Yayın Tarihi:
16 Mayıs 2026 08:16Yayın Tarihi:
16 Mayıs 2026 08:16
Balparmak, 46 yıllık serüvenini sofralara güvenilir ürün ulaştırmanın ötesine taşıyarak, gıdayı bilimsel bir disiplinle yeniden tanımlıyor. Türkiye'nin ilk ve dünyanın sayılı arı ürünleri Ar-Ge merkezlerinden birine sahip olan marka, doğalı koruma vizyonunu 10 milyon dolarlık teknolojik altyapı ve doktoralı uzman kadrosuyla pekiştiriyor. Gerçekleştirdiği çalışmalarla uluslararası arenada referans kabul edilen bir marka haline gelen Balparmak, bugün 45 ülkede Türk balının itibarını temsil ederken, genç ve kadın arıcıları merkeze alan sosyal yatırımlarıyla sektörün geleceğini inşa ediyor. Güney Kore gibi lüks tüketim segmentinin öncü pazarlarında Türk balını premium bir değer olarak sunan marka, global bir iyi yaşam markası olarak konumlanıyor. Bugün 45 ülkede 10 bini aşkın noktada temsil edilen bu başarıya dair detayları Balparmak Genel Müdürü Ulaş Altıparmak'tan dinliyoruz.
* Kısaca marka yolculuğunuzdan ve bugününüzden bahsederek bilimsel analiz yetkinliğiniz konusunda bilgi verir misiniz?
Balparmak olarak, Türkiye'de arıcılığın gelişmesi ve hak ettiği değeri görmesi için uzun yıllardır öncü bir rol üstleniyoruz. 46 yıllık yolculuğumuz boyunca doğalı bulma ve koruma hedefimizde en büyük rehberimiz her zaman bilim oldu. Kurulduğumuz günden bu yana arıların emeğini, arıcıların özverisini ve doğanın sunduğu eşsiz dengeyi koruma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bu yaklaşımın ilk adımı, 1986 yılında dokuz metrekarelik bir alanda kurduğumuz laboratuvarla atıldı. O dönemde bal analizinin henüz gündemde olmadığı bir ortamda, sofralara doğal ve güvenilir bal ulaştırma vizyonumuz, bugün Nielsen raporuna göre ciro (TL) bazında sektör liderliğine* uzanan yolculuğumuzun temelini oluşturdu.Bugün çoğu doktoralı 20 bilim insanının görev yaptığı, 10 milyon dolarlık teknolojik altyapıya sahip, 1600 metrekare kapalı alanda faaliyet gösteren Ar-Ge merkezimizle arı ürünleri alanında Türkiye'de ilk, Avrupa'da ise en kapsamlı dört eşdeğer merkezden biriyiz. Balın doğallığı; rengine, kokusuna ya da kıvamına bakılarak anlaşılamaz. Güvenilir tespit ancak uzmanlar tarafından gerçekleştirilen ileri analizlerle mümkün. Bu nedenle Ar-Ge Merkezimize ulaşan her balı ve ayrıca numunelerini en az 100 parametrede analiz ediyoruz. Son beş yılda 30 bin bal numunesini inceleyerek oluşturduğumuz veri tabanı ve istatistiksel ön eleme sistemiyle doğal balın tespitine yönelik önemli bir bilimsel çalışma ortaya koyduk. Bu çalışmamızı Hırvatistan'da düzenlenen 7. Uluslararası Arı Ürünleri Sempozyumu'nda bilim dünyasıyla paylaştık ve büyük takdir gördük. Romanya'da düzenlenen 6. Uluslararası Arı Ürünleri Kongresi'nde ise bal ve diğer arı ürünlerinde taklit ve tağşişin belirlenmesine yönelik geliştirdiğimiz metotları sunduk. Hileli balı yalnızca 25 dakikada tespit edebilen analiz yöntemimiz sayesinde, Uluslararası Bal İhtisas Komisyonu'nun 'Arı Ürünlerinin Aslına Uygunluğu ve Kompozisyonlarının Belirlenmesi' çalışma grubunun liderliğine seçildik. Tüm dünya rekoltesinin yüzde 95'i Türkiye'de elde edilen çam balı, ülkemize özgü, ihracat potansiyeli yüksek ve endemik nitelikte özel bir salgı balıdır. Dünya genelinde kullanılan klasik C4 analiz yönteminin çam balında yanlış pozitif sonuçlar verdiğini tespit ettik ve buna özel yeni bir C4 analiz metodu geliştirdik. Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan bu yöntem, dünya genelindeki laboratuvarlar tarafından kabul gördü, ayrıca TSE standartlarına da dahil edilerek tescillendi. Türkiye'nin çam balı ihracatını yüzde 30 oranında artırma potansiyeline sahip olan yeni C4 analiz metodu hem ülke ekonomisine katkı sağladı hem de arıcımızın emeğini korudu. Ayrıca Türk Çam Balı'nın fonksiyonel özelliklerini ortaya koymaya yönelik yaklaşık beş yıldır sürdürdüğümüz çalışmalarımızda da sona yaklaştık. Sonuçlarımızı uluslararası kongrelerde paylaşarak bu değerli ürünü dünyaya tanıtmaya devam ediyoruz.
* Bütçenizin ne kadarını Ar-Ge'ye ayırıyorsunuz?
Turkish Time Dergisi'nin Ar-Ge 250 araştırmasına göre, Türkiye'de büyük gıda şirketleri arasında Ar-Ge'ye en fazla yatırım yapan ilk 10 marka arasında yer alıyoruz. Yıllık ciromuzun yaklaşık yüzde 4'ünü Ar-Ge çalışmalarımıza ayırıyoruz. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla arı ürünleri alanında yenilik ve inovasyona öncülük ediyor, tamamen doğal, fonksiyonel ve yenilikçi ürünlerle tüketicilerimize değer katıyoruz. 2022 yılında bünyemize kattığımız yeni bir ileri teknoloji ile bala dışarıdan eklenen şeker şurupları, boyar maddeler ve katkı unsurlarını tespit edebiliyoruz. Ayrıca Türkiye'ye özgü kahverengi propolisin DNA'sını çözümleyerek 126 yeni molekül tespit ettiğimiz çalışmamız ise sağlık, ilaç ve gıda başta olmak üzere birçok sektör için yeni fırsatların kapısını araladı. Bu çalışma, 2024 yılında düzenlenen 4. Uluslararası Propolis Konferansı'nda 26 ülkeden gelen 58 sunum arasından 'En İyi Bilimsel İçerikli Sunum' ödülüne layık görüldü. Uluslararası bilimsel platformlarda elde ettiğimiz tüm bu başarıların ülkemiz adına da gurur verici olduğunu düşünüyoruz.

* Amerika ve Avrupa'daki genişleme stratejinizde son durum nedir? Güney Kore pazarına girişiniz, Türk balının küresel lüks gıda segmentindeki konumunu nasıl değiştirecek?
Balparmak olarak ihracatta da sektöre öncülük etme sorumluluğunu taşıyoruz. Bugün Balparmak ve Apitera markalarımızla; Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Danimarka, İsviçre, ABD, Hong Kong, Güney Kore, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Azerbaycan'ın da aralarında bulunduğu 45 ülkede toplam 10 binin üzerinde satış noktasında tüketicilerle buluşuyoruz. Amerika ve Avrupa'daki büyüme stratejimiz çerçevesinde; Almanya'da Metro ve Edeka mağazalarında, Amerika'da ise e-ticaret, ev dışı tüketim ve yerel satış noktalarında Balparmak olarak yerimizi aldık. Kanada'da ise 300'ün üzerinde satış noktasında tüketicilerle buluşuyoruz ve yeni satış noktaları eklemeyi sürdürüyoruz. Orta Doğu da büyüme odağımızdaki bölgelerden biri... Katar, Kuveyt, Ürdün ve Yemen'deki varlığımıza ek olarak, Suudi Arabistan'daki Tamimi, Raya, Othaim, Danube ve Bin Dawood zincirlerinde yer alıyoruz. Bugün doğal çam ve çiçek balımız Suudi Arabistan'da yaklaşık bin satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Asya-Pasifik bölgesinde bulunan Güney Kore pazarı ise bizim için stratejik bir dönüm noktası oldu. Apitera markamızla bu pazara giriş yaparak Türk arı ürünlerini geleneksel gıda kategorisinden öte fonksiyonel, premium ve iyi yaşam odaklı bir segmentte konumlandırdık. Hedefimiz, Türk balı ve arı ürünlerini Ar-Ge altyapımız ve bilimsel güvenceyle desteklenen küresel bir değer haline getirmek.
* Apitera serisiyle balı geleneksel bir gıda olmaktan çıkarıp fonksiyonel bir yaşam tarzı ürününe dönüştürdüğünüzü belirttiniz. 2026 vizyonunuzda bu kategorinin Balparmak'ın toplam portföyü içindeki ağırlığı ne olacak?
Dünyada doğal, fonksiyonel ve takviye edici gıdalara yönelik talep hızla artıyor. Arının ürettiği balın yanı sıra arı sütü, propolis ve polen gibi katma değerli ürünlerine de güçlü bir ilgi gösteriliyor. Bu doğrultuda Apitera'yı Balparmak'ın 'iyi yaşam' markası olarak konumlandırdık. Apitera markamızla tüketici ihtiyaçlarına odaklanan yenilikçi ürünler sunuyoruz ve 2025 yılı Nielsen perakende verilerini incelediğimizde de arı ürünlerinde pazar lideri konumumuzu koruyoruz. Yakın tarihte lansmanını yaptığımız tüketici ihtiyacını odağına alan ürünlerle birçok önemli inovasyon ödülüne de layık görüldük. Balparmak Ar-Ge Merkezi ve TÜBİTAK MAM iş birliğiyle geliştirdiğimiz Apitera Propolisli Çocuk Spreyi 2024'te Marketing Türkiye ve YouGov tarafından gerçekleştirilen araştırmada; Apitera Propolisli Boğaz Spreyi ise 2025'te Sürdürülebilir Gıda Zirvesi'nde inovasyon alanında birincilik ödülü aldı. Ayrıca, 2025 yılında tüketicilerle buluşan doğal bal, propolis ve turp içeren Apitera pastil Marketing Türkiye tarafından inovasyon ödülüne layık görüldü. Bu ödüller, inovasyona verdiğimiz önemin en güçlü göstergesidir. 2026 yılında da Apitera markasına yapacağımız yatırımlarla toplam portföyümüzden yüzde 10 seviyelerinde pay almasını hedefliyoruz.
* Fonksiyonel gıda pazarı, şirketin gelecek projeksiyonunda ne kadarlık bir pay tutuyor?
Fonksiyonel gıda pazarı, gelecek projeksiyonumuzda stratejik olarak büyüyecek en önemli alanlardan birini oluşturuyor. Son 10 yılda gelişen tüketici beklentilerine çözüm sunacak bilimsel araştırmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Arı ürünlerinin kaliteli yaşam üzerindeki etkilerini daha güçlü verilerle ortaya koymayı hedefliyoruz. Kahverengi Anadolu propolisinin DNA'sını çözerek 126 farklı molekül tespit ettiğimiz araştırmamız, bu vizyonun önemli örneklerinden biri oldu. Tüm bu çalışmalar sonucunda toplam portföyümüz içinde en az yüzde 30 pay almasını hedefliyoruz.
* Sektörün en büyük riski olan yaşlanan arıcı popülasyonuna karşı gençleri ve kadınları bu ekosisteme dahil etmek için projeler yürütüyorsunuz. Bu sosyal yatırımların, Türkiye'nin sürdürülebilir bal üretimi ve kırsal kalkınma hedeflerindeki somut karşılığı nedir?
Türkiye, zengin bitki örtüsü ve endemik florasıyla dünyanın önde gelen arıcılık ülkeleri arasında yer alıyor. Ancak iklim değişikliği, çevresel kirlilik, pestisit kullanımı, nektar kaynaklarındaki azalma ve arıcı nüfusunun yaşlanması sektörün geleceği açısından önemli riskler oluşturuyor. Bugün arıcıların yaş ortalamasının 50'ye ulaşmış olması kritik bir kırılma noktasıdır. Biz bu tabloya yalnızca bir sorun olarak değil, çözülmesi gereken yapısal bir alan olarak yaklaşıyoruz. Bu doğrultuda, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) desteğiyle 2018 yılında hayata geçirdiğimiz Balparmak Arıcılık Akademisi ile gençleri ve kadınları sektöre kazandırmayı, mevcut arıcıları ise bilimsel bilgiyle güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bugüne kadar yaklaşık sekiz bin arıcıya ulaştık. Son bir yılda yaklaşık 700 yeni arıcının ilgi gösterdiği eğitim programlarımızla bir yandan arıcılık mesleğini gençleştiriyor, diğer yandan bilgi temelli üretimi yaygınlaştırıyoruz. Aynı zamanda arı poleni, propolis ve arı sütü gibi katma değerli ürünlerin üretimini teşvik ederek kırsal kalkınmaya katkı sağlıyoruz.
* Balparmak'ın gelecek ajandasında Türk arıcılığının gelişimi için yapmayı planladığı neler var?
Gelecek ajandamızda Türk arıcılığını daha güçlü, sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıya kavuşturmak tüketicilerimizi inovatif ve katma değerli arı ürünleriyle buluşturmak yer alıyor. Aynı zamanda Ar-Ge merkezimizde yürüttüğümüz çalışmalarla hem Türkiye'de hem de küresel ölçekte referans gösterilen bir 'bilir kurum' olma hedefiyle ilerliyoruz. Önceliklerimiz arasında arıcılarımızın emeğinin karşılığını alması, haksız rekabetin önlenmesi ve doğal, güvenilir arı ürünlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması bulunuyor. Bugüne kadar doğal balın tespitine yönelik geliştirdiğimiz ve uluslararası otoriteler tarafından onaylanmış 19 bilimsel makalemizi, sektör paydaşları ve kamu ile paylaşarak Türk arıcısının emeğinin hak ettiği değere ulaşmasını sağlıyoruz. Arıcılık mesleğinin geleceğini güçlendirmek de stratejik odaklarımızdan biri. Gençlerin ve kadınların sektöre kazandırılması, mevcut arıcıların bilgiyle desteklenmesi ve gelirlerinin artırılması amacıyla eğitim programlarımızı sürdürüyoruz. Çünkü arıcılığın geleceğinin bilgi temelli üretim ve yeni nesillerin katılımıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Uluslararası alanda ise hedefimiz, Türk balı ve arı ürünlerinin hak ettiği değeri görmesi. Dünyanın en büyük arıcılık organizasyonlarından Apimondia'da 2017 ve 2022 yıllarında Platin Sponsor olarak yer aldık. Bu platformlarda Ar-Ge ekibimizin toplam 16 bilimsel proje çıktısını paylaşarak sektörel gelişime katkı sunduk. 2023 yılında 3. Uluslararası Propolis Konferansı'na da ev sahipliği yaptık. 2030 vizyonumuzun merkezinde ise Türk Çam Balı'nı dünyanın en iyi balları arasında kalıcı bir konuma taşımak ve markalaştırmak bulunuyor. Böylece Türk çam balına olan talebi artırarak Türk arıcısının emeğini korumaya devam edeceğiz.