USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

17 Ağustos 2026 11:48

Güncelleme Tarihi:

17 Ağustos 2026 11:48

Güncelleme Tarihi:

17 Ağustos 2026 11:48

Yayın Tarihi:

17 Ağustos 2026 11:48

Gerçek değerin peşinde

Etki ekonomisi iş dünyasını gerçek bilançolarıyla yüzleştiriyor. Artık atılan her adımın toplumsal ve ekolojik sonuçlarını kuruşu kuruşuna ölçme dönemi başlıyor. Hexa Capita Kurucusu ve Etkiyap IMM Etkiden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Ceyda Özgün, finansal muhasebe ile sosyal muhasebeyi entegre etmeden gerçek resmin görülemeyeceğini söylüyor.

Gerçek değerin peşinde

Gezegenimizin ve küresel ekonomik sistemlerin geleceğini yeniden şekillendiren en güçlü makroekonomik dalgalardan biri olan sürdürülebilirlik, uzun yıllar boyunca ne yazık ki sadece vitrin süsleyen yeşil kelimelerin ötesine geçemedi. Şirketlerin yaptıkları çalışmalar daha çok sosyal sorumluluk çerçevesinde kaldı. Zira hem net bir yol haritasının olmaması hem de regülasyon etkisinin devreye girmemesi daha yavaş adımlarla ilerlenmesine neden oldu. Bu nedenle sahada değişen çok az şey oldu. Ne var ki hem Paris İklim Anlaşması'nın imzalanması hem de AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın hayata geçmesi şirketleri hareketlendirdi. Bugüne kadar çok daha ağır ilerleyen süreçler hızlandı. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları; daha bilinen şekliyle 'sürdürülebilirlik çalışmaları' pek çok başlıktan oluşuyor. Platin Dergisi olarak tüm bu çalışmaları tek bir çatı altında toplamak amacıyla 'etki ekonomisi' başlığını kullanıyoruz. Böylece regülatörlerden özel sektöre, sivil toplum kuruluşlarından danışmanlık mekanizmalarına kadar tüm paydaşları bu ortak kavram altında buluşturarak, günümüzün anlık fotoğrafını çekmeyi ve geleceğin rasyonel iş modellerine ışık tutmayı hedefliyoruz. Çünkü artık biliyoruz ki, sadece 'musluğu kapatarak' veya 'ışıkları söndürerek' BM SKA hedeflerine ulaşmak imkansız bir hal aldı. Gerçek bir dönüşüm için, işletmelerin çevreye ve topluma bıraktığı olumlu ya da olumsuz tüm izleri kuruşu kuruşuna hesaplayan bütünsel bir akla ihtiyaç var. İşte bu vizyoner yaklaşımın, eylem ve söylem tutarlılığının temsilcilerinden biri olan Hexa Capita Kurucusu ve Etkiyap IMM Etkiden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Ceyda Özgün ile etki ekonomisinin sınırlarını, mevcut eksiklikleri ve finansal tabloları kökten değiştirecek yeni nesil muhasebe sistemini konuştuk.

SÖYLEMDEN EYLEME GİDEN YOL

"Sürdürülebilirlik diyen sürdürülebilirliği bilmiyordur..." Ceyda Özgün, bu radikal ve ezber bozan tespitiyle iş dünyasındaki samimiyet testini en baştan başlatıyor. Esas meselenin bu kavramı dilden düşürmemek değil, onun reklamını yapmamak olduğunu vurgulayan Özgün, "Sürdürülebilirlik demeden sürdürülebilir olmak zaten en büyük başarı. Bunu konuşmadığınız, bir yaşam biçimi haline getirdiğiniz zaman sürdürülebilirsiniz demektir. Mühim olan bağlantıları ve bağımlılıkları doğru tespit etmek" diyerek kurumsal körlüğe dikkat çekiyor. Bu bağlamda yönümüzü tarihe, bu toprakların köklü geçmişine çevirdiğimizde karşımıza bir deha çıkıyor: Atatürk... Bir ülkenin küllerinden doğarken kurduğu fabrikaların arkasında tam olarak bu derin vizyon yer alıyor. Özgün Atatürk'ün stratejisini bugünün sürdürülebilirlik ilkeleriyle bağdaştırıyor ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Nazilli Basma Fabrikası örneğini hatırlatarak şu analizi yapıyor: "O dönem kurulan fabrikalar sadece üretime değil, işçinin yaşam kalitesine de odaklandı. İşçilerin sanatla, müzikle uğraşmasını sağlayacak küçük yapılar kuruldu, çocukları için okullar açıldı, eğlenceler düzenlendi. İnsanı her yönüyle ele alan bu yaklaşım romantik bir tercih değil, aksine üretimin güçlenmesi için zorunlu bir adımdı. Biz bugün sürdürülebilirlik eğitimlerinde buna 'bağımlılık' (dependency) diyoruz." Oysa bugünün şirketleri, sürdürülebilirlik raporlarında 'doğaya saygı duyuyoruz' derken kendi bağımlılıklarından tamamen habersiz bir profil sergiliyor. Özgün, "Çalışanına, doğasına, ham maddesine gerçek anlamda bağımlı olduğunu idrak edemeyen bir işletmenin ayakta kalması imkansız. Basit bir 'fish and chips' dükkanı bile sattığı balık türüne ve patatese göbekten bağlıdır; o balığın stokları azaldığında, tedarik zinciri kırıldığında ya da iklim koşulları nedeniyle patates üretimini etkilediğinde yerine ne koyacağını, hangi muadile yöneleceğini bugünden hesap etmeyen bir strateji çökmeye mahkum" diyor.

ÇIKTILARIN ÖTESİNDE SONUÇLARI ÖLÇMEK

Sürdürülebilirlik departmanlarının düştüğü en büyük yanılgı, topluma sunulan yüzeysel verileri birer nihai başarı kriteri olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Ceyda Özgün, kurumsal raporlardaki bu büyük illüzyonu 'çıktı' (output) ve 'sonuç' (outcome) kavramları üzerinden net bir şekilde ayırıyor. Bugün pek çok dev holding 'yöneticilerimizin yüzde 50'si kadın' diyerek toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden büyük övgüler topluyor. Özgün, bu bilginin sadece bir 'çıktı' olduğunu, gerçek bir etki ölçümü içermediğini şu çarpıcı bizzat şahit olduğu şu örnekle açıklıyor: "Yüzde 50 oranını verebilmek için ünvan verip, kritik kararların alındığı toplantılara kadın yöneticileri bilerek çağırmayan işletmeler var. İşini yaptırtmıyorlar, tutumları değişmiyor. Oysa tüm yöneticileri zaten kadın olan şirketlerin gündeminde toplumsal cinsiyet eşitliği diye bir başlık yer almıyor; çünkü onlar bunu bir PR malzemesi yapmaya ihtiyaç duymadan zaten uyguluyorlar, yaşıyorlar."

Özgün'e göre, benzer şekilde, raporlara yazılan 'yıllık 1 milyon ton emisyon azalımı sağladık' beyanı da tek başına okuyucuya ya da yatırımcıya hiçbir şey ifade etmeyen kuru bir çıktı bilgisinden ibaret kalıyor. Karbon emisyonu verisi sadece bir örnek. Çıktı verileri kendi başına yol gösterici olamıyor. Bu çıktıların sonuçlarını anlamak ve ölçmek esas meselemiz. İşin daha da acı tarafı, büyük kuruluşlarda görev yapan CFO'larla yapılan görüşmelerde ortaya çıkıyor. Deneyimli finans yöneticileri, kritik karar alma süreçlerinde sürdürülebilirlik veya etki raporlarının bir kez bile önlerine gelmediğini, kararlarını bu verilere bakarak şekillendirmediklerini açıkça itiraf ediyorlar. Bu veriler orta kademe yönetimde sıkışıp kalıyor ve üst yönetimin karar alma mekanizmasını beslemiyor. Yaklaşık 12 yıl önce büyük bir konferansta çevre ve sürdürülebilirlik üzerine dakikalarca ilham verici konuşma yapan ve büyük alkış alan bir CEO'nun, etkinlik çıkışında kapıda kendisini motoru ve kliması sonuna kadar açık şekilde bekleyen yüksek karbon ayak izine sahip aracına binip uzaklaşması, Özgün için eylem ile söylem arasındaki tutarsızlığı gözler önüne seren unutulmaz bir örnek teşkil ediyor.

(Hexa Capita Kurucusu ve Etkiyap IMM Etkiden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Ceyda Özgün)

SROI VE SOSYAL MUHASEBE DEVRİMİ

Ceyda Özgün'ün etki ölçümü ve sosyal muhasebeye uzanan kişisel kariyer yolculuğu, aslında Türkiye'deki kurumsal dönüşümün de küçük bir özeti niteliğinde. Ankara'da bir şirketin kurumsal iletişim departmanında görev yaparken, Kuzey Avrupa ülkelerinden gelen bir denetim ekibinin sürdürülebilirlik dosyalarını talep etmesiyle süreç başladı. O dönem ellerindeki tüm faaliyetlerin aslında basit bağışlardan ve kurumsal hayırseverlikten ibaret olduğunu fark etti. Yabancı denetçinin "Bu geçici bir trend değil, gelecekte var olmak istiyorsan bunun eğitimini almalısın" uyarısı üzerine rotasını Almanya'ya çeviriyor ve Steinbeis Üniversitesi'nde sürdürülebilirlik yüksek lisansını tamamlıyor. Türkiye'ye döndüğünde şirketlere danışmanlık verirken sadece sayısal çıktıları raporlamanın anlamsızlığını görerek derin bir mutsuzluk yaşadı ve arayışa giren Özgün, bu süreçte, yürütülen faaliyetlerin yarattığı sosyal değişimleri finansal dile tercüme eden SROI (Yatırımın Sosyal Getirisi) metodolojisiyle tanıştı.

Bu ölçüm çerçevesinin ev sahibi olan Social Value International (SVI) ve SVI'ın kurucusu Jeremy Nicholls, Özgün'ün tüm profesyonel bakış açısını kökten değiştirdi. Türkiye'de bu alanda hiç insan kaynağı yokken, elindeki uygulama rehberi kurallarını hayata geçirerek küçük bir işletmede ilk denemesini yaptı ve modelin kusursuz çalıştığını gördü. Türkiye'nin uluslararası denetimden geçmiş ilk tescilli SROI raporunu, bir sosyal girişim olan 'Kızlar Sahada' için Özgün hazırladı. SROI analizi, insanların bu paha biçilemez yaşamsal deneyimlerini doğrudan para diline tercüme ederek bilançoya eklenebilir somut veriler haline getirdi.

BİLANÇOLARI DEĞİŞTİRECEK BÜYÜK ENTEGRASYON

Geleceğin etki ekonomisinde kuralları belirleyecek en büyük devrim, finansal muhasebe ile sosyal muhasebenin tek bir çatı altında entegre edilmesiyle yaşanacak. Jeremy Nicholls'un da en büyük küresel vizyonu olan bu birleşme gerçekleştiğinde, sürdürülebilirlik verileri artık orta kademe yönetimde kaybolan süslü kitapçıklar olmaktan çıkıp CFO'ların ve yönetim kurullarının önüne mecburen gelen tek yasal dokümana dönüşecek. Harvard Üniversitesi ekonomi profesörlerinin yaptığı güncel çalışmalar, çevresel ve sosyal etkilerin parasallaştırılması noktasında şirketlerin kaçamayacağı metodolojiler sunuyor. Ceyda Özgün, bu akademik yöntemleri kullanarak halka açık raporlar üzerinden çarpıcı bir deneme gerçekleştirdiğini anlatıyor. Özgün, yıllık 400 milyon dolar FAVÖK (EBITDA) açıklayan bir şirketin verilerini alarak, bu metodolojilerin belirlediği karbon emisyonu maliyet parametresini (o dönem için 1 ton karbonun azaltım maliyeti=236 dolar) şirketin satılan malın maliyeti kalemine ekleyerek yeniden hesapladığında, o 400 milyon dolarlık FAVÖK'ün aslında eksi 800 bin dolarlık negatif FAVÖK'e dönüştüğü gerçeğiyle yüzleşmiş.

ETKİ YATIRIMI DEVREDE

Şirketler bugüne kadar sosyal muhasebeye hep mesafeli durdu; ancak Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Mekanizması (SKDM) gibi sert regülasyonları kapıya dayanınca emisyon azaltım yol haritaları da hazırlanmaya başladı. Tam bu noktada karşımıza çıkan etki yatırımı (impact investing) kavramı, kesinlikle bir hayırseverlik veya filantropi faaliyeti olarak algılanmamalı. Özgün, etki yatırımının yatırımcısına net finansal kazanç sağlayan ancak bunu yaparken züccaciyeci dükkanına giren bir fil gibi etrafı yakıp yıkmayan rasyonel bir model olarak öne çıktığını anlatıyor. Klasik yatırımcılar sadece şirketin karlılık, likidite oranı borç ödeme kapasitesi gibi bakarak karar veriyor; oysa o şirketin üretim yaparken topluma ve geleceğe bıraktığı gizli borçlar hiçbir finansal tabloda yer almıyor. Değişim zincirini bugünden öngöremeyen işletmeler için gelecek hiç kolay olmayacak.

ŞİRKETLER İÇİN YOL HARİTASI

Peki, green washing tuzağına düşmeden, bu yeni etki dünyasında kalıcı ve samimi bir yer edinmek isteyen şirketler nasıl bir strateji izlemeli? Ceyda Özgün, net ve uygulanabilir adımlardan oluşan çok basit bir yol haritası sunuyor. Bu sürecin ilk ve en önemli kuralı, işletmenin kendi gerçekleriyle cesurca yüzleşmesi ve kendisiyle barışması. Her şirket ürettiği hizmet ya da malların doğası gereği çevreye ve insana olumsuz etkiler bıraktığını dürüstçe kabul etmekle yükümlü. Bu adımı tıpkı sağlıklı bir diyet yapma sürecine benzetmek gerekiyor. Bir haftada şok uygulamalarla beş kilo vermeye çalışmak yerine, adımları zamana yayarak beş ayda kalıcı ve sağlıklı bir forma ulaşmayı hedeflemek en doğru yöntem olarak kabul görüyor. Şirketlerin ikinci olarak kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor: 'Beni ne ilgilendiriyor ve neden ilgilendiriyor?' Danışmanların hazırlayıp fatura kestiği veya piyasada hazır şablonlar olarak sunulan genel önemlilik (materiality) listelerini kopyalamak büyük bir zaman ve odak kaybı yaratıyor. Örneğin, Türkiye'deki yerel bir bankanın okyanusların ısınması konusunu kendi ana raporlama maddesi yapması hiçbir rasyonel temele dayanmıyor. Özgün, "İşletmeler pazar tanımlarını bir kenara bırakıp kendi özgün operasyonlarına odaklanmalı, kaynaklarını dağınık hedeflere harcamamalı. En önemlisi de gelişim çemberini içeriden dışarıya doğru kurgulamak büyük önem taşıyor. Kendi ofisindeki çalışanının refahını, adil ücret beklentisini ve iş doyumunu tam anlamıyla sağlamayan bir şirketin, uluslararası kürsülere çıkıp küresel toplumsal cinsiyet eşitliği projelerinden bahsetmesi tam bir konsantrasyon ve enerji kaybı. Önce kendi iç çeperindeki yapısal sorunları çözüp ardından çeperi yavaş yavaş dışarıya doğru genişleten bir yönetim aklı, etki ekonomisinin kazananı olmaya aday görünüyor" diyor.

ETKİ YÖNETİMİ İLKELERİ

Hexa Capita Kurucusu Ceyda Özgün'ün analizlerinden hareketle, iş dünyasının etki ekonomisine adaptasyonunu sağlayacak temel operasyonel rehber maddeler şu şekilde sıralanıyor:

BAĞIMLILIK ANALİZİ: İşletmeler, sürdürülebilirlik raporlarında doğaya saygı duyduklarını iddia etmek yerine, iş süreçlerinin insana ve ekosisteme olan mutlak bağımlılıklarını doğru okumak zorunda.

SROI METODOLOJİSİNİN YAYGINLAŞMASI: Faaliyetlerin yarattığı sosyal değişimlerin değerini finansal tabana oturtan Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) analizleri, kurumsal kaynak yönetiminde bir lüks değil temel muhasebe aracı yapılmalı.

KARAR ALMA MEKANİZMALARININ BESLENMESİ: Etki ölçüm raporları orta kademe yönetimde sıkışıp kalmamalı; CFO ve yönetim kurullarının stratejik kararlarını doğrudan belirleyecek birer girdi olarak masaya gelmeli.

ÖZGÜN ÖNEMLİLİK TANIMI: Şirketler, pazarda hazır olarak sunulan şablon listeleri kopyalamak yerine, kendilerini doğrudan ilgilendiren ve etki yaratabilecekleri özgün öncelikli konulara odaklanmalı.

EYLEM VE SÖYLEM TUTARLILIĞI: Kurumsal liderlerin sahnedeki çevreci söylemleriyle günlük yaşam pratikleri ve operasyonel harcamaları (ulaşım ve seyehat tercihleri, kaynak kullanımları vb.) mutlak bir uyum göstermeli.

ETKİ YATIRIMINA GEÇİŞ: Finans dünyası, sadece kârlılık ve likidite oranları veya borç ödeme kapasitesini gösteren rasyolara bakan klasik modelleri terk ederek, toplumsal refahı destekleyen ve yıkıcı olmayan gerçek etki yatırımlarına yönelik stratejiler uygulamalı.

EN ÇOK OKUNANLAR