Yayın Tarihi:
19 Temmuz 2026 08:53Güncelleme Tarihi:
19 Temmuz 2026 08:53Güncelleme Tarihi:
19 Temmuz 2026 08:53Yayın Tarihi:
19 Temmuz 2026 08:53
İklim krizinin etkilerini kapımızda hissettiğimiz bugünlerde, temiz bir geleceğe ve yeşil ekonomiye olan ihtiyaç artık hepimizin ortak gerçeği haline geldi. Enerji, sadece bir tüketim maddesi olmaktan sıyrılıp dünyamızın yarınını belirleyen en kritik stratejik alan olarak öne çıkıyor. İşte tam da bu büyük dönüşümün tam kalbinde yer alan, 'Herkes için temiz enerji' vizyonuyla küresel pazara yön veren bir devin Türkiye'deki kaptan köşküne konuk oldum. Sungrow Türkiye Genel Müdürü Candaş Gültekin ile sektörü, teknolojiyi ve batarya sistemlerinin geleceğini konuştuğumuz samimi ve ufuk açıcı bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisini tam bir 'enerji mühendisi' olarak tanımlayan Gültekin, işine büyük bir tutkuyla bağlı, sahadaki operasyonlardan mutfağın en derin süreçlerine kadar sektörü avucunun içi gibi bilen biri. Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği'nin ardından Milano Teknik Üniversitesi'nde temiz enerji yüksek lisansı yapan Gültekin'in hikayesi, aslında üniversite yıllarında vizyoner bir hocasının dersleriyle başladı. Hollanda aktarmalı bir ABD seyahatinde uçağın penceresinden gördüğü devasa denizaşırı rüzgar türbinleri ise onun kariyer rotasını tamamen netleştirdi. Türkiye'ye döndüğünde güneş enerjisi alanındaki büyük potansiyeli fark ederek kendisini bu sektöre kanalize etti. Sahada bizzat kurulumlar yaparak deneyim kazanan Gültekin, 2017 yılında Sungrow Türkiye ofisinin ikinci çalışanı olarak başladığı serüvende, sergilediği başarıların ardından 2020 yılında genel müdürlük koltuğuna oturdu.
ENERJİ ÜRETMEKTEN ENERJİYİ YÖNETMEYE
Gültekin ile sohbetimize Türkiye'nin yenilenebilir enerjide yazdığı güçlü büyüme hikayesiyle başladık. Türkiye, yıllık 2 bin 700 saati aşan muazzam güneşlenme süresiyle Avrupa'nın en avantajlı ülkelerinin başında geliyor. Bu potansiyel rasyonel yatırımlarla birleşince, ülkemiz güneş ve rüzgar enerjisinde son 10 yılda yaklaşık 8 kat gibi muazzam bir büyüme kaydetti. Rakamlar da bu başarıyı açıkça doğruluyor; 2015 yılında rüzgar ve güneş toplamında yaklaşık 5 gigavat olan kurulu gücümüz, 2026 yılı itibarıyla 40 gigavat seviyesine ulaştı. Önümüzdeki 2035 hedefi ise bu kapasiteyi 120 gigavata çıkarmak. Ancak Gültekin, bu devasa kapasite artışının sektörde yepyeni ihtiyaçlar doğurduğunu ve öncelikleri kökten değiştirdiğini belirtti. Bugün enerji sektöründeki asıl sorunun artık 'yenilenebilir enerji üretelim mi?' değil, 'üretilen bu enerjiyi nasıl yöneteceğiz?' sorusu olduğunu vurguluyor. Çünkü rüzgar ve güneş üretimi tamamen doğa koşullarına bağlı ilerliyor. Bu durum, bazı saatlerde kontrolsüz bir arz fazlası yaratırken, bazı saatlerde ise üretimin yetersiz kalmasına neden oluyor. Ortaya çıkan bu dengesizlik sadece fiyat dalgalanması yaratmakla kalmıyor, şebeke üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor ve üretilen temiz enerjinin kullanılamadan kaybedilmesine yol açıyor. SolarPower Europe verilerine göre, 2024 yılında yalnızca Avrupa genelinde yaklaşık 10 teravat saatlik yenilenebilir enerji sistemi entegre edilemediği için kullanılamadan heba oldu. Bu devasa kayıp, yaklaşık üç milyon hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer bir büyüklüğü ve milyar dolar seviyesindeki finansal zararı temsil ediyor. İşte tam bu noktada, enerji depolama sistemleri (ESS) artık bir seçenek olmaktan çıkıp, enerji dönüşümünün zorunlu altyapısı haline geliyor. Yatırımcının mevcut sistemde önünü görmesini kolaylaştıran bu teknoloji, gelecekteki finansal riskleri de minimize ediyor.
TÜRKİYE'NİN DEVASA DEPOLAMA POTANSİYELİ
Türkiye'nin enerji dönüşümündeki yeni rotasını değerlendiren Gültekin, pazarın mevcut durumuna ve taşıdığı yüksek potansiyele dair çarpıcı veriler paylaşıtı. Ülkemizde yatırımcı ilgisinin son derece güçlü olduğunu belirten Gültekin, depolamalı projelerdeki başvuru hacminde Avrupa'nın net bir şekilde önünde yer aldığımızı ifade etti. Türkiye'den güçlü bir proje stoğu ve ön lisans ilgisi yükseliyor; nitekim bugüne kadar tam 33 gigavatlık kapasite onaylandı. Bu onay, sektörel anlamda en az 33 gigavat seviyesinde bir batarya kapasitesi potansiyeli anlamına geliyor. Proje stoku ve yatırım iştahı bakımından Avrupa'nin bir hayli ilerisinde olmamız, Türkiye'nin bu alanda ne kadar doğru bir stratejik yolda ilerlediğini kanıtlıyor. Kamu politikaları, YEKA modeli ve depolamalı yatırımlara yönelik yasal düzenlemeler bu büyük büyümeyi ciddi şekilde hızlandırıyor. Mevcut planlamalara göre Türkiye'de 2035 yılına kadar 7.5 gigavatlık bir depolama kapasitesinin tamamen hayata geçirilmesi hedefleniyor. Şu an aktif olarak devrede olan mevcut kapasitemiz ise 208 megavat seviyesinde seyrediyor. Aradaki bu farkı rasyonel bir analize döktüğümüzde, önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl ortalama 700-750 megavatlık yeni depolama projesinin bilfiil devreye alınacağını görüyoruz. Bu rakamlar bize pazarın henüz erken aşamada olduğunu ancak çok hızlı ve agresif bir şekilde büyüyeceğini gösteriyor. Artık pazar uygulama safhasına geçiyor, mevzuat ve uzlaştırma kuralları netleşiyor. Bu süreçte yatırımcı açısından doğru fizibilite çalışması yapmak ve en önemlisi doğru teknoloji partnerini seçmek hiç olmadığı kadar kritik bir önem kazanıyor.
GÜVEN VE KÜRESEL KNOW-HOW ORTAKLIĞI
Pazardaki bu yoğun rekabet ve partner seçimi konusunu açtığımızda Gültekin, Sungrow'un küresel gücünü ve Türkiye yapılanmasını detaylandırdı. Bir enerji depolama sistemini kurmanın aylar sürdüğünü ancak yatırımcının verdiği bu kararın etkisinin onlarca yıl devam ettiğini hatırlatan Gültekin, bu nedenle teknoloji kadar uzun vadeli güven ilişkisinin de hayati olduğunu söylüyor. Sungrow, BloombergNEF tarafından dünyanın finanse edilebilirliği en yüksek (most bankable) fotovoltaik invertör ve enerji depolama şirketi olarak gösteriliyor. Şirket sadece standart ürün geliştirmekle yetinmiyor; şebeke oluşturma (grid-forming), büyük ölçekli depolama ve enerji güvenliği gibi geleceğin teknolojilerine milyar dolarlık yatırımlar yapıyor. Sungrow için Türkiye'nin son derece stratejik bir konumu bulunuyor. Şirket, Avrupa'daki üçüncü ofisini henüz 2016 yılında ülkemizde açarak yerel pazara verdiği önemi erken dönemde gösterdi. Bu vizyoner adımı, Avrupa'daki üçüncü servis merkezi ve dördüncü küresel Sungrow Akademi yatırımı izledi. Bugün Türkiye'nin yedi bölgesini de eksiksiz kapsayan güçlü servis ağı ve lojistik merkezleriyle sadece satış yapmıyor, ülkeye ciddi bir teknolojik know-how transferi ve satış sonrası güvence ihraç ediyorlar. Türkiye'nin önde gelen enerji devleriyle yakın bir şekilde çalışarak 200 megavatlık dev İstanbul Havalimanı projesi gibi prestijli işlere uçtan uca imza attıklarını belirten Gültekin, invertör kategorisinde yüzde 30'a yakın pazar payı ile Türkiye'de lider konumda olduklarını da sözlerine ekliyor. 2026 yılında bu liderliği daha da pekiştirmeyi hedeflediklerini belirten Gültekin, önümüzdeki 10 yılın en büyük büyüme motorunun enerji depolama profesyonelliği olacağını anlatıyor. Nitekim Sungrow, Türkiye'deki ilk depolama projesini 2025 yılında başarıyla şebekeye bağladı. Şirketin tescilli PowerTitan çözümünden güç alan ve 13.4 megavat saat kapasiteye sahip olan bu öncü proje, rüzgar, güneş ve enerji depolama sistemlerini dünyadaki gibi aynı lisans altında buluşturdu. Türkiye'nin ilk çok kaynaklı hibrit enerji santrali olarak öne çıkan bu proje, sektördeki benzer yatırımların da önünü ardına kadar açtı. Gültekin, depolama alanındaki nihai hedeflerinin sadece pazar liderliği koltuğuna oturmak olmadığını, Türkiye'nin yeşil enerji dönüşümünü destekleyecek güçlü, yerli ve sürdürülebilir bir ekosistemin oluşmasına katkı sunmak olduğunu söylüyor.
ENERJİ DEPOLAMA SİSTEMLERİNİN (ESS) SAĞLADIĞI 5 KRİTİK AVANTAJ
Öngörülebilir gelir akışı: Yatırımcının aylık kazanç tahminlerini netleştirerek finansal belirsizlikleri ortadan kaldırır ve sistemin geri dönüş hesaplamalarını kolaylaştırır.
Fiyat riski yönetimi: Elektrik piyasasındaki anlık ve dönemsel fiyat dalgalanmalarına karşı koruma kalkanı oluşturur.
Maliyet optimizasyonu: Şebekedeki pik talep dönemlerinde ortaya çıkan yüksek enerji maliyetlerini minimum seviyeye düşürür.
Enerji kayıplarının önlenmesi: Doğaya bağlı üretim fazlasının şebekeye verilemediği anlarda enerjiyi saklayarak heba olmasını engeller.
Kesintisiz operasyonel süreklilik: Şebeke kesintilerinde veya arz yetersizliklerinde esnek güç sağlayarak operasyonların durmaksızın devam etmesini garantiler.