USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

26 Mayıs 2026 08:10

Güncelleme Tarihi:

26 Mayıs 2026 08:10

Yayın Tarihi:

26 Mayıs 2026 08:10

Arı haklarını operasyonun merkezine koyan hamle

‘Yaşasın Arılar Departmanı' ile arı haklarını operasyonun merkezine koyan Anavarza Bal, Türkiye'de arı refahı standartlarını yükseltmeyi ve arı haklarını korumayı hedefliyor.

Arı haklarını operasyonun merkezine koyan hamle

Anadolu'nun uçsuz bucaksız bitki çeşitliliği, Paris International Honey Awards 2026'da tescillendi. Tabii Anavarza Bal için bu başarı sadece bir başlangıç. Şirket bünyesinde kurulan 'Yaşasın Arılar Departmanı' ile sektörde etik boyuta dikkat çeken, toz bal ve krem bal gibi inovasyonlarla tüketim alışkanlıklarını değiştiren marka, odağını tamamen teknoloji ve sürdürülebilirliğe çevirmiş durumda. Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen ile geleneksel arıcılığı küresel bir güven ve teknoloji markasına dönüştürme yolculuğundaki stratejik kırılma noktalarını konuştuk.

* Anavarza Bal, Paris International Honey Awards 2026'da iki farklı ürünüyle ödül aldı. Bu ödüller sizin için ne anlama geliyor? Anadolu'nun endemik çeşitliliğini dünya sofralarına taşırken nasıl bir kalite süzgecinden geçiriyorsunuz?

Paris International Honey Awards gibi prestijli bir organizasyonda, iki farklı ürünümüzle ödül almak bizim için son derece anlamlı. Bu başarı, sadece Anavarza'ya ait değil, bu Türkiye'nin endemik bitki çeşitliliğinin de sonucu. Elbette, yalnızca lezzetin değil, Anavarza Bal olarak kalite, doğallık ve üretim disiplinimizin de uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Kör tadım yöntemiyle yapılan değerlendirmelerde marka bilgisinin gizli tutulması, elde edilen sonucun tamamen ürünün duyusal gücüne dayanmasını sağlıyor. Bu da bizim için ayrı bir değer taşıyor. Anadolu'nun endemik bitki çeşitliliğini dünya sofralarına taşırken çok katmanlı bir kalite süzgeci uyguluyoruz. Süreç, sahadan başlıyor. Farklı bölgelerdeki arıcılarımızla yakın çalışarak doğru flora ve doğru hasat zamanını belirliyoruz. Ardından ürünlerimiz, Kozan'daki tesisimizde fiziksel, kimyasal ve duyusal analizlerden geçiyor. 100'ün üzerinde analiz ve Tat Kurulu'nun tadım testleriyle her partinin kalite profili titizlikle değerlendiriliyor. Amacımız, her kavanozda aynı standardı ve güveni sunabilmek.

* 'Yaşasın Arılar Departmanı' ile vizyoner bir adım attınız. Bu yaklaşım operasyonel süreçlerinizi ve sosyal sorumluluk projelerinizi nasıl şekillendirecek?

Arıları yaşamın sürdürülebilirliğinin temel taşı olarak görüyoruz. Bu bakış açısıyla hayata geçirdiğimiz Yaşasın Arılar Departmanı, aslında iş yapış şeklimizi yeniden tanımlayan stratejik bir adım. Bu yapı, operasyonel süreçlerimize doğrudan entegre olacak. Tedarik zincirindeki arıcılarımız için eğitim programları geliştiriyor, arı sağlığını merkeze alan üretim tekniklerini yaygınlaştırıyoruz. Aynı zamanda FAO ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü gibi kurumların protokollerini referans alarak Türkiye'de arı refahı standartlarını yükseltmeyi ve arı haklarını korumayı hedefliyoruz.

Sosyal sorumluluk tarafında ise akademik iş birlikleri, saha projeleri ve kamuoyu farkındalığı çalışmaları öne çıkacak. Amacımız, kısa vadeli projelerden ziyade etkisi ölçülebilir, kalıcı bir model oluşturmak. Çünkü arıları korumak, aslında tarımı, gıdayı ve geleceği korumak anlamına geliyor.

* Türk balının küresel pazardaki payını artırmak için hangi stratejilere ihtiyaç duyuluyor?

Türkiye, üretim kapasitesi ve endemik bitki çeşitliliği açısından son derece güçlü bir ülke. Ancak küresel pazarda asıl farkı yaratacak olan unsur, katma değerli üretim ve teknoloji entegrasyonu. Bugün arıcılık ciddi bir dönüşüm içinde. Koloni sağlığının takibinden iklim verilerinin analizine kadar birçok süreç artık teknolojiyle yönetiliyor. Türkiye'de ise bu dönüşüm henüz istenilen seviyede değil. Özellikle gezgin arıcılıkta planlama hala büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Oysa dijital kapasite ve yönlendirme sistemleriyle verimlilik ciddi şekilde artırılabilir. Bir diğer önemli alan ise katma değerli ürünler... Propolis, arı sütü, polen ve arı zehri gibi ürünler küresel pazarda yüksek ekonomik değer yaratıyor. Türkiye'nin bu alanlarda markalaşması ve ihracat kapasitesini artırması gerekiyor. Özetle teknoloji, planlama disiplini ve katma değerli üretim, Türkiye'nin küresel rekabette öne çıkmasının anahtarı.

* İklim değişikliği nedeniyle arı kolonilerinde dünya genelinde ciddi kayıplar yaşanıyor. Hem kendi bünyenizdeki GES yatırımı gibi karbon ayak izini azaltan çalışmalarınızdan hem de bu kriz ortamında üretim sürekliliğini nasıl sağladığınızdan bahseder misiniz?

İklim değişikliği, arıcılığı en çok etkileyen faktörlerden biri. Nektar akışının zamanlaması değişiyor, bitki örtüsü kayıyor ve bu durum koloni sağlığını doğrudan etkiliyor. Biz bu süreci çevresel bir riskten öte yönetilmesi gereken bir sistem dönüşümü olarak ele alıyoruz. Arıcılarımızla daha yakın çalışıyor, sahadaki uygulamaları veriyle destekliyoruz. Eğitim ve bilinçlendirme süreçlerini güçlendirerek adaptasyonu artırıyoruz. Aynı zamanda sürdürülebilirlik yatırımlarımızla karbon ayak izimizi azaltıyoruz. Kozan'daki tesisimizin kendi enerjisini güneş enerjisiyle üretmesi ve su geri kazanım sistemleri bu yaklaşımın somut örnekleri.Yaşasın Arılar Departmanı da bu dönüşümün önemli bir parçası. Bu yapı sayesinde arı sağlığı, habitat korunumu ve biyoçeşitlilik çalışmalarını daha sistematik ve ölçülebilir şekilde yönetiyoruz. Migros ve Milli Eğitim Bakanlığı ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında, eğitimlerini başarıyla tamamlayan 100 arıcıya başlangıç kiti hediye ettik. Doğru bal hasadının yaygınlaşmasını hedeflediğimiz bu süreçte arıcılık mesleğine gönül verenleri desteklemeye devam ediyoruz.

* Krem bal ve toz bal gibi inovasyonlar tüketicide nasıl karşılık buluyor?

Tüketici davranışları hızla değişiyor. Kullanım kolaylığı, fonksiyonellik ve deneyim önem kazanıyor. Krem bal ve toz bal gibi inovatif ürünlerimiz bu ihtiyaca cevap veriyor. Krem bal, sürülebilir yapısıyla farklı tüketim alışkanlıklarına hitap ederken toz bal özellikle gıda sanayisi için önemli bir alternatif sunuyor. Şeker yerine kullanılabilmesi, bu ürünü fonksiyonel gıda kategorisinde öne çıkarıyor. Ayrıca akıllı kapak tasarımı gibi çözümlerle tüketim deneyimini iyileştiriyoruz. Bu inovasyonlar, markamızı geleneksel bir bal üreticisi olmaktan çıkarıp, çözüm odaklı bir gıda markasına dönüştürüyor.

* Arı ürünleri sofra kategorisinden teknoloji, sağlık ve sürdürülebilirliğe genişleyerek dev bir ekosisteme dönüştü. Bu kapsamda 2026 yılında gündeminizde öne çıkan konular neler?

2026'da odağımızda üç ana başlık var: Katma değerli ürünler, sürdürülebilirlik ve teknoloji. Küresel arıcılık sektörü büyürken, en hızlı gelişim katma değerli ürünlerde gerçekleşiyor. Bu nedenle propolis, arı sütü ve polen gibi ürünlerde daha güçlü bir konumlanma hedefliyoruz. Bu alanı yalnızca ticari bir fırsat değil, Türkiye'nin tarımsal değer zincirini güçlendirecek stratejik bir alan olarak görüyoruz. İkinci olarak sürdürülebilirlik, tüm iş modelimizin merkezinde yer alıyor. Arı popülasyonunun korunması, biyoçeşitliliğin desteklenmesi ve karbon ayak izinin azaltılması bu kapsamda öncelikli konularımız arasında.

EN ÇOK OKUNANLAR