USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

15 Temmuz 2026 10:09

Güncelleme Tarihi:

15 Temmuz 2026 10:09

Yayın Tarihi:

15 Temmuz 2026 10:09

“Longevity hastalıkla değil, riskler sessizken başlıyor”

Takvim yaşı ile biyolojik yaş arasındaki fark giderek daha fazla önem kazanıyor. Dr. Ayşegül Çoruhlu; yaşlanmanın hücresel düzeyde nasıl ilerlediğini, sağlıklı yaş almanın temel prensiplerini ve longevıty yaklaşımının neden estetik kaygıların çok ötesinde bir anlam taşıdığını anlatıyor.

“Longevity hastalıkla değil, riskler sessizken başlıyor”

İnsan ömrü uzuyor. Ancak bugün asıl tartışılan konu, kaç yıl yaşadığımızdan çok o yılları nasıl geçirdiğimiz. Çünkü ilerleyen yaşlarda da hareket edebilmek, zihinsel berraklığı sürdürebilmek, üretken kalabilmek ve bağımsız bir yaşam sürebilmek artık sağlıklı yaş alma kavramının merkezinde yer alıyor. Bilim dünyasında yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarına yönelik araştırmalar hız kazanırken, bireyler de hastalık ortaya çıkmadan önce sağlıklarını nasıl koruyabileceklerine daha fazla ilgi göstermeye başlıyor. Bu ilginin artmasıyla birlikte longevity kavramı da sağlık dünyasının en çok konuşulan başlıklarından biri haline geldi. Biyolojik yaş, koruyucu sağlık, metabolik dayanıklılık ve kişiselleştirilmiş sağlık takibi gibi konular yalnızca uzmanların değil, daha bilinçli bir yaşam arayışındaki bireylerin de gündeminde yer alıyor. Biyokimya Uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu ile yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını, sağlıklı yaş alma konusunda yapılan hataları ve geleceğin longevity uygulamalarını konuştuk.

*Son yıllarda longevity kavramı sağlık dünyasının en çok konuşulan başlıklarından biri haline geldi. Ancak konu yalnızca daha uzun yaşamakla sınırlı değil. Sizce longevity yaklaşımı neyi ifade ediyor?

Longevity yaklaşımı son yıllarda yalnızca tıbbın değil, yaşam kültürünün de en önemli başlıklarından biri. Çünkü artık mesele takvimde daha fazla yıl görmek değil; o yılları enerjik, zihinsel olarak berrak, metabolik olarak dengeli ve bağımsız yaşayabilmek. Dünya Sağlık Örgütü'nün 'sağlıklı yaş alma'yı küresel bir öncelik olarak ele alması da bu dönüşümün tesadüf olmadığını gösteriyor. Bu noktada en kritik kavramlardan biri biyolojik yaştır. Takvim yaşı doğum tarihimizden itibaren geçen süreyi anlatır; biyolojik yaş ise hücrelerimizin, damarlarımızın, kaslarımızın, beynimizin ve metabolizmamızın gerçek durumunu gösterir. Aynı yaşta iki insanın biri merdivenleri rahat çıkarken diğeri yorgun ve insülin direnciyle mücadele ediyor olabilir. Aradaki fark çoğu zaman genetikten çok yaşam tarzı, stres yükü, uyku, beslenme, inflamasyon ve toksin maruziyetiyle ilgilidir. Yaşlanmayı belirleyen faktörler çok katmanlıdır. DNA hasarı, telomer kısalması, mitokondri yorgunluğu, otofajinin zayıflaması, kronik düşük düzeyli inflamasyon, bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma ve hormon/metabolizma dengesizlikleri bu sürecin ana başlıklarıdır. Güncel yaşlanma biyolojisi bu tabloyu 'hallmarks of aging' çerçevesiyle, yani yaşlanmanın birbirine bağlı biyolojik işaretleriyle tanımlar. 'Longevity Planı' kitabımda bunları uzun ve anlaşılır yazmıştım. Basitçe hücresel yaşlanma, bir hücrenin artık sağlıklı biçimde bölünemediği ama tamamen de ortadan kalkmadığı bir duruma girmesiyle açıklanabilir. Bu hücreler kimi zaman dokuyu koruyan bir fren mekanizması gibi çalışır; fakat birikmeye başladıklarında çevrelerine inflamatuvar sinyaller yayarak komşu hücreleri de olumsuz etkiler. Biz bunlara zombi hücreler diyoruz. Zamanla eski hücrelere fit olmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle yaşlanma yalnızca 'kırışıklık' meselesi olmaktan çok bağışıklık, damar sağlığı, kas gücü, bilişsel performans ve metabolik esneklik meselesidir.

*İnsanlar çoğu zaman sağlık sorunları ortaya çıktıktan sonra harekete geçiyor. Oysa longevity yaklaşımı çok daha erken bir döneme odaklanıyor. Sağlıklı yaş alma konusunda en sık yapılan hatalar neler?

Sağlıklı yaş alma konusunda en sık yapılan hata, temel doğruları atlamak. Beslenme, ideal kilo, uyku, egzersiz gibi. Diğer büyük hata ise 'şikayet çıkınca ilgilenirim' anlayışı. Oysa longevity, hastalık başladıktan sonra değil, riskler sessizken devreye giren bir yaklaşım. Kan şekeri dalgalanmaları, bel çevresi artışı, uykusuzluk, kas kaybı, kronik stres ve sindirim sorunları vücudun erken uyarı sistemidir.

*Uzun yıllar anti-aging yaklaşımı ön plandaydı. Bugün longevity kavramını farklı bir noktaya taşıyan temel değişim ne oldu?

Eskiden bir anti-aging dönemi geçirdik. İçi boşaltılan bu tabirde cilt, estetik uygulamalar ve dış görünüm ön plandaydı. Longevity ise odağı dış görünümden biyolojik dayanıklılığa taşıdı. Bugün doğru soru 'Nasıl daha genç görünürüm?' değil, 'Hücrelerim nasıl daha iyi enerji üretir, inflamasyonu nasıl azaltırım, kasımı ve beynimi nasıl korurum?' sorusudur. Bu geçiş, güzellik merkezli yaklaşımdan sağlık süresi merkezli yaklaşıma geçiştir. Ancak longevity kelimesinin de altı boşalmaya başladı. Çünkü konu hakkında yeterli birikimi olmayan kişiler de bu başlığı her ifadelerine yapıştırır oldular.

*Koruyucu sağlık anlayışı güçlenirken kişiye özel sağlık takibi de önem kazanıyor. Bu noktada standart check-up uygulamalarını neden yeterli bulmuyorsunuz?

Longevity yaklaşımında standart check-up artık yeterli değil. Kişinin glukoz yanıtı, insülin direnci, lipid profili, D vitamini düzeyi, tiroid fonksiyonu, uyku kalitesi, stres biyobelirteçleri, bağırsak sağlığı, kas kütlesi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilmeli. Epigenetik saatler gibi biyolojik yaş araçları da kişiye özel risk takibi ve koruyucu sağlık planları için araştırılıyor.

*Uzun ve kaliteli yaşam söz konusu olduğunda insanlar çoğu zaman karmaşık formüller arıyor. Sizce nereden başlamak gerekiyor?

Uzun yaşamın temel yapı taşları aslında yalındır: Gerçek gıda, kan şekerini sakin tutan beslenme, düzenli direnç egzersizi, yürüyüş, kaliteli uyku, nefes, güneş ışığı, sosyal bağlar, anlam duygusu ve düzenli sağlık takibi. Bunlar basit görünür ama tutarlı uygulandığında hücresel düzeyde büyük fark yaratır. Bunların üzerine önce temel sonra özel destekler gelir. Temel desteklerin başında D vitamini geliyor. Özel destekler olarak NAD artıran NR takviyesini, liposomal glutatyonu, trans resveratrolü ve ca-AKG isimli özel molekülleri sıralarım.

*Dünyada longevity merkezleri ve koruyucu sağlık modelleri giderek yaygınlaşıyor. Türkiye'nin bu alandaki mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de longevity merkezi karşılığını bulacak yer olduğunu düşünmüyorum. Daha yolun başındayız. Ancak buna ihtiyaç olduğu kesin. Nüfus yaşlanıyor; TÜİK'e göre 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı 2024'te yüzde 10,6'ya yükseldi. Bu nedenle klasik hastane-hastalık ilişkisine ek olarak, sağlıklı bireyin risklerini erken gören, yaşam tarzı reçetesi yazan, metabolik ölçüm yapan ve kişiyi takip eden merkezler daha görünür hale gelmeli. Bu merkezlerin koruyucu sağlık sisteminin tamamlayıcı parçası olması beklenir.

*Yapay zeka ve biyolojik yaş ölçümleri gibi yeniliklerin ardından, longevity alanında hangi gelişmeler öne çıkacak?

Geleceğin longevity uygulamalarında sürekli glukoz izlemi, yapay zeka destekli risk analizi, mikrobiyom değerlendirmeleri, kişiye özel egzersiz reçeteleri, uyku teknolojileri, biyolojik yaş ölçümleri, rejeneratif tıp araştırmaları ve senescent hücreleri hedefleyen çalışmalar daha fazla konuşulacak. Longevity moleküllerinin sayısı artacak. İnsanlar artık yalnızca uzun yaşamayı değil, kaliteli yaşamayı hedefliyor; çünkü yaş almakla yaşlanmak arasında fark olduğunu görüyor. Bağımsız kalmak, zihni açık tutmak, sevdikleriyle aktif olmak, üretmek, seyahat etmek, öğrenmek ve bedeniyle iyi ilişki kurmak istiyor. Gerçek longevity ölümden kaçmak değil; hayatın son dönemine kadar canlılığı, merakı ve işlevselliği korumaktır. Uzun ömür, ancak yılları çoğaltırken yaşamın kalitesini de büyüttüğünde anlam kazanır.

EN ÇOK OKUNANLAR