Yayın Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:28Yayın Tarihi:
12 Mayıs 2026 11:28
LinkedIn'in iş dünyasında yarattığı etki elbette tartışılmaz, özellikle aranılan profesyonellere ulaşmada hem kaynak hem de ilişkiye geçirme boyutlarında eşsiz bir platform. Ancak Erkmen Executive Kurucusu Cana Erkmen sözcülüğünde yapılan değerlendirmede, "LinkedIn'de görünür olmak her zaman güven ve değer yaratan bir etkiye dönüşmüyor" diyor. Aşırı görünürlük, güven ve değer yaratmadığı gibi, kimi durumlarda fazla görünürlük, tam tersine negatif bir algı yaratabiliyor. Erkmen, "Örneğin; periyodik, herhangi bir toplantıyı önemli bir etkinlik gibi aktaran, her etkinliği bir paylaşım konusu yapan, sürekli kendini merkezde konumlandıran bireysel profiller aşırıya kaçtıklarında fazla reklamını yapan kişiler olarak algılanabiliyor. Uzmanlık algısı yerine onay ihtiyacı izlenimi yaratabiliyor" diyor.
"NE YAPTIĞINI DEĞİL, NEYİ DEĞİŞTİRDİĞİNİ GÖSTER"
Erkmen, LinkedIn'i değerlendirirken, "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz sözü anlamlı geliyor. Çünkü bu platform, söylemin hiç olmadığı kadar görünür olduğu; ancak işin, sonucun ve gerçek etkinin çoğu zaman arka planda kaldığı ya da belirsiz olduğu bir alan yarattı" diyor. Bugün LinkedIn'de çok konuşanlar, çok üretenlerden daha görünür olabiliyor. Katılım, etkiyle, anlatı ve sonuç karıştırılabiliyor. Küçük adımlar, büyük başarı hikayeleri gibi sunulabiliyor. Oysa iş piyasasında somut çıktı, sürdürülebilir sonuç ve tutarlılık önemli. Bu nedenle, LinkedIn'de değer yaratan profiller, 'ne yaptığını değil, neyi değiştirdiğini gösteren, her anı paylaşmak yerine, anlamlı sonuçları seçen profiller' oluyor. Görünürlük, işin önüne geçtiğinde, içerik ve performansın yerine konduğunda LinkedIn bir nevi vitrine dönüşüyor.
GÖRÜNÜRLÜK NASIL KURGULANMALI?
LinkedIn dijitalleşme arttıkça değer kazandı, ancak güven olgusunu besleyen faktör değişmedi. Erkmen, "Özetle, net ve anlamlı ve stratejiyle desteklenen içerikler paylaşan kişiler daha değer yaratan ve üretken olarak algılanıyor" diyor. Ancak LinkedIn'de aşırı görünürlük bireyler için bu etkiyi yaratabilirken, aynı durum çoğu zaman kurumlar için geçerli olmuyor. Bunun temel nedeni, görünürlüğün algılanma biçiminin birey ve kurum arasında köklü şekilde farklı olması. Bireysel profillerde sık ve detaylı paylaşımlar, onay ihtiyacı, kendini merkezde konumlandırma ve reklamını yapma gibi algılara neden olabiliyorken, kurumlar söz konusu olduğunda aynı yoğunluk, işler olma göstergesi olarak görülüyor ve içerik yine seçici olduktan sonra tam tersi olumlu etki yaratıyor. Yetenekleri çekme konusu olsun, pazarda algılanması olsun, ne kadar iyi bir işveren olduklarını reklam diliyle, abartılı anlatanlar değil, bunu doğal biçimde gösteren şirketler pazarda yerini sağlamlaştırıyor. Buna karşılık, kurum kültürünü parlatılmış cümleler, çok duyulmuş ifadeler yerine somut örneklerle anlatan şirketler, zihinlerde daha kalıcı bir iz bırakıyor. Etkileşim kalitesi, doğru kişilerle anlamlı etkileşim olanakları sağlıyor. Bu da potansiyel müşterilerin, yeteneklerin ve iş ortaklarının gerçek ilgi göstermesinin yolunu açıyor. Böylece LinkedIn'de geçirilen zaman, somut iş sonuçları ve güven yaratacak ekonomik değere dönüşüyor.