USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

13 Ekim 2026 13:31

Güncelleme Tarihi:

13 Ekim 2026 13:31

Güncelleme Tarihi:

13 Ekim 2026 13:31

Yayın Tarihi:

13 Ekim 2026 13:31

Fon sektörü yol haritası çıkartmalı

Geçen ay yaşanan fon krizi piyasalarda önemli hareketlere neden oldu. Sermaye piyasaları ve portföy yönetim sektörü hiç zaman kaybetmeden bir yol haritası çıkartmak zorunda. Zira 2001'de A tipi fonlarda yaşanan kaçışın etkisi yıllarca devam ederek sektörün gelişiminin önündeki en büyük engel oldu.

Fon sektörü yol haritası çıkartmalı

Mesleğe yeni başladığımda; 1998 sonuydu ve iki yıl sonra patlak verecek ekonomik krize dair herhangi bir fikrim yoktu. Haftalık bir ekonomi dergisinde finans muhabirliğini öğrenmek için banka ve bankacıların peşinde koşuyordum. 1999 boyunca o kadar çok bankacıyla konuştum ki artık acemi olarak ben bile bir şeylerin yolunda gitmediğini görebiliyordum. O dönemde yeni yeni oluşmaya başlayan haber kaynaklarım bazı sistemik risklerden bahsetmeye başlamıştı. Ve 2001'de kriz patladı. 24 bankanın tasfiyesi yapıldı ve milyarlarca dolar zarar ortaya çıktı. Batık bankaların sisteme maliyeti 22.5 milyar dolar, finansal sistemin güçlendirilmesi kapsamında kamu bankalarının görev zararları ise 21.9 milyar dolar olmuş, 2001'de Türkiye yüzde 5,7 küçülmüştü. 25 yıl önceyi hatırlatmamızın sebebi malum, geçen ay yaşanan 'fon' krizi. Sermaye piyasalarını ve yatırımcı davranışlarını etkileyen bu olay şu anda mahkemelerde. Neler olduğu ve nasıl ilerleneceği hem adalet sistemi hem de düzenleyici kurumlar tarafından belirleniyor.

A TİPİ FON ETKİSİ

2001 krizini geçen ay yaşananlarla kıyaslamak gibi bir hataya düşmeyeceğim. Bu noktada benim dikkat çekmek istediğim farklı bir konu var. Yazının başında bahsettiğim 2001 krizinde alınan en büyük hasarlardan biri de yeni yeni ayağa kalkmaya başlayan fon sektörünün yıllarca sürecek durgunluğa düşmesiydi. O dönemde fonlar A ve B tipi olarak ikiye ayrılıyordu. A tipi fonlar hisse senedi yatırımlarını temsil ediyor, B tipi fonlar ise hem para piyasası fonlarını hem de hazine bonosu yatırımları yapan fonları temsil ediyordu (SPK'nın 2014'te yürürlüğe giren tebliği ile bu ayrım kalktı ve 'tür bazlı fon' modeline geçildi. Endeks kötü geçen 1999 yılından sonra 2000'de hareketlenmiş, yıl içinde 35 yeni şirket halka arz edilmişti. Hisse senedi piyasasında esen rüzgar A tipi yatırım fonlarını da etkilemiş, bankaların A tipi fonların satışına ağırlık vermesiyle de önemli bir kesim ilk defa yatırım fonları ile tanışmıştı. Ancak 2001 kriziyle birlikte önce devalüasyon arkasından da borsanın çöküşü hisse senedine yatırım yapan A tipi fon yatırımcılarının büyük zararlarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Bu dönemde portföy yönetim sektörünün aldığı hasar çok büyük oldu. Türkiye'nin en iyi fon yöneticilerini seçtiğimiz araştırmayı yıllarca yaptım ve yönettim. Tüm bu yıllar boyunca portföy yönetimi sektörünün iki büyük sıkıntısı vardı. İlki, elbette yüksek faiz oranları, ikincisi ise A tipi fonların bıraktığı hasardı. Sektör yıllarca bu sorunla boğuştu. Öyle ki zamanla, faizler düştükçe yeni ürünler piyasaya girdi ancak yine de yatırımcı menkul kıymet fonlarına yatırım yapmaya çok ikna edilemedi.

YOL HARİTASI BELİRLENMELİ

Elbette zaman her şeyin ilacı, üstelik gelişen teknoloji, yeni kuşakların para kazanmaya başlaması ve piyasalardaki çeşitliliğin artmasıyla fon sektörü tekrar büyümeye başladı. Bireysel Emeklilik Sistemi'nin (BES) devreye girmesi, devletin girişim sermayesi ve gayrimenkul fonları destekleri, portföy yönetim şirketlerinin sayısının artması ve bu alana yatırımların hızla artması sayesinde zamanla sektör belirli bir büyüklüğe geldi. Şu anda şartlar 2001'deki A tipi fon yatırımcısının şartlarıyla çok farklı. Sektörün belirli bir ağırlığı var. Geçmişte 'fon kurucusu' olamayan portföy yönetim şirketleri artık kendi fonlarını kurabiliyor. Hem yatırımcı kitlesi daha dinamik hem de iletişim kanalları daha aktif durumda. Öyle ya da böyle 500 bin fon yatırımcısını ilgilendiren bir olayın portföy yönetim sektörüne etkisinin olmaması imkansız. Bu noktada geçmişten çıkarımlar yapmak gerekiyor. Evet, BES fonları sektör için hayati önem taşıyor ancak fon yatırımcısının 2001'de olduğu gibi tekrar yıllara yayılan kaçışının önüne geçilmesi gerekiyor. Bunun için de Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği'ne önemli görevler düşüyor. Birliğin amaçları ve yetkileri dahilinde kurullarını çalıştırarak bir 'hasar raporu' çıkartması gerektiğini düşünüyorum. Yatırımcı tarafında finansal okuryazarlığın artırılmasından yatırımcı risk seviye kriterlerinin belirlenmesine, üyeler nezdinde de yetkiler dahilinde ne gibi önlemler alınabileceğine ilişkin bir yol haritası sektör için oldukça belirleyici olacaktır. Sektör 2001'e toplam 2.2 milyar dolar büyüklüğündeydi. Bugün bu büyüklük 300 milyar doların üzerine çıkmış durumda ve yatırımcı tarafında 2001'e benzer bir 'küslük' olmaması gerekiyor.

YENİ ASİSTAN: YAPAY ZEKA

Geçen ay faizlerin düşüş trendine girmesinin beklendiğini ve bu nedenle borsada beklentilerin arttığına dikkat çekerek yatırımcıların yapay zeka ve borsa konusunda hazırlık yapmaya başlamaları gerektiğini vurgulamıştım. Nitekim artık geleneksel 'ekran takibi' ve hissiyata dayalı alım-satım dönemi yerini kademeli olarak veri odaklı, disiplinli ve yapay zeka destekli sistemlere bırakıyor. Geçmişte yalnızca büyük kurumsal fonların ve yüksek frekanslı işlem (HFT) devlerinin erişebildiği algoritmik altyapılar, bugün aracı kurumların gelişen teknolojileri ve açık kaynaklı yazılımlar sayesinde bireysel yatırımcılar da kullanabiliyor.

Yapay zeka, yatırımcı için her şeyden önce duygulardan arındırılmış bir işlem disiplini ve devasa veri kütlelerini milisaniyeler içinde işleme kabiliyeti anlamına geliyor. Yatırımcı; yapay zeka algoritmaları sayesinde grafiklerdeki teknik formasyonları otomatik tespit edebiliyor, derinlik kademelerindeki anomali ve hacim kümelenmelerini izleyebiliyor ve önceden belirlenmiş risk-getiri kurallarına bağlı kalarak manuel müdahaleye gerek kalmadan işlem gerçekleştirebiliyor. Yazılım veya algoritma dili bilmemek artık yapay zekayı borsada kullanmaya bir engel teşkil etmiyor. Bireysel yatırımcıların kod yazmadan erişebileceği üç ana kanal bulunuyor: Aracı kurumların akıllı robo sistemleri, aracı kurumlara entegre çalışan sistemler, veri sağlayıcı şirketlerin hazır olarak sunduğu yapay zeka tabanlı indikatörler. Eğer borsa ile ilgileniyorsanız yapay zeka eksiklerinizi tamamlamak için önemli bir araç olarak değerlendirilmeli. Sonuçta yapay zekanın; analiz hızını artıran, duygusal kararları engelleyen ve stratejileri matematiksel bir temele oturtan güçlü bir asistan olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Yapay zeka bir 'mucize' değil, bir analiz ve disiplin aracı olarak görülmeli. Bence artık finansal okuryazarlık kavramı günümüzün gerçeklerini kapsamakta yetersiz kalıyor. Yatırımcıların yapay zekayı yatırım kararlarına ve hatta işlemlerine de eklemlemesi gerekiyor.

EN ÇOK OKUNANLAR