeklik) teknolojilerinin bu geçişte temel araçlar haline geldiğini vurguluyor. Bu bağlamda, düşüncelerin yalnızca görünür değil, aynı zamanda yaşanabilir hale geldiğini; VR teknolojisinin üç boyutlu düşünebilmeyi ve uzam içinde hikaye kurmayı mümkün kıldığını ifade ediyor. AR'nin ise dijital içeriği fiziksel çevreye entegre ederek gündelik yaşamla iç içe geçen yeni bir deneyim alanı yarattığını dile getiriyor.

MEKANLA, BEDENLE VE DÜŞÜNCEYLE TEMAS

Bu teknolojilerle üretim yaptığı dönemlerde, bedenin ve mekanın düşünsel süreçlere nasıl dahil olduğunu doğrudan gözlemleme şansı bulduğunu belirten Büyükberber, izleyicinin artık sadece bir tanık değil, deneyimin bir parçası olduğunu vurguluyor. Teknolojiyi eserlerine entegre ederken onu yalnızca bir araç olarak değil, düşünceyi taşıyan bir form olarak gördüğünü özellikle ifade ediyor. Bu bağlamda, kimi zaman algoritmik sistemlerle belirli kurallar çerçevesinde çalıştığını, kimi zaman ise rastlantısallığa yer açtığını paylaşıyor.

(Görsel artist ve yönetmen Can Büyükberber)

DİJİTALDEN FİZİKSELE GEÇİŞİN SANATSAL SORGUSU

Dijital heykeller, projeksiyonlar ve mekana özgü yerleştirmelerle çalışırken, dijital ortamda evrimleşen formların fiziksel uzama nasıl aktarılabileceğini araştırdığını belirten Büyükberber, izleyiciyle kurulabilecek ilişkinin bu noktada belirleyici olduğuna işaret ediyor. Işık, ses ve hareketin; dijital ile fiziksel olan arasında geçiş sağlayan temel unsurlar haline geldiğini vurguluyor. Bu bağlamda, izleyicinin eserin içine girmesiyle birlikte sanat algısında ciddi bir kırılma yaşandığını savunuyor.

SANAT ALGISINDA KIRILMA NOKTASI

Eserin dışından bakmakla içinde yer almak arasında sezgisel bir fark oluştuğunu ifade eden Büyükberber, bu farkın sanat eserini sadece estetik bir nesne olmaktan çıkarıp, duyusal ve bilişsel bir deneyime dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Böylece klasik izleme pratiklerinin yerini daha katılımcı bir yaklaşıma bıraktığını ve izleyicinin artık sadece yorumlayan değil, yapıtın dinamiğine doğrudan katkı sunan bir unsur haline geldiğini dile getiriyor.

YAPAY ZEKA İLE ORTAK ÜRETİM BİÇİMİ

Yapay zeka ve algoritmalarla çalışmanın, sanatçının rolünü yeniden tanımlayan bir süreç yarattığını belirten Büyükberber, önceden planlanan sabit üretim akışlarının yerini süreç içinde evrilen, çoğu zaman öngörülemeyen yaratım biçimlerine bıraktığını gözlemlediğini söylüyor. Üretken yapay zeka ile çalışırken yalnızca ortaya çıkan sonuçla değil, üretim sürecinin kendisiyle de ilgilendiğini vurguluyor. Bu bağlamda, görsel ya da işitsel bir materyalin oluşumunun yaşayan bir şeye dönüştüğünü; sanatçının yönlendirmesiyle yapay zeka arasındaki gerilimin ise üretimin temel dinamiğini oluşturduğunu belirtiyor.

GENÇ SANATÇILAR İÇİN YENİ UFUKLAR

Dijital heykel ya da VR/AR gibi alanlara yeni adım atan genç sanatçılar için teknik bilgiyi yalnızca bir beceri değil, aynı zamanda düşünsel esnekliğe açılan bir kapı olarak değerlendirmek gerektiğini savunan Büyükberber, bu mecralarda üretim yapacak sanatçılara çok disiplinli düşünmeyi öneriyor. Araçların çeşitliliğinin içerik üretiminde de karşılık bulması gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda, sezgisel olanla yapısal olanı birlikte kullanmanın, bu alanlarda sürdürülebilir ve özgün bir üretim pratiği kurmanın en önemli adımlarından biri olduğunu söylüyor.

Zamanın ruhuyla kodlanan sanat

EN ÇOK OKUNANLAR