
Küresel ölçekte derinleşen iklim krizi ve artan çevresel riskler, iş dünyasını yeni bir karar eşiğine taşıyor. Şirketler açısından sürdürülebilirlik artık yalnızca bir uyum başlığı ya da raporlama konusu değil; rekabet gücünü, kurumsal dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini belirleyen temel bir unsur haline geliyor. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, iş dünyasında yaşanan bu dönüşümü şu sözlerle değerlendiriyor: "İş dünyasının önemli bir eşikten geçtiğine tanıklık ediyoruz. İklim krizi kaynaklı küresel riskler derinleşirken, şirketlerin yalnızca verimlilik ve kârlılık odaklı geleneksel yaklaşımlarla yoluna devam etmesi artık mümkün değil. Sürdürülebilirlik bugün bir uyum başlığı olmanın ötesine geçti; şirketlerin rekabet gücünü, dayanıklılığını ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini belirleyen temel unsur haline geldi." SKD Türkiye çatısı altında yürütülen çalışmaların, bu dönüşümün somut göstergelerini ortaya koyduğunu vurgulayan Günsel, sürdürülebilirliğin şirketlerin en üst karar mekanizmalarına taşındığına dikkat çekiyor. Günsel, "SKD Türkiye çatısı altında, 190'nı aşan üyemizle yürüttüğümüz çalışmalarda bu dönüşümü çok net görebiliyoruz. Türkiye'de sürdürülebilirlik artık yan bir gündem değil. Yönetim kurullarında, üst yönetim toplantılarında ve strateji çalıştaylarında ana eksen haline geliyor" diyor.
YATAY VE VERİ TEMELLİ YAPI
Günsel, bu değişimin söylem düzeyinde kalmadığını gösteren önemli göstergelerden birinin ise Kurumsal Sürdürülebilirlik Olgunluk Anketi sonuçları olduğundan bahsediyor. "115 üyemizin katıldığı Kurumsal Sürdürülebilirlik Olgunluk Anketi'nde üst yönetimin sürdürülebilirliği sahiplenme oranının yüzde 84'e ulaşması, bu değişimin yalnızca söylemde kalmadığını gösteriyor" diyen Günsel'e göre sürdürülebilirlik artık yalnızca belirli ekiplerin sorumluluğunda değil, şirket genelinde yatay ve veri temelli bir yapıya evriliyor. Günsel, finans, risk, operasyon ve insan kaynakları ekiplerinin raporlama, tedarik zinciri, net sıfır ve insan hakları çalışma gruplarında birlikte çalışmasının, ESG'nin şirket içinde yatay, veriye dayalı ve kolektif bir karar sürecine dönüştüğünü ortaya koyduğunu söylüyor.
YENİ BİR YETKİNLİK ALANI
Bu tablo, yönetim kurulları için de yeni bir yetkinlik ihtiyacını beraberinde getiriyor ve sürdürülebilirliğin şirketlerin en üst karar mekanizmalarında yeni bir yetkinlik alanı yarattığını gösteriyor.Yönetim kurulları açısından iklim ve ESG başlıklarnın artık teknik bir uzmanlık alanı değil; stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Günsel, bu dönüşümün yönünü şu sözlerle tarif ediyor: "Bu tablo bana, yönetim kurullarının iklim ve ESG başlıklarında en az finansal okuryazarlık kadar güçlü bir yetkinlik setine sahip olması gereken yeni bir döneme girdiğimizi düşündürüyor." 2026'ya girerken öne çıkan bir diğer kırılma noktası ise şirketlerin sürdürülebilirlik alanında karşı karşıya kaldığı teknik kapasite ihtiyacı. Düzenlemeler sıkılaştıkça, sürdürülebilirlik başlığı yalnızca stratejik değil; aynı zamanda ölçüm, doğrulama ve veri yönetimi gerektiren bir operasyon alanına dönüşüyor. Günsel'in işaret ettiği tablo net: "Yeni düzenlemeler ölçüm, doğrulama ve dijital veri akışını zorunlu hale getirirken; sürdürülebilirlik veri analisti, izlenebilirlik uzmanı ve dekarbonizasyon proje yöneticisi gibi roller giderek daha görünür hale geliyor." Türkiye'nin 2026 yılında COP31'e ev sahipliği yapacak olması, iş dünyası için yalnızca bir prestij değil; hazırlık, şeffaflık ve uygulama kapasitesini küresel standartlarda ortaya koyma sorumluluğu anlamına geliyor. Günsel, "2026'da bu pozisyonların istisna değil standart olacağına inanıyorum" diyor.
YEŞİL DÖNÜŞÜM İŞ BİRLİĞİ OLMADAN MÜMKÜN DEĞİL
Günsel'in altını çizdiği bir diğer kritik başlık ise dönüşümün tekil değil, zincirleme bir süreç olduğu gerçeği. Şirketlerin yalnızca kendi operasyonlarına odaklanmasının yeterli olmadığına dikkat çeken Günsel, bu noktada değer zinciri yaklaşımının öne çıktığını vurguluyor. Günel, "Üçüncü kırılım noktası, yeşil dönüşümü yalnız başımıza yapamayacağımız gerçeği. Şirketlerin sadece kendi dönüşümünü değil, tüm değer zincirindeki paydaşlarının dönüşümünü önemsemesi ve bunu stratejik olarak önceliklendirmesi gerekiyor" diyor. Teknik altyapı ve iş birlikleri kadar kritik bir başka boyut ise kurum kültürü. Günsel'e göre sürdürülebilirliğin kalıcı hale gelmesi, raporların ötesine geçip davranışlara ve liderlik anlayışına yerleşmesiyle mümkün olacak. "Net sıfır hedefleri, iklim riskleri ve etik ilkelerin yalnızca raporlarda kalması artık yeterli değil" diyen Günsel, "Şirketler bu kavramları kurum içi davranışlara, yetkinliklere ve liderlik anlayışına daha güçlü şekilde entegre etmek zorunda. Risk ekiplerinin iklim risklerini finansal risklerle birlikte ele aldığı, insan kaynaklarının sürdürülebilirlik yetkinliklerini işe alım ve performans kriterlerine dahil ettiği bir dönem başlıyor. ESG performansı, şirketlerin sürdürülebilir büyümesinin en temel göstergelerinden biri haline geliyor" yorumunda bulunuyor.
SUSTAINHUB ACADEMY: "DÖNÜŞÜMÜN İNSAN KAYNAĞINA YANIT"
Bu ihtiyaca yanıt vermek üzere hayata geçirilen SustainHUB Academy'ye özel bir parantez açan Günsel, programın önemini şöyle ifade ediyor: "Tam da bu ihtiyaçtan hareketle, SKD Türkiye olarak Özyeğin Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz SustainHUB Academy'yi çok önemsiyoruz. Gerçek vaka analizleri, hibrit yapısı ve üst düzey yönetici mentorluğu ile yeni nesil sürdürülebilirlik liderlerini yetiştirmeyi hedefliyoruz. Yapay zekadan iklim uyumuna, döngüsel ekonomiden ESG uyumuna uzanan bu yolculukta, şirketlerin aradığı yetkinlik setlerine somut bir katkı sunduğumuzu görmek benim için son derece değerli." Günsel, 2026'ya ilişkin mesajını net bir çerçeveyle tamamlıyor: "Önümüzde, organizasyon yapılarını ve liderlik anlayışını sürdürülebilirlik ekseninde yeniden tanımlayan bir eşik yılı var. SKD Türkiye olarak bu dönüşümün yalnızca takipçisi değil, aktif bir hızlandırıcısı olmaya devam edeceğiz. 2026, bekleyenlerin değil; sorumluluk alan, hazırlanan ve dönüşümü sahiplenenlerin yılı olacak."