Yayın Tarihi:
14 Temmuz 2026 15:27Güncelleme Tarihi:
14 Temmuz 2026 15:27Yayın Tarihi:
14 Temmuz 2026 15:27
Bazı insanlar için hareket bir aktivite, bazıları için ise hayatı anlama biçimi. Günlük kararlarından çalışma disiplinine, liderlik anlayışından uzun vadeli hedeflerine kadar pek çok alan aynı bakış açısıyla şekilleniyor. Özellikle son yıllarda daha sık duyulan longevity kavramı da bu yaklaşımın önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Uzun yaşamın ölçütleri arasında zihinsel açıklık, fiziksel kapasite, bağımsız hareket edebilme ve yaşamdan alınan verim bulunuyor. İş dünyasında yoğun tempoyla çalışan yöneticilerin performans, enerji ve sağlık arasındaki dengeyi nasıl kurduğu da giderek daha fazla merak ediliyor. Çünkü sürdürülebilir başarı yalnızca hedeflere ulaşmakla ilgili görünmüyor; uzun yıllar boyunca aynı enerjiyi koruyabilmek de en az sonuçlar kadar önem taşıyor. Uyku düzeninden beslenmeye, hareket alışkanlıklarından toparlanma süreçlerine kadar uzanan birçok unsur bu denklemin parçası haline geliyor. Everest'ten Güney Kutbu'na uzanan deneyimleriyle dikkat çeken iş insanı Hakan Bulgurlu ile uzun ve kaliteli yaşam anlayışını, dayanıklılık sporlarının kazandırdığı bakış açısını ve yüksek performansın görünmeyen taraflarını konuştuk. Doğayla kurulan bağdan teknoloji kullanımına, liderlikten sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına kadar uzanan farklı başlıklara değindi.
*Son yıllarda longevity kavramı iş dünyasından sağlıklı yaşama kadar birçok alanda konuşuluyor. Bu yaklaşımı nasıl tanımlıyorsunuz? Uzun ve kaliteli yaşam sizin için ne ifade ediyor?
Longevity kavramını yalnızca ömrü uzatma arzusu olarak görmüyorum. Asıl mesele, yaş aldıkça zihinsel açıklığı, fiziksel kapasiteyi, merakı ve hayata katılma enerjisini koruyabilmek. Uzun yaşamak elbette değerli, ama bunu kaliteli, üretken, bağımsız ve anlamlı bir yaşamla birleştiremediğinizde sayıların tek başına fazla anlamı kalmıyor. Bu nedenle longevity benim için bir 'genç kalma' takıntısından çok, daha bilinçli yaşama disiplini. Uyku, beslenme, hareket, toparlanma, stres yönetimi, düzenli ölçüm ve doğayla bağ kurma gibi alanların hepsi aynı bütünün parçaları. Bu konuya da iş hayatında benimsediğim yaklaşım gibi bakıyorum: Ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Ancak ölçüm tek başına yeterli değil, veriyi davranışa dönüştürmek gerekiyor.
*Everest'ten Güney Kutbu'na uzanan deneyimleriniz, aktif yaşamın hayatınızda özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Hareket ve fiziksel dayanıklılık yaşam felsefenizin neresinde duruyor?
Hareket benim için bir hobi değil, hayatımın merkezinde duran bir enerji kaynağı. Everest'e tırmanmak, Güney Kutbu'nda yürümek ya da zorlu bir dağ rotasına hazırlanmak elbette ekstrem örnekler. Ama arkasındaki felsefe çok basit: İnsan bedeni kullanılmak üzere tasarlanmış bir sistem. Onu ne kadar ihmal ederseniz, yaşam kaliteniz de o kadar daralıyor. Düzenli antrenman kas gücü veya kondisyon kazandırmıyor; aynı zamanda zihinsel netlik, duygusal denge ve özgüven veriyor. Kuvvet antrenmanı, kardiyo, mobilite, nefes çalışmaları, sauna ve cold exposure gibi rutinleri bu yüzden birbirinden ayrı görmüyorum. Hepsi dayanıklılığın farklı katmanlarını destekliyor. Önemli olan, her yıl bir önceki yıla göre daha bilinçli ve sürdürülebilir bir fiziksel kapasite inşa etmek.

*Bir dağa tırmanmak ya da zorlu bir parkuru tamamlamak yalnızca fiziksel hazırlık gerektirmiyor. Bu süreçlerin size sabır, disiplin ve kararlılık konusunda neler öğrettiğini düşünüyorsunuz?
Dağlar insana egosunu küçültmeyi öğretiyor. Ne kadar iyi hazırlanırsanız hazırlanın, doğanın şartlarını kontrol edemezsiniz. Hava değişir, bedeniniz farklı tepki verir, planlarınız bozulur. Böyle anlarda asıl mesele gücünüz değil, sakin kalabilme becerinizdir. Büyük hedeflere küçük adımlarla gidildiğini en iyi dağda öğreniyorsunuz. Zirve hiçbir zaman tek bir büyük hamlenin sonucu değil; aylarca hazırlık, doğru ekip, doğru tempo, doğru beslenme, iyi uyku, disiplin ve sabır ister. Aynı şey hayatta da geçerli. Kararlılık, körü körüne ilerlemek değil; şartları okuyarak, gerektiğinde yavaşlayarak ama ana hedefi kaybetmeden devam etmektir. Zorlu parkurlar bana başarının sadece iradeyle değil, hazırlık ve tevazuyla geldiğini öğretti.
*İş dünyasında başarı çoğu zaman sonuçlarla ölçülüyor. Dayanıklılık sporları ise sürece odaklanmayı öğretiyor. Bu iki dünyanın birbirini beslediği noktalar sizce neler?
İş dünyasında sonuçlar önemli; bunu inkar edemeyiz. Ancak iyi sonuçlar çoğu zaman görünmeyen süreçlerin ürünü. Dayanıklılık sporları bana bu konuda çok şey öğretti. Bir maratonu, bir kutup yürüyüşünü ya da bir dağ tırmanışını son gün kazanmazsınız; antrenman günlerinde, dinlenme günlerinde, doğru beslendiğinizde, sakatlanmayı önlediğinizde kazanırsınız. İş dünyasında da sürdürülebilir başarı benzer şekilde geliyor. Strateji kadar ritim, hedef kadar dayanıklılık, hız kadar toparlanma önemli. Liderlikte de fiziksel performansta da kendinizi sürekli kırmızı bölgede tutarsanız bir noktada sistem çöker. Bu nedenle performans kültürünün içine toparlanma kültürünü de koymak gerektiğine inanıyorum.
*Doğayla kurduğunuz güçlü bağ dikkat çekiyor. Dağlarda, denizde ya da açık havada geçirilen zamanın zihinsel yenilenme ve bakış açısı geliştirme üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğa bana her zaman perspektif veriyor. Bir dağın yamacında, buzun üzerinde ya da denizin altında olduğunuzda, günlük hayat içinde büyüttüğümüz birçok meselenin aslında ne kadar geçici olduğunu görüyorsunuz. Doğa insanı hem küçültüyor hem de güçlendiriyor. Küçültüyor, çünkü büyük sistemlerin içinde ne kadar küçük olduğumuzu hatırlatıyor. Güçlendiriyor, çünkü o büyük sistemlerle uyum içinde yaşadığımızda bedenimizin ve zihnimizin ne kadar canlı olabileceğini gösteriyor. Benim için açık havada zaman geçirmek bir kaçış değil, yenilenme biçimi. Zihinsel berraklığımı, yaratıcılığımı ve uzun vadeli düşünme becerimi besliyor. Aynı zamanda iklim krizi ve sürdürülebilirlik konusundaki duruşumun da duygusal temelini oluşturuyor.
*Yoğun bir global yöneticilik sorumluluğu yürütürken fiziksel ve zihinsel enerjinizi korumak için hayatınızda vazgeçilmez hale gelen alışkanlıklar neler?
Enerji yönetimini liderliğin önemli bir parçası olarak görüyorum. Yoğun tempoda çalışırken en kolay feda edilen şeyler genellikle uyku, hareket ve beslenme oluyor; oysa uzun vadede bizi ayakta tutan da tam olarak bunlar. Benim için düzenli antrenman, kaliteli uyku, protein ve lif açısından dengeli beslenme, yeterli hidrasyon ve nefes çalışmaları vazgeçilmez hale geldi. Takviye kullanımında da gelişigüzel değil, ölçüme ve uzman görüşüne dayalı ilerlemeyi önemsiyorum. Kan değerleri, metabolik göstergeler, toparlanma verileri ve performans ölçümleri bana yol gösteriyor. Wellbeing konusunda multidisipliner merkezlerden aldığım destek de bu açıdan değerli; çünkü farklı verileri ve ihtiyaçları bütüncül şekilde değerlendirmeme yardımcı oluyor.

*Uzun yıllardır sürdürülebilirlik konusunda güçlü bir duruş sergiliyorsunuz. İnsan sağlığı, doğayla uyum ve sürdürülebilir yaşam arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
İnsan sağlığını gezegen sağlığından ayrı düşünemeyiz. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz gıda, yaşadığımız şehirler ve maruz kaldığımız sıcaklıklar sağlığımızın temel belirleyicileri. Bu nedenle sürdürülebilirlik benim için yalnızca şirketlerin karbon hedefleriyle ilgili bir konu değil; doğrudan yaşam kalitesi meselesi. Longevity de bu çerçevede daha geniş bir anlam kazanıyor. Kendimiz için daha sağlıklı seçimler yaparken, gezegen için daha sorumlu seçimler yapmamız gerekiyor. Daha doğal ve dengeli beslenme, israfı azaltma, doğayla temas, kaynakları daha bilinçli kullanma gibi alışkanlıklar hem bireysel hem kolektif fayda yaratıyor. İnsan, kendi bedeniyle de doğayla da savaşarak uzun süre iyi yaşayamaz.
*Bugünün genç profesyonelleri yoğun kariyer hedefleriyle sağlıklarını aynı anda yönetmeye çalışıyor. Sizce uzun ve kaliteli bir yaşamın temelinde hangi alışkanlıklar yer almalı?
Genç profesyonellere ilk söyleyeceğim şey şu: Sağlığınızı kariyerinizin sonrasına ertelemeyin. Çünkü beden ve zihin, başarının dışında duran şeyler değil; başarının altyapısı. Uzun ve kaliteli yaşamın temelinde sade alışkanlıklar yatıyor. İyi uyumak, düzenli hareket etmek, kuvvet kazanmak, dengeli beslenmek, yeterince su içmek, şekeri sınırlamak, doğada zaman geçirmek, nefes almayı öğrenmek ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek. Bunlar karmaşık görünebilir ama hayatı değiştiren şeyler. Bir diğer önemli konu da stresle ilişkimizi yönetmek. Hepimiz baskı altında çalışıyoruz; mesele stresi tamamen yok etmek değil, onu bedeni ve zihni tüketmeyecek şekilde düzenlemek. Ben mükemmeliyetçilikten çok istikrara inanıyorum. Her gün küçük ama doğru seçimler yapmak, uzun vadede büyük dönüşümler yaratıyor.
*Giyilebilir teknolojilerden performans ölçümlerine kadar pek çok yenilik artık aktif yaşamın bir parçası. Teknolojinin insan performansını geliştirmedeki rolünü nasıl görüyorsunuz?
Teknoloji doğru kullanıldığında insanın kendisini daha iyi tanımasını sağlayan güçlü bir araç. Ben de Oura gibi giyilebilir teknolojileri kullanıyorum. Bugün uyku kalitesinden kalp atım değişkenliğine, glikoz tepkisinden antrenman yüküne kadar birçok veriyi takip edebiliyoruz. Bu, performansı sezgilerle değil, daha objektif sinyallerle yönetme imkanı veriyor. Ama burada önemli bir denge var: Verinin kölesi olmamak gerekiyor. Giyilebilir teknolojiler ve performans ölçümleri bize ayna tutuyor; ama kararı yine insan vermeli. Teknolojiyi bedenin yerine geçen bir şey olarak değil, bedeni daha iyi dinlemeyi öğreten bir sistem olarak görüyorum. Özellikle yoğun seyahat, stres ve iş temposu içinde toparlanma kapasitenizi anlamak çok değerli. Longevity açısından en büyük katkı da bence burada: farkındalığı alışkanlığa dönüştürmek.