Küresel iş gücü piyasasında yaşanan dönüşüm, Türkiye'de de yetenek yönetimini şirketlerin en kritik gündem maddelerinden biri haline getiriyor. Dijitalleşme, demografik değişim ve değişen çalışma kültürü işverenlerin yalnızca doğru yeteneği bulmasının yanında bu yeteneği sürdürülebilir şekilde geliştirmesini ve elde tutmasını da zorunlu kılıyor. Bu çerçevede yetenek açığının geçici bir dalgalanmadan çıkarak yapısal bir dönüşüm alanı olduğunu söylemek mümkün. EY Türkiye Şirket Ortağı ve İş Gücü Danışmanlığı Lideri Ülker Day, EY'ın küresel ölçekte yürüttüğü Work Reimagined Araştırması ve Türkiye'ye yansıyan sonuçların, yetenek açığının artık konjonktürel değil, yapısal bir odak noktası haline geldiğini gösterdiğini belirtiyor. Day ayrıca EY İş Gücü Mobilitesinin Geleceği Araştırması sonuçlarının küresel çapta yetenek talebinin artmasıyla birlikte işverenlerin yüzde 48'inin iş ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli yetenekleri bulmakta zorlandığını, yüzde 74'ünün ise üst düzey pozisyonları doldurmasının bir yıldan fazla sürdüğünü ortaya koyduğunu ifade ediyor.
KÜRESEL YETENEK AÇIĞI DERİNLEŞİYOR
"Özellikle bilgi teknolojileri, veri ve yapay zeka, mühendislik ve üretim, sağlık ve yaşam bilimleri ile finansal hizmetler alanlarındaki pozisyonların doldurulmasının daha güç olduğu görülüyor" diyen Day şunları ekliyor: "Büyük ölçekli organizasyonlarda yetenek açığının daha belirgin hale gelmesi rekabetin ölçek büyüdükçe yoğunlaştığını gösteriyor. Bu tablo yetenek rekabetinin doğasını köklü biçimde değiştiriyor. Şirketler bugün yalnızca aynı sektördeki rakipleriyle değil, küresel ölçekte uzaktan çalışma imkanı sunan organizasyonlarla da rekabet ediyor. Bu nedenle rekabet ücret seviyelerinden çok öğrenme olanakları, teknolojiyle çalışma deneyimi, kariyerin esnekliği ve bireye sunduğu anlam üzerinden şekilleniyor. Yetenek çekmek kadar yeteneği elde tutmak ve bu alanı sürekli geliştirmek stratejik bir zorunluluk haline geliyor."
EĞİTİM VE İŞ DÜNYASI ARASINDA YETKİNLİK UYUMU
EY'ın organizasyon ve iş gücü alanındaki analizleri üniversite mezunları ile iş dünyasının beklentileri arasında belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Bu fark çoğu zaman teknik bilgi eksikliğinden değil, bilginin ne kadar hızlı ve etkin bir şekilde iş pratiğine aktarılabildiğinden kaynaklanıyor. İşverenler mezunların teorik donanımından çok bu bilgiyi gerçek iş problemlerine nasıl uygulayabildiklerini dikkate alıyor. Günümüzde şirketler pozisyon tanımlarının ötesinde analitik düşünme, karmaşık problemleri yapılandırma, ekipler arası iş birliği, etkili iletişim ve öğrenme çevikliği gibi yetkinlikleri önceliklendiriyor. EY'ın yetenek alanındaki araştırmalarında da diploma artık tek başına yeterlilik göstergesi olarak görülmüyor. Belirleyici olan bireyin belirsizlik ortamında ne kadar hızlı öğrenebildiği ve değişen koşullara ne ölçüde uyum sağlayabildiği oluyor.
EY Work Reimagined 2025 Araştırması da dijitalleşmenin ve üretken yapay zekanın iş gücü gerekliliklerini hızla dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Çalışanların yüzde 88'i günlük rutin işlerinde yapay zekayı kullanıyor ancak bu kullanım çoğunlukla bilgi araştırması yapmak (yüzde 54) ve belge özetlemek (yüzde 38) gibi temel uygulamalarla sınırlı kalıyor. Çalışanların yalnızca yüzde 5'i yapay zekayı iş yapış biçimlerini dönüştürecek şekilde ileri düzeyde kullanıyor. Bu tablo şirketlerin beklentilerini netleştiriyor. Organizasyonlar artık belirli bir 'YZ uzmanı' profili aramaktan çok kendi rolü içinde yapay zekayı etkin, sorumlu ve iş değerine dönüştürebilen profesyonellere ihtiyaç duyuyor. Veri okuryazarlığı, YZ araçlarını günlük iş akışlarına entegre edebilme, dijital süreç tasarımı ve üretilen çıktıları iş bağlamında yorumlama becerileri öne çıkıyor. ESG, iklim ve çevresel etki yönetimi gibi yeşil beceriler de temel yetkinlik alanına dönüşüyor.
YAPAY ZEKA YATIRIMINDA İNSAN ODAKLILIK
EY Work Reimagined 2025 Araştırması yapay zekanın çalışanlar için verimlilik ve katma değer fırsatları sunduğunu gösterirken önemli zorluklara da işaret ediyor. Çalışanlar rutin işlerden uzaklaşarak daha stratejik alanlara yöneliyor ancak becerilerinin zamanla değer kaybetmesi riskini de hissediyor. Çalışanların yüzde 37'si yapay zekayı yoğun kullanmanın uzun vadede uzmanlıklarını zayıflatabileceğinden endişe duyuyor. Yalnızca yüzde 12'si yeterli eğitim aldığını ifade ediyor.