USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Güncelleme Tarihi:

09 Mart 2026 13:49

Yayın Tarihi:

09 Mart 2026 11:23

Yayın Tarihi:

09 Mart 2026 11:23

Güncelleme Tarihi:

09 Mart 2026 13:49

Etki yatırımında yeni rota

Türkiye'nin 2053 net sıfır vizyonu, sanayide borç yerine özkaynak modeline dayanan Türkiye Yeşil Fonu ile gerçeğe dönüşüyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın garantörlüğünde, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) öncülüğünde, Dünya Bankası Kaynağı ve Maxis'in stratejik yönetimiyle kurulan bu yapı, şirketleri sadece finanse etmiyor, onları küresel yeşil pazarların rekabetçi aktörlerine dönüştürüyor.

Etki yatırımında yeni rota

Sürdürülebilirliğin bir tercih olmaktan çıkıp hem ticari hem de insani bir zorunluluğa dönüştüğü bir dönemdeyiz. Bundan 10 yıl önce şirketler için iklim değişikliği ufukta görünen bir risk, yatırım yapılması gereken bir alandı. Ancak gerek düzenleyiciler gerekse C-level yöneticilerin ajandasında bu konuda kapsamlı yatırımlar yer almıyordu. Artık durum değişti, ajandaların ilk sayfasında, yapılacaklar listesinin ilk maddelerinde sürdürülebilirlik bağlantılı yatırımlar yer alıyor. Etki yatırımı kavramı tam da bu noktada devreye giriyor. Sürdürülebilirlik ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) doğrultusunda yapılan yatırımların önemi hiç olmadığı kadar anlaşılmış durumda. Türkiye SKA bağlamındaki etki yatırımı bacağında kendi büyüklüğüne göre aktif bir konumda. Elbette atılan adımlar yeterli değil, iklim değişikliği konusunda çok daha aktif olunması gerekiyor. Ancak umut veren ve sektörlere de yön verecek önemli işlere imza atılıyor. Türkiye'nin bu yeni düzendeki konumunu güçlendirecek en kritik adımlardan biri, 'Türkiye Yeşil Finans Projesi Girişim Sermayesi Yatırım Fonu' ile atıldı. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (Dünya Bankası) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) iş birliğiyle hayata geçen bu fon, sanayicinin yeşil dönüşüm yolculuğunda ihtiyaç duyduğu finansmanı ezber bozan bir modelle sunuyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde şekillenen bu yapı, Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi'nin uzmanlığıyla yönetilirken, Türk sanayisinin karbon ayak izini silmek için devasa bir kaldıraç etkisi yaratıyor.

BORÇLANMADAN BÜYÜYEN SANAYİ

Türkiye Yeşil Fonu; TSKB'nin, Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası'ndan temin ettiği 155 milyon dolar ile 2024 yılında kurduğu, Türkiye'de ve dünyada krediyle finanse edilerek kurulan emisyon salımı azaltım ve kapsayıcı dönüşüm odaklı ilk girişim sermayesi yatırım fonu olma özelliğini taşıyor. Türkiye Yeşil Fonu'nu, alışılagelmiş proje finansmanı ve kredi modellerinden ayıran üç ana başlık bulunuyor: Geri ödeme, risk paylaşımı ve hedef/odak noktası. Fon, belirli bir faiz ve anapara takvimi yerine şirketin değer artışından ve kar payından kazanç sağlamayı hedefliyor. Proje finansmanı ve kredi modellerinde risk büyük oranda yalnızca şirketin üzerindeyken fon, yatırımcı (ortak) olarak riski şirketle paylaşılıyor. Türkiye Yeşil Fonu'nu piyasadaki geleneksel kredi mekanizmalarından ayıran en belirgin fark, sunduğu finansmanın niteliğinde yatıyor. Bankacılık sisteminin klasik borç verme modelleri şirketlerin bilançolarında bir yük oluştururken, bu fon şirketlere doğrudan ortak olarak özkaynak desteği sağlıyor. TSKB Genel Müdür Yardımcısı Poyraz Koğacıoğlu, bu yapısal devrimi şu şekilde özetliyor: "Türkiye Yeşil Fonu, verdiğimiz kredilere ek olarak yeni bir faaliyet alanını temsil ediyor ve borç değil özkaynak finansmanı anlamına geliyor." Bu yaklaşım, sanayicinin üzerindeki faiz ve anapara geri ödeme baskısını kaldırarak, sermayenin tamamen dönüşüme ve büyümeye kanalize edilmesine olanak tanıyor. Fon, belirli bir vade sonunda parayı geri almak yerine, şirketin değer artışına ve kâr payına odaklanan bir yatırımcı gibi hareket ediyor. Bu durum, riski sadece şirketin omuzlarına yüklemek yerine, yatırımcı ile girişimci arasında adil bir şekilde paylaştırıyor. Koğacıoğlu, fonun ölçeğiyle ilgili iddialı hedeflerini paylaşırken, "Fonun başlangıçtaki 155 milyon dolarlık Dünya Bankası kaynağının, fona gelecek yeni yatırımcılar ve hedef şirketlere fonun yatırımıyla tetiklenecek özkaynak finansmanıyla birlikte toplam 405 milyon dolara ulaşması hedefleniyor" sözleriyle yaratılacak ekonomik büyüklüğe dikkat çekiyor. Bu sermaye gücü, şirketlerin bilançolarını 'borçlanabilir' hale getirerek, milyar dolarlık yatırımları tetikleme potansiyeli taşıyor.

AKTİF BİR ETKİ ORTAĞI

Fonun yönetim stratejisini kurgulayan Maxis, süreci sadece bir para aktarımı olarak görmüyor. Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi Genel Müdürü Özgür Temel'e göre fon, yatırım yaptığı her şirketin bir nevi 'dönüşüm mentoru' haline geliyor. Maxis'in buradaki konumunu Özgür Temel şu sözlerle netleştiriyor: "Maxis'i yalnızca sermaye sağlayan bir yatırımcı değil, yatırım yapılan şirketlerin dönüşüm yolculuğuna aktif biçimde eşlik eden bir etki ortağı olarak konumluyoruz." Bu ortaklık modeli, şirketlerin yönetim kurullarında yer almaktan stratejik planlama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede aktif rol oynamayı içeriyor. Yatırım yapılacak şirketlerin seçiminde Maxis, finansal rakamların ötesine geçerek Dünya Bankası'nın katı çevresel ve sosyal standartlarını merkeze alıyor. Özgür Temel, seçim kriterlerindeki hassasiyeti şu ifadelerle vurguluyor: "Yatırım yapılacak şirketleri belirlerken, finansal performans ile çevresel ve sosyal etkiyi birbirinden bağımsız değil, bütüncül bir risk ve değer yaratımı perspektifiyle ele alıyoruz." Bu kapsamda, yüksek kar vaat etse dahi çevresel açıdan riskli görülen veya fonun Finanse Edilmeyen Faaliyetler Listesi'nde yer alan projelere kesinlikle onay verilmiyor. Maxis, şirketlerin iklime etkisini, emisyon azaltım potansiyelini ve yönetişim yapısını en az nakit yaratma kapasitesi kadar önemsiyor.

STRATEJİK BİR REFERANS NOKTASI

Türkiye Yeşil Fonu'nun ilk büyük hamlesi olan Ateş Wind Power yatırımı, bu modelin nasıl bir çarpan etkisi yaratabileceğini kanıtlıyor. Rüzgar enerjisi komponentleri üreten bu şirkete yapılan 20 milyon Euro'luk yatırım, yerli teknolojinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Poyraz Koğacıoğlu, bu tür yatırımların sadece finansal bir destek olmadığını, aynı zamanda şirketin DNA'sını değiştirdiğini belirtiyor. Bu hazırlık süreci, TSKB'nin 75 yıllık mühendislik ve sürdürülebilirlik birikimiyle şekilleniyor. Yatırım yapılan şirketlere, karbon ayak izlerini nasıl düşüreceklerine dair somut bir yol haritası çiziliyor. Hangi teknolojik modernizasyonun daha verimli olacağı, hangi yatırımın emisyon yoğunluğunu yüzde 10 oranında azaltacağı titizlikle analiz ediliyor. Bu teknik doğrulama süreci, sermayenin en doğru ve en etkili yere yönlendirilmesini sağlıyor. Böylece Türk şirketleri, Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi sınırda karbon vergisi getiren düzenlemelere karşı önceden koruma altına alınıyor. Koğacıoğlu'na göre fonun sağladığı en büyük katma değerlerden biri de teknik rehberlik: "Şirketi sadece finanse etmekle kalmıyor, onu küresel yeşil tedarik zincirlerine hazırlıyor. "Nitekim Ateş Wind Power Genel Müdürü Samet Güldoğan ortaklık sürecinde çevresel faktörlerden kurumsal yönetişime ve bilgi sistemlerine kadar çok ciddi denetimlerden geçtiklerini ve geçmeye devam ettiklerini anlatıyor. Güldoğan, "Yatırımcımızın bizden beklediği bu yüksek performans standartları, şirketimizdeki iyileştirilmesi gereken alanları görmemizi ve kurumsal yapımızı daha dayanıklı hale getirmemizi sağladı. Sıklıkla gerçekleştirilen izleme mekanizmaları sayesinde şeffaflığımızı artırırken, çevreye olan duyarlılığımızı da uluslararası seviyelere taşıdık. Sadece sermaye alıp kenara çekilmek yerine, şirketi her anlamda ileriye taşıyan bu denetim odaklı modelin gerçek katma değerini burada görüyoruz" diyor.

KALKINMANIN ÇOK BOYUTLU HALİ

Özgür Temel, yatırım yöneticiliği mesleğinin bu fonla birlikte yeni bir boyuta evrildiğine işaret ediyor. Artık sadece finansal tablo okuyabilen değil, iklim risklerini ve toplumsal etkileri de yönetebilen karar vericiler ön plana çıkıyor. Temel, bu gelişimi şu sözlerle açıklıyor: "Yatırım yöneticilerinin rolünün yalnızca finansal performansı yöneten aktörler olmaktan çıkarak, dönüşümü yönlendiren çok boyutlu karar vericilere doğru evrildiğini düşünüyoruz." Bu yeni yetkinlik seti; iklim risklerini finansal risklerle beraber okumayı, tedarik zinciri kırılganlıklarını analiz etmeyi ve iş gücü ile paydaş ilişkilerini yatırım performansının bir parçası olarak görmeyi gerektiriyor. Fonun hedefleri arasında sosyal kapsayıcılık da önemli bir yer tutuyor. 2026 yılına kadar yapılması planlanan 10'dan fazla yatırımın en az altısının 'kadın kapsayıcı' şirketlere yönlendirilmesi hedefleniyor. Bu, etki yatırımcılığının sadece çevresel değil, sosyal adaleti de gözeten bir yapı olduğunu gösteriyor. Dünya Bankası standartlarıyla uyumlu bu süreçler, Türkiye'deki diğer portföy yönetim şirketleri ve yatırımcılar için de bir referans teşkil ederek piyasanın gelişimine yön veriyor. Özgür Temel, Hazine garantisinin de desteğiyle özel sektör sermayesini bu alana çekmenin ve sürdürülebilir finans uygulamalarını tabana yaymanın öncelikleri olduğunu belirtiyor.

KÜRESEL STANDARTLARDA ŞEFFAFLIK GÜCÜ

Yatırım yapılan şirketlere kazandırılan en büyük yeteneklerden biri de uluslararası raporlama disiplini oluyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yapıya kavuşan şirketler, küresel yatırımcıların ve müşterilerin ilgisini daha kolay çekiyor. TSKB ve Maxis'in kurduğu bu ekosistem, yatırım yapılan şirketin alt tedarikçilerini de yeşil dönüşüme zorlayarak tüm değer zincirinde geniş kapsamlı bir çevresel etki yaratıyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla megavat başına yıllık bin 350 metrik ton karbondioksit emisyonunun azaltılması hedeflenirken, bu somut veriler fonun başarısını ölçen temel göstergeler olarak kabul ediliyor. Türkiye'deki sürdürülebilirlik bağlantılı yatırımlar için Türkiye Yeşil Fonu önemli bir örnek teşkil ediyor. Fon yatırımlardan başarılı çıkışlar gerçekleştirdikçe Türkiye'de benzer girişim sermayesi fonlarının kurulmasını da tetikleme potansiyeli taşıyor. Sermayenin iklim değişikliği finansmanındaki rolüne yeni bir boyut ekleneceği için yapılan işlemler oldukça değerli. Ayrıca bu model, Dünya Bankası tarafından diğer gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmak üzere başarılı bir örnek olarak ajandaya alınabilir. TSKB ve Maxis'in liderliğindeki bu süreç, Türkiye'nin ekonomik büyümesini karbon emisyonlarından ayrıştırarak sürdürülebilir bir geleceğin kapılarını aralıyor. Şirketlerin özkaynaklarını güçlendiren bu stratejik ortaklıklar, Türk sanayisinin yeşil dönüşümde sadece bir takipçi değil, küresel bir öncü olmasını hedefliyor.

TSKB GENEL MÜDÜR YARDIMCISI POYRAZ KOĞACIOĞLU: "2026'DA 10'DAN FAZLA ŞİRKETE YATIRIM YAPACAĞIZ"

*Türkiye Yeşil Fonu ile bankacılık faaliyetlerimizi kredi ötesine taşıyarak şirketlere borç değil, özkaynak finansmanı sunuyoruz. Geleneksel kredi modellerinden farklı olarak, belirli bir geri ödeme takvimi yerine şirketin değer artışına ve kâr payına odaklanıp riski paylaşıyoruz.

*Sanayicinin borç yükünü artırmadan bilançosunu güçlendiriyor, onları doğrudan ortaklık yoluyla yeşil dönüşüme hazırlıyoruz. 155 milyon dolarlık başlangıç kaynağını, özel sektör yatırımlarıyla tetikleyerek toplamda 405 milyon dolarlık bir sermaye hacmine ulaştırmayı hedefliyoruz.

*75 yıllık mühendislik tecrübemizle şirketlere teknik mentorluk sağlıyor ve karbon ayak izlerini düşürecek stratejik yol haritaları çiziyoruz. Yatırım yaptığımız şirketlerde Çevresel Sosyal ve Kurumsal Yönetişim altyapısını kurarak, onlara uluslararası standartlarda raporlama disiplini ve küresel prestij kazandırıyoruz.

*Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla yıllık bin 350 metrik ton karbon tasarrufu ve imalat sanayinde yüzde 10 emisyon azalımı hedefliyoruz.

*Ateş Çelik yatırımıyla başlattığımız bu süreci 2026 sonrasında hızlandırarak toplamda 10'dan fazla şirkete ve altı kadın kapsayıcı firmaya ulaşmayı amaçlıyoruz.

*Gerçekleştireceğimiz başarılı çıkışlarla (exit), Türkiye'de yeşil girişim sermayesi ekosisteminin gelişmesi için diğer fonlara referans olacağız.

(TSKB Genel Müdür Yardımcısı Poyraz Koğacıoğlu)

MAXIS GİRİŞİM SERMAYESİ PORTFÖY YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRÜ ÖZGÜR TEMEL: YATIRIM VE ETKİ ORTAĞI ROLÜ

*Türkiye Yeşil Fonu'nu, Dünya Bankası ve TSKB iş birliğiyle yeşil dönüşüm sürecindeki firmalara özel sermaye yatırımı sağlamak amacıyla kurguladık. Düşük enerji yoğunluklu üretim, yenilenebilir enerji tesisleri, döngüsel ekonomi ve iklim odaklı komponent üretimi yapan 'yeşil firmaları' önceliğimize alıyoruz.

*Yatırım kararlarımızda finansal performans ile çevresel-sosyal etkiyi birbirinden ayırmıyor, Dünya Bankası standartlarına uyumu ön koşul olarak kabul ediyoruz.

*Sadece sermaye sağlayan bir aktör değil, şirketlerin yönetişim ve stratejik kararlarına dahil olan aktif bir 'etki ortağı' olarak hareket ediyoruz. Aday şirketler için çevresel ve sosyal aksiyon planları oluşturuyor, bu planların uygulanmasını yatırım süresince titizlikle izliyoruz.

*Ateş Wind Power yatırımı ile yerli üretimi destekleyerek fonun piyasadaki katalitik ve dönüştürücü rolünü somutlaştırdık.

*Yatırım yöneticiliği rolümüzü, iklim risklerini ve tedarik zinciri kırılganlıklarını finansal verilerle birlikte okuyan çok boyutlu bir yapıya evriltiyoruz.

*Dünya Bankası kaynaklı ve Hazine garantili yapımızla, özel sektör sermayesini uzun vadeli ve dönüşüm odaklı yatırımlara çekmek için güçlü bir kaldıraç etkisi yaratıyoruz.

(Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi Genel Müdürü Özgür Temel)

ATEŞ WIND POWER GENEL MÜDÜRÜ SAMET GÜLDOĞAN: VİZYONER YEŞİL ORTAKLIK

*Türkiye Yeşil Fonu ile gerçekleştirdiğimiz ortaklık, bizim için sadece bir finansman kaynağı değil, aynı zamanda stratejik bir vizyon birlikteliği. Finansmana erişimin zor ve maliyetli olduğu bu dönemde, sermaye artışı yoluyla şirketimize iştirak edilmesi elimizi oldukça güçlendirdi. Bu fonu gelecekte yapacağımız yatırımlarda kullanmak üzere anlaştık ve bu sayede büyüme hedeflerimiz için uygun maliyetli bir zemin oluşturduk. Bizim en başından beri talebimiz, sadece belli bir getiri bekleyen finansal bir ortak değil, ufkumuzu genişletecek ve bizi geliştirecek bir yapıyla kol kola yürümekti.

*Bu ortaklık sürecinde çevresel faktörlerden kurumsal yönetişime ve bilgi sistemlerine kadar çok ciddi denetimlerden geçtik ve geçmeye devam ediyoruz. Yatırımcımızın bizden beklediği bu yüksek performans standartları, şirketimizdeki iyileştirilmesi gereken alanları görmemizi ve kurumsal yapımızı daha dayanıklı hale getirmemizi sağladı. Sıklıkla gerçekleştirilen izleme mekanizmaları sayesinde şeffaflığımızı artırırken, çevreye olan duyarlılığımızı da uluslararası seviyelere taşıdık. Sadece sermaye alıp kenara çekilmek yerine, şirketi her anlamda ileriye taşıyan bu denetim odaklı modelin gerçek katma değerini burada görüyoruz.

*İş Bankası Grubu'nun networküne dahil olmak, Türkiye'nin sanayi ve kuruluş harcında yer alan devasa bir deneyim havuzuna bağlanmak anlamına geliyor. Özellikle İş Enerji'nin Genel Müdürü Kayahan Bey'in yönetim kurulumuzda yer alması, bize enerji sektöründe eşsiz bir perspektif ve vizyon kazandırdı. Biz 'bugün var yarın yok' diyen yapılarla değil, uzun vadeli ve kurumsal hafızası güçlü gruplarla ilerlemeyi hedeflemiştik ve bu iş birliği tam da bu beklentimize cevap verdi. Bu sinerji sayesinde sadece bir üretim tesisi olmanın ötesine geçerek, grubun sanayi tecrübesinden beslenen daha güçlü bir oyuncu haline geldik.

* DNA'mızda yer alan yerlilik odaklı üretim anlayışımızla, ülkemizde üretilmeyen aksamları üretmeye ve dışa bağımlılığı azaltmaya odaklanıyoruz. Şu an Bergama'daki üçüncü fabrika yatırımımızı sindirme sürecindeyiz ve hızlı, plansız bir büyüme yerine yaratılan nakit akışını en verimli şekilde değerlendirmeyi tercih ediyoruz. Cebimizde hazır duran bu kaynağı, Türkiye'nin ve sektörün ihtiyaçlarına en iyi cevabı verecek olan yeni iş kollarında veya yatırımlarda kullanmak için çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz. Arkamızda sağlam bir yönetim kurulu ve güçlü bir finansal yapı varken, acele etmeden en doğru katma değeri yaratacak projelere odaklanmış durumdayız.

(Ateş Wind Power Genel Müdürü Samet Güldoğan)

EN ÇOK OKUNANLAR