Londra, geçtiğimiz 20-28 Haziran haftasında yalnızca sıcak hava dalgasıyla değil, iklim gündeminin yoğunluğuyla da dikkat çekiyordu. London Climate Action Week (LCAW), artık dünyanın en önemli iklim buluşmalarından biri haline gelmiş durumda. Ancak bu yılın en belirgin farkı, konuşmaların tonuydu. Birkaç yıl önceye kadar 'ne yapmalıyız?' sorusu etrafında şekillenen tartışmalar, bugün yerini çok daha somut bir soruya bırakmış durumda:
NASIL YAPILACAK?
Bu değişim, iklim gündeminin olgunlaşmasının da en önemli göstergesi. Londra'da bulunduğumuz hafta boyunca Climate Innovation Forum'dan COP31 Business Forum International Roundtable'a, Race to Resilience Hub'dan Türkiye Energy Transition Investment Forum'a kadar çok sayıda toplantıya katılma fırsatı bulduk. Sustainable Business COP ile Climate Champions resepsiyonu ile Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'nde gerçekleştirilen temaslar da yalnızca diplomatik görüşmeler değildi; aynı zamanda dünyanın COP31'den ne beklediğini anlamak açısından önemli bir pencere sundu. Zihnimde kalan en güçlü izlenim şuydu: Artık iklim politikalarının başarısı açıklanan hedeflerle değil, harekete geçirilen sermaye ve gerçekleştirilen yatırımlarla ölçülecek.
FİNANSMANIN YENİ DÖNEMİ
Bugün küresel ölçekte sermaye eksikliğinden çok, yatırım yapılabilir proje eksikliği konuşuluyor. Bu değerlendirmeyi Londra'da birçok farklı oturumda duymak mümkündü. Özellikle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yaptığı vurgu dikkat çekiciydi. İklim dayanıklılığının yalnızca çevresel değil; ekonomik ve kalkınma politikalarının da merkezinde yer aldığını ifade ederken, küresel ölçekte asıl meselenin sermaye eksikliğinden çok, iklim önceliklerinin yeterince olgunlaşmış ve yatırım yapılabilir projelere dönüştürülememesi olduğunun altını çizdi. Aslında bu yalnızca Türkiye'nin değil, gelişmekte olan birçok ülkenin ortak sorunu. Küresel yatırımcılar bugün iklim yatırımlarına kaynak ayırmaya hazır. Kalkınma finansmanı kuruluşları, özel sermaye fonları ve çok taraflı kalkınma bankaları ciddi finansman imkanları sunuyor. Ancak bu sermayenin karşısına çıkabilecek, riskleri yönetilmiş, etkisi ölçülebilir ve finansal açıdan sürdürülebilir proje havuzlarının sayısı hâlâ sınırlı. Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik konusu finansman bulmak değil; finansmanı hak edecek projeleri geliştirmek olacak.
GÜÇLÜ GÖRÜNÜRLÜK
London Climate Action Week boyunca Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünün oldukça yüksek olduğunu gözlemledik. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, COP31 High-Level Climate Champion Samed Ağırbaş, İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, TOBB Başkanı M. Rıfat Hisarcıklıoğlu, ilgili kamu kurumları, yatırım ofisleri, iş dünyası temsilcileri ve finans sektörü aynı hafta içerisinde farklı platformlarda Türkiye'nin dönüşüm vizyonunu anlattılar. Bu tabloyu oluşturmak önemliydi. Çünkü COP31 yalnızca Antalya'da düzenlenecek büyük bir konferans değil; Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki konumunu yeniden tanımlayabileceği tarihi bir fırsat. Bakan Murat Kurum'un konuşmalarında sürekli tekrar ettiği bir ifade dikkat çekiyordu: COP31'in kararların alındığı değil, kararların uygulamaya geçirildiği taraflar konferansı olması. Bunun son derece doğru bir yaklaşım olduğu söylenebilir. İklim konferansları artık yalnızca diplomatik metinlerin hazırlandığı platformlar olmaktan çıkıyor. Bundan sonra başarı; kurulan ortaklıklar, mobilize edilen yatırımlar ve sahada başlayan projelerle ölçülecek. Londra'daki görüşmelerde enerji dönüşümü de çok farklı bir perspektiften ele alındı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın özellikle 'elektrik çağı' vurgusu dikkat çekiciydi. Elektrikli ulaşım, veri merkezleri, dijitalleşme ve artan soğutma ihtiyacının enerji sistemlerini yeniden şekillendirdiğini ifade ederken, enerji güvenliği ile enerji dönüşümünün artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koydu.
ETKİ EKONOMİSİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Londra'dan dönerken aklımda en çok kalan konulardan biri de iklim finansmanı ile etki ekonomisinin artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiş olmasıydı. Eskiden başarı, yatırılan sermaye miktarıyla ölçülürdü. Bugün ise yatırımcılar çok daha farklı sorular soruyor. Bu yatırım gerçekten karbon emisyonunu azaltıyor mu? Yerel kalkınmaya katkısı ne? İstihdam yaratıyor mu? Kadınları, gençleri ve kırılgan grupları sürece dahil ediyor mu? Doğal sermayeyi koruyor mu? Yani artık yalnızca finansal getiri değil, ölçülebilir etki de yatırım kararlarının temel kriterlerinden biri haline geliyor. Tam da bu nedenle etki ölçümü, etki yönetimi ve etki muhasebesi, önümüzdeki dönemde iklim finansmanının vazgeçilmez araçları olacak. Kaynakların gerçekten doğru alanlara yönlendirilmesi, yatırımcı güveninin artırılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması ancak bu yaklaşımla mümkün olabilir. Etki Yatırımı Danışma Kurulu olarak uzun süredir savunduğumuz yaklaşım da tam olarak bu. Finansman tek başına yeterli değil. Önemli olan, bu finansmanın hangi dönüşümü yarattığını şeffaf ve güvenilir biçimde ortaya koyabilmek.
ANTALYA YALNIZCA BİR İKLİM KONFERANSI OLMAYACAK
Londra'da yapılan görüşmeler, Climate Week NYC, Fiji'de gerçekleştirilecek Pre-COP toplantıları ve sonrasında Antalya'da düzenlenecek COP31'in aslında tek bir sürecin parçaları olduğunu gösteriyor. Antalya'daki başarının ölçüsü yalnızca kaç ülkenin katıldığı ya da kaç karar alındığı olmayacak. Asıl başarı; kaç yeni yatırım ortaklığının kurulduğu, kaç projenin finansman bulduğu, özel sektörün dönüşüme ne ölçüde dahil olduğu ve kamu-özel sektör iş birliklerinin ne kadar güçlendiğiyle değerlendirilecek. Türkiye'nin Avrupa, Akdeniz, Orta Doğu ve Asya arasında kurduğu doğal köprü, bu süreçte önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak uluslararası paydaşların beklentisi de oldukça net: güçlü söylemlerin; yatırım yapılabilir projeler, şeffaf finansman modelleri ve ölçülebilir sonuçlarla desteklenmesi. İşte tam da bu nedenle önümüzdeki aylar, yalnızca kamu kurumları için değil; özel sektör, yatırımcılar, girişimciler, finans kuruluşları ve sivil toplum için de yoğun bir hazırlık ve iş birliği dönemi olacak. London Climate Action Week bize bir kez daha şunu gösterdi: İklim krizi artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil; ekonomik rekabetin, yatırım stratejilerinin ve kalkınma modellerinin merkezinde yer alıyor. COP31'e ev sahipliği yapacak Türkiye için bu, yalnızca önemli bir diplomatik görev değil; aynı zamanda yeni nesil kalkınma anlayışını şekillendirecek tarihi bir fırsat. Etki ekonomisi perspektifiyle baktığımızda ise başarının anahtarı açık: Doğru projeleri geliştirmek, doğru sermayeyi harekete geçirmek ve yaratılan etkiyi güvenilir biçimde ölçebilmek. Londra'da en çok duyduğum kelime 'implementation' yani uygulamaydı. Ben buna bir kelime daha eklemek gerektiğine inanıyorum: Impact-Etki... Çünkü gelecekte yalnızca uygulayanlar değil, yarattığı etkiyi kanıtlayabilenler fark yaratacak.