USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Kültür&Sanat

Yayın Tarihi:17 Şubat 2026 17:43

Canlı, düşünen ve sürekli evrilen bir sanat deneyimi

CCN Holding bünyesindeki The Cube, Ouchhh imzalı yeni sergisiyle dijital sanatı izlenen bir form olmaktan çıkararak izleyicinin zihni, kolektif duygular ve NASA verileriyle gerçek zamanlı olarak dönüşen yaşayan bir deneyime dönüştürüyor.

Canlı, düşünen ve sürekli evrilen bir sanat deneyimi

Dijital sanatın sınırlarını genişleten The Cube, yeni sergisiyle sanat, teknoloji ve izleyici arasındaki ilişkiyi yeniden yorumluyor. CCN Holding çatısı altında faaliyet gösteren The Cube, bu projeyle dijital sanatı yalnızca görsel bir anlatı olmaktan çıkarıp yaşanan, hissedilen ve her an yeniden şekillenen bir deneyim alanına taşıyor. CCN Holding'in geleceği şekillendiren mekânlar ve deneyimler yaratma vizyonunun bir yansıması olan sergi, sanatın teknolojiyle kurduğu bağı farklı bir düzleme taşıyor. The Cube bu yaklaşımıyla bir sergi mekânının ötesine geçerek sanat, veri ve insan bilincinin kesiştiği canlı bir platform olarak konumlanıyor.

Uluslararası yeni medya sanat stüdyosu Ouchhh tarafından tasarlanan 'Canlı ve Düşünen Bir Sanat Deneyimi' mekânın mimari ve teknolojik altyapısı özel olarak kurgulanarak hayata geçirildi. Deneyim tamamen gerçek zamanlı çalışıyor, hiçbir anı tekrar etmiyor ve sabit bir anlatıya sahip olmuyor. Önceden hazırlanmış sahneler ya da nihai bir görsel bulunmuyor; ortaya çıkan her kompozisyon yalnızca o ana, o izleyiciye ve o mekâna ait oluyor.

İNSAN ZİHNİYLE BAŞLAYAN DÖNÜŞÜM

Deneyimin ilk aşamasında sistem tek bir katılımcının zihinsel durumuna odaklanıyor. Gerçek zamanlı nöral veriler aracılığıyla algılanan beyin aktivitesi, mekânın görsel yapısına doğrudan yansıyor. Düşünceler renk, form ve harekete dönüşüyor. Ortam, izleyicinin zihinsel hâline göre biçimleniyor ve sanat eseri kişisel bir bilinç haritası halini alıyor.

KOLEKTİF DUYGULARLA DEĞİŞEN ATMOSFER

İkinci aşamada deneyim bireysel düzeyden kolektif bir boyuta taşınıyor. Mekân aynı anda birden fazla kişinin varlığını ve duygusal durumunu algılıyor. Paylaşılan duygular ortamın atmosferini dönüştürüyor; alan sakinleşebiliyor, yoğunlaşabiliyor ya da farklı bir ritme bürünebiliyor. Böylece eser bireysel bir deneyim olmaktan çıkarak ortak bir bilinç alanına evriliyor.

NASA VERİLERİYLE BESLENEN DİJİTAL EKOSİSTEM

Son aşamada süreç insan ölçeğinin dışına taşınıyor. Sistem NASA'ya ait yirmi aktif uydudan gelen iklim verileriyle gerçek zamanlı olarak besleniyor ve yapay bir ekosistem oluşturuyor. Bu verilerle şekillenen dijital doğa sürekli değişiyor, yaşıyor ve öngörülemez bir yapı sunuyor. Katılımcılar tam vücut takibi sayesinde bu ekosistemle etkileşime geçerek onun dönüşümünde aktif rol alıyor.

TEKNOLOJİ GÖSTERİ DEĞİL ALTYAPI

Sergide kullanılan yapay zeka ve ileri teknolojiler görünür bir şov unsuru olarak sunulmuyor. Teknoloji, mekânın izleyiciyi algılamasını, tepki üretmesini ve birlikte dönüşmesini sağlayan bir altyapı olarak işliyor. Deneyimin merkezinde makine değil insanın mekânla kurduğu ilişki yer alıyor.

YALNIZCA ANIN İÇİNDE VAR OLAN BİR ESER

Bu projede tekrar eden sahneler ya da kalıcı bir son görüntü bulunmuyor. Her deneyim yalnızca yaşandığı anda var oluyor. Süreç tamamlandığında geride fiziksel bir çıktı değil, izleyicinin hafızasında kalan izler kalıyor.

YAŞAYAN BİR SANAT ORTAMI

The Cube'daki bu sergi klasik bir enstalasyon tanımının ötesine geçiyor. İnsan, mekân ve veri arasında kurulan canlı ilişki alanı dijital sanatın geleceğine dair kesin yanıtlar vermek yerine izleyiciyi sürecin aktif bir parçası olmaya davet ediyor. The Cube, bu projeyle sanatın izleyici karşısında duran bir nesne değil, onunla birlikte düşünen ve evrilen bir organizma olabileceğini gösteriyor.

EN ÇOK OKUNANLAR