USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

14 Mart 2026 09:02

Destekten ortaklığa uzanan dönüşüm

Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Karal, STK-özel sektör ilişkilerinde yeni dönemin anahtarını 'stratejik ortaklık' olarak tanımlıyor. Sosyal sorumluluğun kurumsal kimliğe dönüşmesi, etkiyi kalıcı ve ölçeklenebilir kılıyor.

Destekten ortaklığa uzanan dönüşüm

Sivil toplum ve özel sektör arasındaki ilişki uzun yıllar boyunca bağış ve proje bazlı destekler üzerinden ilerledi. Bugün ise daha bütüncül bir çerçeve öne çıkıyor. Sosyal sorumluluk, şirketlerin iletişim başlıklarından biri olmanın ötesine geçerek kurumsal kültürün ve grup stratejisinin parçası haline geliyor. Bu dönüşüm, yalnızca finansal katkıyı değil, birlikte tasarlama, birlikte öğrenme ve etkiyi birlikte üretme anlayışını da beraberinde getiriyor. Holding düzeyinde sahiplenilen sosyal sorumluluk yaklaşımı iştiraklere ortak bir vizyon sunarken, etkiyi tekil projelerin sınırlarının dışına taşıyor. Gönüllülükten mentorluk programlarına, istihdam olanaklarından yerel kalkınma projelerine uzanan bir etki ekosistemi oluşuyor. Gençlerin sürecin öznesi olma talebi ise bu dönüşümü daha da hızlandırıyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Karal ile STK-özel sektör ilişkilerinde yaşanan bu değişimi, stratejik ortaklık modelinin kurumlara ve gençlere nasıl yansıdığını ve sosyal sorumluluğun kimliğe dönüşme sürecini konuştuk.

*Geçmişte STK-kurum ilişkileri daha çok tek seferlik bağışlar üzerine kuruluyken, bugün 'stratejik ortaklık' kavramı öne çıkıyor. TOG perspektifiyle, şirketlerin ve holdinglerin sosyal sorumluluğu bir proje olmaktan çıkarıp bir kurumsal kimlik ve grup stratejisi haline getirme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğrudur, eskiden STK-özel sektör ilişkileri çoğunlukla tek seferlik destekler üzerinden ilerliyordu. Bugün ise sosyal sorumluluk, kurumların 'yan işi' değil, kimliğin yani kurum kültürünün bir parçası haline geliyor. Bu dönüşümü çok kıymetli buluyorum. Çünkü sosyal etki, yalnızca kaynak aktarımıyla değil, birlikte düşünme, birlikte tasarlama ve birlikte öğrenme iradesiyle büyüyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı olarak deneyimimiz bize şunu gösterdi: Uzun soluklu ve ortak akla dayalı iş birlikleri, hem gençlerin ihtiyaçlarına daha gerçekçi çözümler üretiyor hem de kurumların kendi iç dönüşümünü destekliyor. Sosyal sorumluluğun proje olmaktan çıkıp kurumsal stratejinin parçası hâline gelmesi, etkiyi kalıcı kılıyor.

*Birçok sosyal etki iş birliği artık tekil şirketler yerine holding yapıları üzerinden şekilleniyor. TOG deneyimine göre holding düzeyinde sahiplenilen sosyal sorumluluk yaklaşımı iştiraklere nasıl yansıyor? Bu yapı, etkiyi büyütme ve sürdürülebilir kılma açısından nasıl bir avantaj sağlıyor?

Holding düzeyinde sahiplenme, sosyal sorumluluğu bir 'iyi niyet göstergesi' olmaktan çıkarıp kurumsal kültürün parçası hâline getiriyor. Bu yaklaşım iştiraklere ortak bir etki vizyonu, ortak bir dil ve uzun vadeli bir çerçeve sunuyor. TOG deneyiminde gördüğümüz şu: Holding stratejik çerçeveyi ortaya koyduğunda, iştirakler kendi uzmanlık alanlarıyla bu çerçeveyi sahada somutlaştırabiliyor. Böylece etki yalnızca tek bir proje kapsamında kalmıyor gönüllülükten mentorluk programlarına, istihdam fırsatlarından yerel projelere kadar yayılan bir etki ekosistemi oluşuyor. Bu da sürdürülebilirliğin gerçek bir ülkü olmasını sağlarken ölçeği güçlendiriyor.

*Türkiye'de STK-özel sektör ilişkileri son yıllarda nasıl bir dönüşüm geçirdi? Bağış ve proje bazlı ilişkilerden stratejik ortaklıklara geçiş sürecinde en belirgin değişimler neler oldu?

Son yıllarda en belirgin değişim, 'destek' dilinden 'ortaklık' diline geçiş oldu. Sorumluluğu bir kültür politikası haline getirmiş kurumlar artık yalnızca katkı sunmakla kalmıyor tasarım sürecinin bir parçası olmak, etkiyi birlikte üretmek istiyor. Bir diğer önemli değişim, veriye ve ölçülebilir etkiye verilen önemin artması. Gençlerin ihtiyaçları daha görünür; kurumlar da bu ihtiyaçlara yönelik daha odaklı ve sürdürülebilir modeller geliştirmeye açık. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve uzun vadeli taahhüt artık iş birliğinin temel unsurları arasında.

*Dünyadaki kurumsal sosyal sorumluluk ve STK iş birliklerine baktığınızda öne çıkan eğilimler neler? Türkiye'deki şirket ve holding yapıları bu küresel dönüşümün neresinde duruyor?

Küresel ölçekte sosyal sorumluluk anlayışı, daha bütüncül bir yapıya kavuşuyor. Şirketler yalnızca finansal performansla değil, toplumsal ve çevresel etkileriyle de değerlendiriliyor. Türkiye'de de özellikle büyük holding yapılarında bu dönüşümün izlerini görüyoruz. Ancak burada belirleyici olan şey niyet değil, uygulama disiplini. Uzun vadeli taahhüt, sahayla sürekli temas ve yerel ihtiyaçlara duyarlı programlar bu dönüşümün başarısını belirliyor. Sosyal etki artık bir iletişim başlığı değil, stratejik bir alan.

*TOG'un birebir temas ettiği gençlerin değer dünyası, önümüzdeki yıllarda şirketlerin ve holdinglerin sosyal sorumluluğa yaklaşımını nasıl etkileyecek? Sizce yakın gelecekte STK-özel sektör iş birliklerini en çok hangi dinamikler şekillendirecek?

TOG'un birebir temas ettiği gençler, yalnızca destek almak istemiyor; sürecin öznesi olmak istiyor. Adalet, eşitlik, katılım ve anlam arayışı gençlerin değer dünyasında çok güçlü. Önümüzdeki dönemde STK-özel sektör iş birliklerini en çok şekillendirecek dinamiklerden biri bu olacak. Gençlerin karar alma süreçlerine dahil edildiği, istihdam edilebilirlik ve iyi oluşu birlikte ele alan, yerel ihtiyaçlara duyarlı ve uzun vadeli programlar öne çıkacak. Kurumlar gençleri yalnızca faydalanıcı değil, birlikte çözüm üreten paydaşlar olarak konumlandırdıkça sosyal sorumluluk gerçek anlamda bir kimliğe dönüşecek.

EN ÇOK OKUNANLAR