
Dijitalleşme ve yapay zeka entegrasyonunun küresel ölçekte ivme kazandığı günümüzde, kurumların rekabet gücü artık sadece teknolojiyi benimseme hızıyla değil, insan ile teknolojiyi ne ölçüde uyum içinde çalıştırabildiğiyle ölçülüyor. Odgers Türkiye Kurucu Ortağı Ayşe Öztuna Bozoklar, iş dünyasının eşiğinde olduğu bu yeni dönemi değerlendirirken, yapay zekanın operasyonel verimlilik sağlamasına rağmen asıl değerin insanı merkeze alan bir zihniyetle ortaya çıkacağını vurguluyor. Bozoklar'a göre yöneticilerin; iş, teknoloji ve insan boyutlarını bütünleşik bir planda ele alarak yapay zekanın sunduğu hızı, insanın yaratıcılığı ve empati yeteneğiyle harmanlaması gerekiyor.
Bu yeni dönemde teknoloji, başlı başına bir amaç olmaktan ziyade kurum değerlerini güçlendiren ve insan odaklı çalışma modellerini destekleyen stratejik bir araç olarak konumlandırılıyor. Bozoklar, her şeyin algoritmaların kontrolüne bırakıldığı robotlaşmış yapılar yerine, insani muhakemenin ve etik değerlerin korunduğu bir 'yeniden insanlaşma (rehumanization)' modelinin benimsenmesi gerektiğini ifade ediyor. Kurumların sürdürülebilir başarısı, teknoloji ile insani sezgi arasında kurulacak bu hassas dengeye dayanıyor.
STRATEJİK BİR ORTAK OLARAK İNSAN KAYNAKLARI
Geleceğin organizasyon yapısında İnsan Kaynakları (İK), artık sadece idari süreçleri yöneten bir birim olmanın ötesine geçerek şirketin geleceğini yönetimle birlikte inşa eden stratejik bir iş ortağı kimliği kazanıyor. Bu dönüşümün hayata geçebilmesi için yönetim kurullarının İK'ya bakış açısını değiştirmesi ve bu kritik rollere doğru yetenekleri yerleştirmesi büyük önem taşıyor. Sorumluluk bilinci yüksek ve etik ilkelere bağlı profillerin bu süreçte yer alması, fonksiyonun gerçek anlamda bir dönüşüm yaratmasını sağlıyor. Üstelik bu değişim tek seferlik bir tasarım değil, sürekli öğrenmeye dayalı ve organizasyonun genelindeki etkilerin düzenli izlendiği canlı bir süreç olarak ele alınıyor.
BECERİ ODAKLI EKOSİSTEM VE KESİNTİSİZ ÖĞRENME
Geleneksel iş tanımlarının geçerliliğini yitirdiği bu süreçte, pozisyon odaklı planlamalar yerini beceri temelli yaklaşımlara bırakıyor. Şirketlerin artık çalışanlarına doğru deneyimler kazandırması, öğrenme hızlarını artırması ve farklı rollerde sorumluluk alabilme kapasitelerini desteklemesi bekleniyor. Özellikle 2026 ve sonrasında rekabet avantajını korumak isteyen liderlerin, mikro öğrenme metodlarını iş akışına entegre eden dinamik bir öğrenme mimarisi kurması şart görülüyor. Yapay zeka destekli araçlar, bireylerin güçlü ve gelişim gereken yönlerini analiz ederek kişiye özel gelişim yolları sunarken; öğrenme, artık sadece bir eğitim faaliyeti değil, iş sonuçlarına doğrudan yansıyan stratejik bir yatırım olarak kabul ediliyor.
GÜVEN, ŞEFFAFLIK VE ETİK DEĞERLER
Teknoloji kullanımında güvenin tesisi, dönüşümün en kritik ayaklarından birini oluşturuyor. Öztuna Bozoklar, teknolojinin bir karar mekanizması değil, insan değerlendirmesini destekleyen bir yardımcı olarak kurgulanması gerektiğinin altını çiziyor. Çalışanların, verilerin nasıl kullanıldığını ve sistemin adil olduğunu bilmesi, kurumsal aidiyeti güçlendiriyor. Bu noktada yönetim kurullarına, algoritmaların tarafsızlığını denetleme ve etik çerçeveyi netleştirme konusunda büyük görevler düşüyor.
Liderlerin temel odağının yapay zekanın nasıl kullanılacağından ziyade bu yeni çağda insanın potansiyelinin nasıl en üst seviyeye çıkarılacağı ve tüm paydaşlar için nasıl anlamlı bir değer üretileceği olması gerektiğine dikkat çeken Öztuna Bozoklar, "Geleceğin kazananları; beceri odaklılığı, etik ilkeleri ve güçlü bir çalışan deneyimini kurum kültürünün merkezine koyan organizasyonlar olacak gibi görünüyor" mesajı veriyor.