
Havalimanları, her gün milyonlarca farklı pasaportun ve hikayenin kesiştiği devasa birer küresel sahne. Bu sahnede Anadolu'nun 12 bin yıllık mutfak mirasını; aslına sadık kalarak, yerel üreticiyi destekleyerek ve modern bir dille sunmak ise büyük bir operasyonel güç gerektiriyor. BTA İcra Kurulu Başkanı Baha Bülbül liderliğindeki Tadında Anadolu, bugün sadece Michelin Rehberi'nin radarına giren bir coğrafyayı temsil etmiyor; aynı zamanda kadın kooperatiflerinden küçük esnafa kadar uzanan dev bir ekosistemi sırtlıyor. İstanbul'dan Antalya'ya uzanan bu lezzet köprüsünün duraklarını ve 'organik sürdürülebilirlik' anlayışını mercek altına alıyoruz.
*Tadında Anadolu, Anadolu'nun unutulmaya yüz tutmuş tariflerini gün yüzüne çıkaran bir köprü görevi görüyor. 2026 gastronomi dünyasında 'özgünlük' bu kadar ön plandayken, bu mirası korumak ve modern sofralara taşımak sizin için ne ifade ediyor?
Anadolu, binlerce yıl boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış ve dünyanın en zengin gastronomik birikimlerinden birini oluşturmuş eşsiz bir coğrafya. Bu miras, bugün Türkiye'nin turizm vizyonu içinde yalnızca bir lezzet unsuru değil; aynı zamanda güçlü bir kültürel anlatı olarak öne çıkıyor. BTA olarak yaklaşımımız, bu mirası yeniden yorumlamaktan ziyade, özünü koruyarak doğru bir temsil anlayışıyla uluslararası yolcularla buluşturmak.
Havalimanları, farklı kültürlerin kesiştiği küresel temas noktaları. Bu nedenle Anadolu mutfağını burada sunmak, bizim için yalnızca bir restoran açmak değil; bu coğrafyanın hikayesini dünyaya anlatmak anlamına geliyor.
*Menülerinizde kullandığınız ürünlerin büyük bir kısmı yerel üreticilerden ve kooperatiflerden geliyor. 'Sürdürülebilir gastronomi' yaklaşımını Tadında Anadolu'nun DNA'sında nasıl konumlandırıyorsunuz?
Sürdürülebilirlik, BTA için bir iletişim başlığı değil; iş yapış biçimimizin temelini oluşturan bir sorumluluk alanı. Tadında Anadolu markasında bu yaklaşımı çok somut uygulamalarla hayata geçiriyoruz. Çok sayıda yöresel ürünü doğrudan üreticilerden temin ediyor, coğrafi işaretli ürünleri menülerimizin merkezine alıyoruz. Bununla birlikte yerel üreticilerle ilişkimiz yalnızca tedarik süreciyle sınırlı değil. Küçük üreticilere ve kooperatiflere paketleme, etiketleme mevzuatı, tedarik zinciri ve fiyat politikaları konusunda destek oluyoruz. Ticari reyonlarımızda da ürünlerine yer vererek daha geniş pazarlara ulaşmalarına katkı sunuyoruz. Gıda israfını azaltmaya yönelik porsiyon seçenekleri, atık yönetimi ve bitkisel bazlı menüler de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın tamamlayıcı unsurları arasında yer alıyor.
*Tadında Anadolu, FAB Awards'ta 'Best Sense of Place' ödülüne layık görüldü. Bir mekanın ruhunu koruyarak binlerce yolcuya aynı anda hitap edebilmesinin sırrı nedir?
Havalimanı yiyecek ve içecek sektöründeki inovasyon ve mükemmeliyeti merkeze alan bir platform olan FAB Awards'tan üst üste ödüllerle dönmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bir önceki yıl da Tadında Anadolu ile 'Mekan Duygusunu En İyi Temsil Eden' marka olarak Avrupa bölge birincisi seçilmiş, aynı kategoride 'En Çok Tavsiye Edilen İşletme' olarak ödüllendirilmiştik. Bu süreklilik, benimsediğimiz yaklaşımın doğru ve sürdürülebilir olduğunu gösteriyor. Bugün global yeme-içme sektöründe çok net bir dönüşüm yaşanıyor. Araştırmalar, dünya genelinde yerel ve otantik restoranlara olan ilginin giderek arttığını ortaya koyuyor. Özellikle Avrupa'da tüketici, yerel lezzeti doğru sunum ve güçlü bir hikaye ile deneyimlemek istiyor. Elbette bu, operasyonel olarak kolay bir süreç değil.
Örneğin İstanbul Havalimanı'nda yolcuların yaklaşık yüzde 75'i ilk kez buraya geliyor. Transit yolcu yoğunluğu oldukça yüksek. Bu yolcular, sınırlı süre içerisinde bulundukları coğrafyanın otantisitesini; teknolojiyle desteklenen, anlaşılır ve güven veren bir deneyimle görmek istiyor. Tadında Anadolu, Anadolu mutfağının israfı minimize eden geleneksel yaklaşımını, çeşitliliğini ve zenginliğini bu ortamda doğru bir anlatımla sunuyor. Görseller, videolar ve mekansal kurgularla misafirleri bu deneyimin bir parçası haline getiriyoruz. Tadında Anadolu, havalimanlarında yaşanan bu dönüşümün güçlü örneklerinden biri. Aldığımız ödüller de bu yaklaşımın uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor.
*Michelin Rehberi'nin İzmir ve Muğla'yı da kapsaması Anadolu mutfağına olan ilgiyi artırdı. Bu ilginin Tadında Anadolu gibi markalara katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Michelin Rehberi'nin Anadolu coğrafyasına genişlemesi, bu mutfağın dünya gastronomisindeki yerinin daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Bu ilgi, yerelliği ve özgünlüğü merkeze alan markalar için önemli bir fırsat. Tadında Uzun yıllardır Anadolu mutfağını doğru temsil etme sorumluluğuyla hareket ediyoruz.
Havalimanları gibi uluslararası temas noktalarında yer almak, bu ilgiyi doğrudan deneyime dönüştürme imkanı sunuyor. Birçok yabancı misafir için Anadolu mutfağıyla havalimanındaki ilk temas noktalarından biri Tadında Anadolu oluyor. Bu da markamıza, Türkiye'nin gastronomik kimliğini doğru ve dengeli biçimde temsil etme sorumluluğu yüklüyor.
*BTA ve Şef Ömür Akkor iş birliği, 'Taste of Anatolia' markasıyla yeni bir boyuta taşındı. Projeyi nasıl konumlandırıyorsunuz?
Taste of Anatolia, Anadolu mutfağını yalnızca tarifler üzerinden değil, binlerce yıllık bir süreklilik ve kültürel anlatı üzerinden ele alan bir proje. Bu yaklaşım, Anadolu'nun tarımın, ekmeğin ve birlikte yeme kültürünün çok erken dönemlerde şekillendiği bir coğrafya olmasından ilham alıyor. Bu topraklarda on iki bin yıl önce kurulan ilk ocaklardan bugüne uzanan mutfak geleneği, bugün sunduğumuz lezzetlerin arkasındaki en güçlü hikayeyi oluşturuyor.
Bu projeyi hayata geçirirken amacımız, Anadolu mutfağının bu tarihsel derinliğini çağdaş bir yolcu deneyimiyle buluşturmaktı. Antalya Havalimanı Dış Hatlar Terminali gibi yılda milyonlarca uluslararası yolcunun geçtiği bir lokasyonda konumlanması, bu kültürel anlatının küresel ölçekte görünürlük kazanmasını sağlıyor. Taste of Anatolia, bu uzun gastronomik yolculuğu bugüne taşıyan, geçmişle bugün arasında bir bağ kuran bir marka olarak burada hayat buluyor.
*2025'te gerçekleştirdiğiniz 'Hatay Lezzet Günleri' etkinliği büyük ilgi gördü. Geri dönüşler nasıldı? 2026'da hangi yöresel mutfağı ağırlayacaksınız?
Hatay Lezzet Günleri, Tadında Anadolu çatısı altında Anadolu'nun en köklü mutfaklarından birini uluslararası yolcularla buluşturduğumuz özel bir dönem oldu. Antakya mutfağı üzerine uzun yıllardır çalışan ve Hatay Sultan Sofrası'nın kurucusu olan Şef Metin Tansal tarafından hazırlanan özel menüleri üç hafta boyunca farklı lokasyonlardaki yolcularımıza sunduk. İstanbul Havalimanı, İzmir Adnan Menderes ve Ankara Esenboğa havalimanlarındaki Tadında Anadolu restoranlarımızda sunulan bu özel menülerde kullanılan tüm ürünler Hatay'daki üreticilerden, aralarında kadın kooperatiflerinin de bulunduğu 10 farklı yerel tedarikçiden temin edildi. BTA olarak hem bölgesel değerleri yaşatmayı hem de depremden etkilenen ve toparlanma sürecindeki yerel üreticilere anlamlı bir destek sunmayı amaçladık. Yolculardan ve sektör paydaşlarından aldığımız geri dönüşler son derece olumluydu. Hatay mutfağının zenginliği ve özgünlüğü, havalimanı gibi hızlı bir ortamda bile güçlü bir şekilde karşılık buldu. Bu tür tematik çalışmaların Tadında Anadolu'nun kültürel temsil misyonunu daha da güçlendirdiğini görüyoruz. 2026 yılında da Anadolu'nun farklı bir yöresel mutfağına odaklanan benzer bir etkinlik planlıyoruz. Hangi bölge olacağı ise şu aşamada henüz belirlenmiş değil. Ancak bu projeyi, yerel üreticileri ve mutfak kültürlerini görünür kılan bir platform olarak sürdürmeye devam edeceğiz.

(BTA İcra Kurulu Başkanı Baha Bülbül)