USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Teknoloji Haberleri

Yayın Tarihi:18 Şubat 2026 12:13 / Güncelleme Tarihi:18 Şubat 2026 12:22

Yapay zeka çağında orkestratör liderlik

Yapay zeka çağı bir teknoloji projesi değil, bir zihniyet devrimi. Araçları herkes öğrenebilir. Zor olan düşünce kalıplarını değiştirmek; işe yaramayan pratiklerden uyumsuzlanma cesareti göstermek; akıntıya kapılmadan yol alabilmek. Liderliğin özü de tam burada yatıyor. Korkularla değil, gerçeklerle idealleri harmanlayarak ilerleyebilmek.

Yapay zeka çağında orkestratör liderlik

Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü Dr. Hüseyin Güler, Platin Dergisi Şubat 2026 sayısında konuk yazar oldu. Dr. Güler, yazısında yapay zeka çağında orkestratör liderliğin ipuçlarını verdi. İşte o yazı:

Yapay zeka çağının asıl kırılma noktası algoritmalarda değil; liderlik anlayışımızda, organizasyon mimarimizde ve en önemlisi düşünme biçimlerimizde yaşanıyor. Bu çağ, bizden daha hızlı kararlar almamızı değil, daha doğru sorular sormamızı istiyor. Yıllar boyunca iş dünyasında hakim olan Silikon Vadisi temelli anlatı şuydu: Vizyoner bir lider çıkar, herkesi peşinden sürükler ve başarı gelir. Steve Jobs'lar, Elon Musk'lar bu anlatının modern mitolojik figürleri haline geldi. Ancak bu hikaye, gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını anlatıyor. Çünkü ne büyük teknolojik sıçramalar ne de kalıcı inovasyonlar tek bir zihnin ürünü. Gerçek değer, organize kolektif akıldan doğuyor.

FARKLI SESLERİ AYNI ORKESTRADA DUYULABİLİR KILMALISINIZ

Tam da bu noktada kahraman liderlikten orkestratör liderliğe geçiyoruz. Yani Süpermen'den Voltran'a. Voltran metaforu bu yüzden güçlü...Her bir parça kendi başına anlamlıdır ama asıl güç, parçaların uyum içinde bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Bugünün lideri, en yüksek sesi çıkaran değil; farklı sesleri aynı orkestrada duyulur kılabilen kişidir. Kurumsal dünyada ne oluyor? Eskiden öğrendiğimiz bir şey var. Güçlü sesleri duymak. Çoğu lider de sadece dominant sesleri duyar ve kararlar o seslere göre şekillendirir. Sonuç? Bugün kazanıyoruz ama yarın kaybediyoruz. Bir organizasyona baktığınızda özünde üç tür ses vardır. Dominant sesler; kısa vadeli hedefleri, operasyonel baskıları ve bugünün sorunlarını temsil eder. Cılız sesler; henüz olgunlaşmamış ama geleceği şekillendirme potansiyeli taşıyan fikirlerdir. Bir de çoğu zaman hiç duymadığımız, görmezden gelinen sesler vardır. Marjinal görülen perspektifler, rahatsız edici sorular, alışıldık düzeni bozan öneriler... Orkestratör liderlik, bu üç sesin tamamını aynı anda yönetebilme sanatıdır.

ETİK, ÇEVRESEL VE TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK ALANI

Bu liderlik anlayışı, aynı zamanda bir liderlik dualitesini kabul etmeyi gerektiriyor. Bir yandan kapsayıcı olmak, seçenekleri açmak, farklı görüşleri dinlemek gerekir. Diğer yandan disiplinli olmak, karar almak, uygulamak ve icra etmek zorundasınız. Sürekli kapsayıcı kalırsanız dağılır, sürekli disipline yaslanırsanız körelirsiniz. Asıl maharet, hangi durumda hangi yaklaşıma geçeceğinizi bilmektir. İnovasyon tarafında da benzer bir paradigma kayması yaşanıyor. Artık yalnızca 'İhtiyaç var mı?', 'yapılabilir mi?' ve 'yapmaya değer mi?' soruları yetmiyor. Bugünün dünyasında inovasyonu değerlendirirken iki soru daha sormak zorundayız: "Bu çözüm gezegenin sağlığına nasıl etki ediyor?" ve "Bu inovasyon kimseyi asimetrik olarak daha güçlü hale getiriyor mu?" İnovasyon, yalnızca ekonomik değer üreten bir faaliyet olmaktan çıktı; etik, çevresel ve toplumsal bir sorumluluk alanına dönüştü.

İNOVASYON TİYATROSU TUZAĞI

Ama burada sıkça karşılaştığımız bir tuzak var... İnovasyon tiyatrosu. Etkinlikler, ödüller, parlak sunumlar... Ama günün sonunda masada somut bir şey yok. Gerçek inovasyonun göstergesi, kaç tane hackathon yaptığınız değil; inovasyonun yılda kaç kez yönetim kurulu gündemine girdiğidir. Bu kararlılığın organizasyonel karşılığı ise çift elli yani ambidextrous yapılardır. Bir el bugünü taşır; mevcut işlerin verimliliğini, kârlılığını ve sürdürülebilirliğini sağlar. Diğer el ise yarını inşa eder; yeni iş modellerini, yeni S-eğrilerini ve henüz adı konmamış fırsatları kovalar. Bu dengeyi kuramayan organizasyonlar ya bugünü kaybeder ya da geleceğe hazırlıksız yakalanır. Yapay zeka çağında ise durum daha karmaşıklaştı. İnsanlık tarihinde ilk defa, insan zekasının yanı sıra makine zekasıyla çalışmak zorundayız. Yapay zeka bu tabloda ne yapıyor dersek? Aslında çok net bir rolü var: Amplifikatör. Yapay zeka kendi başına bilge değildir; ona ne verdiyseniz onu büyütür. Derinlik verirseniz derinlik, yüzeysellik verirseniz yüzeysellik üretir. Özünde bu sadece teknoloji meselesi değil; bu bir mindset, bir zihniyet meselesidir.

SORU SORMA BECERİSİ

İşte bu yüzden hibrit zeka modeli kritik... Organik zeka (kendi bilginiz ve sezgileriniz), insan-insan etkileşimi (diyalog, mentorluk, kolektif öğrenme) ve insan-yapay zeka etkileşimi birlikte çalıştığında gerçek sıçrama fırsatı oluşuyor. Hibrit zeka modeli dediğimiz şey organik zekanız, insan-insan etkileşiminiz ve insan-yapay zeka etkileşiminizin sentezi. Bu üçünü etkili biçimde orkestre edebildiğiniz zaman, ne tekil olarak yapabileceğinizden, ne de solo bir yapay zeka tarafından yapılabileceğinden, çok daha farklı bir şey doğuyor. Burada uzmanlığın tanımı da değişiyor. Artık tek bir alanda derin olmak yeterli değil. Yapay zeka ile kimyayı, veriyle iş modelini, teknolojiyle insan davranışını birlikte okuyabilen profillere ihtiyaç var. Ama bu çoklu derinliğin temelinde yine bir şey yatıyor: Soru sorma becerisi. Bir soru soran bilim insanı olur. İki soru soran filozof. Üç ve daha fazla soru soran ise çocuk... Dünyayı değiştiren de genellikle bu çocuk zihniyetidir.

GERÇEKLERLE İDEALLERİ HARMANLAYARAK İLERLEME ZAMANI

Voltran 2.0'a adım attığımız bu çağda, liderler olarak eski kalıplarla hareket ediyorsak aynaya bakma vakti. Acaba Kodak'ın yaptığı hatayı tekrar ediyor olabilir muyuz? Kodak dijital fotoğraf makinesini icat etti ama eski iş modeline o kadar sıkı tutundu ki, kendinden çıkan teknoloji onu yok etti. Bugün birçok şirket aynı yöne gitme riski ile karşı karşıya. Yapay zekayı öğrenmek güzel, ama düşünce şeklimizi değiştirmiyorsak? Teknolojiler güncelliyor ama sistem eski kalıyorsa risk altındayız demek. Yapay zeka çağı bir teknoloji projesi değil, bir mindset devrimi... Araçları herkes öğrenebilir. Zor olan düşünce kalıplarını değiştirmek; işe yaramayan pratiklerden uyumsuzlanma cesareti göstermek; akıntıya kapılmadan yol alabilmek Liderliğin özü de tam burada yatıyor...Korkularla değil, gerçeklerle idealleri harmanlayarak ilerleyebilmek.

21'NCİ YÜZYILIN ORKESTRATÖRLERİ BEKLENİYOR

Çünkü yapay zeka tartışmaları çoğunlukla korkularla yüklü. İş kayıpları, güvenlik riskleri, kontrol kaybı... Bu korkular, gerçek değil diyemeyiz. Ama geleceği sadece korkularımız şekillendirecekse, karanlık bir dünyaya doğru gideriz. İdealler, erdem ve bilgelik... İşte geleceği inşa edecek zihin burada yatıyor. Sokrates'ten ChatGPT'ye soru sormanın evrimini düşünelim. Bu güçlü aracı insan lehine, doğa lehine nasıl kullanacağız? İşte asıl soru budur. Yeni ve bilinmeyen yolculuklar zordur. Her 10 adımdan belki ancak ikisi başarılı olur. Ama keyif alabilmek, tutkuyla ilerleyebilmek; işin özü burası. Çünkü korku savaşçıyı yönetemez. Günün sonunda önümüzde bir seçim var. Kahraman olmaya çalışıp lineer ilermeye mi devam edeceğiz, yoksa orkestratör olup hibrit zeka ile mi büyüyeceğiz? Cevap net... Bu çağ, 20'nci yüzyılın kahramanlarını değil; orkestratörleri çağırıyor.

(Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü Hüseyin Güler)

EN ÇOK OKUNANLAR