USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

02 Temmuz 2026 17:30

Güncelleme Tarihi:

02 Temmuz 2026 17:30

Yayın Tarihi:

02 Temmuz 2026 17:30

Anlatının dönüşümünde yeni bir eşik; sanal gerçekliğin estetik potansiyeli

Yeni medya teknolojileri, sanatın mekanla, bedenle ve zamanla kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendiriyor. Sanal gerçeklik, klasik anlatı yapılarını kırarken; deneyimi merkezine alan çok katmanlı bir sanat diline alan açıyor

Anlatının dönüşümünde yeni bir eşik; sanal gerçekliğin estetik potansiyeli

Sinemadan gelen anlatı alışkanlıklarımız, dijital evrenin sunduğu olanaklarla kökten bir dönüşüme uğruyor. Bu dönüşüm, yalnızca bir format değişikliği değil; izleyici, beden, zaman ve mekan ilişkisinin yeniden yazılması anlamına geliyor. Multimedya sanatçısı, yönetmen ve senarist Deniz Tortum, sinemanın sınırlarını zorlayan VR teknolojisini hem teorik hem de estetik bir araç olarak ele alıyor. Geliştirdiği işler aracılığıyla, izleyicinin sadece görsel-işitsel bir pasif alıcı değil; anlatının içinde hareket eden, yön veren bir varlığa dönüştüğünü gösteriyor. Tortum'a göre sanal gerçeklik, klasik anlatının kurallarını kırmıyor; onları yeniden düşünmeye zorluyor. İşte bu nedenle, her yeni teknoloji bir ilerleme değil, özgün bir ifade rejimi olarak değerlendirilmelidir.

GÖRSEL-İŞİTSELDEN MEKANSALA UZANAN BİR KIRILIM

Sanal gerçekliğin, sinemanın klasik görsel-işitsel yapısına mekansallık ve bedensellik eklediğini belirten Tortum, bu teknolojiyle izleyicinin bir mekan içinde fiziksel olarak dolaşabildiğini ve çevreyle etkileşim kurabildiğini vurguluyor. Bir film izlerken arkanıza bakamazken, VR deneyiminde bu mümkün hale geliyor. Bu bağlamda, fiziksel hareketin hikayeyle ilişkili hale gelmesinin, anlatının sınırlarını yeniden tanımladığını ifade ediyor.

YENİ OLASILIKLARIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN DİLLER

Teknolojik gelişmelerin her zaman 'ilerleme' anlamına gelmediğini savunan Tortum, sessiz sinemanın kendine özgü montaj dili gibi bazı anlatı biçimlerinin yeni teknolojilerle zayıflayabileceğine dikkat çekiyor. Bu durumu sessizden sesliye geçişle karşılaştırarak, VR'ın sunduğu çevresel yoğunluğun bazen hikaye akışının etkisini azaltabileceğini aktarıyor. Yeni gelen her araç bir şeyi kazandırırken, bir başka unsuru da geride bırakabiliyor.

YENİ MEDYANIN ÇOĞUL HAFIZASI

Sanal gerçekliğin yalnızca sinema ile ilişkili olmadığını; bilgisayar oyunları, medya sanatı, performans ve insan-bilgisayar etkileşimi gibi farklı alanlarla tarihsel bağlar taşıdığını ifade ediyor. Bu nedenle VR'ı bir 'ilerleme' değil, kendine özgü anlatı prensipleri olan bağımsız bir mecra olarak ele almak gerektiğini savunuyor. Her teknolojinin, beraberinde özgün bir ifade rejimi getirdiğine inanıyor.

NEDENSELLİK ÜZERİNDENDEN KURGULANAN ANLATILAR

VR deneyimlerinde izleyicinin hareket ve tercihlerinin hikayeyi etkilediğini belirten Tortum, bu deneyimin sadece bedenin değil, kararların da sürece dahil olduğu yeni bir estetik alan sunduğunu söylüyor. Oyunlardaki 'mekanik' kavramının VR'da da geçerli olduğunu; fakat bunu 'nedensellik montajı' şeklinde adlandırmayı tercih ettiğini dile getiriyor. Bu bağlamda, sanal dünyada adım atmanın sadece mekansal değil, zamansal ve anlatısal karşılıklar yaratabileceğine dikkat çekiyor.

TEKNOLOJİYİ ANLATININ PARÇASI KILAN ÜRETİM BİÇİMLERİ

Ürettiği üç sanal gerçeklik projesine değinen Tortum; 'Eylül 1955' adlı çalışmanın 6-7 Eylül olaylarını anlattığını, 'Selyatağı'nın (Floodplain) ormanın yıkıma karşı kendi varlığını koruma çabasını konu aldığını, 'Shadowtime'ın ise VR tarihini ve iklim değişikliğiyle bağlantılı teknolojileri ele alan bir VR essay olduğunu aktarıyor. Tüm bu projelerde teknolojiyi bir anlatı aracı olarak değil, anlatının kendisine yön veren bir bileşen olarak konumlandırdığını vurguluyor.

FON VE DESTEK OLMADAN SANATSAL VR SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Institute of Time bünyesinde yürütülen projelerde özellikle Hollanda merkezli desteklerin etkili olduğunu ifade eden Tortum, 'Shadowtime' projesinin Hollanda fonlarıyla, 'Floodplain'in ise Venedik Film Festivali fonuyla üretildiğini belirtiyor. Türkiye'de ise henüz VR sanat üretimine özel destek sistemlerinin yeterince gelişmediğini, Kültür Bakanlığı ya da Teknoloji Bakanlığı'nın sağlayacağı fonların bu alanı canlandırabileceğini savunuyor. Ayrıca, Türkiye'de hâlâ bir film festivalinde XR yarışma bölümü olmadığını, oysa Venedik ve Cannes gibi festivallerin bu konuda yıllardır örnek oluşturduğunu ifade ediyor.

NFT VE WEB3'E MESAFELİ BİR YAKLAŞIM

NFT ve Web 3.0 platformlarına henüz giriş yapmadığını belirten Tortum, bu alanların yeni dağıtım ve mülkiyet biçimleri getireceğine şüphe duymadığını aktarıyor. Ancak protokollerin henüz oturmadığını düşündüğü için süreci gözlemlemeyi ve daha sonra dahil olmayı planladığını ifade ediyor.

EĞİTİMDEKİ KIVILCIMLAR VE GELECEK UMUDU

Türkiye'de VR sanat üretimi için şu an güçlü bir zemin olmadığını dile getiren Tortum, üniversitelerde başlayan laboratuvar çalışmalarını değerli bulduğunu söylüyor. Koç, Özyeğin ve Kadir Has gibi üniversitelerdeki girişimlerin eğitimi ve üretimi birlikte ele alan yapısıyla önemli olduğunu vurguluyor. Ancak sürdürülebilir üretim için fonlara, festivallere ve yapısal desteğe ihtiyaç duyulduğunu hatırlatıyor.

EN ÇOK OKUNANLAR