Yakında işe alımlarda CV'niz değil, dijital davranışlarınız konuşacak... Davranışlarınız ölçülebilir hale geliyor. Ama korkmayın artık görünmek zorunda değilsiniz, zaten izleniyorsunuz. Bir dönem, insanların sosyal ilişkiler üzerinden puanlandığı bir dünyayı anlatan Nosedive bölümü izlendi ve çoğu kişi aynı tepkiyi verdi: "Abartılı ama eğlenceli." Bugün, o bölüm eğlenceli değil. Ve artık abartı da değil. Çünkü insan kaynakları dünyası sessiz, fark edilmeden ve itirazsız biçimde davranış ekonomisine geçti. Bu geçişin merkezinde CV yok. Diploma yok. Referans yok. Artık insanın dijital izleri var.
DİJİTAL İZ YENİ YETKİNLİKTİR (ŞİMDİ İTİRAF ZAMANI)
Uzun yıllar boyunca işe alımın kutsal üçlüsü belliydi: Eğitim-deneyim-yetkinlik. Bugün bu üçlünün yanına görünmez bir dördüncü kriter eklendi: Dijital iz
*Ne kadar görünürsün?
*Nasıl bir dil kullanırsın?
*Ne zaman susarsın?
*Kriz anında taraf mı olursun, yok mu olursun?
*Kurum adına mı konuşursun, kendin adına mı?
Bugün yöneticiler bunu inkâr ediyor. Ama gerçekte herkes bakıyor. Herkes tarıyor ve herkes zihninde bir not düşüyor. Hatta artık fotoğraftan veya isimden yapay zeka destekli tarayıcılar sayesinde bütün sosyal medya hesaplarınızdan size ulaşabiliyorlar. Eskiden bunu hep FBI, CIA'in yaptığını filmlerde görürdük ama bu artık gündelik hayatımızda var. Ve karar anında masada.
SOSYAL MEDYA ARTIK İFADE ALANI DEĞİL, DAVRANIŞ KAYDI
Bugün sosyal medya, bireyin ne düşündüğünden çok nasıl davrandığını kaydeden bir sistem haline geldi. Eskiden nasılsak onu gösterirdik, bugün nasıl olmak istiyorsak onu vermeye çalışıyoruz. Düşünsenize sürekli önünüze düşen Instagram hikayeleri var. Bu hikayeler takip ettiğiniz arkadaşlarınızın gerçeğinden çok o an ne hissettiğini ortaya koyuyor aslında... Bir an bir arkadaşınız çok güzel bir kıyafet içinde ve şahane bir ortamda story atıyor ve siz arıyorsunuz! Sonra bir bakmışsınız evde pamuklu pijamaları ile dizi izliyor. Burada ki davranış aslında temelde çok basit, şu an zihin o kıyafetin içinde ve o mekanda olmak istiyor ve bunu görselleştirerek bir anlatım sağlıyor. Aslında o davranış size göstermekten çok kendine göstermek istediği ile ilişkili. Bu nedenle sosyal medya artık bir anlatı değil, bir davranış verisi katmanı. İnsanların kim olduklarını değil, nasıl biri gibi olmak istediklerini gösteren bir kayıt. İnsan zihni bu farkı çoğu zaman kaçırıyor. Çünkü biz hâlâ sosyal medyayı 'söylediklerimiz' üzerinden okuyoruz. Yapay zeka ise 'davranış örüntüleri' üzerinden okuyor. Aradaki fark tam olarak burada başlıyor. Yapay zeka destekli sistemler, tek tek paylaşımlarla ilgilenmiyor. Onlar için esas mesele; örüntü. Yani tekrar eden davranış biçimleri. Ne kadar sıklıkla konuştuğunuz, hangi anlarda geri çekildiğiniz, ne zaman görünür olmayı seçtiğiniz, hangi konularda sertleştiğiniz ya da yumuşadığınız... Bunların hiçbiri tek başına anlamlı değil; ama birlikte okunduğunda güçlü bir davranış profili üretiyor. Dil sertliği ve yumuşaklığı burada ilk sinyal. Kullanılan kelimelerin keskinliği, savunmacılığı, yargılayıcılığı ya da uzlaştırıcı tonu kişinin çatışma anlarında nasıl bir refleks gösterdiğine dair ciddi bir öngörü sağlıyor. Empati seviyesi, yalnızca destek mesajlarıyla değil karşıt fikirlere verilen tepkilerle ölçülüyor. Duygusal dalgalanma özellikle önemli. Çünkü sosyal medya çoğu zaman insanların stres, tükenmişlik ya da aşırı uyarılma dönemlerini farkında olmadan dışa vurdukları bir alan. Toplulukla kurulan bağ da burada devreye giriyor. Sürekli merkezde duran, onay arayan, görünürlükten beslenen profillerle; daha mesafeli, gözlemci, kenarda duran profiller arasındaki fark sistem tarafından net biçimde ayrıştırılabiliyor. Sessizleşme dönemleri ise çoğu zaman gözden kaçıyor. Aşırı görünürlük patlamaları da her zaman üretkenlik anlamına gelmiyor. Bazen bu, artan onay ihtiyacının ve kırılganlığın bir göstergesi. Hangi davranış risklerini kabul edeceksiniz? Artık soru bu.
'İNSAN KENDİNİ TANIDIĞINI SANIR' YANILGISI
Fütürist tarihçi Yuval Noah Harari yıllar önce şunu söylemişti: "İnsanlar kendilerini özgür bireyler olarak görmeye devam edecek, ama sistemler onları kendilerinden daha iyi tanıyacak." Bugün İK tam olarak bu noktaya yaklaşıyor. Artık mesele adayın 'ne söylediği' değil. Mesele, ne zaman sustuğu.
YÖNETİCİ + YAPAY ZEKA = MİKRO İLİŞKİ ÇAĞI
Şimdi biraz daha ileri gidelim. Bir yönetici düşünün. Ekibinde 20-30 kişi var. Herkesi eşit şekilde yönetmeye çalışıyor. Ama bu artık mümkün değil. Çünkü herkes aynı değil. Ve eşitlik, verimsizlik üretiyor. Yanında bir yapay zeka asistanı var. Bu asistan; sosyal medya, iç iletişim, toplantı dili, yazışma tonu gibi verileri tarıyor. Ve yöneticisine şunu söylüyor:
*Bu çalışan son üç haftadır geri çekiliyor,
*Bu kişi görünür ama tükenmiş,
*Bu kişi sessiz ama riskli bir noktaya geliyor,
*Bu kişi onay ihtiyacıyla hareket ediyor.
Yönetici artık sezgisine değil, davranış haritasına bakıyor. Bu bir gözetleme mi? Evet, sınırda. Ama aynı zamanda bugüne kadar mümkün olmayan bir şey:
KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ LİDERLİK
Fütürist Ray Kurzweil bunu yıllar önce şöyle özetlemişti: "Teknoloji insanı insanlıktan çıkarmaz; insanın sınırlarını görünür kılar." Asıl soru şu: Bu sınırlar kimin elinde olacak?
İNSAN KAYNAKLARI ARTIK İNSAN YÖNETMİYOR
Bunu açık söylemek gerekiyor. İK'nın klasik rolü sona eriyor. Yeni İK; insan seçmiyor, insan eğitmiyor, insan performansı ölçmüyor. Yeni İK şunu yapıyor: Davranışı modelliyor. Kimin riskli, kimin uyumlu, kimin sessiz ama problemli olduğunu hesaplıyor. Bu noktada kritik bir eşik var. İK insanı anlamaya mı çalışacak? Yoksa uygun davranışı dayatan bir sistem mi kuracak? Artık şu sorular olmayacak: Güçlü yönleriniz neler? Zayıf yönleriniz neler? Yerine şunlar analiz edilerek önünüze gelecek: Baskı altında nasıl davranıyor? Görünmediğinde de üretken mi? Alkış olmadığında motivasyonun düşüyor mu? Dijital kalabalıkta kendini kaybediyor mu? Bu soruların cevabı CV'de yazmaz. Ama dijital ayak izinde vardır.
SONUÇ: BLACK MIRROR DEĞİL, BEYAZ MASKE
Ben yazdığım veya konuştuğum zaman aldığım en büyük eleştiri, kötümser baktığıma dair oluyor ancak teknoloji nötrdür. Ahlak onu kullananlara aittir. Kötümser bakmanın ötesinde bunun bir senaryo olduğunu unutmayın, geleceği bilmek farklı olasılıkları konuşmaktan geçer. İnsanı gerçekten anlayan bir yapı ile karşı karşıya olacağımız bir gelecek söz konusu, bundan kaçış yok, eğer ben düşündüysem ve yazdıysam arka tarafta yapan birileri illaki vardır. Dijital iz bir kelepçe de olabilir, bir pusula da. Mesele teknoloji değil. Mesele, insanı kimin tanımladığı.