Yayın Tarihi:
13 Mayıs 2026 13:41Yayın Tarihi:
13 Mayıs 2026 13:41
Dünyanın neresine giderseniz gidin, sosyal değer ve etki ölçümü dendiğinde yollar bir şekilde Jeremy Nicholls ile kesişiyor. Social Value International'ın kurucusu olan Nicholls, aslında onlarca yıldır iş dünyasına ve sivil topluma çok temel bir soru soruyor: "Gerçekten neyi değiştiriyorsunuz?" Nicholls, sadece teorik bir uzman değil; o, sistemin aksayan yönlerini bizzat sahada, Liverpool'un sokaklarından küresel şirketlerin yönetim kurullarına kadar her yerde deneyimlemiş bir isim. Social Value Türkiye'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen Nicholls ile bir araya geldiğimizde, masamızda sadece etki ekonomisi değil, aynı zamanda yeni kitabı Muhasebe Paradoksu (The Accounting Paradox) da vardı. Bu kitap, mevcut finansal kâr hesaplamalarının verilen zararların maliyetlerini nasıl görmezden geldiğini ve bizi bir paradoksa hapsettiğini anlatıyor. Nicholls'a göre artık şirketlerin sadece 'iyi niyet' beyanlarıyla ayakta kalabileceği o konforlu dönem kapanıyor; artık güç devri, gerçek hesap verebilirlik ve şeffaflık zamanı.
*Sizi Social Value International'ı kurmaya iten süreci biraz anlatır mısınız? Bu fikir tam olarak nerede filizlendi?
Aslında her şey çok somut bir soruna çözüm ararken başladı. O dönemde yenilenme (regeneration) danışmanlığı yapıyordum. Temel meselemiz, ekonomiye pompalanan paranın sadece ekonomiyi rakamsal olarak büyütüp büyütmediği değil, paranın, o mahallede, o toplulukta yaşayan insanların hayatına dokunup dokunmadığıydı. Biz buna 'yenilenme' diyorduk ama gerçekten yenilenen neydi? Amacımız insanların yaşam standartlarını yükseltmekti ama uygulamada bir şeylerin ters gittiğini görmeye başladım. Sürece daha fazla dahil oldukça, önümüze gelen raporların ve başarı hikayelerinin aslında ne kadar 'pembe' bir tablo çizdiğini fark ettim. Herkes sadece beklediği pozitif sonuçları anlatıyor, olası negatif etkileri veya gerçek dışı beklentileri kimse süzgeçten geçirmiyordu. Hiç unutamadığım bir anım var; Liverpool'un bir bölgesindeydik. O bölgedeki işletme sayısını artırmayı hedefleyen bir kentsel dönüşüm programı yürütülüyordu. Bir toplantı yaptık; odada ekonomideki girişimciliği destekleyen yaklaşık 30 farklı kuruluş vardı. Hepsine tek tek şu soruyu sordum: "Gelecek yıl kaç tane yeni işletmeye yardım edeceksiniz veya kaçının kurulmasını sağlayacaksınız?" Herkes rakamlarını söyledi, biz de o rakamları tahtada alt alta topladık. Bu rakamları topladığımızda, bölgedeki işletme sayısının bir yıl içinde yüzde 300 artması gerektiğini fark ettik! Bu sadece matematiksel olarak değil, mantıksal olarak da imkansızdı. Geriye dönüp baktığımızda, önümüzdeki birkaç yıl için gerçekçi bir büyüme beklentisi en fazla yüzde 20 civarında olabilirdi.
İşte o an odadaki sessizliği hatırlıyorum. Herkes, kendi yarattığı 'etki' hakkındaki iddialarını törpülemek zorunda olduğunu anladı. İnsanların kendi 'başarı' hikayelerine bu kadar aşık olmaları çoğu zaman gerçek değişimin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. İşletme sayısındaki artış gibi beklenen bir değişim üzerinde anlaşsak bile, bu sadece insanların hayatındaki değişimler için bir göstergeydi. Yatırımın Sosyal Getirisi'nin (SROI) arkasındaki soru da buydu: Değişimi deneyimleyen insanların görüşleri, nelerin ölçüleceğini ve başarının nasıl değerlendirileceğini nasıl belirliyor?
*Sizce etki ekonomisi tam olarak neyi ifade ediyor? Kendi çalışmalarımızda biz bunu etki ölçümü, sürdürülebilirlik, analizler ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) merkezli sosyal sorumluluğun bir bütünü olarak tanımlıyoruz. Siz bu tanıma neler eklersiniz?
Bir etki ekonomisi olduğunu söylersek, bir de etki yaratmayan ekonomi olduğunu söylemiş oluruz; oysa tabii ki tüm işletmelerin bir etkisi var ve ekonominin tamamı zaten bir etki yaratıyor. Bu yüzden, ekonominin bir kısmını 'etki yaratmayı amaçlayan kısım burasıdır' demek için ayırıyoruz ve buna etki ekonomisi diyoruz. Niyet etmenin sorunu, tüm niyetlerde olduğu gibi, iyi bilinen şu sözle yansıtılır: Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Belirli bir olumlu etki yarattığımızı düşünme veya umma riskimiz var ancak gerçek etki için hesap vermiyoruz.
Eğer etki ekonomisinin ekonominin geri kalanından farklı olması konusunda ciddiysek, bu hesap verebilirlik ile ilgili olmalı. Bu, organizasyonun sadece yatırımcılara veya piyasalara değil, hayatlarını olumlu ve olumsuz etkilediği insanlara karşı da hesap vermeye istekli olması demek. Bir şirketin hesapları, bir paydaş grubunun (yatırımcıların) bir organizasyonu belirli bir amaç (finansal getiri) için sorumlu tutmasına izin verecek şekilde tasarlanmıştır. Bir organizasyonu tek bir hesapta birleştirilmiş diğer olumlu ve olumsuz etkiler için de sorumlu tutmak isterseniz, olumlu etkileri dahil etmede zorluklar vardır ancak herhangi bir olumsuz etkiyi muhasebeleştirmek mümkündür. Olumsuz etkilerin aslında insanlara veya gezegene verilen zararlar olduğunu fark ettiğiniz anda, bu zarar için tazminat ödemek ve bunu tıpkı maaş ödemek gibi iş yapmanın bir maliyeti olarak kabul etmek mümkün hale gelir. Bu zarar için sorumluluk alacağımı söyleyebilirim. Mevcut muhasebe standartları bunu yapmanıza izin veriyor. Genelde bir işletme maliyetini yasal bir yükümlülük (sözleşme gibi) olarak düşünürüz. Ancak muhasebe standartları, direktörlerin etkili bir şekilde bir maliyet yaratmak için yapılandırılmış bir yükümlülük (constructive obligation) oluşturmalarına da izin veriyor. Bunu, bir şeyin sorumluluğunu kabul ettiklerine dair bir beyanda bulunarak ve bu sorumluluğu yerine getireceklerine inanan üçüncü bir tarafın varlığıyla yapabilirler. Bunu yaparsanız, sorumluluk alırsınız; bu bilançonuzda bir karşılık (provision) olarak yer alır ve verdiğiniz zarar için bir ödeme yapmanız gerekir. Bu yöntem şu anda uygulanabilir. Kendine 'sorumlu işletme' diyenler için soru şu: Neden yarattığınız maliyetlerin sorumluluğunu almıyorsunuz? Direktörlerle yaptığımız görüşmelerde, "Peki ya olumsuz sonuçlar? Verdiğiniz zarar? Bunun sorumluluğunu alabileceğinizi biliyor muydunuz?" diye sorduğumuzda genel tepki "Hayır, bilmiyordum" oluyor. Elbette bir işletmenin bunu dahil etmesi zordur ancak ilk adım budur. Hatta ondan önce bir adım daha var: "Bakın bunu yaptım; bilançoma koymuyorum ama dipnotlara koyabilirim" diyebilirsiniz. Böylece bunu açıklamak (disclose) hâlâ mümkün.
*Uzun zamandır etki yönetimini savunuyorsunuz. Sizin bakış açınıza göre, sadece sayıları raporlamak ile etkiyi temel bir yönetim stratejisine dönüştürmek arasındaki çizgi neresidir?
Olumlu ve olumsuz etkiler beklenir ve ardından herhangi bir yönetim kararının sonucu olarak ortaya çıkar; bu nedenle yönetim, karar aşamasında olumlu ve olumsuz etkilerin değerlendirilmesi anlamına gelir. Bu, bir sonraki kararınıza gelip "İnsanların zarar görmesine yol açacak olsa bile bunu yapmalı mıyız?" dediğinizde olumsuz etkiler meselesini çok gerçekçi kılar. Yönetim kurulu masa etrafında oturup sormaya başlar: "Bu uygun mu? Olumsuz sonuçlarımız olacak; yine de bu kararı almalı mıyız? Olumlu olan yeterince olumlu mu? Olumsuzu yeterince hızlı azaltıyor muyuz? Vereceğimiz zarar için tazminat ödüyor muyuz?" Bu kararı verdiğiniz anda, olumlu ve olumsuz sonuçlar olduğunu bilerek, olumluların daha büyük olduğuna karar verirsiniz. Ama hala olumsuz sonuçlar vardır. UNDP'nin SKA Etki Standartları ve yeni UNDP/ISO SKA Yönetim standardı, bu kararların ve ödünleşimlerin (trade-offs) gerçekleştiği andaki şeffaflığı sağlamakla ilgili; bu muhasebeye çok daha yakın. Muhasebede bir şeyi satın alırım çünkü satarken harcadığımdan daha fazla para kazanacağımı düşünürüm; bu bir ödünleşimdir.
*Etki ekonomisi paydaşları sürece dahil etmekle ilgili ama çoğu şirket hâlâ büyük kararlarını kapalı kapılar ardında alıyor. Tecrübenize göre özellikle olumsuz etkilenen paydaşları masaya getirirseniz, bu işleri yavaşlatır mı yoksa bu risk yönetimi için daha akıllıca bir yol mu?
'İşleri yavaşlatma' kısmını sevdim... Peki neyi yavaşlatmak? Çevreyi yok eden ve eşitliği zayıf kılan kararlar vermeye devam etmeyi mi? Bunu yavaşlatmak istemiyor muyuz? Eğer insanlara ses vermek bunu yavaşlatıyorsa, bu iyi bir şey gibi görünüyor; hatta vites küçültüp geri gitmemiz gerekiyor. Eğer 'yavaşlatmak' derken rekabetçi kalmak için karar verme hızını kastediyorsanız, tüm işletmeler bunu yaparsa rekabetin değerlendirildiği çerçeve de değişir. Yavaşlatabileceğiniz şey, yeni ürünlerin piyasaya çıkma hızı. Şu anda yapay zekanın piyasaya girişindeki devasa değişimi görüyoruz; olumlu ve olumsuz sonuçları var. Piyasaya çok hızlı girdi. Eğer bu kararlara olumsuz sonuçlar yaşaması beklenen kişilerin sesini dahil etseydik, belki de bu süreç daha yavaş ilerlerdi ve bu da kötü bir şey gibi görünmüyor
*İş dünyasındaki herkes şu an Çevresel, Sosyal Yönetişimi (ESG) konuşuyor. Sizin görüşünüze göre ESG, etki ekonomisi için sağlam bir araç mı yoksa sadece finansal riskleri yönetmek için kullanılan geleneksel bir muhasebe yöntemi mi?
ESG, özellikle tanımlanmış bir kelime değil. Genellikle bir risk yönetim aracı olarak ele alınıyor; "Bu benim kârlılığım, riskleri yönetmem lazım ve bu risklerden bazıları çevresel ve sosyal" demek. Eğer bu sadece mevcut kârlılık yaklaşımını kullanarak riskleri yönetmekse, hâlâ bir sorunumuz var demektir çünkü o kârlar hâlâ dışsallaştırılmış maliyetlerle geliyor. Bu sadece karları daha az riskli hale getiriyor, ancak o maliyetler hala oluşmaya devam ediyor. Bu sorunları ele aldığımızı iddia ederek kendi çıkarlarımıza dayalı bir endüstri yarattık ancak SKA'lara duyulan ihtiyaca yol açan sorunları ele aldığımızı iddia etmemize rağmen, sonuçlarla yaşayan insanların bu tartışmalarda sesi çıkmıyor.
*UNDP SKA Etki Standartları'nın çalışmalarında rol aldınız. Bu standartlar 'etki yıkama'ya (impact washing) karşı nasıl bir koruma sağlıyor? 2026'ya baktığımızda, bu standartların küresel ticarette ne kadar ağırlığı olacak?
Bir üçüncü tarafa ihtiyacımız vardı; aksi takdirde "Ben harikayım" derim ama neden bana inanasınız? Finansal denetimler olmadan sermaye piyasaları olmazdı. Etkileri yaşayan insanların çıkarları doğrultusunda hareket eden etkili bir üçüncü taraf güvencesi olmadan, sürdürülebilirlik konusunda asla ciddi bir görüşe sahip olamayacağız. SKA Etki Standartları, etkilediğiniz insanlara karşı hesap verdiğiniz bir dünyayı hayal ediyordu. BM insan hakları gündemine dayanıyordu ve beklentiler için çıtayı yüksek tutuyordu.
Yapabildiğimiz şey, önce birlikte çalışmak için ISO ile bir anlaşma yapmaktı. Aynı zamanda bir SKA yönetim standardı önerisi vardı ve UNDP ile ortak markalı, SKA Etki Standartları'ndan geliştirilen yeni bir ISO standardı (ISO 53001) oluşturabildik. Bu, paydaşlarınızın beklentileri doğrultusunda olumlu ve olumsuz sonuçları yönetmenizi isteyen bir yönetim standardı. Bunun bu yıl başlamasını umuyorum ve burada devasa bir fırsat olduğunu düşünüyorum. İşletmeler her zaman yönetim standartlarını kullanır ve genellikle tedarik zincirlerindeki işletmelerin de bunları kullanmasını ve dışarıdan sertifikalandırılmasını ister. Eğer tedarik zincirlerinde bir farkındalık yaratabilirsek, bu işletmelerdeki davranışları ve karar vericilerin farkındalığını önemli ölçüde değiştirebilir. Umuyoruz ki performans, toplum olarak dünyamıza verilen zararı onarmak için hepimizin ihtiyacı olan seviyeye ulaşır.
*Sosyal etkiye Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) ile finansal değer biçmeyi eleştirenler, bunun etiği metalaştırdığını söylüyor. Sosyal faydaya rakam koymak, kapitalizmin vicdanını rahatlatma yolu mu yoksa gerçek değişimi sağlamak için konuşmamız gereken bir dil mi?
Değer, gerçek bir para miktarından ziyade, karar verenler için ödünleşimleri görünür kılmanın bir yolu olarak atanabilir. Bir karar verdiğinizde, bir grup insan için olumlu etkiyi tamamen farklı bir grup için olumsuz etkiden daha yüksek görerek değer biçmiş oluyorsunuz. Siz kimsiniz ki bir kişinin değerinin diğerinden fazla olduğunu söyleyebiliyorsunuz? Bizim argümanımız şu: Kararlarınızda örtük olan değerler ve yaptığınız ödünleşimler konusunda şeffaflığa ihtiyacımız var. Değer biçmek kararların doğasında vardır; bundan kaçamazsınız. İnsanlar bunu eleştirdiğinde, endişem hep şu oluyor: Bu ödünleşimler için hesap vermekten kaçınmak istedikleri için eleştiriyorlar. Şahsen, ne kadar para harcayacağım bağlamında kararlar veriyorsam, ödünleşimlerdeki örtük değerleri değerlendirmek ve bu etkileri yaşayanların bu ödünleşimlerde bekleyeceği ve kabul edeceği değerleri belirlemek için parasal bir birim kullanmak konusunda rahatım.
*2030 SKA hedeflerine yaklaşırken, ideal ekonominizde bir şirketin faaliyet raporunda göreceğimiz ilk üç başlık ne olurdu?
Burada temel üç sorunun cevabına bakardım. Birincisi "Şirketin, paydaş beklentilerine atıfta bulunarak belirlenen etki hedefleriyle karşılaştırıldığında SKA'lara ulaşmadaki performansı neydi?" sorusu olurdu. İkinci olarak, "Bunun iş modeli için sonuçları nelerdir?" Tüm iş modellerinin sürdürülebilir kalkınma ihtiyaçlarıyla tamamen uyumlu olduğu fikri olası değil, bu da iş modellerinin zaman içinde değişmeyi beklemesi gerektiği anlamına gelir. Üçüncü olarak ise "Olumsuz sonuçları ve zararı yaşayan insanların sesi yönetişime ne ölçüde dahil edildi?" sorusu olurdu. Sadece danışılacak bir grup olarak değil, o organizasyonun yönetişiminde resmi bir rol verilerek; böylece o ses her zaman yönetim kurulu masasında olup "Bir dakika, burada bir ödünleşim yapıyorsunuz, bu grubun zarar görmesini bekliyorsunuz, bunu asla yapmamalıyız" diyebilsin.