Yayın Tarihi:
12 Haziran 2026 14:23Güncelleme Tarihi:
12 Haziran 2026 14:23Yayın Tarihi:
12 Haziran 2026 14:23
İş dünyasında dönüşüm hız kazanırken, insan kaynakları fonksiyonu da köklü bir değişimin merkezine yerleşiyor. Hugent Danışmanlık Genel Müdürü Özlem Veryeri Taşkaya, bu dönüşümü değerlendirirken, "İnsan kaynakları fonksiyonu köklü bir paradigma değişiminin tam ortasında yer alıyor ve yalnızca süreçleri yönetmekle tanımlanan klasik İK rolü organizasyonun stratejik pusulasına dönüşüyor" diyor. "Bu dönüşümü hem danışmanlık süreçlerimizde hem de iş ortaklarımızın organizasyonel kararlarında yakından gözlemliyoruz" diyen Taşkaya, "Geleceğin rekabet avantajı insan faktöründe saklı ve bu avantajı yakalamak için hem şirketlerin hem de İK profesyonellerinin zihinsel modellerini yeniden kurgulaması şart" ifadelerini kullanıyor.
STRATEJİK İK'NIN YÜKSELEN TRENDLERİ
Son dönemde öne çıkan başlıkları değerlendiren Taşkaya, "Yapay zeka destekli İK uygulamaları işe alımdan performans yönetimine, kariyer gelişim planlamasından çalışan bağlılığı ölçümüne kadar uzanan süreçlerde hızla yaygınlaşıyor ve bu dönüşüm İK profesyonellerini operasyonel yükten arındırarak stratejik değer üretimine odaklanmalarını sağlıyor" şeklinde konuşuyor. Yetkinlik bazlı organizasyonlara geçişin altını çizen Taşkaya, "Ünvan hiyerarşisi yerini yetkinlik haritalarına bırakıyor ve şirketler artık 'Bu pozisyona kim atanır?' sorusundan önce 'Bu işi kim en iyi yapar?' sorusunu soruyor" diyor. Kurum olarak yürüttükleri projelere değinen Taşkaya, "C-level işe alım projelerinde liderlik yetkinliklerinin değerlendirme kriterlerindeki ağırlığının belirgin biçimde arttığını gözlemliyoruz" diyor. Verinin rolüne dikkat çeken Taşkaya, "İş gücü analitiği veriye dayalı karar almanın temelini oluşturuyor ve devir hızını öngören, bağlılığı ölçen, ekip performansını modelleyen analitik yaklaşımlar artık bir seçenek değil, rekabetçi bir zorunluluk haline geliyor" diyor ve ekliyor: "Toplam çalışan deneyimi ise fiziksel, dijital ve kültürel çalışma ortamının bütüncül tasarımıyla işveren markasının en güçlü bileşeni olarak öne çıkıyor."
YENİ NESİL PROFESYONELLER: POTANSİYEL VE UYUM
Türkiye'de genç iş gücünün taşıdığı potansiyele dikkat çeken Taşkaya, "Türkiye'nin genç mezun profili iş dünyasına ciddi bir enerji ve öğrenme kapasitesi taşıyor; değişime açık, teknolojiyle barışık ve çok boyutlu düşünmeye yatkın bir nesil görüyoruz" diyor. Ancak mevcut uyum açığına da işaret ederek, "Bazı noktalardaki eğitim ve iş hayatı uyum açığı sebebiyle bu potansiyel ancak doğru koşullar ve rehberlikle kurumların en güçlü varlıklarından birine dönüşüyor" ifadelerini kullanıyor. İş dünyasına düşen sorumluluğu vurgulayan Taşkaya, "Kurumların staj ve mezun programlarını gerçek bir kariyer geliştirme platformuna dönüştürmesi, öğrenme kültürünü organizasyonun DNA'sına işlemesi ve yeni nesil profesyonelleri ilk günden değer üreten aktörler olarak konumlandırması gerekiyor" diyor. "Üniversite-sanayi iş birliği modellerinin güçlendirilmesi de bu süreci hızlandıran kritik kaldıraçlardan biri olmaya devam ediyor" diye ekliyor.
YETENEĞİ ELDE TUTMAK: YENİ DÖNEMİN KRİTİK BAŞLIĞI
Yetenek yönetiminde değişen dinamiklere dikkat çeken Taşkaya, "Gerçekleştirdiğimiz arama süreçlerinde ve yetenek danışmanlığı çalışmalarımızda çalışanların iş değiştirme kararlarındaki belirleyici faktörleri yakından gözlemliyoruz" diyor. Öne çıkan başlıkları sıralayan Taşkaya, "Çalışanlar yalnızca bugünkü işlerini değil yarınki kariyerlerini de görmek istiyor ve kariyer gelişim yol haritası sunmayan kurumlar en parlak profillerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor" uyarısında bulunuyor. Yönetici etkisine dikkat çeken Taşkaya, "İnsanlar şirketten değil yöneticilerinden ayrılıyor ve liderlik geliştirme yatırımları doğrudan elde tutma oranlarını etkiliyor" diyor. Ödüllendirme tarafındaki dönüşümü ise şu sözlerle anlatıyor: "Rekabetçi ve şeffaf ödüllendirme artık yalnızca ücretle sınırlı değil; esneklik, yan haklar ve toplam ödüllendirme paketinin bütünlüğü belirleyici hale geliyor." Kültürün önemine vurgu yapan Taşkaya, "Psikolojik güvenlik ve aidiyet duygusunun yüksek olduğu, çalışanların fikirlerini özgürce paylaşabildiği ve hatanın gelişim fırsatı olarak değerlendirildiği ortamlar sadakati güçlendiriyor. Kültürel uyumu önceliklendiren ve çalışanın bütünsel gelişimine gerçek anlamda yatırım yapan organizasyonlar hem daha hızlı büyüyor hem de kriz dönemlerinde çok daha dirençli bir yapı sergiliyor" değerlendirmesinde bulunuyor.