USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

08 Nisan 2026 11:46

Yayın Tarihi:

08 Nisan 2026 11:46

Yeni nesil etki düzeni

Sürdürülebilirlik çalışmalarının sadece raporlandığı dönemler geride kalırken, artık her adımın sosyal ve ekonomik sonuçlarının bilimsel kanıtları aranıyor. Dr. Gonca Ongan ve Agata Fortuna, şirketlerin 'etki yönetimi' vizyonuyla nasıl gerçek bir dönüşüm başlatabileceğini detaylandırıyor. İş dünyası artık sadece kârı değil, insan ve gezegen üzerindeki kalıcı değişimleri yönetmeyi öğreniyor.

Yeni nesil etki düzeni

İş dünyası için sürdürülebilirlik artık bir halkla ilişkiler faaliyeti olmaktan çıkarak temel bir yönetim disiplinine dönüştü. Eskiden sadece büyük holdinglerin gündeminde olan 'sosyal sorumluluk' kavramı, bugün yerini her faaliyetin sonucunu ölçen ve yöneten 'etki ekonomisi'ne bıraktı. Bu değişim, şirketlerin sadece ne kadar bağış yaptığıyla değil, o bağışın toplumda neyi değiştirdiğiyle ilgilenen yeni bir yatırımcı ve tüketici kitlesinin doğuşuyla tetiklendi. Artık CEO'lar ve üst düzey yöneticiler, önlerine gelen projelerin sadece iletişim değerini değil, sosyal getirisini de sorguluyor. Bu derin dönüşümün öncülerinden biri de 2012 yılında Koç Üniversitesi bünyesinde bir araştırma ve uygulama merkezi olarak kurulan Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KUSIF). Kurulduğu günden bu yana sosyal etki yaratım sürecinde kaynakların doğru kullanımını ve hedeflenen değişimlere istenen ölçüde ulaşılmasını sağlamak amacıyla sosyal etki ölçümlemesi ve yönetimini Türkiye'nin gündemine taşıyor. KUSIF; sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, sosyal girişimler ve özel sektör için bir 'referans noktası' olmayı hedeflerken, bu aktörlerin çalışma prensiplerine etki odaklı düşünmeyi entegre etmeye çalışıyor.

KUSIF'in çalışma yelpazesi oldukça geniş; sosyal etki ölçümlemesi konusunda Türkçe kaynaklar üretmekten, uluslararası akredite eğitimler vermeye kadar pek çok alanda faaliyet gösteriyor. 'Sürdürülebilirlik ve Etki Yönetimi Uzmanlaşma Programı' kapsamında lisans öğrencilerine dersler vererek geleceğin liderlerini yetiştiriyor. Aynı zamanda, 'Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı' ve 'PartnerUp' gibi projelerle ekosistemi güçlendiriyor, Alternatif Bank ile 'Engelsiz Bankacılık' örneğinde olduğu gibi özel sektörle stratejik etki yönetimi sistemleri tasarlıyor. KUSIF Yönetici Direktörü Dr. Gonca Ongan'ın ifadesiyle, merkez sadece ölçüm yapmıyor; Türkiye ekonomisinin sosyal etkiyi birincil değer olarak kabul ettiği bir dönüşümü tetiklemeye çalışıyor. Dr. Gonca Ongan, etki ekonomisine geçiş dönemini sermayenin rotasındaki köklü bir değişim olarak tanımlıyor. Ongan'a göre, etki ekonomisi sadece bir trend değil, şirketlerin varlığını sürdürebilmesi için yeni bir anayasa niteliği taşıyor. "Etki ekonomisi dediğimizde sadece şirketler değil, sosyal girişimlerden üniversitelere kadar devasa bir dünyadan bahsediyoruz" diyen Ongan, paranın ve gücün asıl sahibi olan özel sektörün bu dönüşüme öncülük etmesi gerektiğini savunuyor. Ona göre şirketleri dönüştürmeden gerçek bir toplumsal değişimden bahsetmek imkansız görünüyor.

ETKİNİN YENİ TANIMI

İş dünyası bugüne kadar sürdürülebilirlik kavramını daha çok popüler ve 'çerez niyetine' konuşulan konular üzerinden, adeta bir 'şekerleme dükkanı' gibi ele aldı. Ancak Dr. Gonca Ongan, bu yüzeysel yaklaşımın sonuna gelindiğini belirtiyor. Ongan'a göre, sivil alan bu kavramları yıllardır bilirken, özel sektörün konuyu yeni keşfetmesi bir 'uyanış' anı niteliğinde: "Günaydın; biraz geç oldu ancak bu farkındalık da tabii ki önemli. Şu anda şirketlerin sorduğu soruların cevapları bizde var. Biz senelerdir zaten bunları geliştiriyoruz" Dr. Gonca Ongan, şirketlerin artık bir 'uyanış' içinde olduğunu belirtiyor. "Şirketler için etki, artık bir pazarlama aracı değil; stratejik bir yönetim biçimi haline geldi. Eğer yarattığınız etkiyi ölçemiyor ve yönetemiyorsanız, aslında neyi riske attığınızı da bilmiyorsunuz demektir," sözleriyle uyarısını yapıyor. Bu durum, şirketlerin sadece iyi niyetle hareket etmesinin yetmediği, aynı zamanda hesap verebilir ve şeffaf olması gerektiği bir dönemi işaret ediyor. Etkiyi ölçmek, aslında şirketin toplumla kurduğu güven bağını rakamlarla kanıtlaması anlamına geliyor. Geleneksel yaklaşımlarda bir projenin başarısı, 'kaç kişiye ulaşıldığı' veya 'ne kadar kaynak harcandığı' gibi sayılarla ölçülüyordu. Ancak etki ekonomisinde bu rakamlar sadece birer 'çıktı' olarak kabul ediliyor. Asıl odaklanılan nokta ise 'değişim' ve 'etki' aşamaları. Yani, bir eğitim projesine katılan çocuk sayısı değil, o çocukların hayatında projenin ardından nelerin değiştiği, özgüvenlerinin artıp artmadığı veya kariyer hedeflerinin nasıl şekillendiği sorgulanıyor.

(Dr. Gonca Ongan ve Agata Fortuna)

RAPORLAMADAN YÖNETİME GEÇİŞ

Birçok şirket için sürdürülebilirlik süreci, yıl sonunda bir rapor yayımlamakla sona eriyor. Oysa uzmanlar, raporlamanın sadece bir başlangıç veya 'iletişim durağı' olduğunu vurguluyor. Asıl mesele, raporlardaki verileri alıp şirketin karar alma mekanizmalarına dahil etmekten, yani 'etki yönetimi'nden geçiyor.

KUSIF Proje ve Eğitim Koordinatörü Agata Fortuna, bu noktada kritik bir ayrım yapıyor. Sadece geçmişe bakarak ne yapıldığını yazmanın yetmediğini, asıl odaklanılması gerekenin gelecek vizyonu olduğunu belirtiyor. Fortuna, "Raporlama yönetimin bir parçasıdır ama biz bu veriyi geleceğe dair hedefler koymak için nasıl kullanacağız? Önemli olan bu" diyerek şirketlerin stratejik bir yol haritasına ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor. Eğer bir şirket, yaptığı sosyal yatırımın beklediği etkiyi yaratmadığını ölçümleyebiliyorsa, bir sonraki sene stratejisini değiştirme gücüne de sahip oluyor. İşte bu 'yönetim' kabiliyeti, şirketi diğerlerinden ayıran en büyük güç haline geliyor.

ETKİ ÖLÇÜMÜNDE 5 TEMEL ADIM

Paydaş analizi: Şirketin faaliyetlerinden kimlerin etkilendiğini ve kimlerin etki yarattığını net bir şekilde belirleyin.

Değişim teorisi: Bir projeye başlamadan önce hangi faaliyetin hangi sonucu doğuracağını ve bu sonucun nasıl bir etki yaratacağını haritalandırın.

Kanıt toplama: Sadece tahminlerle değil, anketler, görüşmeler ve somut verilerle yarattığınız değişimi belgeleyin.

Değer atama: Yaratılan sosyal değişimi, paydaşlar için taşıdığı önem üzerinden anlamlandırın ve gerekirse parasal karşılığını hesaplayın.

Stratejik entegrasyon: Elde ettiğiniz sonuçları sadece raporlamayın; bir sonraki projenizin tasarımında bu verileri temel kriter olarak kullanın.

STANDARTLAR OYUNU DEĞİŞTİRİYOR

Dünya genelinde etki ölçümü konusundaki karmaşayı gidermek amacıyla uluslararası standartlar devreye giriyor. Etki yönetiminin sadece iyi niyetli bir temenni olmaktan çıkıp küresel bir disipline dönüşmesinde de somut bir adım atılıyor. Agata Fortuna, bu alandaki en heyecan verici gelişmenin hazırlık komitesinde kendisinin de yer aldığı yeni küresel standart olduğunu vurguluyor: "Bu yaza doğru ISO 53001 Management System Standard geliyor. Bu standart, tam etki odaklı ve etki verisi ile karar verme standardı olacak; bu şirketler için büyük bir adım." Bu yeni ISO standardı, etkiyi sadece bir çıktı olarak değil, bir yönetim sistemi olarak tanımlayarak şirketlerin operasyonel süreçlerine doğrudan dahil edecek. Uluslararası Standartlar Teşkilatı'nın (ISO) üzerinde çalıştığı ve Türkiye'de de yakın zamanda yayımlanacak olan yeni sosyal değer standartları, bu alandaki gri alanları ortadan kaldırmayı hedefliyor. Bu standartlar, bir şirketin sosyal etkisini nasıl beyan etmesi gerektiğini, hangi metodolojileri kullanacağını ve bu verilerin nasıl doğrulanacağını net bir şekilde ortaya koyacak. Dr. Gonca Ongan, ISO standartlarının gelişini 'oyunun kurallarının yeniden yazılması' olarak görüyor. "Bu standartlar geldiğinde, 'biz iyi şeyler yapıyoruz' demek artık kimseyi ikna etmeyecek. Şeffaflık ve bilimsel kanıta dayalı yönetim zorunlu bir hal alacak" diyen Ongan, Türkiye'deki şirketlerin bu sürece hazırlıksız yakalanmaması gerektiğini belirtiyor. Özellikle Avrupa Birliği ile ticaret yapan şirketler için bu standartlara uyum, sadece bir prestij meselesi değil, aynı zamanda ticari bir zorunluluk haline gelecek. Hazırlıklarını şimdiden tamamlayanlar, küresel pazarda rekabet avantajı elde ederken, geç kalanlar tedarik zincirlerinin dışına itilme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün şirketler, zorunlu hale geldiği için raporlama yapıyorlar ancak bu süreç genellikle geriye dönük işliyor. Fortuna, etki yönetimi sisteminin ise geleceğe yönelik bir yaklaşım geliştirmeye çalıştığını belirtiyor: "Biz burada yönetim sistemi kurarken aslında geleceğe yönelik bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyoruz. Veriyi raporlama dışında nasıl kullanacağız? Kendimize geleceğe dair hedefler, eşikler koyacak mıyız?" Şirketlerin artık sadece finans departmanlarını değil, etki verisini toplayacak ve bu veriyi yönetim kurulu seviyesinde kararlara dönüştürecek kapasitelerini de artırmaları gerekiyor.

İTİBARIN KAYNAĞI ETKİ

Şirketler için en değerli varlık olan itibar, artık sadece reklam filmleriyle inşa edilemiyor. Tüketiciler, özellikle de genç nesil, markaların etik duruşunu ve toplumsal sorunlara getirdiği çözümleri mercek altına alıyor. Etki yönetimi, bir şirketin sadece 'etik' olduğunu iddia etmesinden ziyade, bu etiği nasıl bir toplumsal faydaya dönüştürdüğünü kanıtlıyor. Agata Fortuna, bu güvenin artık verilerle desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Fortuna'ya göre, sosyal etkisini yöneten bir şirket, paydaşları gözünde çok daha itibarlı ve güvenilir bir konuma yükseliyor. Bu durum sadece satışları değil, aynı zamanda nitelikli iş gücünü çekmeyi ve yatırımcıların ilgisini kazanmayı da kolaylaştırıyor. Harekete geçmeyen şirketler ise zaman içinde 'sürdürülebilirlik iletişimi' (greenwashing / impact washing) yapmakla suçlanma ve ciddi itibar kayıpları yaşama tehlikesiyle karşılaşıyor.

PAYDAŞ ODAKLI ETKİ HARİTALARI

Bir şirketin etkisini yönetebilmesi için öncelikle faaliyetlerinin 'kimin üzerinde neyi değiştirdiğini' anlaması gerekir. Bu sürecin kalbinde Etki Haritası ve Değişim Teorisi yer alıyor. Agata Fortuna, paydaş tanımının artık çok daha genişlediğini, 'doğa ve insanlar'ın en temel paydaşlar olarak kabul edildiğini söylüyor. Bir şirketin tedarik zincirinden nihai müşterisine kadar tüm değer zincirini düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Fortuna, bu bilincin önemini şu sözlerle aktarıyor: "Her eğitimde verdiğim bir örnek; Türkiye'de çalışanlara yaşanabilir maaş verilmemesi... toplumsal etkisi çok büyük. Ama onu yapıp sürdürülebilirliğe katkı sağlıyorum diyen çok şirket var." Etki haritası çıkarılırken sadece sayısal verilere değil, paydaşın hayatında gerçekleşen nitel değişimlere de odaklanılıyor. KUSIF'in öğretmenlerle yürüttüğü beş yıllık Ortak Ölçümleme çalışması, bu derinleşmenin en iyi örneklerinden biri. Bu çalışmada öğretmenlerin sadece kaç eğitim aldığına değil; 'barışçıl tutum geliştirme' ve 'değişimin öznesi olma' gibi derin kişisel ve mesleki dönüşümlerine bakıldı. Öğretmenlerin yalnızlık hissinin azalmasından, sınıflarında hak temelli bir dil kurmalarına kadar uzanan bu değişim zinciri, gerçek etkinin ancak paydaşlarla kurulan açık bir diyalog ve veri takibiyle yönetilebileceğini kanıtlıyor.

GERÇEK VE DÜRÜST BİLANÇOLAR

Dr Gonca Ongan ve Agatha Fortuna aynı zamanda Sosyal Değer (Social Value) Türkiye'nin de kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Ongan şu anda derneğin başkanlığı görevini yürütüyor. Social Value International'ın yürüttüğü Gerçeğe Uygun ve Dürüst (True and Fair) kampanyası şu anda gündemlerindeki en önemli başlık. Mevcut finansal sistemde şirketler, kullandıkları temiz suyun veya yaydıkları karbon emisyonunun maliyetini bilançolarına 'dışsallık' olarak yansıtmayıp bu kalemleri finansal tabloların dışında tutuyorlar. Social Value International ise bu bilançoların 'true and fair' olmadığını savunuyor. Agata Fortuna; "Eğer bir şirketin CEO'su karbon ve iş yapmanın sosyal maliyetini göstermiyorsa, bu bilanço 'true and fair' mi? Şirketin CEO'suna 'emin misin?' diye sormak gerekiyor..." diyor. Bu yaklaşım, finans dünyasına etik bir sorumluluk getiriyor. Dr. Gonca Ongan, Sosyal Değer Türkiye olarak Türkiye'deki üniversitelerin hukuk fakülteleriyle iş birliği yaparak bu konunun yasal zeminini araştırdıklarını belirtiyor. Amaç, yatırımcıların sadece kâra değil, şirketin dünyaya verdiği toplam zararı ve yarattığı toplam değeri gösteren tablolara bakarak karar vermesini sağlamak. Ongan, bu sürecin bir ticari itibar meselesi olduğunun altını çiziyor: "Bir kurumun söylediğiyle yaptığı ayrıysa orada bütünlük (integrity) var diyebilir miyiz? Samimiyet etki yönetiminin kalbidir ve her şey dönüp dolaşıp etiğe gelir."

YARINI BUGÜN KURMAK

Sonuç olarak, etki ekonomisi Türkiye'deki şirketler için kapıyı çalmış durumda. Bu, sadece büyük ölçekli holdingleri değil, KOBİ'lerden sosyal girişimlere kadar tüm ekosistemi kapsayan bir dönüşüm dalgası. Dr. Gonca Ongan ve Agata Fortuna'nın mesajı oldukça net: Beklemek, en büyük maliyettir. Şirketlerin bir an önce etki odaklı düşünmeye başlaması, veri toplama altyapılarını kurması ve bu kültürü tüm departmanlarına yayması gerekiyor. Etki yönetimi, şirketlere sadece risklerini görme fırsatı sunmuyor, aynı zamanda yeni pazar fırsatları ve yenilikçi iş modelleri için de kapı aralıyor. Toplumun bir parçası olduğunu kabul eden ve yarattığı negatif etkileri minimize edip pozitif etkilerini maksimize eden kurumlar, geleceğin dünyasında söz sahibi olacak. ISO standartları yürürlüğe girdiğinde masada kalmak ve rekabet etmek isteyenlerin, hazırlıklarını dünden bitirmiş olması büyük bir önem taşıyor. İş dünyası 'Beyond ESG' (ESG'nin Ötesi) olarak tanımlanan, şirketin dünyayı nasıl etkilediğine odaklanan bencil olmayan bir döneme giriyor. Mevcut ESG kriterleri genellikle şirketin kendi finansal risklerini korumaya odaklanırken, etki yönetimi kurumun topluma ve gezegene ne kattığıyla ilgileniyor. Bu uyanışın içinde yer alan şirketler, sadece itibarlarını değil, gelecekteki varlıklarını da garanti altına alacak.

ETKİ YÖNETİMİNİN 10 KRİTİK SORUSU

Bir kurumun etkisini maksimize etmesi ve gerçek bir değişim yaratması için kendisine sorması gereken

10 temel soru bulunuyor:

1- Çözmeye çalıştığınız temel toplumsal sorun nedir?

2- Bu soruna önerdiğiniz çözüm ve faaliyetleriniz nelerdir?

3- Yaptıklarınız sayesinde kimlerin hayatında değişimler yaşanmaktadır? (Paydaş analizi)

4- Bu kişilerin hayatında ne tür değişimler yaşanıyor veya bekleniyor?

5- Bu değişimleri nasıl ölçebiliriz? (Göstergeler)

6- Bu değişimin ne kadarı kurumunuzun faaliyetleri sayesinde gerçekleşti? (Atıf ve katkı)

7- Bu değişimlerin etkisi ne kadar süreyle devam edecek?

8- Farklı değişimlerin paydaşlar gözündeki göreceli önemi nedir? (Değerleme)

9- Hangi değişimler önemlidir ve bizim tarafımızdan yönetilmeye değerdir? (Önemlilik)

10- Her bir değişim ne düzeyde gerçekleşti?

EN ÇOK OKUNANLAR