Platin Global 100 Ödülleri 2025'te yaratılan kırmızı halı atmosferine, sahnede yapılan konuşmalara, paylaşılan düşüncelere ve salondaki insan çeşitliliğine bakıldığında şu çok net hissediliyordu: Bu fikir, çok yakında çağımızın en çok konuşulan kavramlarından biri olmaya aday. 'Kırmızı halı' anı önemlidir. Çünkü bir kavram kırmızı halıya çıktığında, görünürlük, ivme ve kaçınılmazlık sinyali verir. Etki Ekonomisi artık dar bir uzman çevresinin sessizce tartıştığı bir alan değil. Sahneye çıkıyor; çünkü dünyanın sorunları -iklim krizi, eşitsizlik, kaynak kıtlığı, sistemik riskler- görmezden gelinemeyecek kadar karmaşık ve eski ekonomik yaklaşımlarla çözülemeyecek kadar iç içe geçmiş durumda. Bu görünürlüğün arkasında ise Türkiye'de son yıllarda sessiz ama istikrarlı bir hazırlık süreci bulunuyor. Etki Yatırımı Danışma Kurulu (EYDK), etki yatırımı ve Etki Ekonomisi kavramlarının Türkiye'de doğru anlaşılması, ortak bir dil oluşturulması ve küresel çerçevelerle uyumlu biçimde konumlanması için kritik bir rol üstleniyor. Kamu, özel sektör, yatırımcılar ve sivil toplum arasında kurulan bu köprü, Etki Ekonomisi'nin bir 'iyi niyet söylemi' değil; stratejik bir kalkınma ve finans yaklaşımı olarak ele alınmasını sağlıyor. Peki bu kadar dikkat çeken Etki Ekonomisi tam olarak nedir? Ve neden şimdi?
NEDEN ŞİMDİ? ÇÜNKÜ DÜNYA DEĞİŞTİ
Uzun yıllar boyunca ekonomik başarıyı tanımlamak için alışık olduğumuz göstergeler vardı: Büyüme, kâr, verimlilik, GSYH. Bunlar önemliydi, hâlâ da öyle. Ancak hikayenin yalnızca bir kısmını anlatıyorlardı. Anlatmadıkları şey ise büyümenin bedeliydi: Tükenen doğal kaynaklar, kırılgan toplumsal yapılar, artan eşitsizlik, aşınan güven ve derinleşen istikrarsızlık. Uzun süre bu bedeller; 'yan etki' olarak görüldü. Birilerinin, çoğunlukla devletlerin ya da hayır kurumlarının ileride çözmesi beklenen sorunlar olarak ele alındı. Ancak o 'gelecek' artık geldi. Bugünün küresel ekonomisi kıtlık ve karmaşıklık koşulları altında işliyor. Temiz su, verimli toprak, istikrarlı iklim, kamu bütçeleri, hatta toplumsal uyum artık sınırsız değil. Bir zamanlar uzak görünen riskler -iklim şokları, tedarik zinciri kırılmaları, demografik baskılar- bugün doğrudan piyasaları, şirketleri ve yatırımcıları etkiliyor. İşte bu ortamda, yeni bir düşünce biçimi ortaya çıktı. Değer yaratmanın merkezine niyetleri veya temennileri değil, sonuçları koyan bir düşünce biçimi. Bunun adı: Etki Ekonomisidir.
ETKİ EKONOMİSİ GERÇEKTE NEDİR?
Etki Ekonomisi, ekonomik faaliyetlerin yalnızca kâr üretmesini değil; aynı anda ölçülebilir sosyal ve çevresel fayda yaratmasını hedefleyen bir yaklaşımı ifade eder. "Ne kadar kazandık?" sorusunun yanına, şu soruları koyar:
*Kime fayda sağladık?
*Nasıl bir değişim yarattık?
*Bu etkiyi ölçebiliyor muyuz?
En basit anlatımıyla Etki Ekonomisi, sonuçlarla ilgilidir. Niyetlerle, sloganlarla ya da vaatlerle değil. Sonuçlarla ilgilidir. Sonuç dediğimiz şey şunlara cevap verir: Bu yatırım insanların hayatında gerçekten neyi değiştirdi? Emisyonları azalttı mı, yoksa sadece sürdürülebilirlikten mi bahsetti? Eğitim, sağlık, istihdam gibi sistemleri güçlendirdi mi; yoksa daha kırılgan hale mi getirdi? Etki Ekonomisi'nde değer, artık yalnızca finansal getiriyle tanımlanmaz. Değer, ekonomik faaliyetin gerçek dünyada ne yarattığıyla tanımlanır. Bu, kârı reddetmek değildir. Aksine, kârın; insana, topluma ve doğaya zarar vermeden yaratıldığında daha kalıcı ve daha anlamlı olduğunu kabul etmektir.
*Bu yatırımı yaptın da ne oldu?
*Kaç insanın hayatı iyileşti?
*Topluma katkısı ne oldu?
*Peki ya çevre için yarattığı katma değer?
'NE PAHASINA OLURSA OLSUN BÜYÜME'DEN 'SONUÇLARI OLAN DEĞER'E
Yıllar boyunca hız ve ölçek ödüllendirildi. Daha hızlı büyü. Daha çok üret. Daha fazla pazar. Ama çoğu zaman şu sorular sorulmadı: Bu büyüme yenileyici mi yoksa tüketici mi? Değer mi yaratıyor yoksa geleceği mi ipotek altına alıyor? Etki Ekonomisi burada bir düzeltme öneriyor: Nicelikten niteliğe, kısa vadeli çıktılardan uzun vadeli sonuçlara, tekil kârlardan sistem etkilerine geçiş. Basit ama güçlü bir soru soruyor: Bu karardan sonra ne oluyor? Eğer büyüme; doğayı, insanı ve güveni zayıflatıyorsa, bu ilerleme değildir. Bu, gelecekten borç almaktır.
BUGÜNÜN DİRENÇLİLİĞİ, GELECEĞİN GARANTİSİ
Aldığımız her kararın, attığımız her adımın mutlaka bir etkisi vardır. Bu etki olumlu da olabilir, olumsuz da. Beklenen bir etki olabilir; hiç öngörülmeyen bir etki de. Telafisi mümkün olan bir etki olabilir; telafisi mümkün olmayan bir etki de. İşte tam bu nedenle, karar alma süreçlerinde etki ölçümünün sonuçlarını dikkate almak hayati önemdedir. Çünkü etki ölçümü, özellikle olumsuz ve telafisi mümkün olmayan etkilerin önüne geçme şansı tanır. Somut bir örnek verelim. Yaklaşık 15 yıl önce tekstil sektöründe 'kullan-at' ürünler, işletmeler açısından birer finansal başarı hikayesi olarak görülüyordu. Bugün ise aynı sektör, bu yaklaşımın sonuçlarını tersine çevirmek için yüksek maliyetlere katlanmak zorunda. Oysa veri ortadaydı: Bir tişörtün üretimi için yaklaşık 2 bin 700 litre su harcanıyor. Bu, 13 bin 500 bardak suya eşdeğer. O dönem bilinmeyen, bu kadar suya bağımlı üretimin iklim değişikliğiyle birleştiğinde orta ve uzun vadede işletmeleri ve toplumları nasıl etkileyeceğiydi. Toplumu etkileyen her olumsuz değişim, özellikle telafisi mümkün değilse, mutlaka işletmelere de yansır. Bu nedenle etki ölçümlemesi ve etki yönetimi, artık' iyi niyetli' bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk.
DİRENÇLİLİK, ÖLÇÜMLE BAŞLAR
İklim değişikliğinin yaşamımıza yansıması, işletmelerin stratejik hedeflerinde köklü değişimlere yol açıyor. Böylesine belirsiz bir dünyada, kararların öngörülü şekilde alınması ancak etki ölçümü ile mümkün. Bugünün dirençliliği, geleceğin garantisidir. Bu noktada Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kritik bir eşik oluşturuyor. TSRS, işletmelerin şeffaflığını artırıyor; değer zincirlerindeki olası olumsuz etkileri görünür kılıyor ve bu etkilerin azaltılmasına yönelik hedeflerin yıllar içinde karşılaştırmalı biçimde beyan edilmesini sağlıyor. Çevresel ve sosyal etkilerin, finansal sağlıktan ayrı ele alınamayacağı TSRS ile netleşiyor.
ETKİ EKONOMİSİ DÜNYADA NASIL KURUMSALLAŞTI?
2008 küresel finans krizinin ardından Birleşik Krallık, hibe temelli sosyal finansmandan; sonuçlara bağlı, geri ödemeli ve yapılandırılmış yatırım modellerine yönelerek dünyanın en gelişmiş etki yatırımı ekosistemlerinden birini inşa etti. 2010'daki Peterborough Sosyal Etki Tahvili, kamu hizmetlerinde 'başarıya dayalı ödeme' yaklaşımını başlattı. 2012'de kurulan Big Society Capital, sosyal yatırım piyasasını büyüten kurumsal bir yatırımcı olarak devreye girdi. 2013-2014'te Birleşik Krallık'ın G8 Sosyal Etki Yatırımı Görev Gücü liderliği, bu yaklaşımı küreselleştirdi. 2014'teki Sosyal Yatırım Vergi Teşviki ise bireysel yatırımcıları sürece dahil etti. Bu adımlar, etki ölçümünü ve sözleşmeleri profesyonelleştirdi; Birleşik Krallık'ı küresel bir referans noktasına taşıdı. 2025'te kurulan Sosyal Etki Yatırımı Danışma Grubu (SIIAG) ve ardından Etki Ekonomisi Ofisi, ülkenin deneysel aşamadan kurumsallaşmaya geçtiğinin işareti oldu.
TÜRKİYE'DE ETKİ EKONOMİSİ'NİN ALTYAPISI: VERİLER NE SÖYLÜYOR?
Türkiye'de Etki Ekonomisi yalnızca söylemden ibaret değil. Yaklaşık iki yıl önce, Avrupa ülkeleriyle birlikte Türkiye için de ülkesel bazda etki yatırımı pazar büyüklüğü araştırması yapıldı. Bulgular, Türkiye'de etki yatırımlarının dağınık ama kayda değer bir potansiyele sahip olduğunu gösterdi. Araştırma; yatırımların ağırlıkla finansal kapsayıcılık, tarım, iklim, enerji, girişimcilik ve istihdam alanlarında yoğunlaştığını, yerli yatırımcı ilgisinin arttığını ve en büyük ihtiyacın ölçüm, standartlar ve yönetişim olduğunu ortaya koydu. Bu tablo, Etki Ekonomisi'nin Türkiye için 'ithal' değil; doğal bir evrim olduğunu teyit ediyor.
TÜRKİYE NEDEN BU AŞAMAYA HAZIR?
Birleşik Krallık örneği bize şunu gösteriyor: Etki Ekonomisi kendiliğinden olgunlaşmıyor; bilinçli kurumsal tercihlerle inşa ediliyor. Türkiye'nin bugün kritik bir eşiğe gelmesinin nedeni de burada. Türkiye; güçlü dayanışma kültürü, vakıf geleneği, sosyal girişimcilik ivmesi ve genç girişimci profiliyle toplumsal altyapıya uzun süredir sahip. Bugün fark yaratan, bu enerjinin EYDK ile stratejik bir çerçeveye, TSRS ile ölçüm ve şeffaflık disiplinine kavuşması. Türkiye artık etkiyi konuşan değil, etkiyi yöneten bir ülke olmaya hazırlanıyor. Dolayısıyla soru, "Türkiye Etki Ekonomisi'ne hazır mı?" değil... Asıl soru şu: Türkiye, Etki Ekonomisi'ni ne kadar hızlı ve ne kadar derinlikli biçimde ana akım hâline getirecek?
SON SÖZ: KIRMIZI HALIDAN GÜNDELİK HAYATA
Etki Ekonomisi'nin kırmızı halıya çıkması, bu kavramın 'havalı' olduğu için değil, zorunlu olduğu için sahnede olduğunu gösteriyor. Sonuç üretmeyen büyüme sürdürülebilir değil. Sorumluluk içermeyen değer iddiası inandırıcı değil. Etki Ekonomisi bize yeni bir mercek sunuyor; değer yaratımının tamamını görmemizi sağlayan bir mercek... Türkiye'de bu mercek artık yalnızca konuşulmuyor; ölçülüyor, yönetiliyor ve kurumsallaşıyor. Kırmızı halı, anlaşılan, sadece başlangıç.