USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

17 Şubat 2026 14:37

Yayın Tarihi:

17 Şubat 2026 14:37

Sürdürülebilirlik sanayinin dijital rotasını değiştiriyor

İklim hedefleri; karbon düzenlemeleri ve küresel ticaret kuralları, üretimden enerji yönetimine, otomasyondan yapay zekaya kadar sanayide teknoloji yatırımlarını yeniden şekillendiriyor. Yeşil dönüşüm ile dijitalleşme artık paralel değil, iç içe ilerleyen tek bir stratejik dönüşüm alanı olarak öne çıkıyor.

Sürdürülebilirlik sanayinin dijital rotasını değiştiriyor

Küresel ölçekte iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında alınan kararlar, yalnızca çevre politikalarını değil; sanayinin üretim modellerini, yatırım önceliklerini ve teknoloji tercihlerinin tamamını kökten dönüştürüyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde hayata geçirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ise bu dönüşümün en somut ve bağlayıcı araçlarından biri olarak öne çıkıyor. Karbon emisyonlarını ölçemeyen, raporlayamayan ve doğrulayamayan şirketler için küresel pazarlara erişim giderek zorlaşırken, sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, doğrudan rekabet gücünü belirleyen bir unsur haline geliyor. Bugün dünya genelinde sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 72'si enerji kaynaklı faaliyetlerden oluşurken, sanayi sektörü bu emisyonların en yoğun olduğu alanların başında geliyor. AB'nin 1 Ekim 2023 itibarıyla başlattığı SKDM geçiş süreci, demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi temel sektörlerde gömülü karbonun izlenmesini zorunlu hale getirdi. Önümüzdeki yıllarda kapsamın makine, ev aletleri, polimerler ve kimyasallar dahil olmak üzere 180'in üzerinde ürüne genişletilmesi bekleniyor. Bu tablo, sanayi için yeni ve kalıcı bir maliyet katmanı yaratırken, aynı zamanda dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarını da zorunlu kılıyor.

YEŞİL HEDEFLER, DİJİTAL YATIRIMLARI HIZLANDIRIYOR

Uzman değerlendirmeleri, sürdürülebilirlik odaklı regülasyonların sanayide dijital dönüşümü hızlandıran en güçlü dışsal etken haline geldiğine işaret ediyor. Sensörler, nesnelerin interneti tabanlı izleme sistemleri, yapay zeka destekli analizler ve otomatik veri toplama altyapıları, artık yalnızca verimlilik artırmak için değil, karbon emisyonlarının doğru biçimde ölçülmesi, raporlanması ve doğrulanması için kritik önemde görülüyor. Üretim hatlarından enerji yönetimine, tedarik zincirinden lojistiğe kadar her aşamada veri temelli ve gerçek zamanlı izleme ihtiyacı öne çıkıyor. Bu dönüşüm, enerji verimliliğini de sanayi için stratejik bir zorunluluğa dönüştürüyor. Enerji yoğun proseslerde düşük karbonlu yakıtlara geçiş, robotik otomasyon, atık ısı geri kazanımı, proses optimizasyonu ve yenilenebilir enerji entegrasyonu gibi uygulamalar; hem karbon maliyetlerini azaltmanın hem de küresel rekabette ayakta kalmanın temel araçları olarak değerlendiriliyor. Özellikle SKDM kapsamında gömülü emisyonların yüksek hesaplanması, ihracatta ek sertifika maliyetleri doğururken; dijital altyapı yatırımları bu risklerin yönetilmesinde kritik rol oynuyor.

YENİ EŞİK: İKİZ DÖNÜŞÜM

Dijital ESG platformları, otomatik raporlama sistemleri ve entegre enerji yönetimi yazılımları sayesinde sürdürülebilirlik, manuel raporlamanın ötesine geçerek sürekli izlenen ve yönetilen bir performans alanına dönüşüyor. Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, yeşil dönüşüm ile dijital dönüşümün birbirinden bağımsız ilerleyemeyeceğini açıkça gösteriyor. Karbonsuzlaşma hedefleri sanayiyi teknolojiye; teknoloji yatırımları ise sürdürülebilir üretim modellerine yönlendiriyor. Küresel ticaretin yeni kurallarıyla şekillenen bu süreç, artık literatürde tek bir kavramla tanımlanıyor: İkiz dönüşüm. Sanayi için bu dönüşüm, bir uyum sürecinden çok daha fazlasını ifade ediyor; gelecekte kimlerin oyunda kalacağını belirleyen yeni bir eşik olarak konumlanıyor.

SKDM İLE SANAYİDE İKİZ DÖNÜŞÜM DÖNEMİ

SKDM, sanayi için yalnızca bir uyum süreci değil, üretim ve yatırım kararlarını yeniden tanımlayan yapısal bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriliyor. Marmara Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Araştırma ve Uygulama Merkezi (STKAM) Direktörü Prof. Dr. Esra Yüksel Acı, SKDM'nin yalnızca yeni bir ticaret düzenlemesi olarak okunmasının eksik kalacağını vurguluyor. Acı'ya göre mekanizma, şirketleri üretim süreçlerini kökten yeniden düşünmeye zorlayan güçlü bir dönüşüm tetikleyicisi niteliği taşıyor. "Bugün gelinen noktada yeşil dönüşüm ile dijital dönüşüm birbirinden ayrılamaz iki süreç olarak ilerliyor" diyen Acı, dijitalleşme, otomasyon, robotik sistemler ve yazılım yatırımlarının artık sadece verimlilik artışı amacıyla yapılmadığını belirtiyor. Acı'ya göre bu yatırımlar; karbon emisyonlarının doğru biçimde izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması açısından da stratejik bir gereklilik haline gelmiş durumda.

DİJİTALLEŞME: ŞEFFAFLIK, VERİMLİLİK VE REKABET AVANTAJI

Sensörler, IoT çözümleri ve otomatik veri toplama sistemleri sayesinde emisyon verilerinin üretim hattının her aşamasında şeffaf biçimde izlenebildiğine dikkat çeken Acı, bulut tabanlı platformlar ve analitik araçların da süreci gerçek zamanlı analiz etmeyi mümkün kıldığını ifade ediyor. Bu durumun şirketlere yalnızca regülasyonlara uyum değil, aynı zamanda maliyet avantajı da sağladığını vurguluyor. "Veriye dayalı karar mekanizmaları, işletmelerin operasyonel verimliliğini artırırken yeşil finansmana erişim açısından da önemli bir avantaj yaratıyor" diyen Acı, dijital altyapının rekabet gücünün temel unsurlarından biri haline geldiğini söylüyor.

ENERJİ VERİMLİLİĞİ ARTIK BİR TERCİH DEĞİL

SKDM'nin karbon yoğunluğunu azaltmayı ve enerji verimliliğini artırmayı bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getirdiğini ifade eden Acı, bu dönüşümün temel yapı taşlarını şöyle sıralıyor: "Enerji verimli makinelere geçiş, robotik otomasyon, atık ısı geri kazanımı ve proses optimizasyonu..." Enerji yönetimi yazılımları ve dijital izleme sistemleri sayesinde kayıpların minimize edildiğini belirten Acı, "Bu yönüyle SKDM, yalnızca bir iklim politikası aracı değil; enerji verimliliği ve rekabet gücü odaklı bir sanayi dönüşüm mekanizması olarak da işlev görüyor" diyor. Mekanizma kapsamında şirketlerin, ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü emisyonları uluslararası kabul görmüş metodolojilerle hesaplaması, raporlaması ve üçüncü taraflarca doğrulatması gerekiyor. Bu gerekliliklerin dijital altyapı ve yazılım yatırımlarını kaçınılmaz hale getirdiğini dile getiren Acı, emisyon ölçümü, raporlama ve doğrulama (MRV) sistemlerinin üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söylüyor. "Dijital dönüşüm, yeşil dönüşümün hızlandırıcısı rolünü üstleniyor" diyen Acı'ya göre SKDM, geçici bir uyum başlığı değil, üretim, yatırım ve ticaret stratejilerinin kalıcı bir bileşeni olarak ele alınmalı.

TÜRKİYE İÇİN KRİTİK ADIMLAR

Türkiye açısından bakıldığında yeşil ve dijital dönüşümü destekleyen önemli adımlardan birinin; Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) öncülüğünde geliştirilen Sürdürülebilirlik Açıklamalarını Raporlama Platformu (SARP) olduğunu hatırlatan Acı, bu tür dijital platformların dönüşüm sürecinde kritik rol oynadığını ifade ediyor. Acı'ya göre SKDM'yi yalnızca bir regülasyon başlığı olarak değil, şirketlerin rekabet stratejilerini yeniden şekillendiren yapısal bir dönüşüm unsuru olarak okumak gerekiyor. Erken uyum sağlayan şirketlerin hem maliyet avantajı hem de pazar erişimi açısından öne çıkacağını vurgulayan Acı, süreci şu sözlerle özetliyor: "Küresel finansı harekete geçiren ve düşük karbonlu teknolojilerin benimsenmesini teşvik eden bu sürecin adı artık net: İkiz dönüşüm. Elbette toplumsal dönüşümü de unutmadan."

(STKAM Direktörü Prof. Dr. Esra Yüksel Acı)

ŞİRKETLER YATIRIM ÖNCELİKLERİNİ DEĞİŞTİRİYOR

Danışmanlık şirketleri de SKDM'nin etkilerini yakından izliyor; tüm değerlendirmeler, enerji verimliliği ve dijital dönüşümün artık şirketler için zorunlu stratejik yatırım alanları haline geldiği sonucuna işaret ediyor. SKDM, şirketleri yalnızca ticari uyum sürecine değil; dijitalleşme, otomasyon ve enerji verimliliği odaklı köklü bir dönüşüme zorluyor. EY Türkiye Vergi Bölümü Şirket Ortağı ve Dolaylı Vergiler Bölüm Lideri Sercan Bahadır, SKDM'nin kapsamının AB Komisyonu tarafından, aşamalı olarak genişletileceği ifade ediliyor. Bunun yanı sıra ilerleyen zamanda polimerler, organik kimyasallar ve amonyağın da kapsama dahil edilmesi bekleniyor. Bahadır, SKDM'nin tedarik zinciri boyunca gömülü emisyonların doğru, izlenebilir ve doğrulanabilir şekilde raporlanmasını zorunlu kılarak, şirketleri daha gelişmiş veri toplama ve proses yönetimi altyapılarına yönlendirdiğini belirtiyor.

DİJİTALLEŞME VE OTOMASYON ÖNCELİK KAZANIYOR

Sercan Bahadır; bu nedenle şirketlerin dijitalleşme, otomasyon ve yazılım yatırımlarında şu başlıkları daha fazla önceliklendirdiğini ifade ediyor:

*Üretim bazlı emisyon ölçümleme sistemleri,

*Proses ve enerji tüketimini izleyen entegre yazılımlar,

*Yapay zeka destekli emisyon azaltım ve proses optimizasyon çözümleri,

*Karbon yoğun girdileri azaltacak otomasyon ve robotik uygulamaları,

* Verimsiz üretim adımlarının tespiti ve ortadan kaldırılması.

Bahadır, SKDM'nin aynı zamanda karbonsuzlaşmayı hızlandıran bir politika aracı olarak tasarlandığını vurguluyor. Bu nedenle üreticilerin teknolojik yatırım kararlarında artık yalnızca verimliliğin değil, yeşil dönüşüm esaslı olarak karbon yoğunluğunun azaltılması, enerji kullanımının izlenebilirliği ve ham madde tüketim optimizasyonunun belirleyici hale geldiğini aktarıyor. SKDM'nin hem doğrudan (üretim süreçlerinde ortaya çıkan ısıtma/soğutma kaynaklı emisyonlar) hem de dolaylı (kullanılan elektrikten kaynaklanan) emisyonları kapsadığını belirten Bahadır, gömülü karbonun yüksek hesaplanmasının AB'ye ihracatta daha fazla SKDM sertifikası maliyetine yol açtığını ifade ediyor. Bu durumun enerji verimliliğini şirketler için bir tercih olmaktan çıkarıp zorunlu stratejik bir yatırım alanı haline getirdiğini söylüyor.

ZORUNLU STRATEJİK ALAN

Bahadır, bu çerçevede şirketlerin aşağıdaki alanlarda dönüşüme gitmek zorunda kaldığını dile getiriyor:

*Enerji yoğun proseslerde düşük karbonlu yakıtlara geçiş,

*Yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim süreçlerine entegrasyonu,

*Enerji optimizasyonu odaklı üretim sistemlerinin modernizasyonu,

*Ürün bazında enerji verimliliğinin iyileştirilmesi.

Bahadır'a göre, kapsamın 2028 itibarıyla genişlemesiyle birlikte, enerji verimliliği yalnızca temel ürünlerde değil, daha geniş bir imalat sanayii yelpazesinde rekabet ve pazar erişimi açısından belirleyici hale geliyor. Ayrıca AB'nin SKDM Reform Paketi ile planladığı Karbonsuzlaşma Fonu'nun, yalnızca somut karbonsuzlaşma yatırımı yapan firmalara SKDM gelirlerinin yüzde 25'inin aktarılmasını öngördüğünü ifade eden Bahadır, fonun hayata geçmesi durumunda enerji verimliliği, yakıt dönüşümü ve proses modernizasyonu projelerinin finansal açıdan daha cazip hale geleceğini belirtiyor.

(EY Türkiye Vergi Bölümü Şirket Ortağı ve Dolaylı Vergiler Bölüm Lideri Sercan Bahadır)

VERİ VE YAPAY ZEKAYLA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DEVRİMİ

Sürdürülebilirlik artık sadece bir raporlama zorunluluğu değil, teknoloji ve veri odaklı yönetimle şirketler için stratejik bir rekabet alanı haline geliyor. Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, teknoloji şirketlerinin bugün sürdürülebilirlik alanında en güçlü dönüşümü veri temelli yönetim ve dijitalleşme üzerinden gerçekleştirdiğini söylüyor. Karbon ayak izi hesaplamalarından enerji ve su yönetimine, tedarik zinciri izlenebilirliğinden ESG performans takibine kadar pek çok sürecin dijital platformlar aracılığıyla yönetildiğini ifade eden Atacan, bu dönüşümün şirketler için kritik bir eşik olduğuna dikkat çekiyor. Bu noktada yapay zekanın rolüne de değinen Atacan, "Yapay zeka destekli analizler, dağınık ve karmaşık veri setlerini anlamlı iç görülere dönüştürerek karar alma süreçlerini hızlandırıyor ve hata payını ciddi biçimde azaltıyor" diyor. Atacan'a göre bu sayede sürdürülebilirlik kararları, sezgisel değil veriye dayalı bir zemine oturuyor. Atacan, IoT çözümleri, sensörler ve droneların sunduğu imkanlara da dikkat çekerek şu yorumda bulunuyor: "Bu teknolojiler sahada gerçek zamanlı ölçüm ve izleme imkanı sunuyor. Enerji tesislerinden tarıma, altyapı projelerinden çevresel etki analizlerine kadar çok geniş bir alanda somut sürdürülebilirlik faydası yaratılıyor."

DİJİTAL ESG SİSTEMLERİ OPERASYONEL YÜKÜ AZALTIYOR

Bugün gelinen noktada teknoloji şirketlerinin sunduğu çözümlerin sürdürülebilirlik yönetiminde çok ciddi bir katma değer sağladığını vurgulayan Atacan, dijital ESG yönetim yazılımları, karbon ayak izi hesaplama araçları ve enerji-su tüketimi izleme sistemlerinin, uzun süren ve manuel yürütülen süreçleri hem hızlandırdığını hem de daha güvenilir hale getirdiğini belirtiyor. Atacan bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Bu sistemler sayesinde şirketler sadece raporlama yapmıyor, performanslarını sürekli izleyerek gerçek ve ölçülebilir iyileştirmeler gerçekleştirebiliyor." Teknolojinin sunduğu imkanların sürdürülebilirliği operasyonel bir yük olmaktan çıkarıp stratejik bir yönetim alanına dönüştürdüğünü söyleyen Atacan, bu gelişim ivmesinin önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini ifade ediyor.

Önümüzdeki döneme ilişkin öngörülerini de paylaşan Orhan Atacan, emisyon azaltımına doğrudan katkı sağlayan yapay zeka destekli veri ve iş yönetim sistemlerinin ön plana çıkacağını belirtiyor. Atacan, "Veri işleme ve yönetiminde kalite, doğruluk ve standardizasyon daha da kritik hale gelecek. Sürdürülebilirlik kararlarının sağlam veri altyapıları üzerine kurulması artık bir zorunluluk" diyor.

TEKNOLOJİ, NET SIFIR ÇÖZÜMLERİNİN TEMELİNİ OLUŞTURUYOR

Atacan, bugün net sıfır hedeflerini destekleyen pek çok çözümün zaten teknoloji ürünü olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: "Düşük enerji sınıfı beyaz eşyalar, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji sistemleri bunun en somut örnekleri. Teknoloji ilerledikçe mevcut dezavantajlar ortadan kalkıyor; bu ürünler daha erişilebilir, daha verimli ve daha yaygın hale geliyor. Bugün tereddüt edilen teknolojiler, tıpkı geçmişte olduğu gibi kendini geliştirerek yarının sürdürülebilir çözümleri olmaya devam edecek."

(Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan)

SANAYİDE YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM HIZLANIYOR

Sanayi için yeşil dönüşüm artık bir tercih değil, rekabet ve ihracatta belirleyici bir zorunluluk haline geliyor. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, iklim değişikliği ile mücadelede ve olumsuz çevresel etkilerin azaltılmasında yaşanan sürecin rekabet gücünü, yatırım kararlarını ve ihracat pazarlarını doğrudan etkilediğini ifade ediyor. Yeşil dönüşüm olarak ele alınan bu süreçte, ülke sanayisini yakından ilgilendiren ve izlenmesi gereken gelişmelerin başında Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın (AYM) geldiğini vurguluyor. Bahçıvan, AYM'nin küresel ticareti etkileyecek uygulamaları arasında SKDM'nin öne çıktığını vurguluyor.

KAPSAMIN GENİŞLEMESİ SANAYİYİ DOĞRUDAN ETKİLEYECEK

Bahçıvan, Avrupa Komisyonu'nun SKDM kapsamının makine ve ev aletleri gibi çelik ve alüminyum yoğunluğu yüksek 180 ürünü içerecek şekilde genişletilmesine yönelik bir öneri sunduğunu ifade ediyor. AB'nin ihracatımızdaki payı dikkate alındığında, SKDM çerçevesindeki gelişmelerin başta ilgili sektörler olmak üzere ülke sanayisinin üretim maliyetleri ve rekabet gücü üzerinde kaçınılmaz etkiler yaratacağını dile getiriyor. Bu süreçte Türkiye'deki şirketlerin karbonsuzlaşma hedeflerini belirlemelerinin ve sürdürülebilir üretim uygulamalarına geçiş yapmalarının büyük önem taşıdığını vurguluyor. Bahçıvan, COP 31 gibi küresel iklim zirvelerine ev sahipliği yapmanın, Türkiye'nin iklim diplomasisinde aktif ve güvenilir bir aktör olarak konumlanmasına katkı sağlayacağını belirtiyor. Bu tür zirvelerin, şirketlerde farkındalığın artmasına da önemli katkı sunduğunu ifade ediyor. Türkiye'nin bu zirvelerle birlikte 'izleyen' değil, gündem belirleyen ülkeler arasında yer alma, AB, G20 ve OECD ülkeleriyle iklim temelli diplomatik ilişkilerini güçlendirme fırsatı yakalayacağını dile getiriyor.

AKILLI ÜRETİM SİSTEMLERİ ÖNE ÇIKIYOR

Bahçıvan, üretim hatlarında sensörler, veri toplama sistemleri ve yapay zeka destekli yazılımlar gibi yeni teknolojik gelişmeler sayesinde enerji ve hammadde verilerinin kolaylıkla izlenebildiğini, süreç optimizasyonunun sağlandığını aktarıyor. Bu sayede sürdürülebilirlik performansının doğru ve şeffaf biçimde takip edildiğini ve raporlamaların güvenilirliğinin arttığını söylüyor. Akıllı üretim sistemleri, veri analitiği ve otomasyon sayesinde verimlilik artışının desteklendiğini, olumsuz çevresel etkilerin azaltıldığını belirtiyor. Son olarak yeşil ve dijital dönüşümün birlikte ele alındığı bu yaklaşımın, iklim değişikliğiyle mücadelede sanayinin rolünü güçlendirdiğini ve küresel değer zincirlerinde rekabetçiliğin korunmasını sağladığını ifade ediyor. Bu süreçte şirketlerin SKDM'yi sadece emisyon raporlaması olarak ele almaması, enerji ve karbon yoğunluğunu düşürmeye odaklanan bütüncül olarak verimlilik artıracak yaklaşım ve uygulamaları benimsemesi gerekiyor.

(İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan)

SKDM, ÇİMENTO SEKTÖRÜNDE İKİZ DÖNÜŞÜMÜ ZORUNLU KILIYOR

Çimento sektörü, SKDM kapsamına giren öncelikli sektörlerden biri olarak, gömülü emisyon kaynaklı maliyet baskısıyla doğrudan karşı karşıya. OYAK Çimento Ülke CEO'su Murat Sela, çimento sektörünün SKDM kapsamına giren öncelikli sektörlerden biri olarak gömülü emisyonlara bağlı maliyet baskısını doğrudan hissedeceğini ifade ediyor. Bu maliyetleri yönetmek ve küresel rekabetçiliği sürdürmek adına, yeşil ve dijital dönüşüm adımlarını eş zamanlı tasarlayan 'ikiz dönüşüm' yaklaşımının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurguluyor. Sela, SKDM'nin şirkete olan etkilerini tespit etmek amacıyla kapsamlı risk ve fırsat analizleri çalışıldığını ve bu çıktıları ikiz dönüşüm yol haritasına entegre ettiklerini belirtiyor. Bu yol haritasında dijitalleşmenin yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, SKDM gibi küresel düzenlemelere uyumda en etkin kaldıraçlardan biri olarak konumlandırıldığını sözlerine ekliyor.

SIFIR KAZA, NET SIFIR EMİSYON HEDEFİ

Sela, OYAK Çimento'nun 2017 yılından itibaren Endüstri 4.0 vizyonu doğrultusunda dijital dönüşüm süreçlerini başlattığını ve bu inisiyatifin somut adımlarla devreye alındığını aktarıyor. 2023 yılında çalışmaları başlatılan ve 2025 yılında tüm fabrikalarda devreye alınan FİZİX projesi ile ekipman sağlığının sensör verileri üzerinden anlık olarak takip edildiğini, yapay zeka destekli kestirimci bakım yaklaşımıyla duruşların ve verimsiz kaynak kullanımlarının tespit edildiğini dile getiriyor. İleri teknoloji odaklı bir sanayi şirketi olarak OYAK Çimento'nun dijital dönüşüm vizyonu ile 'sıfır kaza, net sıfır emisyon' hedefine hizmet eden akıllı üretim altyapılarını hayata geçirdiğinden, değişen küresel düzenlemelere uyumu güçlü, çevik ve sürdürülebilir bir şekilde yönettiklerinden bahsediyor.

YENİ VE KALICI BİR MALİYET KATMANI YARATIYOR

SKDM'nin etkisinin kritik düzeyde olacağını öngördüklerini ifade eden Sela, mekanizmanın gömülü emisyonlara bağlı olarak ürün maliyetlerine doğrudan yansıyan yeni ve kalıcı bir maliyet katmanı yarattığını söylüyor. Bu nedenle maliyet azaltımı ve risk yönetimi açısından dijitalleşme uygulamalarının hayati bir destek sunduğunu vurguluyor. Olası mali yükümlülüklerin doğru hesaplanabilmesi için ürün bazında gömülü emisyonların izlenebilir, tutarlı ve doğrulanabilir olmasının şart olduğunu dile getiren Sela, dijital dönüşüm uygulamaları sayesinde enerji, yakıt ve proses verilerinin uçtan uca entegre biçimde toplandığını aktarıyor. Bu sayede emisyon hesaplamalarında veri kalitesinin arttığını, otomatize kontrol mekanizmalarıyla insan ve veri kaynaklı hataların minimize edildiğini ifade ediyor. Son olarak Sela, SKDM uyum sürecinde risk yönetiminin statik bir raporlama olmaktan çıkarılarak, dijitalleşme ile desteklenen dinamik bir modele taşındığını kaydediyor.

(OYAK Çimento Ülke CEO'su Murat Sela)

YEŞİL HİDROJEN STRATEJİK GÜÇ KAZANIYOR

Yeşil hidrojen, Türkiye'nin enerji ve sanayi stratejisinde artık çevresel bir seçenekten öte, stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği Başkanı Yusuf Günay, hidrojeni elde ederken oluşan maliyetin, günümüz elektrik fiyatlamasından kaynaklanan ölçümle sınırlanmaması gerektiğini ifade ediyor. "Ne harcadık, ne ürettik, kaça satacağız" döngüsünün bu vizyon değişikliğiyle farklılaştığını belirten Günay, bu nedenle bazı temel bilgileri hatırlayarak durumu analiz etmenin daha doğru olacağını vurguluyor.

ELEKTRİFİKASYON VE TÜRKİYE'NİN POTANSİYELİ

Dr. Fatih Birol başkanlığındaki Dünya Enerji Ajansı'nın (IEA), yakın dönemde enerjide elektrifikasyon ihtiyacının öne çıkacağını açıkladığını aktaran Günay, Türkiye'nin potansiyelinin hem cari açık sorununa önemli bir çözüm sunacağını hem de net sıfır hedeflerine katkı sağlayacağını dile getiriyor. Günay, H2DER olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yapılan ziyaretlerde, kamunun değerli vizyonuyla buluştuklarını ve temiz enerji konusundaki kararlılığın üst düzeyde olduğunu ifade ediyor. Günay, hidrojenin enerji tartışmasının kenarında duran bir başlık olmadığını, ağır sanayiden kimyaya, taşımacılıktan esnek şebeke yönetimine kadar uzanan stratejik bir sistem yatırımı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede öne çıkan ana öncelikleri şöyle sıralıyor:

*Hidrojenin temiz enerji kaynakları arasında yasal kabulünün sağlanması,

*İlgili mevzuatın ivedilikle tamamlanması,

*Hidrojene özel bir otoritenin belirlenmesi,

*Yeşil hidrojen özel üretim bölgeleri ilan edilmesi,

*Hidrojenin bir 'Sistem Yatırımı' olarak konumlanması.

NET SIFIR İÇİN FOSİLDEN ÇIKIŞ ŞART

İklim krizinin ana kaynağının karbon salımı olduğunu ve küresel emisyonların yaklaşık yüzde 72'sinin enerji sektöründen kaynaklandığını hatırlatan Günay, bu gerçek değişmediği sürece net sıfır hedeflerinin yalnızca iyi niyetli temenniler olarak kalacağını vurguluyor. Birinci ve zorunlu adımın fosil yakıtlardan çıkış olduğunu belirten Günay, bunun yalnızca yenilenebilir elektrik üretmekle sınırlı olmadığını; asıl meselenin temiz elektriğin sanayi, ulaştırma ve ağır üretim sektörlerinde kullanılabilir hale getirilmesi olduğunu ifade ediyor. Bu noktada yeşil hidrojenin devreye girdiğini söylüyor. Günay, yeşil hidrojenin çelik, kimya, gübre, rafineri ve ağır taşımacılık gibi 'karbonsuzlaştırılması zor sektörler' için vazgeçilmez bir çözüm olduğunu söylüyor.

AVRUPA'DAN TEMİZ HİDROJENE TALEP SİNYALİ

Örnek olarak Avrupa Komisyonu'nun otomotiv sektörü için açıkladığı yeni paketi hatırlatan Günay, düşük karbonlu çelik kullanan üreticilerin emisyon hedeflerinde yüzde 7'ye kadar kredi kazanabileceğini söylüyor. Bunun, temiz hidrojenle üretilmiş çeliğe olan talebi hızla artıracağını anlatıyor. Günay'a göre bu gelişmeler, hidrojenin yalnızca çevresel bir çözüm olmaktan çıktığını, aynı zamanda doğrudan ticari ve stratejik bir değere dönüştüğünü gösteriyor. Günay, off-grid üretimin yeşil hidrojen için izinlendirilmesi, kapasite fazlası yenilenebilir elektriğin hidrojen üretiminde kullanılması gibi başlıkların da sürece eklenebileceğini ifade ediyor.

(Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği Başkanı Yusuf Günay)

EN ÇOK OKUNANLAR