USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

05 Kasım 2026 14:27

Güncelleme Tarihi:

05 Kasım 2026 14:27

Güncelleme Tarihi:

05 Kasım 2026 14:27

Yayın Tarihi:

05 Kasım 2026 14:27

Yarının liderlerini nasıl yetiştireceğiz?

Üniversitelerin görevi yalnızca bilgi aktarmak değil; öğrencilere doğru soruları sormayı, eleştirel düşünmeyi, araştırmayı ve birlikte üretmeyi öğretmek. Yapay zeka okuryazarlığı da bu anlayışın ayrılmaz bir parçası.

Yarının liderlerini nasıl yetiştireceğiz?

Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, Platin Dergisi Kasım 2026 sayısında, yapay zeka ve robotik teknolojilerinin yarattığı belirsizlik ortamında üniversitelerin ve gençlerin üstlenmesi gereken yeni rolleri değerlendirdi:

Üniversite öğrencilerinin geleceğe ilişkin soruları her zaman oldu. Ancak bugün bu sorulara yeni bir boyut eklendi. Yapay zeka ve robotik teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, gençlerin yalnızca hangi alanda çalışacaklarını değil, seçtikleri mesleklerin gelecekte nasıl değişeceğini de sorgulamalarına neden oluyor. Üniversitelerin en önemli sorumluluklarından birinin, öğrencilerini bu belirsizliklere ve değişimlere hazırlamak olduğunu düşünüyorum. Koç Üniversitesi olarak öğrencilerimize yalnızca bugünün mesleklerinde ihtiyaç duyacakları bilgileri kazandırmayı değil, henüz öngöremediğimiz değişimlere uyum sağlayabilecek yetkinlikler geliştirmelerini de hedefliyoruz. Hatta bunun bir adım ötesine geçerek, gençlerin bu değişimin yalnızca takipçisi değil, lideri ve yaratıcısı olmalarını istiyoruz.

TEKNOLOJİ İNSANIN YERİNİ Mİ ALACAK?

Yapay zeka ve robotik teknolojilerinin gelişimiyle birlikte en sık karşılaştığımız sorulardan biri, hangi mesleklerin ortadan kalkacağı. Ben bu dönüşüme yalnızca mesleklerin kaybolması üzerinden bakmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Robotların temel işlevi insanların yeteneklerini geliştirmek ve onları desteklemek olmalı. Özellikle tehlikeli veya tekrarlayan görevlerde robotların daha fazla sorumluluk üstlenmesi mümkün. Ancak birçok mesleğin tamamen ortadan kalkmasından ziyade, bu mesleklerde yapılan işler ve ihtiyaç duyulan yetkinlikler değişecek. Yapay zekanın robotik sistemlerle birleşmesi, bu dönüşümün en önemli aşamalarından biri olacak. Bugün yapay zekanın bilgi işleme ve analiz kapasitesinden yoğun biçimde yararlanıyoruz. Ancak çevresini algılayabilen, öğrenebilen ve fiziksel dünyada hareket edebilen robotlarla bütünleşmesi, sağlık ve üretim başta olmak üzere pek çok alanda yeni olanaklar yaratacak. Bu gelişmeleri yalnızca otomasyonun artması olarak değil, insanın yapabileceklerinin genişlemesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Üstelik dönüşüm yalnızca mühendislik ve teknoloji alanlarıyla sınırlı değil. Hukuktan ekonomiye, psikolojiden iletişim ve yaratıcı sektörlere kadar birçok alanda yapay zeka, mesleklerin uygulanma biçimlerini değiştiriyor. Bu nedenle geleceğin çalışma dünyasında önemli olan, kişinin yalnızca kendi alanında uzmanlaşması değil, teknolojiyi kendi uzmanlığıyla birleştirerek yeni çözümler geliştirebilmesi olacak.

YENİ ÇÖZÜMLER DİSİPLİNLERİN KESİŞİMİNDE DOĞUYOR

Kendi araştırmalarımdan bir örnek vermek isterim. Yaklaşık 20 yıldır üzerinde çalıştığımız tıbbi mikro-robotlar, insan vücudunun bugün erişilmesi güç bölgelerine ulaşarak hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılabilecek yeni teknolojiler geliştirmeyi amaçlıyor. Doğadaki canlıların hareket mekanizmalarından ilham alarak geliştirdiğimiz yumuşak robotlar, şekil değiştirebiliyor ve farklı ortamlarda hareket edebiliyor. Hedefimiz, bu robotları ilaçların doğrudan hastalıklı dokulara ulaştırılması gibi uygulamalarda kullanabilmek. Bu çalışmaların en önemli özelliklerinden biri, tek bir disiplinin sınırları içerisinde gerçekleştirilememesi. Robotik mühendisleri, doktorlar, biyologlar, kimyacılar, fizikçiler ve malzeme bilimciler aynı problem üzerinde birlikte çalışıyor. Koç Üniversitesi'nde kurduğumuz Medikal Robotik Laboratuvarı'nda da farklı uzmanlıkları bir araya getirerek araştırmalarımızı sürdürüyoruz. Bu örnek bize önemli bir şey gösteriyor: Geleceğin bilimsel ve teknolojik gelişmelerini yalnızca tek bir alandaki bilgiyle gerçekleştirmek giderek zorlaşacak. Farklı disiplinlerin birbirinden öğrenmesi ve birlikte üretmesi, yeni çözümlerin geliştirilmesinde belirleyici olacak.

ÜNİVERSİTELERİN DEĞİŞEN ROLÜ

Teknolojideki bu gelişmeler, üniversitelerin rolünü de yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Ben üniversite diplomasının öneminin azaldığından ziyade, üniversitenin rolünün değiştiğini düşünüyorum. Bugün birçok teknik bilgiye ve beceriye dijital platformlar aracılığıyla ulaşmak mümkün. Ancak bilgiye ulaşmakla o bilgiyi anlamlandırmak, sorgulamak ve yeni bir değer üretmek aynı şey değil. Bu nedenle üniversitelerin görevi yalnızca bilgi aktarmak değil; öğrencilere doğru soruları sormayı, eleştirel düşünmeyi, araştırmayı ve birlikte üretmeyi öğretmek. Yapay zeka okuryazarlığını da bu anlayışın ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum. Öğrencilerin bu araçları etkin biçimde kullanmalarının yanı sıra, sundukları sonuçları değerlendirebilmeleri, sınırlarını anlayabilmeleri ve etik sorumluluklarının farkında olmaları gerekiyor. Koç Üniversitesi olarak tüm lisans öğrencilerimiz için zorunlu yapay zeka dersini müfredatımıza eklememizin ve farklı bölümlerden öğrencilerimize açık Yapay Zeka Yan Dal Programı'nı hayata geçirmemizin temelinde de bu yaklaşım bulunuyor. Çekirdek Programımız ise öğrencilerimizin kendi uzmanlık alanlarının dışına çıkarak farklı disiplinlerle tanışmalarına ve en yeni sıcak konuları öğrenmelerine (yapay zeka, sürdürülebilirlik ve global sağlık gibi) olanak sağlıyor. Yapay zekanın eğitimdeki kullanımını da mühendislikle sınırlı görmüyoruz. Üniversitemizde medya eğitiminde yapay zeka okuryazarlığına, tıpta yapay zeka kullanımına ve yapay zeka regülasyonları gibi hukuki konulara odaklanan eğitim projeleri de geliştiriliyor. Çünkü teknolojiyi anlayabilen, sorgulayabilen ve kendi alanında sorumlu biçimde kullanabilen bireylere her disiplinde ihtiyaç var. Üniversitelerin değişen rolü, eğitim ve araştırmayla da sınırlı değil. Günümüzde üniversitelerin ürettikleri bilgiyi inovasyona, girişimciliğe, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilmeleri giderek daha önemli hale geliyor. Bu nedenle eğitim, araştırma ve toplumsal etkiyi birbirini tamamlayan sorumluluklar olarak ele almak gerektiğine inanıyorum. Öğrencilerimizin lisans düzeyinden itibaren araştırma süreçlerine katılmalarını bu nedenle önemsiyoruz. Araştırma laboratuvarlarımızda, merkezlerimizde ve disiplinlerarası projelerimizde öğrencilerimiz yalnızca mevcut bilgiyi öğrenmekle kalmıyor, yeni bilgi üretme süreçlerine de katılıyor. Bu deneyim, onları geleceğin problemlerine çözüm geliştirmeye hazırlıyor. Ancak araştırmanın etkisi laboratuvarla sınırlı kalmamalı. Bilimsel buluşların girişimlere, yeni teknolojilere ve gerçek hayatta kullanılan ürünlere dönüşmesi gerekiyor. Teknolojik dönüşüm, üniversiteler ile iş dünyasının birlikte bilgi ve teknoloji üretmesini de giderek daha önemli hale getiriyor. Üniversite-sanayi iş birlikleri, araştırmaların gerçek hayattaki ihtiyaçlarla buluşmasını sağlarken öğrencilerin de eğitimleri sırasında farklı problemlere çözüm geliştirme deneyimi kazanmalarına olanak tanıyor. Bu nedenle üniversiteler ile iş dünyası arasındaki ilişkiyi yalnızca mezunların istihdam edilmesi üzerinden değil, birlikte değer yaratma kapasitesi üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRECEK GENÇLER

Peki, geleceğin nasıl şekilleneceğini tam olarak bilemediğimiz bir dünyada gençlere ne öneriyoruz? Öncelikle merak ve hayal etmelerini ve vizyoner, araştırmacı ve yenilikçi bir düşünme biçimini devamlı geliştirmelerini. Doğru soruları sorabilmek, karşılaşılan problemlere farklı açılardan yaklaşabilmek ve öğrenmeyi hayat boyu sürdürebilmek her zaman değerli olacak. Bunun yanında farklı disiplinlerle birlikte çalışabilmek, yapay zeka ve veri okuryazarlığı geliştirmek, girişimci bir bakış açısına sahip olmak ve yapılan çalışmaların toplumsal etkisini gözetmek giderek daha önemli hale gelecek. Gençlere her zaman hayal kurmalarını ve hata yapmaktan korkmamalarını öneriyorum. Çünkü bilimde olduğu gibi hayatın diğer alanlarında da ilerleme, çoğu zaman daha önce denenmemiş olanın peşinden gitmekle mümkün oluyor. Hatalardan öğrenebilmek, yeni fikirler geliştirebilmek ve bu fikirleri insanlığın yararına dönüştürmek büyük önem taşıyor. Geleceğin mesleklerinin tamamını bugünden öngöremeyebiliriz. Ancak gençleri bu belirsizliğe hazırlayabiliriz. Bunun yolu da onlara yalnızca mevcut bilgileri öğretmekten değil, yeni bilgi üretebilecekleri, farklı disiplinlerle birlikte çalışabilecekleri ve karşılaştıkları problemlere özgün çözümler geliştirebilecekleri bir ortam sunmaktan geçiyor. Üniversiteler olarak hedefimiz, gençleri yalnızca değişen dünyaya uyum sağlayacak şekilde yetiştirmek değil, bu değişimi yaratabilecek bilgi, beceri ve cesaretle donatmak olmalı.

EN ÇOK OKUNANLAR