
Pandemi sonrası dünyada çalışma hayatının kuralları yeniden yazıldı. Artık sabahın erken saatlerinde trafiğe takılmak, tek tip ofis ortamlarına hapsolmak ya da sadece belli şehirlerde iş aramak bir zorunluluk değil. Teknolojinin olanak sağladığı altyapılar sayesinde insanlar işlerini sırt çantalarına sığdırarak yollara düşebiliyor. Bu dönüşüm, yalnızca iş yapma biçimlerini değil, yaşam felsefesini de değiştiriyor. İşte bu yeni düzenin adı: Dijital göçebelik. Dijital göçebelik, internet bağlantısının olduğu her yerin potansiyel bir ofise dönüştüğü bir düzeni ifade ediyor. Sadece özgürlük değil, aynı zamanda sorumluluk da getiren bu yaşam tarzı, bireylerin teknolojiyle olan ilişkisini derinleştiriyor. Artık üretkenlik; dağ başındaki bir karavanda, sahil kasabasındaki bir kafede ya da yurt dışında geçici bir konutta da mümkün. Girişimciler, freelancer'lar, yaratıcı profesyoneller ve yazılım geliştiriciler, bu yeni yaşam biçimini tercih ederek hem dünyayı geziyor hem de çalışıyor. Bu yeni dönemde SaaS girişimleri, dijital danışmanlık, içerik üretimi, UX/UI tasarımı gibi alanlar, dijital göçebelerin başlıca kariyer sahaları haline geliyor. Ancak dijital göçebelik yalnızca bir trend değil; aynı zamanda kişisel disiplin, dijital beceriler ve kültürlerarası iletişim yetkinliği gerektiren bir iş modeli.
DÜNYADAN UYGULAMALAR VE ÖNCÜ ÜLKELER
Pandemiyle birlikte hız kazanan dijital göçebe hareketi, birçok ülkenin stratejik adımlar atmasına neden oldu. Özellikle yaşam kalitesini yükseltmek, döviz girdisini artırmak ve genç profesyonelleri çekmek isteyen ülkeler, dijital göçebeler için özel vize programları hayata geçirdi. Bunlar arasında Portekiz, Lizbon ve Porto gibi şehirleriyle Avrupa'nın dijital göçebe merkezlerinden biri haline geldi. Hükümet, belirli bir gelir düzeyini sağlayan uzaktan çalışanlara uzun süreli oturum izni veriyor. Estonya, 'Dijital Nomad Vizesi' programını başlatarak, AB dışında yaşayan dijital çalışanların ülkede bir yıl boyunca yasal olarak çalışmasına olanak tanıdı. Endonezya, özellikle Bali Adası'nı dijital göçebeler için yeniden konumlandırdı. 5 yıllık vize ve vergi muafiyeti gibi teşviklerle binlerce göçebeyi ülkeye çekmeyi başardı. Dijital göçebeler için cazip lokasyonlar arasında; Kıbrıs, Almanya, Çekya, Karadağ, Portekiz, İspanya, Gürcistan, Romanya, Malta, İzlanda, Andorra, Yunanistan, Norveç, İzlanda gibi birçok Avrupa ülkesi de programlar sunuyor. Asya'dan Dubai, Japonya ve Güney Kore yeni programları gündeme alırken; Meksika, Panama, Ekvador, Uruguay da Güney Amerika bölgesinde uzaktan çalışmaya uygun uzun süreli vizeler sunuyor.
TÜRKİYE: POTANSİYELİ YÜKSEK, DÖNÜŞÜME AÇIK BİR DURAK
Bu süreçte Türkiye, sunduğu düşük yaşam maliyetleri, güçlü internet altyapısı, kültürel çeşitliliği ve stratejik konumuyla dikkat çeken önemli bir destinasyon haline geldi. Dijital göçebelik artık yalnızca bir trend değil; teknolojinin sunduğu özgürlükle şekillenen, ekonomik, kültürel ve sosyal etkileriyle yeni bir küresel gerçeklik. Türkiye, bu dönüşümde sadece destinasyon değil, aynı zamanda çözümler sunan bir merkez olma yolunda ilerliyor. Türkiye, coğrafi konumu, kültürel çeşitliliği, iklim avantajı ve uygun yaşam maliyetleriyle dijital göçebeler için önemli bir potansiyele sahipken, hem genç profesyonellerin ilgisini çekmeye hem de turizm dışı bir döviz girdisi oluşturmaya başlamış durumda.
"PANDEMİ VE SOSYAL MEDYA HAYATLARI DEĞİŞTİRDİ"
Dijital göçebelikte yükselen trendleri ve Türkiye'nin potansiyelini değerlendiren NomadVibe Kurucusu Erdem Şentunalı, "Pandemiyle hızlanan uzaktan çalışma kültürü ve sosyal medyanın etkisi, dijital göçebeliğin yükselişinin temel dinamikleri oldu" ifadelerini kullanıyor. "Bence dijital göçebeliğin yükselişinin arkasında birkaç güçlü dinamik var" diye belirten Erdem Şentunalı," İlki ve bence en önemlisi pandemiyle birlikte hızlanan uzaktan çalışma/çalışabilme kültürü. Birçok kişi, ofise bağlı kalmadan üretken olabileceğini fark ediyor" diyor.
YAŞAM MALİYETLERİ VE SOSYAL MEDYANIN ROLÜ
Şentunalı sözlerine şöyle devam ediyor: "İkinci büyük etken, yaşam maliyetlerinin giderek her yerde artması ve insanların hem ekonomik hem de psikolojik anlamda daha dengeli, daha anlamlı bir hayat arayışı. Eğer ABD veya Avrupa'ya iş yapıyor ve oradan para kazanıyor fakat Asya'da yaşamayı tercih ediyorsanız, kazancınıza göre düşük maliyetlerle daha iyi bir yaşam standardı oluşturabiliyorsunuz. Ve son olarak tabi ki sosyal medya. İnsanlar artık dünyayı gezen, yeni kültürler deneyimleyen ve özgürce çalışan kişileri görüyor ve bu hayatın ulaşılabilir olduğunu fark ediyor. Doğal olarak dahil olmak istiyorlar."
KİŞİŞELLEŞTİRME ÇAĞI
Şentunalı, geleceğe dair öngörüsünü ise şöyle paylaşıyor: "2025 ve sonrasında dijital göçebeliği en çok etkileyen şey kişiselleştirme olacak. Yapay zeka, göçebeler için en iyi şehirleri, en uygun konaklama ve çalışma ortamlarını, hatta ideal toplulukları kişiye özel olarak önerebilecek. Biz de bununla ilgili bir çalışma içerisindeyiz, çok yakın zamanda hizmete sunacak olmaktan dolayı heyecanlıyım." VR teknolojisi hakkında konuşan Şentunalı, "VR konusu teoride inanılmaz harika ve ilgi çekici, fakat pratikte hala çekincelerim var. Bir süre daha izlemeye devam edeceğim. Fakat yine de VR sayesinde fiziksel olarak orada olmadan bir şehri keşfetmek, bir co-working alanını deneyimlemek mümkün olacak. Ne kadar tercih sebebi olur birlikte göreceğiz" diyor. Şentunalı, Co-living kavramını ise şöyle tanımlıyor: "Co-living sadece konaklama değil, topluluk deneyimiyle şekilleniyor. İnsanlar yalnızca bir yerde kalmak değil, ilham verici insanlarla bağlantı kurmak istiyor. Bu da yeni nesil yaşam ve çalışma alanlarını dönüştürüyor. Hala gelişen ve daha da gelişecek bir alan kesinlikle."
"AİT HİSSETTİRME EN ÖNEMLİSİ"
İdeal destinasyon tanımı yapan Şentunalı, "Bir şehir artık yalnızca güzel plajlara ya da hızlı internete sahip olmakla ideal destinasyon olmuyor. Dijital göçebeler artık daha fazlasını arıyor: Uygun fiyatlı ve uzun süreli kalma imkanı, güvenli, kültürel olarak zengin ve kapsayıcı bir ortam, gelişmiş co-working altyapısı ve topluluk etkinlikleri, sağlık ve ulaşım gibi temel hizmetlerde erişilebilirlik. Ve bence en önemlisi 'ait hissettirme' duygusu. Bir şehir, oraya gelen kişiyi sadece turist gibi değil, yerel halkın ve topluluğun bir parçası gibi hissettirebilmeli" diyor.
"HER ŞEY VAR AMA TANITIM EKSİK"
Türkiye hakkındaki gözlemlerini de aktaran Şentunalı, "Yaklaşık 11 aydır Türkiye'deyim. Buraya gelme sebebim, Türkiye'yi global dijital göçebe sahnesinde duyurmak ve tanıtmak. Geçtiğimiz yıl 10 ülkeyi gezdim, deneyimledim. Türkiye'nin potansiyeli kesinlikle çok yüksek. Kültürel zenginlik, coğrafi çeşitlilik, uygun fiyatlı yaşam, lezzetli mutfak, konuksever insanlar... İstanbul, Antalya, Kapadokya gibi destinasyonlar dijital göçebeler için eşsiz deneyimler sunuyor. Ancak birçok dijital göçebe bunlardan haberdar değil. Tanıtım konusunda hala ne yazık ki eksiklerimiz var. Umarım bu konuda aksiyonlar alınır ve Türkiye hak ettiği değere ulaşır." Bu konuda teknoloji girişimlerinin rolünü anlatan Şentunalı, "Teknoloji girişimleri bu yaşam biçiminin kolaylaşmasını ve yaygınlaşmasını sağlayan lokomotifi. Seyahat planlamasından konaklamaya, uzaktan iş bulmaktan finansal çözümlere, topluluk kurmaktan sağlık ve güvenliğe kadar her adımda yeni çözümler sunuyorlar. Bu sadece göçebeler için değil, girişimciler için de büyük bir fırsat alanı. Daha keşfedilecek çok şey var" diye konuşuyor.
DİJİTAL GÖÇEBE EKOSİSTEMİ: 'YAŞAM EKONOMİSİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK'
Şentunalı, dijital göçebe ekosistemiyle ilgili ise şunları söylüyor: "Dijital göçebelere yönelik ekosistem artık sadece turizm değil, tam anlamıyla bir yaşam ekonomisi oluşturuyor. Ülkeler göçebeleri çekmek için vergi avantajları, vizeler, co-working alanları gibi programlar geliştiriyor. Şehirler kültürel etkinlikler, networking platformları oluşturuyor. Sadece 5 bin dijital göçebeyi ağırlayan bir ülke yılda 150-180 milyon dolar arası yerel ekonomiye katkı sağlıyor. Bu sürdürülebilir hale geldiğinde inanılmaz etkiler yaratabilir. NomadVibe olarak biz de bu sürecin içerik ve veri tarafında destekçisi olmaya devam edeceğiz." Şentunalı, son olarak, gençlere tavsiyelerini şu sözlerle aktarıyor: "Dijital göçebe olmak sadece güzel fotoğraflar çekmek değil. Bu bir 'tatil' değil, 'yaşam biçimi'. Belirsizlikle baş etmeyi, esnek olmayı, kendi zamanını ve enerjini iyi yönetmeyi gerektiriyor. Sürekli gelişmeyi ve kendini tanımayı öğretiyor. Önce küçük adımlarla başla, finansal tarafı hallet, topluluklara katıl, yalnızlık en büyük sınav olabilir. Gittiğin yerde sadece tüketen değil, katkı sağlayan biri ol. Bu yaşam tarzı geçici ya da kalıcı olsun, kazandırdıkları hep seninle kalır."
(NomadVibe Kurucusu Erdem Şentunalı)"SADECE GEZMEK İÇİN DEĞİL, ÜRETMEK İÇİN YOLA ÇIKIN"
Dijitalleşmenin hızla yayılmasıyla birlikte iş dünyasında köklü bir zihinsel dönüşüm yaşanıyor. 34 Teknoloji Girişim Danışmanlık ve Ticaret A.Ş. Kurucu & Girişimci-Yatırımcı İlişkileri Direktörü Gamze Kıvanç, bu dönüşümün merkezinde yer aldıklarını belirterek şunları söylüyor: "Lokasyon bağımsız çalışma kültürünün yaygınlaşması, bireylere zaman ve mekan özgürlüğü sundu. Bugün üretkenlik bir ofisle sınırlı değil; dijital altyapının güçlenmesi, güvenli iletişim kanallarının gelişmesi ve küresel bağlantının kolaylaşmasıyla birlikte, bu özgürlük profesyonel bir standart haline geldi. 34 Teknoloji olarak biz de bu dönüşümde, bireylerin girişimcilik potansiyellerini keşfetmelerini ve farklı coğrafyalarda değer üretmelerini destekliyoruz."
"GİRİŞİMCİLİK VE DİJİTAL GÖÇEBELİK BİREBİR ÖRTÜŞÜYOR"
Kıvanç; dijital göçebeliğin teknoloji girişimleriyle doğrudan örtüştüğünü vurgulayarak, "Dijital göçebelik, teknoloji girişimlerinin doğasıyla birebir örtüşüyor. Özellikle uzaktan çalışmaya açık yapısıyla SaaS tabanlı modeller, proje bazlı danışmanlık hizmetleri ve dijital içerik üretimi gibi alanlar, bu yeni nesil profesyoneller için kariyer fırsatları sunuyor. 34 Teknoloji olarak hem kendi bünyemizde hem de danışmanlık verdiğimiz girişimlerde, farklı ülkelerden yetenekli bireylerle iş birlikleri geliştiriyoruz. Ayrıca yatırım arayan girişimcileri, kültürel çeşitliliği bir avantaj olarak gören yatırımcılarla buluşturuyoruz" diyor. Türkiye'nin dijital göçebeler için cazip bir merkez olduğunu belirten Kıvanç, şu değerlendirmede bulunuyor: "Türkiye; coğrafi avantajları, kültürel zenginliği ve yaşam maliyetlerindeki rekabetçi düzeyiyle öne çıkıyor. İstanbul, İzmir ve Antalya gibi şehirler hem teknik altyapıları hem de sundukları sosyal yaşam olanaklarıyla dijital göçebeler için oldukça cazip. Biz 34 Teknoloji olarak hem bu şehirlerdeki teknoloji topluluklarıyla bağ kuruyoruz hem de ülkemizi küresel dijital yetenek haritasında daha görünür kılmak için çalışmalar yürütüyoruz." Dijital göçebeliğin getirdiği özgürlükle birlikte, önemli sorumluluklar da taşıdığını belirten Kıvanç; bu alandaki desteklerini, "Dijital göçebelik, özgürlükle birlikte sorumluluk da getiriyor. Bu yaşam tarzını sürdürülebilir kılmak için dijital araçlara hâkimiyet, proje yönetimi, zaman planlaması ve kişisel markalaşma gibi beceriler hayati önem taşıyor. 34 Teknoloji olarak eğitim içeriklerimizde ve mentorluk süreçlerimizde bu becerileri önceliklendiriyoruz. Özellikle sosyal medya stratejileri ve portföy yönetimi gibi alanlarda genç profesyonellere yol gösteriyoruz" ifadeleriyle özetliyor.
"DİJİTAL VİTRİNLERİNİZİ OLUŞTURUN"
Kıvanç, genç girişimcilere yönelik ise "Sadece gezmek için değil, üretmek için yola çıkın. Dijital göçebelik bir yaşam tarzı olduğu kadar bir iş modelidir. Yeteneklerinizi tanıyın, dijital vitrinlerinizi (LinkedIn, Behance vb.) oluşturun, networkünüzü inşa edin. Kültürlerarası iletişim becerinizi geliştirin. 34 Teknoloji olarak hem genç girişimcilerle mentorluk süreçleri yürütüyor hem de onları uluslararası yatırımcılarla buluşturacak iş birlikleri geliştiriyoruz" tavsiyesinde bulunuyor.

(34 Teknoloji Girişim Danışmanlık ve Ticaret A.Ş. Kurucu & Girişimci-Yatırımcı İlişkileri Direktörü Gamze Kıvanç,)